Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 190 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Televizyon


Televizyon
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Okur Adayları İçin
Yazar Mesaj
gizenil
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Sep 05, 2006
Mesajlar: 10
Nereden: ankara

MesajTarih: Pzr Şub 18, 2007 11:17 pm    Mesaj konusu: Televizyon Alıntıyla Cevap Ver

Bir Eğitim Aracı Olarak Televizyon ve Etkileri

Günümüzün en yaygın kitle iletişim aracı olan televizyon, insanlara bir yandan, hem görsel hem de işitsel uyaran sunarken, bir yandan da gerçek dünyalardan sanal dünyalara kadar bir çok durumu göstermektedir. Bunların sonucu olarak da dünyaya açılan bir çeşit pencere görevini üstlenerek bir çok evde baş köşededir. Televizyonun tüm insanlar, özellikle de çocuklar üzerinde görsel ve işitsel bir materyal olarak pek çok olumsuz etkileri olduğu tartışılmaktadır. Yaşantımıza giren her yeni şey gibi televizyonun da insanlar üzerindeki etkileri bir çok araştırmaya konu olmuştur. Evrensel bir araç olan televizyonun etkileri de genellikle evrenseldir. Ancak her toplum ve kültüre göre televizyonun etkileri bazı farklılıklar gösterebilmektedir. Ülkemizde de son yirmi yıl içerisinde televizyonun maddi açıdan ucuzlaması ve herkesin alabileceği bir fiyata inmesi, özel kanalların açılması, kablolu yayınların yaygınlaşması televizyonun bireyler üzerindeki etkilerinin arttığını düşündürmektedir (Atay Ve Öncü, 2006).
Türkiye’de televizyon izleme oranları giderek yükselmektedir. Özellikle de son yıllarda TV kanallarında bir furya hâlini alan dizilerin katkısıyla Türkiye’nin, televizyon izleme oranları bakımından, dünyada birinci sıraya yerleştiği görülmektedir. Daha önce günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, dizi filmlere izleyicilerin rağbet göstermesiyle birlikte 4 saat ortalamayla dünyada ilk sırada olan ABD’yi yakalamıştır. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de televizyonun, okuma alışkanlığını engellediği bilinen bir gerçektir. Bu durum Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB) hazırlanan raporda da ortaya çıkmaktadır. Televizyon izleme alışkanlığının, özellikle son yıllarda okuma alışkanlığı edinmede en etkin engelleyicilerden biri olduğunun belirtildiği raporda, çeşitli dönemlerde öğrenciler arasında yapılan anket sonuçlarına da yer verilmektedir. Anketten hareketle öğrencilerin boş zamanlarının büyük bölümünü ‘evde geçirdikleri’ ifade edilen raporda ayrıca, her Japon’un yılda 25, her İsviçreli’nin 10, her Fransız’ın 7, Türkiye'de ise her 6 kişinin yılda sadece bir kitap okuduğu belirtilmektedir (http).
Televizyonun toplumsal etkisi ve yarattığı sonuçlar açısından bakıldığında; televizyona karşı tedbir alınmasının, özellikle de küçük çocukların televizyondan korunması gerektiği net olarak ortaya çıkmaktadır.
Erken Çocukluk Dönemi (0-8 yaş), gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Televizyon, çocukların bu dönemde ilgilerini çeken ve özellikle görselliğe hitap eden ilgi çekici bir uyarıcı olma niteliğindedir. Bu uyarıcının çocukları olumsuz yönde etkilememesi için uygun yönlendirmeler ve düzenlemeler yapılması gerektiği tartışılmaktadır. Gerçekte televizyon çocukların öğrenmelerine katkı vermekte midir? Yoksa, çocukları oyalayan bir elektronik bakıcı olmaktan öteye geçememekte midir? “Bakıcı” sözcüğü, çocuğun son derece pasif, sessiz ve hareketsiz olduğu, dolayısıyla çocuğun televizyon seyrettiği sürece güvenli (hareket eden, öğrenmeye çalışan okulöncesi çocuğu her zaman tehlike ile karşı karşıyadır) bir ortamda bulunmasını ifade etmektedir. Oysa ki günümüzde “Çocuk Gelişimi” alanında “Bakım” sözcüğü yalnızca çocuğun beslenme ve güvende olmasını sağlama gibi fiziksel ihtiyaçları karşılama anlamında kullanılmamaktadır. Bakım, çocuğun psiko-sosyal gelişimini de kapsayarak, bir bütünlük içinde çocuğun tüm gelişim alanlarını ele alır. Örneğin, annenin çocuğunu beslerken onunla sıcak ve güven veren bir ses tonu ile konuşması çocukta temel güven duygusu yaratacaktır. Temel güven duygusu, çocuğu motor aktiviteler için cesaretlendirecektir, cesaret bulan çocuk fiziksel aktivitelerle daha çok deneyim kazanacak ve öğrenerek, öğrenmenin keyfini yaşayacaktır. Böylesine bir bakımı elektronik bir aletin gerçekleştirmesi mümkün değildir. “Elektronik Bakıcı Televizyon” bu bakımın yalnızca küçük bir boyutunda, çocuğu oyalayarak rol almaktadır (Atay Ve Öncü, 2006).
Televizyon Ve Eğitim
Televizyonun fonksiyonlarından birisi olan; izleyiciyi eğitme fonksiyonu, ülkelerin yönetim ve yaşayış tarzlarına, ülkedeki eğitim anlayışı ve eğitim politikasına, ayrıca televizyon istasyonlarının yönetim biçimlerine bağlı olarak değişiklikler göstermektedir.
Televizyonla eğitim, değişik ölçütlere göre, farklı şekillerde sınıflandırılabilir. Bu sınıflamalar açısından, televizyonun haber ve bilgi vermeye yönelik programları, “tamamlayıcı eğitim” grubunda yer almaktadır. Tv programları arasında, mesleklerle ilgili bilgi ve becerileri aktaran; bireyi belirli alanlara yöneltmeyi amaçlayan; teknolojik gelişmelere ve gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan duruma uyum göstermeye yardımcı olan; bireyin ufkunu genişletmeyi amaçlayan, bireyin demokratik yaşayışta yerini almasını sağlayan, temel bilgileri aktaran ve bireyleri çeşitli konularda aydınlatan programlar, “yaygın eğitim” kapsamına girmektedirler (Aziz, 1982).
İzleyici de; bilgi, beceri, duygu, düşünüş, kanaat ve tutumlar açısından, var olanı pekiştirmeyi veya değiştirmeyi, yenilerini kazandırmayı amaçlayan programlara, “eğitim fonksiyonlarını yerine getiren” veya “eğitici” programlar denilebilir. Bu programlar, çocuk, genç ve yetişkin olmak üzere değişik yaş gruplarında, farklı cinslere, farklı meslek gruplarına, farklı yerleşim birimlerindeki izleyici kümelerine yönelik olabilir (Özgen, 1985).
Televizyonun genel yayın programları içerisindeki, belirli izleyici kümelerini, belirli amaçlar doğrultusunda eğitmeyi amaçlayan programların yanı sıra, televizyonun doğrudan doğruya örgün eğitime yönelik “eğitim programları” da söz konusudur. Bu tür programlar, öğretim programlarıyla uygunluk gösteren, okul derslerine paralel olarak hazırlanan ve örgün eğitimi destekleyici programlardır. Televizyonun eğitim amacıyla kullanılışı, doğrudan eğitim veya zenginleştirici eğitim olarak ortaya çıkmaktadır. Eğitim televizyonu, ya eğitimin niteliğini geliştirmeye yardımcı olması ya da yer ve görevliler açısından ekonomik destek sağlaması için kullanılmaktadır. Eğitim televizyonu anlayışından kaynaklanan uygulamalara, ilköğretimden yüksek öğretime kadar bütün örgün eğitim kurumlarında rastlanmaktadır. Ayrıca okullarda kapalı devre televizyon yayınlarından da yararlanılmaktadır (McQuail, 1973; Swallow, 1973; Türkoğlu, 1983; Hızal, 1983; Kupisiewicz, 1985).
Televizyon yayınları, ister genel yayın programı içerisindeki eğitici yayınlar; isterse okul programlarına paralel, okuldaki öğretimi destekleyici, tamamlayıcı ve doğrudan örgün eğitime yönelik eğitim yayınları olsun; temelde davranış değiştirmeye ve izleyici açısından öğrenmeye, televizyon açısından öğretmeye dayanmaktadırlar. Bu nedenle, söz konusu bu yayınların hazırlanması ve sunulmasında, öğrenme-öğretme kuramlarının ve bu kuramlar doğrultusunda yapılan araştırmaların sonuçlarının dikkat alınması gerekmektedir. Ayrıca, hedef-izleyici grubunun çeşitli yönleriyle tanınması ve bu yönde yapılmış psikolojik ve sosyolojik araştırma sonuçlarından haberdar olunması gerekmektedir. Ulaşılmak istenen hedeflere en uygun yöntemlerin, araç-gereçlerin seçilip kullanılmasına ilişkin bilgi ve beceriler de gerekli olmaktadır. Böylece, hedef-izleyici gruplarının yaş, cinsiyet, meslek, istek ve gereksinimlerle ilgili özelliklerine uygun, belirlenen hedefleri gerçekleştirecek yöntem, araç ve gereçlerin kullanıldığı programlar hazırlanıp sunulabilecektir. Bütün bu gereklilikler, programı hazırlayan ekibin ve özellikle program yapımcısının bir takım bilgi, beceri ve yeteneklere sahip olması gerektiğini beraberinde getirmektedir (Groombridge, 1976; Jenkins, 1980; Aziz, 1982).
Çilenti ( 1980; 1982; 1984), kitle iletişim araçlarını, E. Dale’in öğrenme modeline dayanarak değerlendirmekte ve televizyonun göze ve kulağa hitap eden bir araç olarak öğrenmedeki yerini tespit etmektedir. Bu değerlendirmeye göre, Tv, somuttan soyuta doğru giden öğrenmelerde, Dale’in yaşantı konisinin ortaya yakın üst kısmında yer alan, diğer eğitim araç ve yöntemlerinin kullanılabildiği bir eğitim aracıdır. Öğrenilenlerin yüzde 83’ü görme, yüzde 11’i işitme yoluyla öğrenilmekte ve işitilenlerin yüzde 20’si, görülenlerin yüzde 30’u, görülüp işitilenlerin ise yüzde 50’si hatırlanabilmektedir.
Diğer kitle iletişim araçlarının özellikleriyle karşılaştırıldığında, televizyonun eğitim açısından önemli bir yere ve öneme sahip olduğu, televizyonun bireyin birden fazla duyu organına uyararak algılama, hafızada tutma ve öğrenmede kolaylık sağladığı ve bireyde öğrenme isteği uyandırdığı görülmektedir (Aziz, 1982).
Televizyonun eğitim televizyonu ve okul televizyonu olarak kullanılması yönünde, değişik ülkelerde çeşitli uygulamalar yapılmıştır. Bu uygulamalar, ülkelerin politik, sosyal ve eğitim ile ilgili koşullarına ve özelliklerine, televizyon sisteminin yönetimine ve olanaklarına bağlı olmaktadır. Söz konusu uygulamalarda, televizyonun sınırlılıklarını ve olumsuz yönlerini tamamlayıcı yöntemlerden yararlanılmakta ve televizyonla eğitim bu şekilde desteklenmektedir. Eğitim televizyonu, çeşitli öğretim kademelerine yönelik olabildiği gibi, okul öğretim programlarının tamamına veya belirli bilim dallarına, ders konularına yardımcı bir nitelikte olabilmekte; okuldan ayrı bir sistem olarak diploma veya sertifika verebilmektedir (Berwanger, 1979; Sözer, 1979; Özbilgin, 1984).
Televizyonla eğitim uygulamaları (özellikle gelişmiş ülkelerde), bireylerin, hayatın gerektirdiği temel bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazanmalarına yardımcı olacak ve örgün eğitimle sağlanamayan temel eğitimi gerçekleştirecek şekilde kullanılmaktadır. Televizyonun bu şekilde kullanılması “fonksiyonel eğitim” olarak adlandırılmaktadır. Fonksiyonel eğitim ile ilgili uygulamalar, okuma-yazma eğitiminden mesleklerle ilgili eğitime, sağlık ile ilgili eğitimden toplum kalkınmasına ve üretime yönelik eğitime varıncaya kadar, çok çeşitli konu ve alanlarda gerçekleştirilmiştir (Topuz, 1985; Türkoğlu, 1984; Aziz, 1982).
Türkiye’de Televizyon Ve Eğitim
Türkiye’de ilk defa 1968 yılında yayına başlayan televizyonda, iletişim işlevlerinin yanı sıra yaygın ve tamamlayıcı eğitim anlayışı doğrultusunda izleyiciyi eğitme fonksiyonunu da yerine getiren programlara yer verildiği görülmektedir. Söz konusu programlar arasında, yerli yapımlarla beraber, dış kaynaklı programlar da yer almaktadır. Eğitici yayınların bir kısmı, yetişkinlere hitap eden, genel bilgi veren ve günlük yaşantıda uygulanabilecek becerileri, etkinlikleri öğreten programlardan oluşmaktadır. Bunlar; yabancı dil yayınları, trafik, çevre ve insan sağlığı, beslenme, giyim, spor, el sanatları, çocuk bakımı vb. konularla ilgili yayınlar ve köy yaşantısı ile ilgili, köyün sorunlarına yönelik programlardır. Bu programlar, değişik yıllarda, değişik süre ve oranlarda yayınlanmıştır. 1981-82 yıllarında, “Tv Okulu” adıyla yayınlanan bir program dizisi, örgün eğitim sürecine girmemiş olan yetişkinlere okuma-yazma öğretmek amacıyla yayınlanmıştır (Aziz, 1975; Aziz, 1982; Özgen, 1985).
Köy yayınları, kadına yönelik yayınlar ve genel eğitim yayınları olarak gruplandırılan ve yetişkinlere hitap eden bu yayınların yanında çocuklara yönelik eğitici yayınlar da söz konusudur. Okul öncesi dönemdeki ve okul çağındaki çocuklara bilgi veren ve onları eğlendiren programlar, yabancı programlarla (özellikle çizgi filmlerle) desteklenerek, televizyonun ilk yayın yılından itibaren değişik oranlarda yayınlamıştır ve artarak yayınlanmaya devam etmektedir (Aziz, 1975; Aziz, 1982; Özgen, 1985).
Türkiye’de eğitim televizyonu, okul televizyonu anlayışı doğrultusunda yayınlanan programlar, genellikle yüksek öğretim seviyesindedir. İlköğretim programlarına paralel bir biçimde, örgün eğitime ve yetişkinlerin temel eğitimine yardımcı olması amacıyla MEB tarafından hazırlanan bir program, 1970-1973 yıllarında “okul televizyonu” adıyla yayınlanmıştır. 1973 yılında, bu yayına, lise ve ortaokul seviyesinde fizik, matematik, sosyal bilgiler, fen bilgisi ve yabancı dil programları eklenmiştir. Yüksek öğretim seviyesinde, üniversiteye hazırlık kursları niteliğinde yayınlanan programlar kısa süreli olmuştur. 1976 yılında YAY-KUR yayınları başlamış ve 1978 yılında sona ermiştir. 1982-83 yılında AÖF’nin faaliyete geçmesi ile televizyonda açık öğretim yayınları da başlamıştır (Hızal, 1983; Aziz, 1982; Çilenti, 1982; Açıkalın, 1985; Özbilgin Vd, 1985).
Sonuç
Modern topluma geçişle birlikte yükselen yaşam standartları, insanı doğadan kopararak, beton mezarlara dönüşen kentlere hapsetmiştir. Dört duvar arasında doğup büyüyen, çalışan anne-babaların çocuklarını sağlıklı olarak büyütmesi, onlarla sosyallik içinde bütünleşmesi giderek büyük bir zorluğa dönüşmektedir. Bu zorluğu ortadan kaldırmanın yolu ise, dört duvar içinde hapsedilen çocuğu güvende tutmanın yolu olarak, bir kurtarıcı, bakıcı, oyalayıcı, zaman geçiştirici olarak televizyona düşmektedir. Anne-babaların çocuklarını beslemek için bile televizyondan yararlandığı görülmektedir. Televizyon izlerken, televizyonun büyüsü içinde çizgi film, reklam ve dizilere odaklanan çocuğu beslemek, çalışan ve yorgun kentli anne-babaların kolayına gelmektedir. Elbette, görünürde yaşamı kolaylaştırıcı bir araç olarak televizyon, gelecekte ortaya çıkabilecek ekran bağımlısı, antisosyal, reel yaşam ve doğadan uzak, okumaktan hoşlanmayan bireylerin yetişmesinin ana faktörü olarak, başlangıçta oldukça masum bir araç olarak evlerimizde ve sürekli açık olarak durmaktadır. Bir tuşun ucundaki sanal dünya, insanı gerçeklikten, sosyallikten alıp uzaklaştırarak kendine katmakta ve bir süre sonra tutsak almaktadır. Bu tutsaklık bile bile, isteye isteye ve gönül rızası ile gerçekleşmektedir. Daha sonra bundan şikayet etmek ve suçu çocuğa yüklemek, beyhude bir çaba olacaktır.
Modern toplumun anne-babası, televizyon denen hapisliğin bilincinde olarak, çocuk sahibi dahi olmadan önce, bu olgu üzerinde düşünmeli, bilgilenmelidir. Kamu adına sorumluluk taşıyan kurum ve kuruluşlar, bu konuda anne-babaları bilinçlendirmeli, yüksek öğretim kurumlarında içeriği uygun olan derslerde bu konuklardan da bahsedilmelidir.

Şenay YAPICI
Başa dön
ALPAYDIN
Yeni Üye


Kayıt: Feb 11, 2007
Mesajlar: 39

MesajTarih: Pts Şub 19, 2007 12:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Avlu-ev yapısından, apartman hayatına geçiş dönemi ve aile yapısından teknoloji bireyselliğine dönüşen çöküş sürecinde; bizlere hizmet etmesi gereken bu alete biz hizmet eder olduysak durum vahim.
Başa dön
LEV_TOLSTOY
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 24, 2006
Mesajlar: 671
Nereden: İstanbul

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 12:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yazar güzel bahsetmiş.
Televizyon akıllı kullanılmayınca elde patlayan bir bombadır.Hemde yaşarken ölü dolaştıran bir bomba...
Başa dön
hakandemir
Yeni Üye


Kayıt: Jan 28, 2007
Mesajlar: 60
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cmt Hzr 02, 2007 3:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

günde 12 saat televizyona izlemek zorundayım.
lanet olsun.
Başa dön
hakandemir
Yeni Üye


Kayıt: Jan 28, 2007
Mesajlar: 60
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cmt Hzr 02, 2007 3:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

kötülüğü şeytan başlattı, televizyon geliştirdi.
Başa dön
komanchi
Yeni Üye


Kayıt: Apr 15, 2007
Mesajlar: 93

MesajTarih: Pzr Hzr 03, 2007 3:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çok şükür televizyonu hayatımızdan çıkaralı çok oldu. Bu sefer de arkadaşları internet başından nasıl kaldırabileceğimi düşünüyorum. Her şeyi karasevdaya dönüştürme eğilimimizden ne zaman vazgeçeceğiz? Asıl değerin insan olduğunu ne zaman anlayacağız? Hadi anladık, bunları ne zaman pratiğe dökeceğiz?
Başa dön
sartre
Yazar


Kayıt: Jan 25, 2007
Mesajlar: 312
Nereden: ötelerden, ötesizliklerden

MesajTarih: Sal Hzr 12, 2007 6:23 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Postmedernizmin bize sunduğu lanet olası alet.
Dünya bir modernite daha göremiyecek sanki...
Başa dön
egehakan
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Jun 12, 2007
Mesajlar: 18

MesajTarih: Sal Hzr 12, 2007 11:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kimse televizyona lanet okumasın boşuna!
Kimsenin hakkı yok buna. Eğer televizyon olmasaydı dünyadaki gelişmeleri bu kadar kısa bi zamanda öğrenebilecekmiydiniz?
Atıp tutun televizyon hakkında sonra da başından kalkmayın!
Başa dön
oasiller
Yeni Üye


Kayıt: Jan 11, 2007
Mesajlar: 62

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 10:06 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tuhaf şey! Yabancı girmesin diye evlerinin kapılarını kilitliyorlar; Sonra da... Televizyonlarını açıyorlar!
Başa dön
08parpali
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 572
Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 1:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Allahtan internet var.
Başa dön
gulsade
Yazar


Kayıt: Jun 07, 2007
Mesajlar: 109

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 3:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kıyametin alametlerinden olan o tek gözlü canavar televizyon olabilir diye konuşulmuştu bir arkadaş sohbetinde o gün bu gündür gerçekten bir canavarın karanlık gözü gibi ürkütücü geliyor ama korkmak da vazgeçiremiyor başında saatler geçirmekten.tek gözü olduğu kesin ama insanın ruhuna bağlanmasına yarayan kollarıda var bence.
Başa dön
ruzigar
Yeni Üye


Kayıt: Feb 07, 2007
Mesajlar: 60

MesajTarih: Sal Hzr 19, 2007 6:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alçaklık vericisi.
Başa dön
komanchi
Yeni Üye


Kayıt: Apr 15, 2007
Mesajlar: 93

MesajTarih: Sal Hzr 19, 2007 6:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Pandora'nın Kutusu
Başa dön
archeon06
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Jun 20, 2007
Mesajlar: 4
Nereden: ankara

MesajTarih: Çrş Hzr 20, 2007 10:10 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

arz ve taleple ilgili biraz.
ve zaaflarımızın kullanılmasıyla.
unutmayın o zaaflar bize ait.
Başa dön
kobe
Yeni Üye


Kayıt: Jun 24, 2007
Mesajlar: 38
Nereden: karakuyu'dan

MesajTarih: Sal Hzr 26, 2007 12:17 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

http://www.youtube.com/watch?v=gg-xK12KjHk

TRT'nin ilk yayını 31 Ocak 1968
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Okur Adayları İçin Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Toplumun ruh sağlığını televizyon boz... unlem_isareti Psikoloji 4 Cmt Tem 29, 2006 1:05 pm
Yeni mesaj yok Televizyon kanalları Poe Sosyoloji 2 Cum Ekm 07, 2005 2:08 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke