Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 155 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 UZAK ÜLKENİN KRALİÇESİNE
 Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali
 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: gurba
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 20780

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 155
Üyemiz: 12
Toplam: 167

Şu An Bağlı:
01 : solipsist
02 : mesa
03 : Kedikara
04 : amentu
05 : kukulkan
06 : antonnerde
07 : admin
08 : madum
09 : caparso2002
10: econom25
11: estonhxt
12: aysenaz

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

“Zenciler olmazsa olimpiyatlar da olmaz’”


“Zenciler olmazsa olimpiyatlar da olmaz’”

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Afrika
Yazar Mesaj
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2623

MesajTarih: Çrş Oca 31, 2007 12:39 pm    Mesaj konusu: “Zenciler olmazsa olimpiyatlar da olmaz’” Alıntıyla Cevap Ver

Spora siyah damga. (24.12.2006)

“Zenciler olmazsa olimpiyatlar da olmaz’”sözünün yaygınlaştığı günümüzde birçok zenci sporcu, Avrupa ülkeleri adına ter döküyor. Zenci sporcuların kendilerini beyazlara karşı ispatlamak için başlattıkları mücadele nasıl başladı, nerelere geldi?

Çağdaş Lejyonerler

Spor, günümüzün en iyi tanıtım araçlarından. Bir bakıma savaşlar cephelerde değil, spor sahalarında yapılıyor artık.

Bunun için de ülkeler en iyi sporcu ile silahlanmaya çalışıyorlar. Şimdi moda olan, başarılı zenci sporcuları kendi vatandaşlığına geçirip, karnını da bir güzel doyurduktan sonra spor sahalarında kendi reklamlarını yaptırmak. Dünyanın global bir köy haline geldiği günümüzde insanlar arasındaki renkler, bu yüzden o kadar da fark etmiyor artık. Bir bakıyorsunuz, esmer insanın bile yaşamadığı bir ülke adına zenci bir sporcu o ülkenin bayrağını göndere çektirebilmek için ter akıtıyor, efor sarfediyor. ‘Zenciler olmazsa olimpiyatlar da olmaz’ sözünün yaygınlaştığı günümüzde birçok zenci sporcu, Avrupa ülkeleri adına ter döküyor. Zenci sporcuların kendilerini beyazlara karşı ispatlamak için başlattıkları mücadele nasıl başladı, nerelere geldi?

1940’lı yıllarda ringlere çıkan Henry Amstrong, boks tarihine geçen ilk zenci boksör. İlginç olan, Amstrong’un ilk zenci boksör olması değil, ilk zenci boksör olarak çıktığı ringlerde rakiplerine hiç yenilmemesiydi. Zencilerin ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü Amerika’da Amstrong’un bu başarıları, diğer zencileri de harekete geçirdi. Amstrong’un her beyazı nakavt edişinde kendi kimliklerini buluyorlar, istedikleri zaman ikinci sınıf vatandaşlıktan birinci sınıf vatandaşlığa terfi edebilecekleri bilinci uyanmaya başlıyordu. Bu durum Amerikan yönetimini rahatsız ediyor ve FBI’ı harekete geçiriyordu. FBI, üç defa dünya şampiyonu olan Henry Amstrong’a her ringe çıkışından önce ‘Yenil, yoksa aileni öldüreceğiz’ tehditlerinde bulunuyordu. Başlarda bu tehditleri pek kaale almayan Amstrong, FBI’ın gayet ciddi olduğunun farkına varınca yeniliyor ve şu açıklamayı yapıyor: “Unvanımı kaybettim ama ailemi kurtardım.”

Kölelikten şampiyonluğa

Amstrong’un unvanını kaybetmesi FBI’ı rahatlatıyor rahatlatmasına fakat zenciler güçlerinin farkına varıyorlar bir kere. Aradan yirmi sene geçiyor ve Muhammet Ali Clay çıkıyor ringe. ‘Kelebek gibi uçar, arı gibi sokar’ unvanı yayılıyor dünyaya. Amstrong gibi peşinde ‘öldüreceğiz’ tehditlerinde bulunan FBI olmuyor ama Vietnam’a savaşa gitmesi için baskı yapılıyor. Amerika’da savaş muhalifi gençlerin, savaşı, pembe iç çamaşırları giyerek ve yalınayak protesto ettiği; askere gitmemek için Kanada’ya sıvışıp, tecil için bir okuldan bir okula koşuşturduğu bir dönemde en yürekli çıkış Zaire asıllı Muhammet Ali’den geliyor: ‘Vietnam’a gönderilen askerlerin büyük çoğunluğu bilinçli olarak zencilerden seçiliyor. Ben Vietnamlılar’la savaşmak istemiyorum. Benim onlarla hiçbir alıp veremediğim yok. Kaldı ki hiçbir Vietnamlı beni zenci diye aşağılamadı’.

Muhammet Ali, bu sözleri sarfederken aklına, 1960 yılında yaşadığı şu anısı geliyordu herhalde: Amerika adına bir altın madalya kazandığı günlerde evinin yakınındaki bir lokantaya gitmişti. Lokanta sahibi, zenci olduğu gerekçesiyle Muhammet Ali’nin oturduğu masaya servis yaptırmadı. Muhammet Ali de Amerika adına kazandığı altın madalyayı Ohio Nehri’ne fırlatıp attı.

Zaman zaman zenci olduğu için dışlanan efsanevi boksör Muhammet Ali’nin hayatı filme çekildi. 1996 yılında çekilen ‘Bir Zamanlar Kralken’ adlı film, En İyi Belgesel dalında Oscar ödülü aldı. Film, 23 yıl önce George Foreman’la Zaire’de yaptığı unvan maçını anlatıyor. Amerika’dan Zaire’ye zenci pilotların kullandığı Zaire Havayolları’na ait uçak ile gidişini, maça fiziki ve psikolojik olarak hazırlanışını, anavatanında kazanacağı bir şampiyonluğu... Filmin ana fikri şu: Kölelikten şampiyonluğa.

Siyasette değil, sporda söz sahibi oldular

Savaşlar, eskiden olduğu gibi cephelerde değil, spor sahalarında yapılıyor artık. Dünya siyasetinde (ABD’de ülke siyasetinde) söz sahibi olamayan zenciler, kendilerini dünyaya tanıtabilmek ve güçlerini ispatlayabilmek için sporu tercih ediyorlar. Boks ve basketbolla başlayan spor yaşamları, 1960’lı yıllarda atletizmle, 1980’li yıllarda da futbolla çeşitlenmeye başladı. Amerika’da toplumda saygın bir yere gelmek isteyen her zencinin boksa, atletizme ya da basketbola yönelmesi gibi Afrika’da da ismini dünyaya duyurmak isteyen her ülke spora sarıldı. Kamerun Milli Takımı’nın eski golcü futbolcusu ve kaptanı Roger Milla, bu durumu gayet güzel bir şekilde özetliyor: ‘1986 Dünya Kupası’ndan önce kimse Kamerun ismini duymamıştı bile. Dünya Kupası’nda çeyrek finale kalma başarısını gösterince herkes bu küçük Afrika ülkesinin ismini biliyor artık’.

Spora siyah damga

Derilerinin rengi onlar için hâlâ dezavantaj olsa da kaslarındaki gücün farkına vardılar bir kere. Boksta, atletizmde, basketbolda, futbolda zencilerin sözü geçiyor artık. Henry Amstrong, Muhammet Ali Clay, George Foreman, Mike Tyson ve Evander Holyfield, dünya boksuna yumruklarını koymuş halef— selef zenciler. 1968’den bu yana 100 metrede son beş dünya rekoruna imza atan zenci atletler ise şöyle: Calvin Smith (1993’te 9.93 ile), Carl Levis (1988 ve 1991’de 9.92 ve 9.86 ile) ve Leroy Burrel (1991 ve 1994’te 9.90 ve 9.85 ile). En başarılı basketbolcular Kerim Abdulcabbar, Magic Johnson, Michael Jordan, Scotty Pippen, Hakim Alajuan, Carl Malone, Dominik Wilkins, Dennis Rodmen, Grand Hill, Shaque O’Neal ile birlikte NBA’in yüzde 80’i ve Avrupa kulüplerinin oyuncularının giderek artan miktarı yine zenci (Afro— Amerikan). Futbolda her geçen gün sayıları artan zenciler bu spora da damgalarını vurmayı başardılar. Siyah İnci Pele, Gullit, Rijkard, Asprilla, Seedorf, Weah, Yeboah, Lama, Zidan, İbrahim Ba, Uche, Okacha, Amokachi, Babangida, Bogard, Davids, Ince, Les Ferdinand, Thuram, Loko, Desailly, Kluivert, Winter, Reiziger, Martin Dahlin, Karambeu, Oliviera, Ronaldo...

Kara kıtada futbol

Afrika kıtasının kara talihi, uzun süreli sömürü düzeninin üzerlerine kara bulut gibi çökmesi sonucunu getirdi. Tarih boyunca hep sömürge oldular. 1950’li yıllarla beraber gelen kurtuluş hareketleri, Kara Kıta’nın kara tenli insanlarını uyandırırken aynı zamanda spor sahalarına da büyük bir etkide bulundu. Afrikalı için spor, sadece atletik bir mücadele değil, aynı zamanda kendini beyazlara karşı ispatlayacağı mücadeleydi. 1960 Roma Olimpiyatları’nda Etiyopyalı Ababe Bikila’nın elde ettiği maraton birinciliği, bu yüzden sadece ülkesinde değil, bütün Afrika’da büyük sevinçle karşılandı.

Televizyonların naklen yayınlara başlamasıyla birlikte dünyayı saran futbol tutkusu, 1970’li yıllarda Afrika’yı da sarmaya başladı. Afrikalı insan, rekabet alanını artık futbola kaydırıyordu. Hem futbol, dünyanın en fazla izlenen sporuydu. Bir Dünya Kupası finallerine katılmak hiç de fena olmazdı hani. Afrika ülkelerinin dünya çapındaki ilk başarıları 1982’de İspanya’da yapılan Dünya Kupası’nda geldi. Hem de iki takımla birlikte. Bunlardan ilki Cezayir’di. Efsanevi oyuncuları Bellumi sayesinde Almanya gibi dünya futbolunun en iyilerinden birini 2—1 yenmeyi başaran bu Kuzey Afrika ülkesi, tüm dünyayı hayretler içerisinde bırakmıştı. Fakat sonrasında herkes tarafından şike olarak kabul edilen Almanya— Avusturya maçı Cezayir’in bir üst tura çıkmasını engelledi. Cezayirli oyuncu Rabah Madjer’in sonradan Porto’nun Avrupa şampiyonluğunu kazandığı maçta Bayer Münih’e tek golü atıp heykelinin de Porto’nun en büyük maydanına dikildiğini hatırlatmakta fayda var.

Kamerun Aslanları Afrika’nın gözbebeği

1982 Dünya Kupası’nda bir başka sürpriz de Kamerun Aslanları tarafından gerçekleştirildi. Futbolu 44 yaşında bırakan golcü futbolcuları Roger Milla o zamanlar 30 yaşındaydı. Grup maçlarının hepsini 0—0 berabere bitirip sonradan kupayı alacak olan İtalya’yı ellerinden kılpayı kaçırdılar. Bu başarılar bütün Afrika’yı sevindirdi, gelecek yıllar için daha da hırslandırdı. Nitekim 1986 yılında Meksika’da gerçekleştirilen Dünya Kupası finallerinde Kamerun çeyrek finale yükseldi ve dünyanın en iyi sekiz takımı arasına girdi. İngiltere ile oynadıkları zorlu mücadeleden 3—2 mağlup ayrılarak yarı finale çıkma başarısını gösteremediler ama Afrika insanının neler başarabileceğini ispatladılar. Kamerun’un bu başarısı Afrika’da çılgınlığa varan sevinçle karşılandı. Hatta Kamerun Hükümeti bir hafta milli bayram ilan etti ve insanlar bir hafta boyunca bu başarıyı kutladı.

Özellikle futbol; Nijerya, Kamerun, Gana, Gine gibi ülkelerde oyundan ziyade beyazlara kendilerini kabul ettirebilme mücadelesi olarak algılanıyor. Bir taraftan İtalya, Hollanda, Almanya ve İngiltere arasındaki rekabet bu ülkeler arasında yaşanırken, bir taraftan da bu ülkelerden birinin elde ettiği dünya çapındaki bir başarıya bütün Afrika seviniyor.

İtalya’da gerçekleştirilen 1990 Dünya Kupası gelip çattığında Afrikalılar kendilerini tüm dünyaya isbatlamışlar ve her ülke için ciddi bir rakip olduklarını göstermişlerdi. Zira, Kamerun’un bir önceki Dünya Kupası’nda çeyrek finale yükselmesi herkesin gözünü Afrika’ya çevirmişti. Futbolla ilgilenen herkes hafızalarındaki Pele, Maradona, Gullit, Klinsman gibi isimlere Milla, Oman Bıyık, Kaman Bıyık gibi isimleri de eklemişti. İtalya’daki kupa sonrasında Afrikalılar’ın kendilerine güvenleri sağlamlaştı, hatta had safhaya ulaştı. Ganalı Antony Yeboah Alman Birinci Ligi’nde fırtınalar estiriyor, Eintrach Frankfurt taraftarlarının gözbebeği oluyordu. Alman Ligi’nde gol kralı olmayı başaran Yeboah, Gana Devlet Başkanı’nın da özel ilgisine nail oldu.

Bir diğer efsane Afrikalı da Weah idi. Milan’da oynayan bu ünlü oyuncu Avrupa’da yılın futbolcusu seçilen bir Afrikalı. Liberyalı futbolcu Weah, ülkesinde Devlet Başkanı muamelesi görüyor ve halk onu havada karşılıyor. George Weah, iç savaşta zor anlar yaşayan Liberya’nın uluslararası alanda tek olumlu imajı. Weah, Avrupa takımlarında oynayarak kazandığı paralarla ülkesinin milli takımını finanse ediyor. ‘Bu, kendi ülkeme yapmam gereken bir hizmet’ diyor.

Nijerya ve Gana dünya şampiyonu

Milli takımlarının veya futbolcularının uluslararası alanda başarılı olmalarıyla isimlerini duyuran Cezayir, Gana, Liberya, Kamerun ve Fas’tan sonra 1994 yılında Nijerya çıktı sahneye. Amerika’daki Dünya Kupası’nda Bulgaristan’ı 3—0 gibi net bir skorla yendiler. Nijerya, ikinci turda güçlü İtalya’ya 2—1 yenilerek elenirken, aynı Bulgaristan, hatırlanacağı gibi dünya 4.sü oldu. Nijerya olumlu futboluyla siyah beyaz, taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazandı. Ve aynı Nijerya, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda dünya şampiyonu olmayı başardı. Şu ana kadar yedi defa düzenlenen Dünya Gençler Futbol Şampiyonası’nda kupayı Gana ve Nijerya’nın ikişer kez müzelerine götürdüklerini belirtmekte de fayda var. Eylül ayında Mısır’da düzenlenen yedinci şampiyonada Gana yine final oynadı ama son dakikalarda yediği iki golle sahadan 2—1 mağlup ayrıldı ve kupayı Brezilya’ya kaptırdı. Şimdilerde Afrika ülkelerinin genç ve yetenekli futbolcuları Avrupa kulüpleri tarafından transfer ediliyor, beş yıl altyapılarında eğitiliyor ve naturalize futbolcu olarak (o ülkenin vatandaşıymış gibi) sahalara sürülüyor. Galatasaray’ın altyapısında da 7 tane Ganalı futbolcunun bulunması bu anlayışın ürünleri.

Mandela başkan, Güney Afrika şampiyon

1998 yılında Fransa’da gerçekleştirilecek olan Dünya Kupası’nda çokça bahsedilecek bir başka Afrika ülkesi ise Güney Afrika. Kara Kıta’nın beyaz insanlara da sahip bu ülkesi, Mandela’nın Devlet Başkanlığı’na gelmesinden önce siyahlarla beyazlar arasındaki çatışmadan dolayı Dünya Kupası elemelerine katılamıyordu. Nelson Mandela’nın Devlet Başkanı olmasının ardından iç huzur sağlandı ve FİFA, Güney Afrika’nın elemelere katılmasına izin verdi. Mandela, ülkesinin tanıtımı için spora çok büyük önem veriyor. Afrika 3. Grubu’nda maçlarını lider olarak bitiren ve ilk onbirindeki zenci futbolcu sayısı dokuz olan (Kocaelisporlu John Mosheu, Kayserisporlu Mkalele ve Bursasporlu Pollen de var) Güney Afrika, Fransa 98’de Kara Kıta’yı temsil eden üç ülkeden biri olacak. Bakalım, adını, barış mücadelesiyle dünyaya duyuran Nelson Mandela, siyahların çoğunlukta olduğu futbol takımıyla da duyurabilecek mi?

Başarılı zenci sporcular Avrupa’ya

Yirminci yüzyılın başlarında Afrika’nın madenlerini keşfeden, sömüren ve insanlarını da karın tokluğuna çalıştırarak ucuz işgücü sağlayan Avrupa ülkeleri, şimdilerde zenci sporcuların adalelerindeki gücü keşfetmiş durumda. Dünyanın her geçen gün globalleşen bir köy haline geldiği günümüzde, çıkar sağladığı müddetçe insanların renkleri farketmediği için başarılı zenci sporcular, zengin Avrupa ülkeleri tarafından kapışılıyor. Ha kulüp takımlarınca, ha milli takımlarca bu durum farketmiyor. Afrika’nın yakıcı güneşi altında ve şehirlerin dışındaki tozlu sahalarda yetişen zenci sporcular, Avrupa’nın imkanlarını duyunca mest oluyorlar ve soluğu hayatlarında görmedikleri yeşil sahalarda alıyorlar. Afrika’nın yetenekli, güçlü, hızlı fakat fakir sporcuları için Avrupa bir cazibe merkezi. Ganalı Yeboah Eintrach Frankfurt’ta, Liberyalı Weah da Milan’da oynarken Avrupa’da yılın futbolcusu seçildiler. E. Frankfurt ve Milan diğer ülkelerin takımlarını yenerken Alman ve İtalyan futbolseverler bu oyuncuların başarılarıyla güldüler, sevindiler. Hiçbir kimse çıkıp da bunlar zenci demedi. Okacha’nın, Amokachi’nin Avrupa maçlarında attığı gollerle tüm Türkiye’nin sevinmesi gibi.

Beyaz demode, siyah moda

Bugün Avrupa’nın hemen hemen her kulübünde zenci futbolcu mevcut. Zenci futbolcu oynatmak artık bir moda, bir bakıma da zorunluluk. Avrupa’nın çeşitli takımlarında oynayan bu zenci sporcular gurbet elde bir başka milleti sevindirirlerken, tıpkı Hakan’ın İtalya’da bir gol atmasına bütün Türkiye’nin sevindiği gibi, anvatanlarındaki insanlar da en az Avrupalılar kadar seviniyor. Afrika insanı, kendi liglerinde mücadele etmedikleri için, başarılı sporcuları ancak milli maçlarda izleme imkanı bulabiliyorlar. Beşiktaş’ın Nijeryalı futbolcusu Amokachi, bütün başarılı sporcuların Avrupa’da mücadele etmesinden dolayı kendi liglerinin o kadar kaliteli olmadığını söylüyor.

Zenci futbolcu ve basketbolcular Avrupa kulüplerinde kabile kabile mücadele ededursun, çeşitli Avrupa ülkelerinin milli takımları adına ter döken birçok siyahi sporcu da var. Geçtiğimiz yaz Köln Grand Prixi’nde 1.41.11’lik derecesiyle dünya rekoru kıran Kenyalı atlet Wilson Kipketer Danimarka; 1988 yılında Portakallar’ın Avrupa şampiyonu olmasını sağlayan Surinam asıllı Gullit ve Rijkard, günümüzde yine Surinam asıllı Seedorf, Reiziger, Bogard, Davids, Taument ve Kluivert Hollanda; Türkiye’ye üç gol birden atarak Fransa hayallerimizi suya düşüren Oliviera Belçika; başarılı futbollarıyla göz dolduran Ince, Les Ferdinand ve Write İngiltere; transfer dönemlerinde bütün takımların gözdesi olan ve İngiltere 96 elemelerinde İstanbul’da bize gol atan Martin Dahlin İsveç; Dünya Kupası elemelerinde oynadığımız 6—4’lük maçta Türkiye’ye ilk golü atan Melville Galler; Fransız futbolunun tekrar yükselmesine katkıda bulunan İbrahim Ba, Zidan, Thuram, Desaily, Loko, Lama, Karambeu, Ngotty ve Lamauchi Fransa adına terlerini döken siyahi ve ithal sporcular.

Bizde de Uche ve Okocha, Deniz ve Muhammet isimlerini alarak Türk vatandaşlığına geçtiler. Bu futbolcular eğer Nijerya Milli Takımı’nda oynamamış olsalardı Türk Milli Takımı forması ile gazetelere poz vermeye çoktan başlamışlardı bile.

Zenci sporcuların, esmer insanın bile çok az olduğu Avrupa ülkelerinin bayraklarını göndere çektirebilmek için efor sarfetmeleri, ter dökmeleri ilginç bulunuyor. Bu ülkeler adına ter dökmeleri, bir taraftan globalleşen dünya adına normal karşılanırken; bir taraftan da bu tür bir uygulamanın millilikle uzaktan yakından alakasının olmadığı belirtilerek olsa olsa o sporcuların şahsi başarısı olabileceği söyleniyor ve dolayısıyla kabul görmüyor.

Hırs ve güç eşittir başarı

Gelelim zenci sporcuların neden bu kadar başarılı olduklarına. Sporcu sağlığıyla yakından ilgilenen Profesör Doktor Kaya Çilingiroğlu’na göre bunun iki sebebi var. Birincisi; zenci sporcuların kas yapıları doğuştan uzun yaratılmış. Uzun kasın yorulması kısa kaslara göre daha geç gerçekleşiyor. Özellikle kondüsyon gerektiren sporlarda (atletizm, futbol, basketbol) zencilerin başarılı olmalarının nedeni bu. İkincisi; zencilerin tarih boyunca ezilmeleri, baskı altında yaşamaları, kendilerini ispatlayabilmek için tek çıkış yolu olarak sporu görmeleri. Hırs ve güç birleşince ortaya da başarılar çıkıyor.

Zenci sporcular, Avrupalılar’ın yıllar önce götürdükleri altınları, spor alanlarında elde ettikleri başarılarla madalya olarak geri alıyorlar ve ne kadar güçlü olduklarını ispatlıyorlar ama elde etmeleri gereken daha çok şey var onlar için. Zencileri teknik direktör veya yönetici olarak spor sahalarında göremiyoruz hâlâ. Mesela, NBA’de oyuncuların yüzde 80’i zenci olmasına rağmen bir tane bile zenci coach yok. Dünya atletizm şampiyonaları ve olimpiyatlarda altın madalyalara ambargo koyan Afrika’da bugüne kadar ne bir dünya atletizm şampiyonası, ne bir olimpiyat, ne de bir dünya futbol şampiyonası organize edilmiş durumda. Olimpiyatlara aday olan ilk Afrika kenti Cape Town’un da en iyimser ihtimalle 2012 Olimpiyatları’nı alabileceği düşünülürse, öyle gözüküyor ki Afrika insanının yemesi gereken daha çok ekmek ve koşması gereken daha çok yol var. Bakalım, kölelikten şampiyonluğa terfi eden Afrikalı, organizatörlüğe ne zaman başlayacak? İşte o zaman siyasette de söz sahibi olacaklar.

Bu noktada bizden Afrikalılar’a bir tüyo: ‘Zenciler olmasa olimpiyatlar da olmaz’ sözünün yaygınlaştığı şu dönemde, Afrikalı sporcuların ‘Yoksa spor sahalarından çekiliriz’ tehdidinde bulunmaları 2008 Olimpiyatları’nı Kara Kıta’ya götürebilir.

Manzaraya bakıldığında, Beyaz adamın, sporda zencilerin sadece kas gücünden faydalanıp, kendi kontrolü ve organizesi altında derece ve para getirmesini istediği ortaya çıkıyor. Acaba aykırı bir düşünüşle şunları söylemek oyunbozanlık mı olurdu? 100 yıl önce maden ocaklarında ve pamuk tarlalarında koşturulan zencilere, bugün de spor alanlarında ter döktürülüyor. Gaye aynı: Daha çok çalışıp verimli olmaları, para getirmeleri. Fark şu ki, onlara uygulanan muamele dedelerine/ninelerine reva görülenden çok daha yumuşak ve kibar. Dedelerinin aksine çok, ama çok para kazanıyorlar, bulamaç ve kuru ekmek yerine istediklerini yiyip—içme imkanları var. Ataları köle olarak alınıp—satılıyordu, fakat onlar astronomik fiyatlara gidiyor. Ve satın alan tarafından itibar görüyorlar. Fakat yine de bu olayın bir yerlerinde bir çarpıklık, süregelen bir zihniyetin tezahürleri farkediliyor gibi?Kaynak:

http://www.aksiyon.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------
Başa dön
sh_sha
Okur


Kayıt: Feb 17, 2006
Mesajlar: 35

MesajTarih: Çrş Oca 31, 2007 7:27 pm    Mesaj konusu: shaziyece Alıntıyla Cevap Ver

Tanrı zencileri fiziksel olarak beyaz ırktan daha güçlü, daha kaslı, daha dayanıklı, daha uzun (!) yaratmıştır.Bu kadar üstün özelliğe karşılık denge faktörünü düşündüğünden olsa gerek, ezilme iç güdüsü de vermiştir. Zencilerin başarılı oldukları tek yer spor musabakaları değil. Sesleri de güçlüdür, daha burada sayamadığım birçok özellik...Zenciler olmasa hayat çok renksiz olurdu Wink
Başa dön
BAYCIN
Yazar


Kayıt: Aug 19, 2005
Mesajlar: 145

MesajTarih: Çrş Oca 31, 2007 9:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bende uzunum! zencimiyim?
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Afrika Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Ex'ten next olmaz, en iyisi en yenisi... karelin2 Saçmalama Bölümü 2 Prş Ksm 08, 2007 5:41 am
Yeni mesaj yok Hiç Pişman Olmadım Diyen Birgün Pişma... sensiz Okur Adayları İçin 4 Pts Ksm 27, 2006 7:26 pm
Yeni mesaj yok OLMAZ MI? istanblue Okur Adayları İçin 4 Prş Eyl 14, 2006 4:22 pm
Yeni mesaj yok Ne Olur Ne Olmaz Cepte Bulunsun! AyEsHa Anlatım Bozukluğu 37 Cmt Tem 22, 2006 6:30 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke