Tarih: Cmt Oca 06, 2007 9:06 pm Mesaj konusu: Tayy-ı Zaman
Oltayı atıyorum ırmağa ve bekliyorum. Irmağın suları çamur renginde ve hep bulanık. Hiç bir şey görünmüyor çoklukla. Yalnızca sığ aktığı yerlerde balıkların silueti beliriyor arabir. Oltayı, bir çalıdan aparmışım. Misina yerine beyaz dikiş ipi kullanmışım. En sağlamından. Bir çengelli iğneyi ucuna bağlamışım ve altı nemli bir taşın altından çıkardığım bir solucanı iğneye takmışım. Ne zamandır burda bekliyorum; unuttum. Az önce biraz yüzdüm bulanık suda. Suyun içindeyken gözlerimi açtım bir ara; ama koyu sarı renkten başka hiçbir şey yoktu içerde. Balıklar dokunuyordu vücuduma ara bir ve ürperiyordum o zaman. Daha fazla buna dayanamadığım için sudan çıktım. Sonra yarım metre yükseklikteki bu dere kenarına oturdum ve saatlerdir bir balığın oltaya vurmasını bekliyorum. Irmak kıvrılarak ilerliyor. Sola doğru bir kavis çizdiği yeri tutmuşum. Burda suyun aşındırma gücü yatağı genişletmiş olduğu için su daha durgun görnüyor. Akıntı aşağıda, yatağın darlaştığı yerde hızlanıyor. Çok aşağılarda betonerme bir köprünün silueti seçiliyor. Eski ve küçük bir köprü. Traktörler geçiyor kimi zaman. Ve küçük köylü zenginlerin arabaları. Her zaman toz kaldırıyorlar arkalarından. Kaldırdığı tozdan anlaşılıyor insanlar.
Balığın oltaya vurmasını bekliyorum; bir yandan da büyümeyi düşlerken. Su kuşlarının sesleri kulağıma çalınıyor. Su kuşları arkamdaki çayırda, yılın büyük kısmı sulak olan bu geniş arazide besin arıyor. Kurbağa ve böcekleri yediklerini biliyorum. Balık tutabilenler suya inip inip çıkıyorlar. Benden uzak duruyorlar. Hareketsiz kaldığım anlarda yanıma kadar geliyorlar ama sadece o kadar. Gözlerimi kırptığımda bile tedirgin olup ...
Saatlerdir burdayım ve büyümeyi bekliyorum. Bu aptal olta ile aptal bir balığı yakalamayı düşlüyorum. Güneş alçalmaya başlıyor. Ne de güzel olur ikindi vakitleri! İkindi vakitleri bir başka sıkılırım. Ve şimdi de ikindi rüzgarı çıkıyor. Rüzgarın uğultusuna kulak veriyorum korkuyla. Bana korkunç hikayeler anlatıyor. Suyun içinden veya az ötemdeki yarıktan bir canavar çıkacakmış gibi ...
Akşam olmadan dönüp gitmeli. Ne de sıkıcıymış bu cocukluk günleri! Aptal oltayı bozuyorum. Tekrar değnek haline getiriyorum. Akşam, sığırları ahıla kapatırken işe yarayacak. Hem, onu yerin üstünde sektirerek giderim sığırları getirmeye. Hep öyle yaparım. İpi kendine dolayıp cebime koyuyorum. İğneyi pantolonumun bir kenarına iliştiriyorum. Solucanı atıyorum ırmağa. Solucanı bir balık kapıyor hemen. Irmağın karşı tarafındaki yamacın üstünden bir tilki seğiriyor. Tilkileri seviyorum, bir çok canlıyı sevdiğim gibi. Çünkü her zaman ürkektirler ve gizemli kalırlar. Ben, tilkiyi bir masala tutturuyorum. Tilki hiçbir masalı bilmiyor.
Akşam iyiden iyiye ağırlaşmaya başladı. Yakınlarda köyümün minaresindne ezan sesi duyulacak. Köy, gök mavisi renge bürünüyor bu zaman. Köyümün çatıları sacdan. Ben köylü değilim artık. Nafile bu çaba! O büyüklerim yok artık. Onlar köyün kıyısındaki bir başka köyde. Aile yavaş yavaş taşınıyor bir başka muhite. Kır yaşamı bir rüyaymış. Sonradan öğreniyorum; birçok şeyi...
Akşam oluyor ve büyümeyi bekliyorum. Aynalara kanmıyorum. Garip bir şeymiş yaşamak! Hep sıkılıyorum. Bazen balık tutmaya iniyorum köyümün ırmağına. Aptal ve lezzetli balıklar oltama aldanmıyor. Elimde değnekle başbaşa kalıyorum. Artık sığır da yok. Kendimi dövüyorum. Tayy-ı zamanmış bu. Yeni öğreniyorum.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız