Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 159 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: anna
Bugün: 1
Dün: 2
Toplam: 20783

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 159
Üyemiz: 13
Toplam: 172

Şu An Bağlı:
01 : fadim
02 : gahura
03 : estonuz4
04 : solipsist
05 : estonhxt
06 : moonartist
07 : yasemin111
08 : tiananmenian
09 : sduzgun81
10: dikaci
11: EMELPINAR
12: gece
13: eylem

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Aşk Yolunun Sonu Melekliğe Çıkar


Aşk Yolunun Sonu Melekliğe Çıkar

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Divan Edebiyatı
Yazar Mesaj
AyEsHa
Yazar


Kayıt: Jun 27, 2006
Mesajlar: 1086

MesajTarih: Prş Oca 18, 2007 1:04 am    Mesaj konusu: Aşk Yolunun Sonu Melekliğe Çıkar Alıntıyla Cevap Ver

AŞK YOLUNUN SONU MELEKLİĞE ÇIKAR


Eski aşıkların sözcüleri konumunda olan ve kendileri de birer aşık olmak bakımından övünen şairler der ki;

“Keşke yaşamış bütün aşıkların karşılaştıkları zorlukları tek başıma ben göğüsleseydim… Böylece bütün aşkların lezzetini (azabını) ben tatsaydım da, önce de sonra da onu benden gayrisi yaşamasaydı.”

Bu anlayış divan şiirinde her şeyin en ideal, en mükemmel biçimde kurgulanmasından kaynaklanan bir bakış açısını yansıtır. Çünkü divan şiirine göre kara en kara, beyaz en beyazdır. Sevgili, güzellerin en güzeli; rakip, kötülerin en kötüsüdür. Boy servi, yanak gül, diş inci vb. her şey kendi cinsinden en mükemmel olanla ölçülür. Bu ölçülerin ortası asla kabul edilemez, noksanlık eksiklir sayılır. Bu durumda bir aşığın aşkı da elbette hem acı hem de lezzet bakımından en mükemmel olanı içerir. Azap kelimesi her iki anlamı da karşıladığı için aşık daimi bir aşk azabı içindedir. O aşk ki, sevgilinden iyilik gördüğünde artmayacak kadar doygun, kötülük gördüğünde de eksilmeyecek kadar sağlamdır. Aşık, belki bir gün sevilmek umuduyla hiç durmadan severek azabını çeker. Hatta çok sevilme ihtimalini düşünmeden sever. Bu tavır onu melekiyet konumuna yükselten bir seyir takip eder. Çünkü sevilmek umuduyla sevmek beşeriyet, ama sevmeyi bir görev bilerek sevmek melekiyet demektir. Eğer bu azabın bitmesi için sevgili ona karşılık verecek olsa, vuslatın zevkine dayanamayarak can verir. Fuzûli’nin;

Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana


(Ey sevgili! Senin uğruna canını vermeyen ebedi hayatı bulamaz. Sonsuza dek diri olarak anılan kişi, ancan sana kurban olan aşıktır.)

Dizelerinde varmak istediği nokta işte burasıdır.



Ayrılık mı, Vuslat mı?

Vuslat denilen şey, sonunda ayrılık ihtimali olduğu için, gerçek aşığın pek de istediği bir şey sayılamaz. Çünkü bir aşık vuslatı isteyeceğine ayrılığın devamlı artan acısını isteyerek aşk mesleğinde bir gömlek daha yükselmek, sevgilinin yolunda kendini olgunlaştırmak ister. Aşkta vuslat istemek acemilik, kendini bilmezlik ve hamlık göstergesidir. Çünkü vuslata giden yolun uzunluğu veya kısalığıdır ki aşkın ömrünü belirler. Sevdiğimiz insandan bizi sevmesini beklemek, yahut yalnız bizi sevenleri sevmek, nihayet kuru bir alışveriş, hatta belki kaba bir değiş tokuştur. Burada önemli olan, aşkın içinin ne ile doldurmak gerektiğinin belirlenmesi, böylece aşkı kalabalıktan kurtarıp zarafete, sırça saraylardan bir numune olarak gönle konulacak inceliğe büründürmektir. Bu da aşkı bir üst boyutta, belki beşeriyet boyutunun fevkinde yaşamakla mümkündür.

Ünlü dil, edebiyat ve şiir bilgini Asmaî (ö.831) Basra çarşısında rastladığı bir kadına sorar:

--Siz aşkı nelerden ibaret sayarsınız?
Kadın şöyle cevaplar:
--Sarılma, bağrına basma, dokunma ve konuşma. Peki ey şehirli bilgin, sizde aşk nasıl bir şey?
--Sarılma, okşama, öpme ve benzerleriyle ilerleme?!
--Peki cinsel münasebetlere kadar uzanıyor musunuz?
--Evet!
--Yaaa!.. Ey kardeşimin oğlu, bu senin söylediğini yapanlar aşık falan değil, düpedüz çocuk isteyen birileri.

Gerçekten de aşk, karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır. Çünkü aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur. Sevgilinin yanında hem kendisine hem de ona ait hayâ elbisesini soymak konusunda şeytanın ayartmasına fırsat vermemek gerekir. Çünkü bu, tam anlamıyla aşkı alçaltır ve ayaklar altına düşürür. İki aşık, hayâ elbisesi içinde bir ömür boyu birbirlerini sevebilirler ama eğer karanlık bir gecede sevgilinin ayasının beyazlarını görecek kadar da olsa bedensel anlamda vuslata ererse, aşk tükenmeye başlar. Eskilerin aşkın gerdeklenmekle sona erdiğini söylemeleri bundandır. Bu noktayı anlatacak bir kıt’ayı Rabia Hatun müstearıyla İ.Hami Danişmend şöyle demiştir:

Pâyın sadâsı gelse de sen hiç gelmesen
Men dinlesem kıyamete dek, vuslat istemen
Bulsam izinle semtini, ol semte ermesem
Aşsam zamânı hasretin encâmı gelmeden


(Sen hiç gelmesen bile, ayağının geliş sesini kıyamete kadar dinlesem yeter; ayrıca vuslat istemem. Senin izini takip ederek mahalleni bulsam ama o mahalleye bir türlü ulaşamasam… Ve ayrılığının sonuna ulaşmadan bütün zamanı aşıp (veya tüketip) başka bir boyutta (aşk boyutunda) yaşamaya başlasam…)



Ölmek ya da Olmak, İşte Bütün Mesele

Eski aşıklar sevgili uğruna ölmeyi bir ideal, bir amaç bilirlermiş. Sevgilinin penceresi önünde naralanıp söğüt yaprağı bıçak ile bileğini dirseğine kadar yaran aşık da, gönül sultanının geçtiği yola yatıp ya üstüne basıp geçmesini, yoksa bir kerecik olsun yüzüne bakıp gülümsemesini isteyen aşık da ölmek ile olmak arasında kendini kaybediyorlardı. Onlar, uğruna ölünecek sevgililer buldukları için bahtiyar idiler. Gün gelir, sevgililer de aşıklarını sever umudunu içlerinde durmadan büyütüyorlardı. Oysa aşk, iki kişi arasında asla eşitlenmeyen bir şeydi. Allah, aşığın uğraştığı sevdiği maşuktan esirgemişti. Bunun içindir ki aşıklar, ya kendilerine verilen derdin aynısının sevgiliye de verilmesi ya da sevgilideki vurdumdurmazlığın aynısı ile kendilerine de ihsanda bulunulması için yakarır dururlar. İsterler ki, Allah aşkı seven ile sevilen arasında eşit bölüştürülsün… Oysa aşk bu demek değildir. Seveni sevmek kolaydır; marifet o sevmediği zaman da onu sevebilmektir. Gerçek aşık bilir ki, kendi içindeki aşk ateşinin aynısı sevgilide de vardır ve gönülsüz de olsa, o da aşkı duyumsamaktadır. Ne var ki sevgili çok sabırlı, aşık da çok sabırsız olduğu için bu aşk yarası tek taraflı kanamaktadır. O acılar, o ayrılık ve hasret ateşleri aşığı yakıyorsa öte yandan da pişiriyor demektir… Aşık, ancak bu pişirme sürecinde ham iken olgun, çiğ iken kâmil olur. Çünkü aşk yolunda varılacak merhalelerin en yücesi, aşkın olgunluğu ile kendi dünyasını kurabilmektir. O mertebeye gelindikten sonra aşk uğruna can vermek aşığa âsân gelir.


Buraya kadar söylediklerimizi bir de öbür türlü söyleyelim:

Amaç aşk uğruna ölmek değil, uğruna ölünecek aşkı bulmaktır. Bu aşk, cennet emelinden uzaklaşıp cemale erme hedefini gözetir. Böyle bir aşka giriftar olduktan sonra geriye ne kalır ki!?... Dünyayı elinin tersiyle itiver gitsin!.. Hani Fuzûli diyor ya:

Cennet için men eden âşıkları didârdan
Bilmemiş ki cenneti âşıkların didâr olur


(Cennetten uzaklaştırıldığı gerekçesiyle aşıkları sevgilinin didarına (yüzüne) bakmaktan alıkoyan kişi bilmiyor ki aşıkların cenneti sevgilinin yüzüdür!..)

İmdi başa dönünüz ve yalnızca sevmek için seven aşığın tavrı ile hedefi sevgilinin yüzünü görebilmek olan aşığın gayretini ölçünüz; arada beşeri, mecazi, platonik, tasavvufi ve ilahî aşkların harmanlandığını fark edeceksiniz.

Aşk ki vardır, gerisi vesairedir…



İskender Pala
(Kitâb-ı Aşk/ sf: 18,19,20,21,22)


En son AyEsHa tarafından Prş Oca 18, 2007 1:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
guest-only
Forum Yöneticisi


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 147
Nereden: gideceğimiz yerden

MesajTarih: Prş Oca 18, 2007 2:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bence Kitab-ı Aşk baştan sona okunması gereken bir eser. Ama İskender Pala'da nedense şu anlayışı çözemiyorum: Neden kavuşunca aşk bitsin, neden? Bence kavuşmak ve cinsellik aşkı bitirmez. Hatta ziyadeleştirir, gerçek aşık sevdiğine doymaz. Saygı devam ettikçe aşk devam edecektir. Divan şiirinde aşık hiç bir zaman maşukuna kavuşamaz zaten bu aşkın divan şiirindeki cilvesidir. Biliriz ki şiir biraz da abartmaktır ve divan şiiri o müstesna yapısı ile bu abartıya çok müsaittir.
Hz. Aişe evlendiklerinin ilk günü Hz. Peygambere "beni nasıl seviyorsun?" diye sorar, Hz peygamberin cevabı "kördüğüm gibi" olur. Aradan yıllar geçer ve Hz. Aişe bir gün "kördüğüme ne oldu?" der. Peygamberimiz benim hep gözlerimi yaşartan ve belki tüm aşıklara ders olacak bir cevap verir: "ilk günkü gibi"..
Okumalıyız divan şiirini, bilmeliyiz, abartı da olsa oradaki aşıklar belki bizi şu körelmiş dünyanın körelmiş duygularından az da olsa uzaklaştırıp aşka yaklaştırır.
Başa dön
guest-only
Forum Yöneticisi


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 147
Nereden: gideceğimiz yerden

MesajTarih: Prş Oca 18, 2007 2:12 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bende Mecnun'dan füzûn aşk isti'dadı var,
Âşık-ı sâdık benem, Mecnun'un ancak adı var...
Fuzuli
Başa dön
zeran
Üye


Kayıt: Aug 05, 2006
Mesajlar: 496
Nereden: baktığınız yerden

MesajTarih: Prş Oca 18, 2007 4:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bi vefadır dar-ı dünya kimseyi şad eylemez..
fuzuli
Başa dön
guest-only
Forum Yöneticisi


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 147
Nereden: gideceğimiz yerden

MesajTarih: Pts Oca 22, 2007 12:36 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Leyla bir özge candır
Kara gözlü ceylandır
Bulunmaz hüsn-ü ândır
Kanılmaz bir içim su

Âşıklar levend olsa
Sevdalar kemend olsa
Birbirine bend olsa
Ele geçmez o âhu
Başa dön
El-Muallim
Yazar


Kayıt: Aug 24, 2006
Mesajlar: 121
Nereden: seyyar

MesajTarih: Pts Oca 29, 2007 9:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bazen divan edebiyatını acımasızca eleştiren yazılar okurum, şu yukarıdaki harika cümleler insaf vermez mi insana ?
Başa dön
08parpali
Yazar


Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 495
Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı

MesajTarih: Pts Nis 09, 2007 1:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tanpınar'ın ifâdesiyle '' Türkçe'nin güzellik sınırlarını tespit eden Divân Edebiyatımız neden horlandı? Neden unutturulmak istendi?''
Çünkü Dîvan Edebiyatımızın birinci kaynağı Kur'an-ı Kerin'di, ikinci kaynağı, Hadîs-i Nebevî idi. Yani peygamber sözleriydi.
Üçüncü kaynağı Kısâs-ı Enbiyâ idi. Yani peygamberler târihiydi.
Sonra Şemâil-i Şerif idi. Mîraciye, Hâriciye, Mûcizât-ı Nebî idi.
Dördüncü kaynağı Evliyâ menkıbeleriydi.
Beşinci kaynağı tasavvuftu.
Bugün Dîvan Edebiyatımızı kimse anlamıyor. Çünkü o edebiyatın hem dilini, hemde binbir güzellikteki mazmunlarını yok ettiler. Divan Edebiyatımızın dinden gelen kaynakları, İslâmiyete sırt çeviren, İslamiyetten korkan, kaçan kimselerin büyük gazabına uğradı...

alıntıdır.(Yavuz Bülent Bâkiler - sözün doğrusu 1 )
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Divan Edebiyatı Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok NEOLİBERALİZMİN SONU MU? YAZARIM Güncel Olaylar-insanlar 0 Cmt Şub 09, 2008 12:59 am
Yeni mesaj yok BAĞIMSIZ YAYINCILIĞIN SONU MU? termadon Güncel Olaylar-insanlar 1 Cum Şub 08, 2008 11:02 pm
Yeni mesaj yok Kucağına oturduğunun sonu yakın! sabandal Vesaire 2 Cum Tem 27, 2007 8:27 pm
Yeni mesaj yok Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi! gunfrfd insanlar 16 Pzr Hzr 17, 2007 12:16 pm
Yeni mesaj yok Karaman'ın koynu sonra çıkar oyunu aeg Galat-ı meşhur 5 Cum Arl 29, 2006 5:18 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke