Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 78 Üye Adayı ve 4 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Japonya


Japonya

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Asya
Yazar Mesaj
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1433

MesajTarih: Sal Şub 13, 2007 10:56 pm    Mesaj konusu: Japonya Alıntıyla Cevap Ver

Japon takımadaları Asya kıtasının doğusunda yer alır. 3800 kilometre uzunluğunda, yay görünümlüdür. Toplam yüzölçümü 377.815 kilometrekaredir. Alan itibariyle dünya karalarının binde 3'ünden daha az bir büyüklüğü sahiptir. (İngiltere'den biraz büyük, Hindistan'ın 1/9'u, ABD'nin ise 1/25'dir.) Takımadalar içinde dört ana ada vardır. Bunlar büyükten küçüğe sırayla Honşu, Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku adalar zinciridir. Honşu'nun alanı toplam alanın yüzde 60'ından fazladır. Bunun yanısıra yaklaşık 3900 küçük ada bu dört büyük adayı tamamlar. Japon adaları aslında Güneydoğu Asya'dan Alaska'ya kadar uzanan dağ sıralarının bir bölümüdür.nü oluşturur. Sahiller uzun ve kayalıktır. . Japonya'nın toplam yüzölçümünün yüzde 71'i dağlıktır. Dağların araları berrak göller, nehirler ve sayısız vadilerle doludur. Ülkenin en yüksek dağı Fuji 3776 metredir. Fuji dağı Japonya'daki 77 aktif volkandan biridir. Popüler dinlenme ve turizm odaklarından biri olan sıcak su kaplıcaları da bu volkanların ürünüdür. Bu volkanik faaliyetlerin bir diğer sonucu da sarsıntı ve depremlerdir.



Japonya, muson bölgesi ile ılıman bölgenin birleştiği noktada yer alır. İklim, okyanusun ve karasal hava akımlarının etkisi altında genelde ılıman bir karakteri vardır. Japonya'da genellikle dört mevsim yaşanır. Haziran ortalarında başlayan yaz ılık ve nemlidir. Yağmurlu mevsimin hiç yaşanmadığı, kuzeydeki Hokkaido adası dışında , çoğunlukla yazı, yaklaşık bir ay süren yağmurlu bir mevsim takip eder.
Kış, Pasifik kıyılarında güneşli ve yumuşak geçer. Japon denizi kıyılarında ise bulut hakimdir. Dağlık iç kısım ise dünyanın en karlı bölgelerinden biridir. Hokkaido'nun en belirgin özelliği sert kışlarıdır. Eylül ayıyla birlikte ülkenin içlerinde şiddetli rüzgar, tayfun ve sağanak yağışlar yaşanır.
Başkent Tokyo, Tahran, Los Angeles ve Atina ile aynı enlemdedir. Yaz aylarında görülen nemli ve çok sıcak havanın tersine kış, düşük nem oranı ve arasıra yağan karla ılıman geçer.
Japonya'nın nüfusu 123 milyon dolayındadır. Bu bakımdan dünyanın en kalabalık yedinci ülkesidir. Ancak nüfus artış hızı sıfır düzeyindedir. Esi dönemlerde adalardaki yerli halk ile kıtada yaşayan halkların karışması sonucu bugünkü Japon halkı oluştu. Ülkede nüfus yoğunluğu yüksektir. Kilometrekareye 332 kişi düşmektedir. Arazinin genelde dağlık ve iskan edilemez nitelikte olduğu, ülkenin ancak yüzde 10'unda yaşanabildiği de unutulmamalıdır. Nüfusun 4/5'inden fazlası şehir ve kasabalarda yaşamaktadır. En büyük kent olan Tokyo'nun nüfusu ise 12 milyon dolayındadır.




Japonya'daki egemen dinler şinto ve Budizm'dir. İlginç olansa çoğunlukla halkın her iki dinin de törenlerine katılmasıdır. Örneğin düğün törenleri genelde şinto dininin kurallarına göre yapılır. Cenazelerde ise genelde Budist törenler uygulanır. Şinto ülkenin yerli dinidir. Ormanlarda, dağlarda, denizlerde, kısacası doğada "kami" denilen ruhların yaşadığına inanılırdı. Doğa ile uyum içinde yaşayan eski topluluklar bu ruhları sayarlardı. Bu inanç Şinto dininin temelini oluşturur. Sonraları bu ruhlara atalar ve kahramanlar da eklendi. Bazı evlerde bu ruhlara yiyeceklerin sunulduğu "tanrı rafı" bulunur. Budizm ise Şinto'dan farklı olarak 6. yüzyılda, Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan ithal edilmiştir. İlk kez 16. yüzyılda Portekizli denizciler aracılığıyla gelen Hristiyanlık ise nüfusun küçük bir kısmınca benimsenmiştir
Japon takımadalarına, ilk olarak adaların hala Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde, yaklaşık 100 bin yıl önce yerleşilmişti. Arkeolojik araştırmalar yontma taş devrinde takımadalarda yaşayan insanların temelde avcılık ve toplayıcılıkla geçindiklerini ortaya çıkarmıştır. Cilalı taş devrinde zarif taş aletler yapılmış, ok ve yay kullanılarak ileri avlanma teknikleri geliştirilmiş ve yemek pişirmek ve saklamak için toprak kaplar üretilmiştir. Jomon stili (sicim desenli) kaplar nedeniyle, MÖ. 8 bin ile MÖ. 300 yılları arasındaki dönem Jomon dönemi olarak adlandırılır.
MÖ.300 yıllarında Asya kıtasından tarım, basit pirinç ekimi ve metal işçiliği teknikleri gelmiştir. Japonya'da yaşayanlar tarımsal üretimi artırmak için günlük yaşamlarında tarım aletleri ve demir silahlar, ayrıca dini ayinler için bronz kılıçlar ve aynalar kullanmışlardır. Bu dönemde işbölümü, yöneten ve yönetilenler arasındaki ayrılığı derinleştirmiş ve ülkede pekçok küçük devlet kurulmuştur. MÖ. 300 ile MS 300 yılları arasına rastlayan ve çömlekçi çarkında seramiklerin üretildiği döneme Yayoi dönemi denmiştir.
4. yüzyılda küçük devletler birleşti ve tüm milleti yöneten güçlü politik otorite Yamato'da (şimdiki Nara eyaleti) merkez kurdu. 4 ve 6. yüzyıllar arasında Kore'den gelen Budizm ve Konfüçyusçuluk'u kapsayan Çin kültürünün yanısıra tarımda da büyük gelişmeler görüldü. 4. yüzyılın sonlarından itibaren Kore yarımadasındaki krallıklar ve Japonya arasında ilişkiler başlamıştır. Aslında Çin'in Han hanedanlığında geliştirilen gemi yapımı, tabaklama, metal işçiliği ve dokuma gibi endüstriyel sanatlar Kore yoluyla ülkeye tanıtılmıştır.
Temeli resim yazısına dayanan Çince yazım biçimi kabul edilmiş ve bu vesileyle Japonlar Konfüçyus felsefesini, astronomi ve takvimin işleyişini ve tıbbın ilkelerini öğrenmişlerdir. Budizm 538 yılında Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan Japonya'ya geldi. Çin hükümet sistemi Japon yöneticilerinin, üzerine kendi sistemlerini kurdukları bir model olmuştur.
8. yüzyılın başında ülkenin ilk daimi başkenti Nara'da kurulmuştu. 710'dan 784'e kadar, 70 yıldan uzun bir süre Japon imparatorluk ailesi burada oturmuş ve giderek otoritesini tüm ülkeye benimsetmiştir. O zamana kadar başkent veya payitaht şimdiki Nara, Kyoto ve Osaka şehirleri arasında sık sık yer değiştiriyordu.
794 yılında Çin'in o zamanki başkent model alınarak, Kyoto'da yeni bir başkent inşa edildi. Kyoto yaklaşık 1000 yıl ülkeye başkentlik yapacaktı. Başkent'in Kyoto'ya taşınması, 1192'ye kadar devam edecek olan Heian döneminin başlangıcı anlamına gelir. Bu, Japonya'da sanatsal gelişimin görüldüğü muazzam dönemlerden biriydi. 9. yüzyılın sonlarına doğru Çin ile ilişkiler kesilmiş ve Japon uygarlığı kendi özel niteliğini ve formunu bulmaya başlamıştır.
Bu, dışarıdan getirilmiş kavramların yavaş yavaş aslında Japon stiliymiş gibi gösterildiği bir asimilasyon ve adaptasyon yöntemiydi. Bu yöntemin en tipik örneği, Japon yazısının Heian dönemindeki gelişimidir. Çince yazımdaki güçlük, yazarları ve rahipleri Çince formlara dayalı iki ayrı hece sistemi üretmeye itti. Heian döneminin ortalarına doğru "kana" adı verilen bu iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş biçimde kullanıma girmiştir.
İncelik ve nezaket, başkentteki yaşama damgasını vurmuştur. Saray sanatsal ve sosyal zevklere dalmış, bu arada eyaletlerdeki savaşçı klanlar üzerindeki otoritesi giderek zayıflamıştır. Krallığın etkin kontrolü giderek elden çıkarken; bu, Japonya'nın çalkantılı ortaçağında , soyları eski imparatorlara kadar uzanan iki rakip askeri aile olan Minamotolar ile Tairalar için bir ödül olmuştur. Sonunda Minamotolar 1185'de İç Deniz'de destansı Dannoura çarpışmasında rakip Taira klanını imha ederek, hakim olmuşlardır.
Minamotolar'ın zaferi, etkin politik gücün kaynağı olan kraliyet tahtının zımnen yok edilmesini ve askeri yöneticilerce, bir başka deyişle birbiri ardına gelen şogunlarca sürdürülen yedi yüzyıllık feodal yönetimin başlangıcını belirledi. 1213 yılında gerçek güç, Minamotolardan Yoritomo'nun eşinin ailesi olan Hojolar'a geçti ve Şogun vekili olarak 1333'e kadar Kamakura'da askeri hükümeti yürüttüler. Moğollar bu süre zarfında biri 1274 ve ikincisi 1281'de olmak üzere kuzey Kyuşu'ya iki defa saldırdılar. Zayıf güçlerine rağmen, Japon savaşçıları yerlerini başarıyla muhafaza ettiler ve istilacıların iç kısımlara girmelerini önlediler. Her iki saldırı teşebbüsünde de meydana gelen ve donanmalarının büyük kısmını mahveden tayfunların ardından Moğol güçleri Japonya'dan çekildiler.
Temeli resim yazısına dayanan Çince yazım biçimi kabul edilmiş ve bu vesileyle Japonlar Konfüçyus felsefesini, astronomi ve takvimin işleyişini ve tıbbın ilkelerini öğrenmişlerdir. Budizm 538 yılında Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan Japonya'ya geldi. Çin hükümet sistemi Japon yöneticilerinin, üzerine kendi sistemlerini kurdukları bir model olmuştur.
1333'den 1338'e kadar süren imparatorluk yönetiminin kısa ömürlü restorasyonunun ardından Kyoto, Muromaçi'de Aşikaga ailesi tarafından yeni bir askeri hükümet kuruldu. Muromaçi dönemi 1338'den 1573'e kadar, iki yüzyıldan uzun sürdü. Bu dönem zarfında Buşido'nun sert disiplini, estetik ve dini faaliyetlerde ifadesini bulmuş ve bugün bile başta gelen özelliği klasik anlamda sadelik ve kontrol yeteneği olan ülke sanatına damgasını vurmuştur.
200 yıllık yönetimin ardından Muromaçi'deki şogunluk, ülkenin diğer kesimlerindeki rakip klanların, kendi otoritesine karşı giderek büyüyen meydan okumalarıyla karşılaşmıştır. 16. yüzyılın sonlarına doğru, Japonya yücelik uğruna savaşan bölgesel beylikler yüzünden bir iç savaşla parçalanmıştı. Düzen 1590'da büyük general Toyotomi Hideyoşi tarafından yeniden kuruldu. Hideyoşi 1592 ve 1597'de Kore'ye her ikisi de Çinlilerin ve Korelilerin direnci karşısında başarısızlığa uğrayan iki istila hareketi başlamıştı. Onun Japonya'yı uzlaştıran ve birleştiren çalışmaları, Tokugava Şogunluğu'nun kurucusu Tokugava Ieyasu tarafından da pekiştirilmiştir. Japon şatolarının en ünlülerinin inşası da bu iç savaşların yaşandığı geçiş evresine rastlamaktadır.
Bu, dışarıdan getirilmiş kavramların yavaş yavaş aslında Japon stiliymiş gibi gösterildiği bir asimilasyon ve adaptasyon yöntemiydi. Bu yöntemin en tipik örneği, Japon yazısının Heian dönemindeki gelişimidir. Çince yazımdaki güçlük, yazarları ve rahipleri Çince formlara dayalı iki ayrı hece sistemi üretmeye itti. Heian döneminin ortalarına doğru "kana" adı verilen bu iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş biçimde kullanıma girmiştir.
Kendini Japonya'nın etkin yöneticisi olarak kabul ettiren Ieyasu, şogunluğunu 1603'de şimdi Tokyo olarak bilinen Edo'da kurdu. Bu Japon tarihinin en önemli dönüm noktasıydı. Ieyasu, gelecek 1265 yıl için özellikle politik ve sosyal kanunlar olmak üzere halkın yaşantısının her yönüyle tasarlandığı bir kalıp yarattı.
Ieyasu'nun tesis ettiği sosyal ve politik yapının entegrasyonunu korumanın bir yolu olarak 1639'da Tokugava Şogunluğu, Japonya'nın kapılarını dış dünyaya fiili şekilde kapatarak, şiddetli bir adım attı. İlk Batılılar Japonya kıyılarına bir önceki yüzyılda Muromaçi döneminde ulaştılar. Ülkeye ateşli silahları tanıtan Portekizli tacirler 1543'te Japonya'nın güneybatısında küçük bir adaya yerleştiler. Sonraki birkaç yıl içinde bunları, Saint Francis Xaviar önderliğinde Cizvit misyonerleri ve İspanyol gruplar takip etti. Hollandalı ve İngiliz tacirler de Japon topraklarına yerleştiler. Avrupalıların bu akınlarının Japonya üzerinde çok derin etkileri oldu. Bu misyonerler özellikle Japonya'nın güneyinde çok sayıda kişinin inanç değiştirmesine sebep oldular. Şogunluk Hrıstiyanlığın birlikte geldiği ateşli silahlar kadar patlayıcı bir potansiyel teşkil edebileceğini fark etti. Sonunda Hrıstiyanlık yasaklandı ve Togukava Şogunluğu, Nagasaki Limanı'ndaki küçük Dejima adası içinde yaşayan bir avuç Hollandalı tüccar, Nagasaki'de yaşayan Çinliler ve arasıra Kore Lee Hanedanlığı'ndan gelen resmi elçiler dışında yabancıların ülkeye girişini yasakladı. Yaklaşık 250 yıl boyunca Japonya'nın dış dünya ile tek bağlantısı bu insanlardı. 18. yüzyılın sonlarından itibaren açılma yönünde giderek artan baskılar 19. yüzyılın ortalarında meyvelerini verdi. 1853 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin dört gemilik bir filosu Tokyo Körfezi'ne demir attı. Bir sonraki yıl aynı ziyareti gerçekleştiren Amerikan filosu bu ikinci ziyaretinde, bu kez iki ülke arasında bir dostluk anlaşmasına imza attı. Bunu, hemen Rusya, İngiltere ve Hollanda izledi. Bu Japonya'nın içe kapalı geçirdiği dönemin bittiğini haber veriyordu. Dört yıl sonra dostluk anlaşmasını ticaret anlaşmalarını izledi. Bu aşamada kervana Fransa da katıldı.
İkili anlaşmalar feodal dönemin de sonunu getirdi. Ülke önce kargaşaya sürüklendi. 10 yıl kadar süren kargaşanın ardından Tokugava Şogunluğu tarihe karışırken, 1868 tarihi itibariyle Meiji Restorasyonu dönemi başladı. Hakimiyet İmparatora geçti.
Meiji dönemi Japonya'nın modern tarihinin de başlamasını haber verir. Bu dönemde Japonya Batı'nın yüzyıllar içinde kurduğu modern sanayileri, politik kurumları, kısacası modern bir toplumu 20-30 yılda yaratıverdi. Başkent Kyoto'dan bir önceki başkent olan Edo'ya taşındı. Ancak adı Tokyo olarak değiştirildi. Tokyo, "doğu başkenti" anlamındadır. Yüzyılların birikimi çok geçmeden kendini gösterdi. Ülke her bakımdan gelişmeye ve genişlemeye başladı. Bu gerektiğinde savaş anlamına da geliyordu. 1894-1895 yıllarında Çin ile yapılan savaşı Japonya kazandı ve Tayvan'ı ele geçirdi. Japonya 1904-1905 yıllarında Rusya ile yapılan savaşı da kazandı Güney Sahalin'i eline geçirdi. Aynı yıl Kore'nin yönetimini aldı, bu ülke 1910'da ilhak edildi.Bundan iki yıl sonra da İmaparator Meiji öldü. Bundan sonraki dönemde ülke büyümesini sürdürmekle birlikte ekonomik durgunluklar, siyasi çalkantılar ülkeyi kaosa sürükledi. Egemen güçler arasındaki çekişmeler, ülkeyi İkinci Dünya Savaşı'nın tam ortasına taşıdı. 1945 Ağustos'unda İmaparator'un emriyle halk silahlarını bıraktı, ülke teslim oldu. Ülke altı yıl kadar müttefiklerin kontrolünde kaldı. Bu dönemde ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını değiştirecek, reform nitelikli bir dizi yapılanmaya gidildi. Tarım alanları yeniden paylaştırıldı. Zaibatsu denilen aile şirketleri dağıtıldı. İşçilere ve kadınlara çeşitli haklar tanındı, 1947'de liberal bir anayasa ilan edildi. 1951 San Francisco Barış Antlaşması ile Japonya dış ilişkiler kurma hakkını yeniden kazandı. Bu tarihten itibaren yaklaşık 15 yılda ülke yeniden uluslararası rekabet gücüne ulaştı. 1964 Tokyo Olimpiyatları ülkenin uluslararası arenaya kabul edilişinin ve ülkenin yeniden ayağa kalkmasının tescili niteliğindeydi. Bütün dünyayı etkileyen sosyal olaylar Japonya'da kurumların geliştirilmesi sonucunu doğurdu. Bundan sonraki dönemin en önemli olayları ise 1972'de Okinava'nın Amerikan yönetiminden tekrar Japonya'ya geçmesi ve Çin ile bir uzlaşmaya varılmasıdır. Bu tarihten sonra Japonya özellikle uluslararası ekonomik ve mali piyasa v kuruluşların baş aktörlerinden biri haline geldi.
İmparator Hirohito'nun vefatı üzerine 7 Ocak 1989'da Akihito, Japon İmparatoru olarak tahta geçti. Milletvekilleri ile yaptığı ilk resmi görüşmede İmparator Akihito, Anayasa'ya bağlı kalacağına söz verdi ve ulusun daha da kalkınması, dünya barışı, halkın refahını tesis konularında isteklerini ifade etti. İmparator Hirohito ve İmparatoriçe Nagako'nun ilk oğlu olan İmparator Akihito 23 Aralık 1933'de Tokyo'da dünyaya geldi. Veliaht Prens Akihito 1952'ye kadar Gakushuin Lisesi'nde ilk ve orta öğrenimini tamamladı ve 1956'ya kadar Gakushuin Üniversitesi'nde eğitim gördü. Nisan 1959'da, Shoda Michiko ile evlendi.
Savaş sonrası asilzadelik kaldırıldı ve yalnızca İmparatorluk Ailesi üyelerinin asil sıfatlarını kullanmasına izin verildi. Eski İmparator Hirohito'nun evlenen kızları imparatorluk sıfatlarını terketmişlerdir

Japon Anayasası 3 Kasım 1946'da resmen ilan edildi ve 3 Mayıs 1947'de yürürlüğe girdi. Anayasa'da, Japon halkı demokratik düzen ve barış ideallerini desteklemeyi taahhüt etmektedir. Anayasa'nın başında şu ibare vardır: "Biz, Japon halkı, her zaman için baskı ve taassubun, zulüm ve köleliğin dünyadan uzak tutulması ve barışın korunması için mücadele ederek, uluslararası toplumda şerefli bir yere sahip olmak isteğindeyiz."
Anayasa'ya göre,
- İmparator, halkın birliğinin ve devletin sembolüdür. Hükümran güç halkın elindedir.
- Japonya savaşı mutlak bir hak olarak reddeder. Ayrıca, gücün diğer milletlerle münakaşa etmek için kullanılmasını ve yönlendirilmesini de reddeder.
- Temel insan hakları, ebediyen ve dokunulamaz şekilde garanti altına alınmıştır.
- Eski Asilzadeler Meclisi'nin yerini, üyeleri, Temsilciler Meclisi üyeleri gibi halk tarafından seçilen Senato almıştır. Senato'nun Temsilciler Meclisi'ne üstünlüğü vardır.
- Yürütme yetkisi, topyekün Parlamento'ya karşı sorumlu olan Kabine'nindir.
- Anayasa'da kararlaştırılan durumlar dışında Imparator'un hükümetle ilgili yetkisi yoktur. Bunun yanısıra, örneğin, Başbakanı ve Yargıtay baş hakimini atar. Ancak, Başbakan ilk önce Parlamento tarafından, baş hakim de Kabine tarafından belirlenir. İmparator'un ayrıca halk adına kanun ve anlaşmaları yürürlüğe koymak, Parlamento'yu toplantıya çağırmak ve Kabine'nin tavsiye ve tasvipleri doğrultusunda şeref nişanı vermek gibi görevleri mevcuttur.
Japonya, başkent Tokyo da dahil olmak üzere 47 eyalete ayrılmıştır. Eyaletler, şehirler, kasabalar ve köyler yerel yönetimlerin idaresindedir. Eyalet valileri ile şehir, kasaba ve köy belediye başkanları, yerel meclislerin üyeleri gibi, ilgili bölgeye kayıtlı seçmenler tarafından seçilir.
Başa dön
AyEsHa
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 27, 2006
Mesajlar: 1090

MesajTarih: Sal Şub 13, 2007 11:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

O zaman buyrun size Japonya Very Happy

http://www.wikimapia.org/#y=38470794&x=139086914&z=6&l=0&m=a&v=2

Gezin bakalım beğenecek misiniz (:
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1433

MesajTarih: Sal Şub 13, 2007 11:13 pm    Mesaj konusu: Türk Edebiyatında Japonya Alıntıyla Cevap Ver

Safahat’tan…

Türk edebiyatında Japonya ile ilgili mevzuların geçtiği en önemli eserlerden biri Mehmet Akif Ersoy’un Safahat`ıdır. Yazar Japonya’ya gitmemiştir, ancak eserinin “Süleymaniye Kürsüsünden” bölümünde Japonya ve Japonlar ile ilgili çok iddialı ifadeler bulunmaktadır.
Yazar, bu bölümde Japon insanının genel karakteri ile ilgili tasvirler yapıp Japon toplumunun özelliklerini kendi İslam anlayışıyla karşılaştırmaktadır. 20. yüzyılın başında yazılmış olması ve o yıllarda Japonya ile ilişkilerimizin yok denecek kadar az olması şiirin önemini artırmaktadır.
Asya’da bir devlet olan Japonya`nın gerek tarihteki kültür ve medeniyet birikimi, gerekse yeni yüzyılda bulunduğu nokta, bu ülkeyi diğer Asya ülkeleri arasında ön plana çıkarmaktadır. Çinlilerden öğrendikleri yazı tarzıyla, her şeyi şekil ve resim ile somut olarak algılayan Japonya`da soyut kavramlar gittikçe azalırken, dinde, toplumda izini kaybettirmiştir. Bu boşluktan dolayı son yıllarda dine karşı talepte artış gözlenmektedir. Biraz da popülerizmin etkisiyle Hıristiyanlığı kabul edenlerin sayısında artış gözlenmektedir. Belki de bu duruma gelen günümüz Japonya`sının, bir asır önceki durumunu anlamak açısından da Mehmet Akif`in bu eseri büyük önem arz etmektedir.

Safahate genel bir açıdan baktığımızda, Mehmet Akif'in birinci Safahat'ta İslam ideali ile ilgili şiirleri, "Tevhid yahut Feryad" da olduğu gibi ya duygu planında veya "Durmayalım"daki gibi bazı İslami hikmetlerin didaktik değeri üzerinedir. Bu düşüncelerin bir İslam birliği ideali haline gelmesi için, Meşrutiyet sonrası fikir cereyanlarını Akif'e göre zararlı ve milleti bölünmeye götüren bir tehlike olması gerekmiştir. İşte "Süleymaniye Kürsüsünde" böyle bir tehlikeye karşı İslam milletlerinin uyanması ve bir birlik teşkil etmesi felsefesine dayanan uzun bir manzume olarak bu yıllarda çıkar.

Belirttiğimiz gibi özellikle yazarın Japonya`ya gitmediği halde böyle bir şiir yazması ise esere daha ilginç bir yön katmaktadır. Kitap, "Sırat-ı Mustakim" dergisine yazı yazan Rusya Türklerinden Abdurreşid İbrahim'in hikâyesidir. Bu zat, 1853'de Siberiya'da doğmus, Mekke ve Medine'de tahsil görmüs, 1881'de ilk defa İstanbul'a gelerek Tanzimat aydınları ile tanışmış. Rusya'ya dönüşünde yeni usulde mektepler açmış, "Liva'ul-Hamd" adlı bir broşür neşrederek Rusyalı Türklerin Osmanlı ülkelerine göçmesini teşvik etmiştir. Meşrutiyet'ten sonra yine Türkiye'ye dönmüş, konferans ve va'zlar vermiştir. 1944'de Japonya'da ölen Abdurreşid İbrahim Efendi, Osmanlı topraklarından Japonya'ya kadar uzanan Türk-İslam dünyasını gezerek, müşahedelerini "Alem-i İslam ve Japonya'da İnsar-i Islamiyet (1912-1914)" adlı resimli iki büyük ciltte neşretmistir. Akif'in Süleymaniye kürsüsüne çıkarak, İslam dünyasının durumu hakkında va'z eden uyanık bir bilgin olarak, gösterdiği hoca, işte bu Abdurreşid İbrahim Efendi'dir. İslam dünyasının o günkü durumunu veren coğrafi ve sosyal bilgilerin dışındaki fikirler Akif'e aittir.

Sözü geçen şiir:

JAPON’LAR

Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?
Onu Tasvire zafer-yab olamam, hayrettir!
Şu kadar söyleyeyim: Din-i mübinin orada,
Ruh-u feyyazı yayılmış, yalınız şekli: Buda.
Siz gidin, safvet-i İslam’ı Japonlarda görün!
O Küçük boylu, büyük milletin efradı bugün,
Müslümanlıktaki erkanı siyanette ferid;
Müslüman denmek için eksiği ancak tevhid.
Doğruluk, ahde vefa, va’de sadakat, şefkat;
Acizin hakkını İ’laya samimi gayret;
En ufak şeyle kanaat, çoğa kudret varken;
Yine ifrat ile vermek, veren eller darken;
Kimsenin ırzına, namusuna yan bakmayarak,
Yedi kat ellerin evladını kardeş tanımak;
<<leceksin>> denilen noktada merdane sebat;
Yeri gelsin, gülerek, oynayarak terk-i hayat,
İhtirasat-ı hususiyyeyi söyletmeyerek,
Nef’-i şahsıyi umumunkine kurban etmek...
Daha bunlar gibi çok nadire gördüm orada.
Ademin en temiz ahfadına malik bir ada.
Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle...
O da sahiplerinin lahik olan izniyle.
Dikilip sahile binlerce basıret, im’an;
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!
Garbın eşyası, eğer kıymeti haizse yürür;
Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!
Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;
Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız.
Ya o mehviyyeti insan göremez bir yerde...
Togo(*)’nun umduğunuz tavrı mı vardır? Nerde!
<<Gidelim>> der, götürür! Sonra gelip ta yanıma;
Çay boşaltırdı ben içtikçe hemen fincanıma.
Müslümanlık sanırım parlıyacaktır orda;
Sade Osmanlı’ların gayreti lazım arada.
Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,
Ulema, vahy-i İlahiyi mi bilmem, bekler?

(*)Togo: 20. yüzyıldaki bir Japon generali



Turhan Doğan
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1433

MesajTarih: Sal Şub 13, 2007 11:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Abdürreşid İbrahim (1857-1944), Rusya Türklerinin ilk siyasî temsilcilerinden olması yanında, İslâm’ın ve Müslümanların müdafii/bayraktarı, ayni zamanda da Türklüğün çok önemli bir aksiyon adamıydı.

Abdürreşid İbrahim, Ömer Efendi isimli Buhara kökenli bir baba ile, vaktini kız çocuklarına okuma-yazma öğretmekle değerlendiren Başkurt Türklerinden Afife Hanım’ın oğlu olarak 23 Nisan 1857’de Sibirya’da, Tobolsk vilayetinin Tara kazasında doğmuştur. 25 Ekim 1913 tarihli irade ile de, ailesi ile birlikte Osmanlı tabiyyetine girmiştir. Burada önemli olan Abdürreşid İbrahim’in seyahatleridir. Nisan 1897’de İstanbul’dan başlayan ve üç yıl süren bir seyahate çıkmıştır. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistan’ına oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya dönmüştür (1900).

1907 sonlarında ikinci büyük seyahatine çıkmıştır. Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını kapsayan bir yıllık bir geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini almış ve Kazan’a yerleştirmiştir. 1908’in Eylül ayında da buradan hareket ederek Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini 1910’da tamamlamıştır.

Abdürreşid İbrahim’in 1900’de Tara’da bir müddet kaldıktan sonra Japonya’ya gittiği ve burada bazı temaslarda bulunduktan sonra Petersburg’a geldiği de belirtilmektedir. Ancak bu seyahatin sebebi ve Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi de yoktur. Ayrıca 1902-1903 yılları arasında tekrar Japonya’ya giderek anti Rusya propagandasına katılmıştır. Rus elçiliğinin Japon hükûmetinden ricası üzerine de Japonya’dan ayrılması istenmiştir. Abdürreşid İbrahim 1901 ve 1903 yılları arasındaki Japonya seyahatleri hakkında herhangi bir şey yazmamıştır. Üstelik Alem-i İslâm adlı eserinde 1908 yılında Japonya’ya yaptığı seyahatini ilk Japonya seyahati olarak belirtmiştir. Bunun sebebi 1901’de Japonya’da kurulan “Kara Ejderler Örgütü” ile ilişkisi olması ve bunun duyulmasını istememesidir. Abdürreşid İbrahim’in Japonya seyahati 17 Kasım 1908-19 Haziran 1909 tarihleri arasındadır. Japonya’da yedi ay kalmıştır.

Abdürreşid İbrahim’in Japonya gezisi, dönemin radikal milliyetçi gizli bir örgütü olan “Kara Ejderler” tarafından ayarlanmıştır. Abdürreşid İbrahim, Kara Ejderler örgütünün üyeleri ile birlikte “Asya-Gı-Kay” (Asya Savunma Gücü) adında bir örgütün kurulmasını sağlamıştır. Prof. Salih Mehdi Samarai ile yapılan görüşmede, Abdürreşid İbrahim’den sonra Japonya’ya üç Türk gencinin ilim tahsili için gittiği anlaşılmaktadır. Bunlardan biri Abdürreşid İbrahim’in oğlu Münir, diğeri de Ahmet Fehmi’dir. Üçüncüsünün adını hatırlayamamıştır.

Abdürreşid İbrahim, Kara Ejderler’le devam eden ilişkileri sayesinde 1933’de Japonya’ya tekrar gelmiş, İslâm’ı öğretme ve yayma faaliyetleri ile uğraşmıştır. Tokyo camiinin inşasında önayak olmuş ve bu caminin imamlığını da yapmıştır (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağlamıştır (1939). 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da vefat etmiştir. Abdürreşid İbrahim’in vefatı Japon radyosundan ilân edilmiş, cenazeye katılmak isteyenler için dört gün beklenilmiş ve Tokyo’da toprağa verilmiştir. Abdürreşid İbrahim, Tokyo’ya üç saatlik mesafede bulunan mezarlıkta Müslüman mezarlığı ile Japon mezarlığının arasında ebedî istirahatgahında yatmaktadır.

Abdürreşid İbrahim’in hikâyesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Japonya’nın ve belki bir ölçüde Almanya’nın ondokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın ilk yarısındaki siyasî tarihiyle örtüşmüş gibidir. Özellikle II. Abdülhamid’in, Osmanlı İmparatorluğu’nu, güneye inmek isteyen Rusya’dan, İmparatorluğun yaşama şansının kalmadığına inanan Fransa ve özellikle de İngiltere’den korumak amacıyla, dahilde ve Ortaasya, Afrika, Hindistan gibi Avrupalı sömürgecilerin zulmü altında bulunan Müslümanları hilafet makamı altında toplamak girişiminin önde gelen uygulamacılarından biri de Abdürreşid İbrahim olmuştur. Aynı dönemde Uzakdoğu’da Japonya’nın Rusya ve batılı sömürgecilerle mücadelesi, İttihad-ı İslâm ve İttihad-ı Şark siyasetinin uygulanması işini de Abdürreşid İbrahim’e yüklemiştir. Müsbet anlamdaki Japon imajının Türkiye’de oluşmasının da baş mimarı Abdürreşid İbrahim olmuştur.
Başa dön
istanblue
Yazar


Kayıt: Aug 28, 2006
Mesajlar: 343

MesajTarih: Sal Şub 13, 2007 11:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu ülke başka bir ülke.Ananeye,örfe bu kadar bağlı olan bir ülke.Başarının sırrıda bu olsa gerek.
Konnichiva
Ogendi Desuka?
Ohayu kazimasu : ))
Başa dön
kadriye
Yeni Üye


Kayıt: Jun 13, 2005
Mesajlar: 48
Nereden: İzmir

MesajTarih: Çrş Şub 14, 2007 1:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Uzakdoğu Asya'dakiler de Japonları hiç sevmezler. Devrinin dünyanın en emperyalist ülkesidir. İki buçuk milyon Koreli, Çinli vs katlinden sorumludur.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Asya Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Japonya başarısı fadim Genel 6 Prş Tem 20, 2006 5:04 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke