Tarih: Prş Oca 25, 2007 11:43 pm Mesaj konusu: çocuktuk...
çocuktuk,
tadı damağımızda kaldı
bir komşu evindeyken
iki kere ürkek ürkek şekerliğe uzanmış
zayıf, beceriksiz ellerimize değiveren
parlak kağıttaki fiyonk kıvrımlı şekerlerin
dayanılmaz cazibesi,
annemizin hayır iki tane alma! diye
alnına yaklaşan kaşlarının tehditinde
ilki, bir çırpıda günahtan sıyrılır gibi soyulurken
ağızda erirken bir gizli zevke dönüşen şekerin
tadı, damağımızda kaldı
en masum yalanları içine sarmışken şeker kağıtları
en arsız olmayı becerirken gözlerimiz
anneyi en hiçe sayan tek üç kağıtçılığımız
bir kağıtlı şeker gülüşüyle
çocukluğumuzun tadı damağımızda kaldı.
Dönen bir zemin üzerine dökülen toz şeker,havayla birlikte pembe bir buluta döner,zayıf küçük bir çubuğa dolana dolana sarılırdı.Kat kat gelin duvağı gibi de olurdu.
İlk ısırış büyülü bir dokunuş gibi.Sonrası yanaklar,eller,dudaklar yapış yapış şeker erimesi;
Yıllarını kiralarda geçirmiş bir ailenin çocuğu olarak kendi evimizde duvarları boya ile karalarken annem engel olmak istemiş.
" ne yapıyorsun"
küçük yüreğimden dudaklarıma adeta anneme bir şok geçirten cümle yol almış.
"Yoksa burasıda mı kira evi? "
Annem ne benim ne kardeşimin benzeri eylemlerine hiç birgün ses çıkartmadı.
Değerli fadim sanırım bir sandık bekliyor bizi siz arasıra bu sandıktan birşeyler çıkarttıkça biz birşeyler buluyoruz kendimizden.
Çocukken annemin sandığı vardı.İçerisinde ne efsunlu hayaller,ne meraklar saklıydı.Üzerindeki yatak,yorgan,yastık nadir de olsa indiğinde ilk işimiz annemize yalvarıp sandık içindeki gizleri gün ışığına dökmek olurdu.
Sandık açıldığında odayı naftalin kokusu kaplardı.Sonra sabun veya esans,lavanta kokusu eşlik ederdi.
İçinde neler mi olurdu?
Danteller,işlemeler,kumaşlar,oltu taşı,sedef tesbihler,bir küçük torbaya sarılmış Hac(ı) yağı da denilen misk,esans şişecikleri,el dokuması peşkirler,misafir havluları,başörtüleri,çok eskiden Alamanyalardan gelmiş çoraplar,lizözler,bir köşeye sıkıştırılmış sabunlar,lavanta torbaları....
Sandık açıldığında içi sızlatan şeyler de günyüzüne çıkardı...
Örneğin kesilmiş ama hala saklanan örgülü haliyle lepiska saçlarım.
Tarih: Cum Oca 26, 2007 12:37 am Mesaj konusu: anneyi babayı unutmak ...
Annem ve babam beni Ankara'ya amcamlara götürüşüyle başladı öyküm. Halalarım ve amcamın ısrarıyla beş yaşımda beni orada bırakmaları annemlerin geri dönmeleri İstanbul'a ve tam altı ay anne baba olmadan Ankara'da mecburi ikamet ...
Zor geliyor başlangıçta ama alışıyorum sokaktaki çocuklara karışıyorum daha bir yaramaz oluyorum Aşağı marangoz atelyesinden çıtalar çalıyoruz kılıç yapıyoruz Halam sinemaya götürüyor beni Kemal Sunalın Adile Naşitin filmleri ne varsa izliyoruz oysa babam götüremezdi pek . Özgür çete olmuşuz , çocuklarla apartman boşluklarında şarkılar söylüyoruz koro halinde mutluyum her şey yolunda ama geceleri içimde bir birikme bir ağlama özlem hali ...
Sabah kalkar kalkmaz sokak kahvesine amcalara adamlara annemi babamı özlediğimi anlatmalar, onların bana bol bol dondurma gazoz ısmarlamaları , marangoz amcaya gidip telefon edin babam gelsin diye yalvarmalar (amcamda telefon yok o zaman artı bizde de yok). Ama nafile işte; ne gelen var ne giden , Sadece "-baban marangoz amcayı aramış akşam ; selamları varmış sana deniyor bana -"
Daha bir dağılıyor , yıkılıyor yüreğim "Neden akşam evdeyken aramazlar ki neden neden "?
Bir gece eve misafirler geliyor Biz kızlarla oje sürüyoruz oyun oynuyoruz
Tanıdık geliyor bir kadın ve erkek ; kucaklarında kundaklı bir bebek sarılıyorlar bana sarılamıyorum utanıyorum , şaşkınım, unutmuşum; evet onlar ama ! Tanır tanımaz sırtımı dönüp başka odaya kaçıp kapıyı kilitleyip ağlıyorum , ağlıyorum...
ben de bir sandık yapıyorum oğluma; anne değilim ama babayım ya ben de...
içine ilk saçını, ilk çoraplarını, ilk ayakkabıları, ilk ve son sünnet derisini koyuyorum...
her ilkini koyuyorum umutla...
kimbilir belki o da birgün adı ne olur bilinmez bir forum sitesinde paylaşır değil mi sandıktaki babasını, umarım paylaşır..
belki onun da; onu böyle bir siteyle tanıştıran gece gibi harika bir arkadaşı olur, umarım olur...
O sandığın içine ultrason görüntülerini ve özellikle de ergenlik çağında verilmek üzere şimdiki duygularınızı anlatan mektubu bırakınız.Minik el ve ayak izlerini de.
Çocuğuz hepimiz...Devam edin çocukluğunuzu yaşamaya...Bırakmayın, bir kere geldiniz dünyaya...Boş durmayın, oynanacak oyun da mı yok?Hayır devam edin yaşamaya çocukluğunuzu...Benim bugün yaptığım gibi yapın...Çizin yere seksek oynayın çocuklarla ağızları açık kalsın sizi görünce...Şaşıran çocukları görünce sevinin,mutlular çünkü...Siz mutlusunuz çünkü...Çünkü çocuktur dünyanın süsü...
Her cuma erkenden koşa koşa Tercüman Çocuk dergisi alırdım ... Yüzbaşı Volkan Tengiz hatta bir de zıpır vardı tiryasi olmuştuk ... Çizgi romanlarda kaybolurdum
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9Sonraki
1. sayfa (Toplam 9 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız