İçimde Farid Farjad! Anroozha! Nerden çıktı şimdi?
Ne zaman, nerde, hangi ortamda dinlesem; zaman duruyor, ben duruyorum… şimdi yazmalıyım diyorum… şimdi tüm anıları, gelmiş geçmiş her şeyi! Sıkıştırılmış diskler gibi; her şey, tüm kavramlar tanımlanmak için hazır bekliyor! … yaylılarda hüzünlü ezgiler..
Farjad yükseliyor... alçalıyor… toparlıyor… sonra yavaşça yayılıyor..
Şimdi yazmalıyım… içimdeki gizini çözemediğim kımıltıya uymalıyım… önceleri yalnızca coşkulu bir sevinç, hoşnutsuzluktu duyduğum… ezgili bir rahatsızlık… sözcükler usul usul girip çıktıkça, zıp zıp zıpladıkça; beynimde bir örgü, bir doku oluşturdukça kendimden geçiyorum… baş dönmesi gibi!…
Yollara çıkmalıyım şimdi.. / bu kentte ne de az yol var… / yürürken sözcükler sıralanıp, tümceler oluşacaktır.
Çağrışımlarla kendi acılarımı.. tasalarımı, çocukluğumu, tatmin olmamış yanlarımı, özlemlerimi anlatacağım... her kişide değişik yanlarımı anımsayacağım.. kıskançlığımın, kötülüğümün, bencilliğimin yanında iyiliğimi, özverilerimi, yapıcılığımı, yaratıcılığımı yaşayacağım… Yüzler yüzlere karışacak…
(Şimdi tizlerde geziniyor!… Bir müzik nasıl her şeyi bir anda tetikleyebilir!)
Bir bölünme, parçalanma, çoğalma sanki… bölüne bölüne çoğalıyorum…giderek başkalarının beyinlerini; yüzlerine, davranışlarına yansıyan düşüncelerini... düşlerini... günlük sevinçleriyle sıkıntılarıyla evlerini, çoluk çocuk ana-babalarıyla özyaşamlarını açık-seçik görüyorum…
Biliyorum ki her yazdığımda başkalarının hayatı diye biraz kendimi sunacağım… Her yüzde, her gözde; bir dönemde, bir andaki bakışımı göreceğim…
Bendeki çalkalanmaya uyarak puslu anılar belirginleşiyor, şimdiye dek unuttuğum çocukluktan kalan sevinçleri, acıları anımsıyorum… Beyin holografik bir evren parçası mı? O adamın kemanıyla benim anılar arasındaki ilişkiyi çözemedim… Tutup bunu düşünüyorum…
Yazmam gerek! Ama neyi! Hiçliğimi duyuyorum…yalnızlığımı…
Burada odamdayım ya birden kalkıp giyinip Babıâli’ye Sander’e... kitapçılara... atölyeye gidecek oluyorum… yolları yokluyorum beynimde… önce vapur, sonra tren... inince…
…akşam oluyor, kalkıp dışarı çıksam… Karaköy’e gitsem, Nursen Abla’yı iş dönüşü karşılasam sevinir… “Karaköy’de saatin altında tamam mı?” “Tamam Nursen Abla” diyorum, uslu çocuk bakışlarımla… Gene çığlık çığlığa yarınki gazeteler satılacaktır… Simitçilerin, balıkçıların, gazetecilerin sesleri birbirlerini bastırabilmek uğruna gittikçe tiz perdelere tırmanacak… ama insanların yorgunluğuyla ağırlaşıp aşağılara inecektir. Karanlıkla kalabalık da yoğunlaşacak, her otobüsle dalga dalga içeriye vapurlara akacaktır…
Orda kenardayım… gülümsemekle ağlamak arası, donuk bir kıvrılma dudaklarımda… gergin düz bir çizgi…bir uç yukarı bir uç aşağı… karikatür gibi… “ruh üşümesi” bu mu? Adalet Ağaoğlu’nun yazdığı mı?
Sen anlardın dostum, sen anlardın arkadaşım, kızım benim… Keşke yanında olsaydım… yanımda olsaydın!
Ve.. Pers folkloründen parçalara geçti… soluklandım biraz… yeniden dinlemeyeceğim…yeni bir anılar sağanağına dayanamam!
Dinledim…
Defalarca dinledim…
Ama benim Anroozha’m başka… Öyle değil mi?
Sonra bir yazıya daha dönüştü o müzik… girişteki piyano sesi yağmur damlalarına… kemanın girişi bir kapı açılımına dönüştü…. Anılara daha derin daldım… yol aldım… perde perde…
Çok garip bir etki!... bir dönem Albioni... Enigma...Verdi'den aryalar.. Vivaldi'den bazı parçalar... daha daha... vee Anroozha!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız