Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 32 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

hüseyin avni cinozoğlu'ndan radyo oyunu biçiminde bir öykü


hüseyin avni cinozoğlu'ndan radyo oyunu biçiminde bir öykü

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Öykü - Öykücüler
Yazar Mesaj
alperce
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Jan 13, 2007
Mesajlar: 1

MesajTarih: Pzr Oca 14, 2007 5:48 am    Mesaj konusu: hüseyin avni cinozoğlu'ndan radyo oyunu biçiminde bir öykü Alıntıyla Cevap Ver

Yazan:HÜSEYİN AVNİ CİNOZOĞLU












İSTASYON BEKÇİSİ

(RADYO TİYATROSU)




















KİŞİLER :



Hayalî :..............................................................................50 yaşlarında
Şule :..............................................................................40 yaşlarında
Görevli :..............................................................................35-40 yaşlarında
Birinci Şair :...............................................................................30 yaşlarında
İkinci Şair :...............................................................................60 yaşlarında
Üçüncü Şair :...............................................................................20-25 yaşlarında
Çocuk :...............................................................................10 yaşlarında
Asker :................................................................................25 yaşlarında
Savcı :................................................................................40 yaşlarında
Anons Yapan:................................................................................30 yaşlarında












GİRİŞ MÜZİĞİ


EFEKT . BİR MAHKEME SALONU – SALONDAKİ KALABALIĞIN UĞULTUSU – HAKİM ELİNDEKİ TOKMAKLA MASAYA ÜÇ KEZ VURUR – SESSİZLİK


HAKİM : Oturumu açıyorum. (SESLENİR) Sanığı getirin.


EFEKT : SANIĞI VE ONU GETİREN MUHAFIZLARIN AYAK SESLERİ – SALONDAKİ FISILTILAR


HAKİM : Önce iddia makamının görüşlerini alalım. Buyurun Sayın Savcı


SAVCI : Değerli başkan, değerli jüri üyeleri, şu an huzurlarınızda görülmekte olan bu dava hukuk tarihimizde bir ibret teşkil edecek bir davadır. Duygularla değil akılla, mantıkla karar verilmesi gereken bir dava. Zavallı bir koca ki aynı zamanda örnek bir devlet memurudur, karısı tarafından tabancayla vurulmak suretiyle öldürülmüştür. Meselenin sosyolojik ve psikolojik muhtelif cihetlerden değerlendirilmesi mümkündür. Artık kahramanlar çağında yaşamıyoruz değerli başkan (SESİ YÜKSELİR). Bunun için kahramanlarımıza daha çok sahip çıkmalıyız. Kahramanlık bu toplumun temel taşlarından biridir. (ÖKSÜRÜR) Maktül HAYALÎ Hayaloğlu da bir muharip gazidir. (EMİN) Bu hususun bir ağırlaştırıcı sebep olarak mülâhaza edilmesinde yarar görüyoruz. Bir istasyon bekçisi öldürülmüştür. Basit bir öldürme vakası olarak yorumlanabilir kamu oyu tarafından. Adi öldürme vakalarını toplum kanıksadığı zaman kendi dayanak noktalarını yitiriyor demektir. (SESLER YÜKSELİR) Bu dava aylarca hatta yıllarca hatırlanmalı, yazılı sözlü ve görsel medya yankılarını gündemlerinde daima canlı tutmalıdır. (SESLER ALÇALIR) Esasa ilişkin bu düşüncelerimizden sonra muhakeme aşamalarında diğer mülâhazalarımızı belirtmek cihetine gideceğiz.

HAKİM : (SESLENİR) Şule Hayaloğlu.(EMREDER) Ayağa kalk! Kocanız HAYALÎ Hayaloğlu’nu öldürmekle suçlanıyorsunuz.


EFEKT : TAM BİR SESSİZLİK


ŞULE : Suçlamayı kabul etmiyorum. Ben öldürmedim. (ES)


EFEKT: KALABALIKTA HAYRET NİDALARI, FISILTILAR, KARŞILIKLI KONUŞMALAR. HAKİM KALABALIĞI SUSTURMAK İÇİN ELİNDEKİ TOKMAKLA MASAYA BİR KAÇ KEZ VURUR.


HAKİM : Susunuz susunuz.....Mahkemenin sükunetini ihlal etmeyiniz.
ŞULE (YUTKUNUR) : Eşim HAYALÎ Hayaloğlu dünyanın en iyi, en güzel insanlarından biriydi. (MÜŞFİK VE ÇEKİNGEN) Yirmi yıldır Zıvat bölgesindeki tren istasyonunun bekçiliğini yapıyordu. O gerçek bir kahramandı. (GURURLU) Zaten sayın savcı da eşimin bir kahraman olduğunu belirtti. Genç bir mülkiye öğrencisi iken Pandisvanya savaşına katılmış. Savaşta üstün başarılar kazanmış. Hatta madalyası bile var. (ARA) Kocamın en büyük mutluluğu yılda bir kez istasyonumuza uğrayan ve yirmi dakika kalan trendeki insanlarla savaşın felsefesini içeren konuşmalar yapmaktı. Bütün bir yıl boyunca bu üç tren beklenirdi. (GARİPSEYİCİ) Ama nedense son günlerde kocam bir değersizlik duygusu yaşıyordu. Bir çözülme içindeydi. Geçmişteki değerli anılarına bile sahip çıkamaz hale gelmişti. Oysa daha önceki trendeki yolcularla konuşurken onun bilgeliği beni şaşırtır, ona olan hayranlık duygularım yücelirdi. Daha bir ay önce istasyonumuza uğrayan ve yaralı askerleri sahra hastanesine götüren trendeki askerlerle konuşurken insancıl, bilge, fedakâr kişiliğini gözlemledim. Aynı gün akşama doğru gelen trendeki otuz şairle konuştuktan sonra davranışlarında bazı tuhaflıklar gözlemledim. O an kocamın delirdiğine hükmettim. (SUÇLAYICI) Hangi delinin ardından teneke çalınmaz hangi delinin arkasından taş atılmaz Hakim bey? Onunla toplumun alay edeceğini düşündükçe kahroluyorum. O bir kahramandı ve efsanesi yaşamalıydı.

SAVCI : Sayın Yargıç. Sanığın bu sözlerinin davamızla bir rabıtası yok. Polisin tespit ettiği deliller gün gibi aşikâr. Tabancada parmak izleri var.


HAKİM : Konuyu dağıtmadan söylemek istediklerinizi net ve açık ifade ediniz.


ŞULE : (ÇEKİNGEN) Sayın Yargıç, kendimi savunmam için söylediklerim önemli. Sanki kocam çift şahsiyetliydi (ES)


EFEKT : KALABALIKTA HAYRET NİDALARI – FISILDAŞMALAR


ŞULE : Fedakâr, müşfik, olgun kişiliği başka bir ortamda zalim bir kişiliğe yerini bırakırdı. Belki savaşta başından yaralanması buna nedendi. Bilmiyorum. Birinci kişiliğiyle ona hayranlık duyar ikinci kişiliğiyle ondan nefret eder ve acırdım.


SAVCI : Bakınız Sayın Yargıcım nefret ederdim diyor. Bu kocasını öldürmek için büyük bir neden.


ŞULE : Birinci kişiliğiyle olanca fedakârlığı ile insanlığı ile kucaklar, insanlığı diyorum çünkü insansız bir dünyada yaşardı kocam. Ben ve oğlumdan ibaret bir dünyada. Yılda bir kez art arda gelen üç terendeki insanları saymazsak. Aslında aynı nedenden dolayı ben de insansız bir dünyada yaşıyordum. Kocamı ve oğlumu çok sevdiğim için yadırgasam da bu insansız dünyamızdan yakınmazdım. Ama ikinci kişiliği belirdi mi bir canavar kesilirdi. (ES)


EFEKT : KALABALIKTA HAYRET NİDALARI – FISILTILAR HAKİM TOKMAKLA MASAYA VURUR.


HAKİM : Susunuz... Susunuz ! Devam edin Şule hanım.


ŞULE : Onun kişiliği hakkında bir ayrıntı. Hatırlıyorum nerden gelmişse gelmiş bir topal martıyı iyileştirmek için bir yıl çaba gösterdi. Ağaç köklerinden ve otlardan bir merhem kaynatıp topal martıyı iyileştirdi. (AĞLAMAKLI) İşte hakim bey kocam o kadar iyi yürekliydi.


HAKİM : Pekâlâ. Savcı bey hazırlık tahkikatı sırasında sanık müşahedeye tâbi tutuldu mu ?


SAVCI : Lüzum görmedik. Görüldüğü gibi aklı ve muhakemesi yerinde. Bu yüzden gerek duymadık.


ŞULE : Sayın Yargıcım kocamdaki son günlerde başlayan tuhaflıklardan söz etmek istiyorum.


HAKİM : Pekâlâ devam ediniz.


ŞULE : İstasyonumuza uğrayan ikinci trende otuz şair vardı. Onlarla konuştuktan sonra başladı tuhaflığı. Evet hakim bey “Zenaatın kötüsü olmaz” diyerek nerden bulduysa buldu ellerindeki zillerle oynamaya başladı. “Gülelim oynayalım Kâm alalım dünyadan” diye bağırıyordu. (UTANGAÇ) Hep kadınlarla ilgili fantezilerini anlatıyordu. Oysa istasyonda benden başka kadın da yoktu. (ARA) Trendeki şairlerden biri küçük oğluma bir porno dergi vermişti. Oturduğumuz lojmanın duvarlarını bu dergiden kopardığı çıplak kadın resimleriyle donattı. (SESİNİ YÜKSELTİR) Bana “İkide bir Godot gelmeyecek... Godot gelmeyecek...” diye bağırıyordu.


HAKİM : (ŞAŞIRMIŞ) Godot ne demek ? Godot nerde, neden gelmeyecek ?

ŞULE : Godot’yu bilmiyor musunuz hakim bey... Samuel Becket’in bir oyunu. Absürd tiyatronun doruk yapıtlarından biri.


HAKİM : (Sinirli) Bunun konumuzla ilgisi ne ? Esasa geçin. Edebiyat paralamayın. Kocanızı neden öldürdünüz, nasıl öldürdünüz? Nasıl öldürdünüz? Bunu anlatın ... Daha görülecek bir sürü dava var.


ŞULE : Kocam Hayal Hayaloğlu Sigmund Froyd ve Kassandıra Hilmi’den sık sık söz ederdi. (ES) Kassandıra Hilmi yirmi yıldan beri ülkemizin en büyük şehrindeki DÜŞÜNCE EVİ’nde yaşıyor. Kocamdan önce bu istasyonun bekçisi imiş. Evet kocam insanlığa karşı büyük bir komplonun düzenleneceği iddiasında idi. Şairleri getiren tren istasyonumuzda yirmi dakika kaldıktan sonra istasyonumuzdan ayrıldı. Aynı gece üçüncü tren geldi. (HEYECANLI) Kocamla ben bu treni görünce büyük bir şok yaşadık. (ES) Çünkü tren bomboştu. Sadece makinist vardı... İşte o an hayal kırıklığına uğrayan kocam ruhsatlı silahıyla makinisti öldürdü. (ES)


EFEKT : KALABALIKTA HAYRET NİDALARI – ŞAŞKINLIK İFADE EDEN SÖZLER

ŞULE : Kocam artık dönülmez bir yoldaydı.

SAVACI : Daha sonra da aynı tabancayla kocanızı siz öldürdünüz. (ES) Neden ? Gerçi balistik tetkik ve otopsi sonucunda maktule çok yakından ateş edildiği belirtiliyor.


HAKİM : ( KENDİ KENDİNE MIRILDANARAK) Bir istasyon şefinin intihar etmesi. Neden bu kadar umutsuzdu? Şaşılacak bir durum, intiharla cinayet arasındaki bu denklemi çözmek.. İşte asıl mesele bu. (SESLENİR) Son sözlerinizi söylemenize izin veriyorum. Eğer doğruyu söyler suçunuzu itiraf ederseniz bu tutumunuzla bazı ceza indiriminden de yararlanacaksınız.


ŞULE : (YALVARARAK) Kocamı ben öldürmedim. Bir rastlantı, deliller aleyhime. Bunu nasıl kanıtlamam gerek.. Öldürmedim diyorum.. (UMUTLA) Peki kocam intihar etmiş olamaz mı ? (ES)

EFEKT : BİR AN SESSİZLİK . HAYRET NİDALARI VE FISILTILAR

HAKİM : İntihar mı? Polisin topladığı delillere bakılırsa cinayet aleti olan tabancada parmak izleriniz mevcut.


ŞULE : (AĞLAMAKLI) Kocam istasyona gelen üçüncü trenin tamamen boş olduğunu görünce büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Makinist öldükten sonra o anın şaşkınlığı ve şoku içinde tabancayı elinden bıraktı. Bana da zarar verir düşüncesiyle tabancayı kocamın ulaşamayacağı bir yere kaldırmak istedim. Tabancayı alıp koşarak lojmana geldim. Üstünde televizyonun bulunduğu dolabın çekmecesine tabancayı koydum. Parmak izlerim o yüzden tabancanın kabzasında kalmış olabilir. (ISRAR EDEREK) Dedim ya kocam son günlerde çok umutsuzdu. Tabancayı dolabın çekmecesine bıraktıktan sonra istasyondan kaçtım. Bütün gece yürüdükten sonra şehre geldim Polise gidip olanları anlattım...


HAKİM : İstasyondan polisi neden telefonla aramadınız? Bütün bir gece yürüyerek şehre geldiniz?

ŞULE : O an panik halindeydim. Kalırsam kocamın bana da zarar vermesinden korktum. Tabancayı çekmeceye koyduktan sonra hızla istasyondan uzaklaştı.

HAKİM : Ya oğlunuz ? Oğlunuzu neden bıraktınız ?

ŞULE : (YORGUN VE BİTKİN) Oğlum dağın öte yakasındaki ırmağa balık tutmaya gitmişti. O an oğlumu bile düşünemedim. Demek ki kocam ben gittikten sonra lojmana gelip çekmeceden tabancayı aldı ve intihar etti. Zaten Savcılık makamı cesedinin lojmanın içinde ve tabancanın da sağ elinin yanı başında olduğunu söyledi. (BAĞIRARAK) Hayır ben öldürmedim... Ben katil değilim... Bana karşı düzenlenmiş bir komployla karşı karşıyayım.


HAKİM : Pekâlâ... Sakin olun. Gereği düşünüldü, sanığın müşahadeye tâbi tutularak psikiyatrik muayenesinin yapılması için duruşmanın gelecek celseye ertelenmesine karar verildi.


EFEKT : KALABALIKTAN SESLER – MASA SANDALYE TIKIRTILARI

GEÇİŞ MÜZİĞİ



EFEKT : ÜÇ KEZ TİZ TREN DÜDÜĞÜ SESİ, (UZAKTAN YAKLAŞARAK) YAKLAŞAN HAREKET HALİNDEKİ TREN SESİ – TREN SESİ DAHA SONRA GİTGİDE EN AZA KADAR AZALIR VE FONDA KAYBOLUR


HAYALÎ : Bütün yıl Godot’yu bekler gibi bu mevsim istasyona gelecek üç treni beklerim. Bu üç tren aynı gün fasılalarla istasyonumuza uğrar. Biri öğlen, biri akşam biri de geceleyin (ARA) (UKALÂCA) Az kalsın kendimi tanıtmayı unutuyordum. Adım Hayal Hayaloğlu. Elli yaşında bir muharip gaziyim. Savaştan sonra bir geri hizmet olarak bu göreve atandım. On yıl önce çıkarılan bir yasa nedeniyle bütün halk gibi ben de gecenin geç saatlerine kadar televizyonda Meddah izlemeye mecbur kılındım. (ALAYCI) Yalnızlıktan şikâyet etmem gerekli mi? (ARA) (KÜÇÜMSEYEREK) Ya sizler, sizler yalnız değil misiniz? Umut ve beklentilerinizi erteleyerek yaşadığınız hayata katlandığınız doğru değil mi? Sizler de aslında benim gibi bir istasyon bekçisisiniz. Günleriniz, aylarınız, yıllarınız bir haber, bir müjde, bir tanış beklemekle geçmiyor mu? Ben sizlerden daha şanslıyım (GURURLU) Başkalarına karşı üstünlük kurma gibi bir çabam yok, gayretim yok. Karım ayakkabılarımın topukları filanca hanımınkinden alçak demiyor. Oğlumun özel dershane, sınav, kolej gibi koşuşturması, telâşı yok. (ALAYCI) Kaypak ilgilerle donattığınız hayatınızdaki yüzeyselliği görüyorum. (KAHKAHA ATAR) Sizler de geceleyin geç saatlere kadar televizyonda Meddah izlemek mecburiyetindesiniz. Bir sorgulayın hayatınızdaki değerleri, günü birlik yaşamları. (ÖVÜNEREK) Ama ben sizlerden farklıyım. Bir bekçi üniforması var üstümde. Trendeki yolcuları gerekirse cezalandırma yetkisine sahibim. Yolculara uygulayacağım yasa ve tüzük maddeleri ezberimde. Bu yasa ve tüzük maddelerini öncelikle karıma ve çocuğuma uyguluyorum. Disiplin önce aileden başlamalı. (KAHKAHA ATAR) Aileyi güçlü kılan da disiplindir. Oğlum, böylece yasalardan korkmayı küçük yaşta öğreniyor. (ALAYCI) Ağaç yaşken eğilir sözünü hatırlayınız. Karımın dört duvar arasındaki sesi duyulmaz bile. Karım hem işçim hem aşçımdır. (ALAYCI) Feministler bu durumumuzu görseler herhalde beni çarmıha gererler. Çoraplarımı bile karım giydirir. (DUYGULU) Ne garip penceremin önünde bir badem ağacı var. Yıllardır çiçek açmıyor. (ARA) Tren de nerdeyse gelmek üzere. Bu ilk trenle kimler geliyor biliyor musunuz? Patagon devletinin Tapagon devletiyle yaptığı savaşta yaralanan askerler. Patagon devleti çok büyük bir devlet. Savaş yıllardır sürüyor ama Tapagon devletine boyun eğdirebilmiş değil. Bir gün ötedeki sahra hastanesine taşıyor yaralıları tren. (SAKİN) Benden önce, yani yirmi yıl önce bu istasyonun bekçisi Kassandıra Hilmi namıyla maruf biriydi. Çok zeki olmalı ki bir gün Kassandıra Hilmi’nin düşünceleri şahlanıyor ve buraya uğrayan trenlerden birinin makinistini öldürüyor. Şimdi ülkemizin en büyük DÜŞÜNCE EVİ’nde yaşamını sürdürüyor. (MIRILDANIR) Kassandıra Hilmi. Garip, birden onu neden hatırladım? Sizlere karımı tanıtmakta geciktim (SESLENİR) Şule... Şule.., Gelir misin?


ŞULE : (UZAKTAN) Ne bağırıyorsun? Tren gelmeden yeni şiirimi tamamlamak istedim. (SESİ YAKLAŞIR) Çok parıltılı imgeler buldum. Okumamı ister misin? Bak dinle okuyorum (SESİNİ YÜKSELTİR)


ŞULE: Ne boyun eğen mutlu ne boyun eğdiren
Sirenler, tekinsiz şehir, daralır yürek
Sarnıçlara lâğım akar kibirli kulelerden
Celeplerden yaşamak diler sürü, kini eksilmez senyörlerden
Yüzlerinde demir maske, ellerinde kör balta
Ne boyun eğen mutlu ne boyun eğdiren
Kurt kapanları, ulur çakal, engerek yuvaları
Nice vakittir uçurtmasız çocuklar
Taş aynaları kırık susuz çeşmelerin
Hayaller tutsak çelik mahzenlerde
Atından düşen yolcuyu kaldırmıyor arkadaşları
Sirenler çalar, şehir düştü oysa, çalar sirenler
Unutulmuş harfler kelimeler ve devasa sirkte
Soytarıların ellerinde boyunlardaki tasmalar zinciri
Ne boyun eğen mutlu ne boyun eğdiren

Ey eğri söze bel bağlayanlar
Hilekâr tacirler
Ey Godot’yu bekleyenler
Vakit yarın...

HAYALÎ: (HEYECANLI) Ne vakit, yakın mı dedin? Daha yarım saat var trenin gelmesine.


ŞULE : Ben Godot’nun vakti yakın dedim. Şiirimin son dizesi


HAYALÎ : (AĞIRBAŞLI) Neden şiir yazıyorsun. Bu ülkede şiir yazmak, okumak yasalarla yasak değil mi? Sadece Kral’ın şiir yazma okuma hakkı var biliyorum ben. (ŞİKAYETKÂR) Yasaları çiğneyip beni güç durumda bırakmayasın. Önce yasa adamları çiğnememeli yasaları. Hani bir atasözü vardır “Hoca yellenirse cemaat....” (GÜLER)

ŞULE : (SİTEMKÂR) Ne kadar da zamanın ve hayatın dışındasın. Şiir yazmak okumak artık ülkemizde yasak değil. Şiir yazmayı okumayı yasaklayan ceza kanunu maddeleri bir ay önce kaldırıldı. Belleğin hâlâ sıkıyönetim ve sıkı güdüm devrinde. Hem benim aydın olma sorumluluğum var.

HAYALÎ: (KÜÇÜMSEYEREK) Bu ülkede aydınlar hep kendilerini sorumlu hissettikleri için ölüm güzergâhlarından geçen trenler hiç azalmadı. Aydınlarımız sanatçılarımız artık tatlı hayat peşinde. (SESİNİ YÜKSELTİR) La Dolçe Vita... Artık hapishanelerde tek bir aydınımız bile yok öyle mi? Onlar artık tatil beldelerinde, lüks otellerin barlarında olmalılar. Devir değişmiş de benim haberim olmamış. Ama yine de güzel bir durum bu.


ŞULE : (UMURSAMAZ) Başkalarından bana ne ! Biliyor musun bu istasyon senin gibi bir muharip gaziyi bile hatıralarıyla övünemez hale getirdi.


HAYALÎ: (AĞIRBAŞLI) Haklısın galiba. Bir çöl gibi ıssız içim. (DALGIN – HÜZÜNLÜ) Mülkiyede öğrenci olduğum yıllardı. Dal gibi bir delikanlıydım. Savaş var dediler. Gönüllü yazıldım. Yurdumuzu savunmak gerekiyordu. İşgal güçlerine ordularına karşı savaştım. Savaşın sonunda işgalcileri kovduk yurdumuzdan. Yıllar geçti. Bu istasyonda bütün mazimi unuttum. Belki de burayı seçişim benim için geçmişe ait bir anıyı barındırmaması. Anılarımın bulunduğu şehirleri, mekanları görmek bana acı veriyor.


ŞULE : (EMİN) Bu istasyonda seni mutlu eden ne biliyor musun? Yılda bir kez gelen trenlerdeki senden daha umutsuz yolcuları görüp mutlu olman. (ELEŞTİRİR) Som bir zamanın içindeki hareketsizlik seni mutlu ediyor. Senin için hayal yok hatıra yok... Dün, bugün, yarın yok. (SUÇLAR) Beni de kendine benzettin. (ÜZGÜN) Oysa Yüksek Muallim Mektebini bitirdiğimde ne hayallerim vardı. Bu ıssız bozkırda ne bir ses ne bir yankı...


HAYALÎ : (ÖVÜNÜR) Meddahlığın geçerli akçe olduğu, yüceltildiği zamanımızda isteseydim bir Meddah olabilirdim. Meddahlığın getireceği ünü, parayı reddettim. Evet inkâr etmiyorum. Yasa uygulayıcısı olmak belki saçma bir gurur veriyor bana. Hem burada savaş yok. Savaş buradan çok uzaklarda. Savaş açlık, cephe gerisinde çaresiz kadınlar ve çocuklar demek. Bir savaş en çok kadınlara ve çocuklara zarar veriyor.


ŞULE: Kadınlara savaşın dışında barış zamanında bile zarar veren bir çok şey var. Biliyor musun yeryüzünün en çok haksızlığa uğrayan kadınları bizim ülkemizin kadınları.






GEÇİŞ MÜZİĞİ

EFEKT : UZAKLARDAN ÜÇ TİZ TREN DÜDÜĞÜ HAREKET HALİNDEKİ TRENİN SESİ GİTTİKÇE YAKLAŞARAK YÜKSELİR. SONRA TREN SESİ GİTGİDE AZALIR – EN AZA İNER- FONDA KAYBOLUR


ANONS: (EKOLU) Dikkat ! Dikkat ! Temerküz adlı tren istasyonumuza gelmiştir. İstasyonumuzda yirmi dakika kalacaktır.

HAYALÎ : (DIŞARIDAN) Hoş geldiniz hoş geldiniz... (SES İÇERDEN) Buraya kadardı zor olan. Bundan sonrası daha kolay. Kızılhaç’ın sahra hastanesi bir günlük mesafede. Biraz daha sabredip dayanınız.

ŞULE: (SES DIŞARIDAN) Su içmek isteyen... (SES İÇERDEN) Hoş geldiniz. Konserve getirdim... Çörek de var. Su isteyen. Biraz bekleyin bayım size de getireceğim.

ASKER: (ACI İÇİNDE YALVARARAK) Hanımefendi hanım efendi...


ŞULE : Buyurun

ASKER: (YALVARIR) Adım Megar Kaynıl ... Lütfen karıma telefonla hayatta olduğumu bildirebilir misiniz. İşte telefonu kağıtta yazılı.

ŞULE : Az sonra telefon ederim. Kâğıdı verir misiniz ?

HAYALÎ : Hangi cepheden geliyorsunuz ?

ASKER : Tapagon cehenneminden.


HAYALÎ : Yaralısınız ?

ASKER : Kolumdan ve bacağımdan. Bacağımdaki yara ağır galiba. Ah canım acıyor.

HAYALÎ : Yine de şanslısınız.

ASKER: Ben gönüllüydüm. Madalya bile aldım. Bakın göğsüme. Bir yarma harekâtıyla kurtulduk. Lütfen karıma haber verin. Yaşadığımı söyleyin.

HAYALÎ : Tamam tamam... haber verilecek.

EFEKT FONDA MAKİNELİ TÜFEK – BOMBA SESLERİ


ASKER : Savaştığımız yer kritik bir arazi kesimiydi. Bir ileri karakol kurarak keşif kolumuzu orada konuşlandıracaktık.. Müthiş bir infilâk... Sonrası, karargâha kadar bir şey hatırlamıyorum. Arkadaşlarım bir sedyeyle toplanma noktamıza kadar taşımışlar beni.


HAYALÎ : Ben de Pandisvanya savaşında gönüllü askerdim. Bir ideal ve bir ilke için savaştım. Yurdumun bağımsızlığı ve özgürlüğü için.


ASKER : (HEYECANLI) Ben de... İnsanlığın ortak değerleri için savaştım. Barış ve uygarlık götürmek için.


HAYALÎ : Yurdumuzdan milyon kilometre uzakta, okyanusu aşarak ?
(KÜÇÜMSEYEREK) Karşı cephedeki düşmanlarınız da “Bizler de yurdumuzu savunmak, işgal ettirmemek için” şeklinde akıl yürütmezler mi?

ASKER : Sizin düşündüğünüz bağlamda düşünmedim. Doğru söylemiyorsunuz. Devletimizin prestiji söz konusuydu hem. Bize güvenen dost devletler eğer Tapagonya’ya müdahale etmeseydik onların güvenini kaybederdik. (EMİN) Bundan da özgür dünyanın geleceği tehlikeye girerdi.


HAYALÎ : Savaştan önce göreviniz neydi, ne iş yapardınız ?

ASKER : Öğrenciydim üniversite son sınıfta. Maden Mühendisi olacaktım.

HAYALÎ : (ÜZGÜN) Yazık. Savaş insanların geleceğini de yok ediyor.

ASKER : Peki siz bu durumda savaşmaz mıydınız ?


HAYALÎ : Bizim ülkemizin kurucusu ve önderi bir İstiklal Savaşı’na önderlik ederek ülkemizi sömürge olmaktan kurtarmasına rağmen “Bir milletin varlığı tehlikeye düşmediği sürece, savaş bir cinayettir” görüşünde. Ama bence insanın yüceliği, onuru rahatından ve mutluluğundan önce gelmeli.

ASKER : Yine de savaşı onaylıyorsunuz?

HAYALÎ : Yalnız İstiklal Savaşlarını onaylıyorum.

ASKER : (SUÇLAYICI) Beni yargılıyorsunuz?

HAYALÎ : Benim yargılamam bireysel bağlamda kalır ama asıl önemli olan tarihin yargılaması.

ASKER : Yargılama hakkı güçlü olanındır.

HAYALÎ : (ALAYCI) Kabadayılık ha... Belki kısa vadede güçlü, zorba olan galip gelir. Ama uzun vadede? Bakın İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden elli yıl geçmesine rağmen tarih hâlâ Hitler’i yargılıyor. İran’lı bir şair Firdevsî, Şehname adlı eserinde şu öğüdü verir. “İnsanlar bir kaplan huyuna bürünerek birbirlerini yok etmeğe kalkışmazlarsa yer yüzü onların başlarına ne dar olur, ne de zindan”


ASKER : (KÜÇÜMSEYEREK) Sizin bu ıssız bozkıra gönderilmeniz başkalarının yargısı sonucu olmasın ? Yoksa kendi kendinizi yargılayarak gönüllü bir sürgünlüğü mü seçtiniz ?


HAYALÎ : Bilmem, hiç düşünmedim. Bakın buraya yılda üç tren gelir. Bu istasyonda yirmi dakika kalırlar. Ben bu yirmi dakika içinde trendeki yolcularla savaşın felsefesini yaparım. Tıpkı sizinle yaptığım gibi.


ASKER: (SUÇLAYICI – SESİNİ YÜKSELTİR) Siz savaşın felsefesini yapmıyorsunuz? Beni yargılıyorsunuz? Bakın madalyama bakın. Madalyam sizin için bir anlam ifade etmiyor mu?


HAYALÎ : Çocukken etkilerdi. Madalyanızı herhalde karınıza da göstereceksiniz ?

ASKER : (KENDİNDEN EMİN – GURURLU) Elbette.

HAYALÎ : Bana kalırsa göstermeyin. Bu çok zalimce bir tanıklık olur.


ASKER : (ÖVÜNÜR) Ben bir kahramanım.

HAYALÎ : Anneniz yaşıyor mu?

ASKER : Yaşıyor. Onu o kadar özledim ki.


HAYALÎ : Peki siz savaşa gönüllü olarak katılmak istediğinizde tepkisi ne oldu?


ASKER : “Oğlum, Tapagonya’lılar insan değil mi? Onlara da yazık” dedi. Dedi ya, devletimizin prestiji söz konusuydu. Tapagonya’lılara özgürlük getiriyoruz.


HAYALÎ : (SAKİN) Umarım sadece kolunuz ve bacağınızdaki yaralar değil, yüreğinizdeki yaralar da tedavi edilir. Biz sizin gibi çok büyük bir ülke değiliz. Ama yedi asırdır bu topraklarda kurduğumuz ve koruduğumuz bir medeniyetimiz var. Bu medeniyet din, dil ve ırk ayrımı yapmaz.

ASKER : Belki de haklısınız. Ama durumu bu trendeki bütün yaralı askerlere izah edebilir misiniz ?


HAYALÎ : Karım şairdir. Onlara bir şiirini okuyacak. Az sonra.


EFEKT : ŞİİR OKUNURKEN FONDA MAKİNELİ TÜFEK VE BOMBA SESLERİ







ŞULE : SAVAŞ VE BARIŞ

Savaş
Düşsel
Ve gökyüzü gibi soyuttu çocukken
Ne bataryalı radyolarda gece yarısı bildirileri
Ne siyah beyaz fotoğraflarda
Dokunaklı çocuk ölüleri

Tarihin savaş adlı kırımında
İnsan insanın kurdu

Veremli kızlar Berlin sokaklarında
Anna Frank
Tanya

Son kez annelerini öptüler
Bıraktılar oyuncak askerlerini

Öldüklerinde üstlerinde çıkan şiir

“Bekle”
dönmediler
bizler için savaş
gökyüzü kadar soyuttu çocukken
ya da uçurtmalarımızın gökyüzünde çarpışması
bir nebülöze akan kuzey yıldızı

Biz savaş görmeyen mutlu kuşak
Defne dalı süslesin alınlarımızı.

ANONS : (EKOLU) Temerküz adlı tren iki dakika sonra istasyonumuzdan ayrılarak sahra hastanesi yönüne hareket edecektir. Yolcuların yerlerini alması rica olunur. Dikkat !

EFEKT: ÜÇ TİZ TREN DÜDÜĞÜ SESİ – HAREKET HALİNDEKİ UZAKLAŞAN TRENİN SESİ FONDA GİT GİDE AZALARAK KAYBOLUR:

GEÇİŞ MÜZİĞİ

ŞULE: Birinci treni uğurladık. Ağır yaralılar da vardı. Savaş bir yana, hayatta yara alan ne kadar insan var. Galiba en ağırı ruhlarımızdaki kabuk bağlayan yaralar. Askerlerin çoğunun yaraları sahra hastanesinde tedavi edilecek, acıları azalacak. (SES YÜKSELİR) Ya ruhumuzdaki balta yaraları ? Onları kim iyileştirecek ? Kabuk bağlayan yaralarımız sargılar içinde, sargıları açmaya kalksak ne çok acı çekeceğiz. Tanrım ... Ya yaşama sevinci... Ya yaşama sevinci... Ya yaşama sevinci... Savaşlar, bombalar, katliamlar arasında. En çok çocuklara, geleceğe haksızlık edilmiyor mu? (SESLENİR) HAYALÎ Bey, İkinci tren ne zaman gelir?

HAYALÎ : (UZAKTAN BAĞIRIR) Akşama burada olur. Hazırlık yap. Kuyudan su çek. Çörekleri ısıt... Soğutucuda yeteri kadar konserve var mı?


ŞULE: Hepsi tamam. Eksiğimiz yok. Ha! istasyon seyir defterine bu gün olanları yazmayacak mısın ?


HAYALÎ: (SES YAKLAŞIR) Üçüncü tren de gelip gitsin ondan sonra. Eskiden ne kolaydı! Seyir “defterinde yeni bir şey yok” diye özetlerdim. Galiba hayatı özetlemek bana daha kolay geliyordu. Ayrıntılara girmeden. Savaş sırasında silahlara veda edilinceye kadar her gün bir şeyler yazardım. (ÜZGÜN) Gençtim enerjiktim o zaman. Kocaman dağlar ufalırdı gözümüzde. Şimdi küçücük tepeler bile aşılmaz dağ gibi.


EFEKT: ÜÇ TİZ DÜDÜK SESİ – TRENİN HAREKET HALİNDEKİ SESİ GİT GİDE ÇOĞALIR – SONRA GİT GİDE AZALARAK FONDA KAYBOLUR.


ANONS (EKOLU): Dikkat! Dikkat! Hülya adlı tren istasyonumuza gelmiştir. İstasyonumuzda yirmi dakika kalacaktır.


ŞULE: (SES UZAKTAN) Çok şükür. İkinci tren de geldi. Şairlerle dolu bir tren. Tam otuz şair var trende. (HEYECANLI) Ah! Ne kadar heyecanlıyım... (İYİMSER) Mutlaka çağının tanığı şairlerle karşılaşacağım.


HAYALÎ: (SES YAKINDA) Hayal kırıklığına uğramandan korkuyorum karıcığım. Çağının tanığı şairler bundan otuz kırk yıl önceydi. O şairler doğruları söylemekten korkmazlardı. (ES) Halk ile aralarında bir uzaklık, bu günkü gibi bir uçurum yoktu. Ben Mülkiye’de öğrenciyken şiirler stadyumlarda kalabalıklar karşısında okunurdu.

ŞULE : ( SESİ YAKLAŞIR) Futboldan fırsat varmış demek ki o zamanlar.


HAYALÎ: Haydi! Tren durdu, yolcularla ilgilenelim. Biliyorsun şairler alıngan olur. Gecikmemizi yanlış yorumlayabilirler. Yine de onların bazı gazete ve dergilerdeki demeçleri önemseniyor. (ALAYCI) İstasyonumuz hakkında kötü bir şey söylesinler istemem.


ŞULE : Hoş geldiniz... hoş geldiniz...


İKİNCİ ŞAİR : (ABARTILI) Bozkırda bir kadınla karşılaşmak. Bu tenhalık bu ıssızlık içinde. Ne güzel. Kadınlar doğrusu şiirlere konu olmayı hak ediyorlar. Kadınsız bir dünyayı tasavvur edebiliyor musunuz azizim ?


ÜÇÜNCÜ ŞAİR : “Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım”


BİRİNCİ ŞAİR : (MIRILDANARAK) Bu bozkır, bu yalnızlık, istasyon bekçisi ve karısı. İşte gerçek şiir bu

BİRİNCİ ŞAİR : Azizim yeni bir evlilik yapacağınız doğru mu?


İKİNCİ ŞAİR : Elbette. Şarabın eskisi kadının yenisi . (GÜLER)


ÜÇÜNCÜ ŞAİR : Elbette. Aslında bu korkunç bir durum. Turgenyev’in bir romanında, roman kahramanlarından biri şunları söyler. “Bir Doktor kırk şaire bedeldir”

HAYALÎ : Şiir yararsız bir şey belki de.

ŞULE : Yararlı olup olmadığı tartışılabilir. Ama şiir değerli.


HAYALÎ : Yolculuk ne tarafa bayım ?


ÜÇÜNCÜ ŞAİR: Kıyı kente. Bir şiir şölenine davetliyiz. Daha doğrusu kralımız tarafından davet edildik. Hem kıyı kent güzel kadınlar ve nefis şaraplar demek.


HAYALÎ : Ne garip daha on yıl öncesi kralımız şairleri hapse atardı.


HAYALÎ: Siz şairler bir bakıma şanslısınız. Can sıkıntısı çekmezsiniz. (ES) Bir istasyon bekçisinin can sıkıntısı ne demektir bilir misiniz bayım ? Ama son zamanlarda şiir iyice soyutlaştı; toplumla, yaşamla bağı koptu. (ALAYCI) Duyduğum kadarıyla şairlerin okuru kalmamış. Şairler birbirlerinin şiirlerini okuyorlarmış. Benim eşimin de bazı şiir denemeleri var. (SESLENİR) Şule gelir misin lütfen.


ÜÇÜNCÜ ŞAİR : İşte mucize diye buna derim ben. Bu ıssız bozkırda bir kadın şairle karşılaşmak. Şiirlerinizin teması nedir ?


ŞULE: (ÇEKİNGEN) Büyük kentin insanlar üzerinde yarattığı sıkıntı, mutsuzluk ve ağırlıklı olarak insanlar arasındaki iletişimsizlik.


İKİNCİ ŞAİR: Bir kent kaçkını olmalısınız. Godot’yu mu bekliyorsunuz? Bu ıssız bozkırda özgürlük bile ağır bir yük halini almıyor mu? Belki de doğru olan insanlara doğru koşmak...


ŞULE : (ÇEKİNGEN) Godot’yu beklemiyorum. Benim de amacım insanlara doğru koşmak aslında. Ancak bunu şiirle başarıyorum. Bakın bir mucize oldu, otuz şairle birden karşılaştım.

ÜÇÜNCÜ ŞAİR: (KÜÇÜMSEYİCİ) O zaman şairlerin uğrayacağı umutsuz güzergahları da göze alıyorsunuz, demek.


ŞULE : ( GÜVENLİ) Bu bozkırda yirmi yıl yaşamayı göze alabildiğime göre.


HAYALÎ: (HÜZÜNLÜ) İnsanlar tren rayları gibi yan yana ama birbirinden ayrı ve uzaklar.


BİRİNCİ ŞAİR : Siz yalnız mısınız ?

HAYALÎ: (HÜZÜNLÜ) Godot’yu bekleyecek kadar değil. Her yıl bu üç trenin gelecek olmasını bilerek beklemek. Trendeki yolcularla savaşın felsefesini yapmak umudu.

BİRİNCİ ŞAİR : Şimdi de şiirin felsefesini yapıyorsunuz.

HAYALÎ: Şiirin felsefesini yapmak, savaşın felsefesini yapmak daha iyi ve daha güzel.

BİRİNCİ ŞAİR : (HÜZÜNLÜ) Bir istasyon bekçisinin yalnızlığıyla, bizlerin fil dişi kule yalnızlığı aslında aynı şey

ÜÇÜNCÜ ŞAİR : (UKALACA) Bir trende otuz şair varsa asla şaheser yaratılamaz.

İKİNCİ ŞAİR : Bizler de bekleriz sizin gibi. İlham perilerini bekleriz. Sonra bir kuğuya rastlamak gibi nadir anlar. (HEYECANLI SESİ YÜKSELİR) Şiir gelirken yaşadığımız vecd anı. Ruhun şahlanışı. O zaman dünyanın hem içinde hem dışındayızdır.

BİRİNCİ ŞAİR : Sanki ellerimiz bulutlara değer.

ÜÇÜNCÜ ŞAİR : Yıldızlara bile değer.

HAYALÎ: (MIRILDANIR) Otuz şair bir trenle geliyor. Bozkırda istasyon bekçisi ve karısıyla karşılaşıyor. Bu hayatın gizli bir şuuru mu, yoksa rastlantı mı?

ANONS (EKOLU) : Dikkat... Dikkat Hülya adlı tren iki dakika sonra hareket edecektir. Yolcuların trene binmeleri rica olunur. Dikkat! Dikkat!

ŞULE : (UZAKTAN) Kampana çaldı. Tren hareket edecek. İyi yolculuklar.

BİRİNCİ ŞAİR: (SESİ UZAKLAŞARAK) Hoşça kalın. Her şey için teşekkürler. Başkente gelirseniz görüşelim Şule hanım. Biliyor musunuz dünyaya yeniden gelecek olsam yine şair olurdum. Kayıp bir hayata ağıt yakmak olsa da şairlik. Sınıf arkadaşım bakan oldu.. Ben dördüncü baremde bir devlet memuruyum. Tüm bunlara rağmen şairlik çok güzel bir şey.


EFEKT: ÜÇ TİZ TREN DÜDÜĞÜ SESİ – TRENİN HAREKET HALİNDEKİ SESİ UZAKLAŞIR.


ÇOCUK : (SESİ DIŞARIDA) Bayım, bayım! Gazete, gazete atar mısınız ?


BİRİNCİ ŞAİR: (SES İÇERİDE) Ne istiyor şu koşan çocuk ?


İKİNCİ ŞAİR: Gazete istiyor.


ÜÇÜNCÜ ŞAİR : Bende daha iyisi var. Şu porno dergiyi atalım. (GÜLER)


BİRİNCİ ŞAİR : (SES İÇERİDE) Hey arkadaş al bakalım.


ÇOCUK: (SES DIŞARIDAN ) Teşekkür ederim bayım. Teşekkür ederim.

HAYALÎ: (HÜZÜNLÜ) Sanki onların uğradığı güzergâhlara yıllar önce ben de uğramış gibiyim. Her yenilgiden sonra biraz daha geri mevzilere kaçtım. Bu istasyon benim son mevziim, tutunduğum son kale. Başka bir bozgunu ve başka bir yenilgiyi göze alamam artık... Bu istasyon benim yazgım.


GEÇİŞ MÜZİĞİ

EFEKT: FONDA TRENİN HAREKET HALİNDEKİ SESİ OYUN BİTİNCEYE KADAR HAFİFÇE DEVAM EDER.


HAYALÎ: Bir rüya gördüm, müthiş bir trendeydim. (ES) Ne kadar süredir bu trendeydim ? Değişen zaman mı, yoksa trenin penceresinden bakıldığında değişen görüntüler mi ? (ROMANTİK) Anımsadığım, trene adım atar atmaz duyduğum çiçek, papatya, sözcükleri ya da bunlara ilişkin bir kokuydu. (YAKINARAK) Yolcuların gözlerinde büyük uçurumlar, karanlık döneyenler yoktu. Hepsi akça yüzlüydüler. Mumya yüzleri, eski çağ canavarlarını çağrıştıran ürkünç imgeleri tanımıyordum daha. Yüreğim kuşkulu değildi. Sabahı, gün aydınlığını gözlerimin mutlu çizgileri arasına yerleştirmiştim. (YADIRGAYICI) En tuhafı, bulunduğum trende hiç suç işlenmiyordu.

(BİR GİZİ AÇIKLAR GİBİ) Yolculuğun üçüncü günü, trenin mutlandırıcı seyir defterinde küçük bir gölge belirdi. Helâya gitmiştim. Helâ tavanının örümcek ağıyla dolu olduğunu gördüm. Örümceği öldürmeyi tasarladım. (UKALÂCA) Ancak trende suç işlenmediğini, kurallara karşı gelinmediğini anımsayıp, bu kararımdan caydım. Yalnız süpürgeyle helânın tavanını örümcek ağlarından temizledim. Tam dışarı çıkmak üzereydim ; helâdaki aynanın alt köşesinin buğulandığını fark ettim. Yüzümün bir bölümü aynada silik olarak yansıyordu. Küçük bir kuşku (ES)

(GİZEMLİ VE ENDİŞELİ) Ertesi gün yeniden oraya gittiğimde bu kuşkum kaygıya dönüştü. Bu kez tavanla birlikte duvarlar da örümcek ağıyla kaplamıştı. Tuvalet aynası buğulanmıştı. Buğulanmadan çok, kirli bir simyayla örtülmüştü.Yalnız ağzımın ve çenemin bulunduğu yüzümün alt bölümü aynada seçilebiliyordu. Gözlerimin biri de belirsizdi.


Tren ilk istasyona vardığında, beş günlük zamanı yarıda bırakmıştık. Bir süre sonra ikinci trene aktarma olduk.

İkinci tren daha büyük olmasına karşın çocuklara özgülenen oyun odaları küçültülmüştü. Ayrıca uçurtmaların trene alınmasına izin verilmiyordu. (ŞAŞKIN) Ayrıca ilgimi çeken konulardan biri de çocukların hepsinin bıyıklı olmalarıydı. Trenin bütün odalarında iki resim asılıydı. Trendeki görevliye bu resimlerin ne anlam taşıdığını sordum.


GÖREVLİ : “Bu resimler geçmişteki vahşi bir uygarlığın simgeleri”


HAYALÎ : ”Neden bu resimleri bütün odalara asma gereği duydunuz ?”


GÖREVLİ : “- Trenimizin yasalarından birinin simgesidir de. Yolculuk bazen sıkıntı verir. Tek düzeliği bozmak için yolcular sık sık ölümüne kavga ederler. Bu güne kadar bilet denetimi yapmaktan çok, kavgada ölen yolcuları toplayıp manken odasına taşıdım.”


HAYALÎ: (HAYRET NİDASI – HEYECANLI) “Korkunç bir şey bu! Trende yolcular birbirini öldürüyorlar öyle mi ?” (ES)


GÖREVLİ :”Evet, aslına bakarsanız şirketimizin düzenlediği bir eğlence. Salt değişiklik arzusu. Biraz da merak uyandırıcı işleviyle trendeki tekdüze yolculuğa egzotik bir görünüm kazandırıyor. Şirket ölümü eğlenceli kurallara bağladı. Örneğin bir gün, baştaki üç vagonda bulunanlara sarı boyalı yemeklerden sunarız. Diğer yolculara da mor boyalı yemeklerden. Akşam trenin dinlenme salonundaki videoyu izleyebilmek için bütün yolcularımız toplanır. (ALAYCI) Bu yıl en uzun bacaklı güzel yarışmasında birinci olan, filân feşmekân hanım (Bir de film çevirdi) videoda görünür, elinde sarı boyalı yemekle dolu tabağı uzatır, dişlerini gösterir iri kirpiklerini kıpırdatarak sesinin en çarpıcı tonuyla.

“Sarı yemekten yiyenlerin dişleri daha asildir.” Der.

Bunun üzerine kıskançlığa kapılan mor boyalı yemeklerden yiyenler, sarı boyalı yemeklerden yiyenlere saldırır.”

HAYALÎ: Tren görevlisi bu açıklamasını henüz bitirmişti ki yolculardan birinin elindeki çiçek demetini gördü.


GÖREVLİ: (AZARLAR) “Sakın ha... Bu trende çiçek bulundurmak yasaktır. Yumuşak hoş kokular eski yolcularımızı rahatsız ediyor.. Öteki yolcular gibi, tabanca, bıçak , bukağı getirebilirsizin. Gerçi trenimizin tanıtma yazılarında bu hatırlatılmıyor. (BİR GİZİ AÇIKLAR GİBİ) Ancak önceki istasyonlarımızda bunları gizlice edinme olanağı var. Edinemeyen yolculara da gizlice biz veriyoruz. (UYARICI) Bir de sakın unutmayın, burada bulunduğunuz sürece yüksek sesle konuşun, sesinizin çıktığı kadar bağırın. Öyle ki sesiniz çığlıklara dönüşmeli. Çığlıkların ulumuyla oluşan karanlık bir senfoni. Bir uyarı daha, pencereden dışarıyı seyretmek kesinlikle yasaktır. (TEHDİT EDEREK) Seyreden yolcularımızı kendimize özgü yöntemlerle saptıyor, ve tecrit odasına alıyoruz. Şirketimizin yöneticileri, yolcuların dışarıyı seyrettikleri zaman, trene binmeden önceki insancıl duyarlığa, insan sevgisine yeniden kavuşabileceklerinden kaygı duyuyorlar. (ONAYLAYICI) Hakları da yok değil hani! Bunun, dışarıyı seyretmeyen öteki yolcular üzerinde olumsuz bir etkisi oluyor. Fakat şirket buna karşı köklü önlemler alma yolunda. Işık, renk, koku geçirmeyen pencere camlarını bir yabancı şirkete ısmarladı. Zamanla buradaki öldürme edimini, vahşi kuralları sez de benimseyeceksiniz.”

EFEKT : ÇOK KISA BİR SÜRE TREN SESİ YÜKSELİR SONRA FONA GEÇER


HAYALÎ: İkinci trende kaç gün geçirdim bilmiyorum. Zamanı kavrayamadığımı hissediyorum. Trenin raylardan devinen öfkeli tekerleklerinin çıkardığı tok sesleri işittim yalnız. Tren yeni bir istasyona daha geldi. Diğer üçüncü yolcularla birlikte bekletilmeden üçüncü trene aktarma olduk.

Üçüncü trenin salon ve odaları büyük odalarla kaplıydı. Aynalardan birisinin karşısına geçtim. Ansızın şaşırdım.

HAYALÎ : (PANİK İÇİNDE) “Bu ben değilim...”


GÖREVLİ: (KENDİNDEN EMİN) “Hayır sizsiniz”


HAYALÎ: (HAYRET İÇİNDE) “Fakat nasıl olur? Yıllardır aynaya bakarım. her sabah, her akşam, hatta geceleri. Bu benim yüzüm değil (HEYECANLI) Gözlerim bu denli karanlık değildi. Bakışlarımda öfkeden eser yoktu. Yüzüm bembeyazdı. Şaka yapıyor olmalısınız. Bu aynalar lûnaparklardaki aynaların benzeri olmasın !”


GÖREVLİ: (KENDİNDEN EMİN) “Aynada yansıyan yüz sizin yüzünüz sayın yolcu. Kendinizi ve beni kandırmaya çalışmayın. Bakınız bellek nankördür ve belleğiniz kendi gözlerinizi bile hatırlatamıyor size. Bu trene gelinceye değin iki tren değiştirdiniz. Önceki trenlere ayna koymadık. Anımsarsanız yalnız ilk trendeki helâda ayna vardı. Yolculuğun ikinci gününden sonra oradaki tek aynayı da buğulandırıyorduk. Yolcular aynaya bakarak değiştiklerini fart etmesinler diye.”


HAYALÎ: (PANİK İÇİNDE) “Ellerimde kan lekeleri var sayın görevli! (KUŞKULU) Galiba ilk trende helâda gördüğüm örümceği öldürdüm, onun kanı olmalı. (ES)


GÖREVLİ : “Hayır! Evet, ilk trende gördüğünüz örümceği bir an için öldürmeyi tasarladınız. Fakat bir örümceği öldüremeyecek kadar merhametlisiniz. Dahası, ilk trende suç işlenmediğini de biliyorsunuz. Ne olduysa üçüncü trende oldu. (MERAK ETTİRİRCESİNE) Hatırlamaya çalışın. Öldürme eğitimi yaptığınız manken odasından çıkınca yolculardan ikisini öldürdünüz. (ES)

HAYALÎ : (YÜKSEK SESLE – HEYECANLI) “Hayır, hatırlamıyorum! Bu imkânsız.”

GÖREVLİ: (ISRAR EDEREK) “Hatırlayacaksınız sayın yolcu! Size bunu kanıtlayabilirim. Trende yolculuğun her anı videoya alınıyor. O sahneleri görmek ister miydiniz ?


HAYALÎ : (BİTKİN –KÖTÜMSER – KEKELEYEREK) “Hayır, görmek istemiyorum. Hiçbir şey belirgin değil belleğimde. Evet değiştim. Yalnız ilk trene bindiğimde çiçek kokuları duyumsamıştım. İnsanlar sevecen yüzlüydüler. İstencim dışında bir trenden diğerine sürüklendim. (ÜZGÜN) Geri dönmeyi düşündüm mü bilmiyorum ? O kadar dalgındım ki... (ARA)

(HEYECANLI) Ya dışarıdaki sesler ? Bir kalabalığın gittikçe yaklaşan sesleri ? O sesler nedir?


GÖREVLİ : (DİNGİN MÜŞFİK) “Onlar bu trene binmek için konuşanların sesleri. Bu yolculuğu öylesine istiyorlar ki, düş kırıklığına uğrayacaklarını bilmiyorlar. Sizin için de başlangıçta durum böyle değil miydi? Bu yolculuğa çıkmayı ne kadar istediğinizi bir hatırlayınız.


HAYALÎ: (PİŞMAN) “Evet bu yolculuğu çok istemiştim. ((HAYRET İÇİNDE) Fakat güzel, düşsel bir yolculuk olacaktı. Şirketin tanıtma yazılarında durum böyleydi.”


GÖREVLİ: “Şirketin tanıtma yazılarında, yolculuğa çıkanları imrendiren sürüyle çekici sözler vardır. Fakat hepsi de göstermelik. Yolcuları kandırmak için tüm bunlar. Yolculuk süresince yaşamanızı sürdürebilmeniz için yalnız yüzünüzün değil, yüreğinizin de körelmesi gerekir. (ALAYCI) Yakınmaya hakkınız yok burada özgürsünüz. Yemek, içmek, kavga etmek, öldürmek, korkutmak özgürlüklerine sahipsiniz. Yalnız bu trende sevgi, aşk, acı, ölüm gibi evrensel değerlerin özgürlüğü yoktur.”

HAYALÎ: (ŞAŞIRMIŞ) “Fakat trende acı çeken mutsuz insanlar var. Sonra korkunç ölümler. Her gün insanlar ölüyor. Acı ve ölüm de burada bir değer... “ dedim görevliye.
GÖREVLİ: ( KENDİNDEN EMİN) “Mutlak değer değil. (ES) Bakınız ölüm de, acı da sevgi de mutlak değerlerdir. Ama bu trende mutlak değerler yoktur.

HAYALÎ: (YILGIN) “Burada bize sunduğunuz özgürlükler aşksız, sevgisiz, düşündürmeyen özgürlükler, birer özgürlük değil. (SUÇLAR) Dahası korkusuz yaşama hakkı olmadan nasıl özgürlüklerden söz edebilirsizin? Korkuların, acıların, düş kırıklıklarının kol gezdiği bu trende özgürlükten söz edilebilir mi?

GÖREVLİ: “Bir seçim hakkınız var”

HAYALÎ: ( UMUTLU) “Nedir?”

GÖREVLİ: “Yarın tren bir köprüden geçecek. Orada tren çok yavaşlar. Ben kapıyı usulca açarım, siz de aşağı atlarsınız.”

HAYALÎ: “Seçim hakkı ölüm, hiçlik...”(ARA)

HAYALÎ: “Hayır istemiyorum. Size bir şey açıklayabilir miyim ? (DİNGİN) Bu saçma oyunun içinde olumlu bir edimde bulunacağım

GÖREVLİ: (SAKİN) “Sizi dinliyorum.”

HAYALÎ: (MERAK EDEREK) “Yabancı bir şirkete ısmarladığınız pencere camları, ışığı, renkleri, kokuları geçirmiyor; ya sesleri ?”

GÖREVLİ: (KENDİNDEN EMİN) “Bilim henüz seslerin duyulmasını önleyen pencere camları yapabilmiş değil.”

HAYALÎ: “Bir de sayın görevli, trende bulunduğunuz sürece bağırabilirsiniz demiştiniz.”

GÖREVLİ: “Evet...”



HAYALÎ: “O zaman beni iyi dinleyin bay görevli! Trenin ardından koşan kalabalığa sesleneceğim... Geriye dönünüz ! Sizi kandırıyorlar! İnsanın bu trende değeri yok. Evrensel değerler de yok. Önemli olan turizm şirketinin çıkarları. (SES YÜKSELİR) Tanıtma yazılarına kanmayınız! Geriye dönünüz bu bir cehennem trenidir. (ES)

EFEKT: ÜÇ TİZ DÜDÜK SESİ – ÖNCE HAREKET HALİNDEKİ TRENİN SESİ- GİTGİDE AZALARAK KAYBOLUR.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 14, 2007 10:55 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Teşekkürler…

Biraz Kafka.. çokca Beckett… Ama kesinlikle sağlam diyaloglar ve iyi oluşturulmuş bir kurgu var!
Meraklısı için bir dip not:


Alıntı:
Beckett’in ilk oyunu GODOT'YU BEKLERKEN daha ilk oynandığı yerde uzun tartışmalara yol açmış, düşünsel içeriğinin yoğunluğu ve anlatımının soytarı geleneğine yakınlığı yüzünden, PASCAL'ın Düşünceler'inin Fratellini palyaçoları tarafından bir müzikhol gösterisi biçiminde sergilenmesi olarak tanımlanmıştır.

Beckett'in oyun kişileri kendilerini, anlayamadıkları bir konumda, ağlamakla gülmek arası bir durumda bulurlar... Bu kara güldürü havası Beckett'in oyunlarında olduğu kadar romanlarında da rastlanan yoğun umutsuzluğun ve karamsarlığın dengelenmesini sağlar ve ortaya ilginç bir acıklı güldürü türü çıkarır. Olayların geçtiği çevrenin çarpıcı yalınlığı da, ele alınan kişilerin kimliklerini yitirmekten duydukları acıyı, bir türlü kurtulamadıkları o belirsiz suçluluk ve umutsuzluk duygusunu ayrıca pekiştirir.

GODOT'YU BEKLERKEN'de iki aylak sirk palyaçosu çıplak bir sahnede, kim olduğunu bilmedikleri Godot adlı birini beklemektedirler. Oyun kişileri listesinde adları Vladimir ve Estragon olarak belirtilen bu iki arkadaş birbirlerini Didi ve Gogo diye çağırırlar.

Birinci bölümün sonunda Godot'nun gelmeyeceğini bildiren haberci çocuk ise Vladimir'e dönerek Monsieur Albert diye hitabeder. Oyun boyunca bu iki kişinin beklemekten başka işleri yoktur. Zamanı geçirmek için türlü yollara başvururlar: Bir yandan geçmişlerini hatırlamaya çalışırlarken, bir yandan da Godot konusundaki olasılıkları tartışırlar, birbirlerine fıkralar anlatırlar… Kutsal Kitap'tan hatırlayabildikleri sözleri söylerler, yemek yerler su dökerler.

Pozzo adlı bir adamla Lucky adlı uşağının gelmeleri, bu bekleyiş içinde onlar için önemli bir yeniliktir. Ancak efendi ile uşak arasındaki ilişkinin insanlık onurunu aşağılayıcı niteliği, onlarda avuntu yerine yeni bir korku ve tiksinti duygusunun belirmesine yol açar.

İkinci perdede ağaçta dört beş tane yeşil yaprak açtığı görülür. Oysa Didi ile Gogog'nun bekleme güçleri azalmış, bellekleri zayıflamış, birbirlerini avutmak için söyleyebilecekleri pek az bir şey kalmıştır. Pozzo ile Lucky yeniden geldiklerinde Pozzo'nun gözleri kör olmuş, Lucky'nin ise dili tutulmuştur.

Godot yeniden o gün de gelemeyeceğini bildirir. Didi ile Godog o gün kendilerinin ağaca asmayı denerler ama başarılı olamazlar. Birinci perdenin sonunda olduğu gibi gene oradan gitmek istediklerinin söylerler, ama bir yere kıpırdayamazlar. Bekleyiş yeniden başlayacaktır.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Öykü - Öykücüler Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok HASAN HÜSEYİN kukulkan Şairler ve Şiirleri 15 Pts Ksm 19, 2007 10:19 pm
Yeni mesaj yok Hasan Hüseyin-Grizu dereotu Şairler ve Şiirleri 2 Cmt May 26, 2007 9:11 pm
Yeni mesaj yok Hasan Hüseyin Korkmazgil anxsiyete Şairler ve Şiirleri 5 Pzr Şub 18, 2007 5:04 am
Yeni mesaj yok Öykü Yarışması ve Şiir Ödülü zulal_aydin Duyurular 0 Pts Oca 29, 2007 12:02 am
Yeni mesaj yok Karaman'ın koynu sonra çıkar oyunu aeg Galat-? me?hur 5 Cum Arl 29, 2006 5:18 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke