Tarih: Sal Oca 23, 2007 2:37 am Mesaj konusu: Hem Yaralı Hem Yakını Bir Yaralının
Hem yaralı hem yakını bir yaralının
kırıldı kuş sesinden direkleri dünyanın, kaldım eşikte sübyan
kaldım cümle ovayla temmuzun köklerinde, yaşlanmış ağaçlara dert oldum.
Kimi görsem dedim işte burdayım, iki ince boynumun arasında
kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan.
Yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
Bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka
neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
Şehirden Erzurum kitaplardan Krişna
üzerime uzattım gerneştikçe yorgun düşen evleri, hiç yaşlanmadı akşam
hiç yaşlanmadı bana bütün ana dillerden kar toplayan çocuklar.
Kurutulup saklanmış bir hayatım yok diye beni boşladı kışlak
indim aşağılara, ilk seferde dürülmüş sancak gibi açık kaldı maceram.
Hangi kavşakta dursam çatallı bir acıyım.
dağınık bir toy yeri, emanet bir elbise, bir ince kopuz sesi.
Yok yerlere yön oldum; her hayrata okuttum bu şaşkın kitabeyi
ki çözülsün insanların insanlara dokunduğu sınırda neden ellerim çolak
ve neden baktığımda büyüyor ölü balık gözleri.
Yurtsuz Marek* beni çiz benden başka göçmen yok
boştu varlığın evi iki ince boynumla salındım ortalıkta.
Bak nasıl da oturuyor üstüme sararmış otlakların uzaktan görünüşü
trampetler çalınca toz kalkan bir kasaba gibi duruyor yüzüm
soyuldu her bir yanım günlere yapışmaktan, hâlâ sütten kesilmedi bu yara.
*Marek Brzozowski. Göç temasını işleyen Polonyalı bir ressam.
Yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
Bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka
neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
Çatladı çatladı çatladı toprak
güneş hep demirdendi, bitkiler hep ölümlü, çark etti marifetim.
Seni sarı çiçeklerle konuşturan hayretin dili bende
niçin hiç çözülmedi cennetin bahçelerine inen efendim?
Burada bir boşluğa kapı yaptılar beni
kansız düşmüş yapraklarla desteklendi eşiğim.
Bu kırık buğdayların, bu sararmış otların arasında
kıpırdasam hemen anlaşılıyor, kaç uçurum çıktığım ve kaç gökten indiğim.
Son çırağı ben idim
ortasında yedi göbek çınarı
sulayarak büyüten arastanın
İri,pençeliydi elleri ustamın
demiri haddeden geçirirken
kızıla çalan muzdarip yüzü
hazandaki güller kadar inceydi
inceydi;döl tutmamış bir ömrü
ateşte eriterek avutan kırgın beden
Göğsümde koca bir gök taşırdım ben
çerçilerin boncuk sattığı çarşılardan
elimde atıp vurmaz bir sapan
avlanırdım hışmımdan naçar düşmüş dallarda
ustam bazen çok uzak bir yerden gelsin diye
günün dalgın ipini dolardım makaraya
Bir gün devrildi arastaya
kocaman,ağır gölgesi çınarın
benden kaçan onca kuş meğer dallarına konarmış ustamın.
Bozkırın ihtişamlı ordusu
Horasan'a varmak için
en kestirme yolu seçti kendisine.
Bir yamacın eteklerine geldiklerinde
aşağıdaki ovada
tavşan uykusuna çekilmiş bir kent gördüler.
Öyle keskin baktılar ki ona
istese de karşı koyamadı.
"Eridi, çözüldü ve yok oldu.
Yeryüzü unuttu onu."
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız