Çok garip, gün içinde o kadar şey düşünüyorum, onca şey hayal ediyorum; hangi birisi gün sonuna dek yaşıyor? Gün sonu mu? Saçmalama! Beynin o düşünceyi yada hayali takip etmeyi bıraktığı anda ölüp gidiyor o şeyler. Sakarca çarpıp, özür bile demeyi akıl edemeden geçip gittiğim şeyler hepsi. Neden zihinde tutulamuyor hiçbir şey Allah'ım? Son sürat giderken, çevredeki nesnelerin muğlaklaşıp bir hayale dönüşmesi gibi bir şey bu. Şüphesiz varlar, fakat orada. Yalnızca orada ve ben onlardan uzaklaşıp duruyorum. Durmak imkansız. Bir gün bir dostuma sordum: Lise yıllarını anlatıp duruyorsun. Üzerinden ne kadar geçti o yılların? 'On, oniki yıl.' Şimdi otuz diyelim yaşına. Bir o kadar sene daha geçinde kırksın. Sonra bir o kadar daha, elli. Sonra altmış, yetmiş. İşte ölümün arefesindesin. Hayat on'ar on'ar gidiyor. Bu seni ürkütmüyor mu? Bana boş gözlerle baktı dostum. Anlamış fakat hissetmemişti söylediklerimi. Çıkışırcasına 'Hayır, niye ürkütsün ki?' dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Nasıl ürkmediğine şaşırdım yalnızca. Demek ki dünyanın dönüşünden sarhoş olan bir tek bendim.
Lanet olsun! Ne önemi var ki bunun? Yaşayıp gidiyoruz işte. O da öyle demişti: 'Yaşayıp öleceğiz. Bu kadar basit işte! Ama ben de bu basitliğe şaşıyorum. Onca ödevin varlığı değil düşündüğüm. Şüphesiz herhangi bir şeye inanan da bir sürü ödev çıkarır kendisine. Bundan daha öte bir şey. Bazen başka bir hayatın mümkün olduğunu düşünüyorum. Başka bir hayatta yaşadığımı şimdi hissedebilir miyim acaba? Değil mi ki Wittgenstain hayatı idrak için savaşa gitmişti. Orda ölümü görmek, yakından hissetmek için. Zira ölümdür hayatı anlamlandıran. Witt'ten önce ben de düşünüyordum bunları. Lanet olsun, şu üstümdeki görevler olmasa, ne güzel ölecektim belki. Elinde silahla, bir oyun oynar gibi, ordan oraya kaçarak, yalnızca 'yaşa ve yok et' desturuna sadık kalarak, ve üstün biçtiğin amaçlar doğrultusunda ölmek için yaşamak.. Onun dışında kaç kez ölümü düşündüm Allah bilir. Ölüm üstüne akıl yürüttüm, mısra karaladım ve hatta ölünün üstüne toprak bile attım. Ama hayır, hiç birinde ölemedim. Ölmüş gibi dahi yapamadım. Bazen battaniyeyi çektim, dümdüz uzanmış vücudumun üstüne. Nefessiz kaldım içinde. Ama kendimi dışardan göremediğim için amaç yine hasıl olmadı. Ama bir gün.. Evet, o gün bir sancı belirmişti sol göğsümde. Kalbim ölüm korkusuyla deli gibi atmıştı. Heyecan içinde dinledim ağrıyı. Ve gümleyen kalp atışlarımın gümbürtüsüne odaklandım. Hemen yarın gözlerimi toprak içinde açabilirdim. Mezar karanlığı hiç bir şeye benzemez herhalde. En karanlıktır orası. Yarın orada, o karanlığın içinde olabilirdim şimdi. 'Ölmek istemiyorum!' Sonra beyazlaşan yüzünü görmüştü arkadaşların. Durumu anlatmış ve korkuyla sormuştun. Soğuktan göğüs kaslarına bir ağrı girmiş olabileceğini sen söyledin. Doğruydu da. Daha önce de diğer göğsünün kaslarına ağrı girmişti. Ama kalbin orda olmadığı için bu kadar paniklememiştin. O zaman da ciğerlerini düşünmüştün gerçi. Ama arkadaşların senin düşüncelerine hak verince rahatlamıştın. İşte böyledir ölüm. Kendisi varlığını gerçekleştirene kadar uzaktır bize. Havadaki kuş. Hatları belirsiz. Lanet olsun! Bunları düşünmek neye yarayacak ha? Acaba bir Çin'li olsaydım yaşamım nasıl olurdu? Çekik gözlü, tıknaz bir pirinç yetiştiricisi. Bambaşka hayaller, amaçlar. Övündüğüm tarih bile başka olacaktı, ne garip. Barbar Türkler diyecektim tarihe dönüp baktığımda. Canın cehenneme dostum, bu nerden çıktı şimdi? Barbar Türk olmaktan mutluyum oysa. Kim ne sanırsa sansın. Korkularından öyle uydurmuşlar. Ne güzel işte. Haşmetimiz ve heybetimizden kaynaklanıyor korkuları. Lanet olsun! Düşündüğün şeylere bak. Ömründe kaç kişi böyle saçmasapan düşünür. Nerden biliyorsun kimsenin bunları düşünmediğini? Bir dakika. Az önce ne dedin sen? Lanet olsun! Amerikanlılaşma ha! Binlerce izlediğin filmlerden arta kalan şey işte bu. Damn it! Lanet olsun. Hoşuna gidiyor değil mi? Kaç kez özdeşleştin onlarla? Hayır, hayır. Herkes benim gibi. Filmlerde gördükleri herhangi bir repliği, yada bir sahneyi yaşatır insanlar. Bunun şu yada bu ülkeden kaynaklanması neyi farkettirir? Çok şeyi oğlum. Karşı çıktığın kültürel yozlaşmaya ne oldu? Hepimiz bir yanımızdan çamura bulanmışız işte. En son ne zaman kendin olarak baktın? Kafanda yaşattığın kimdir? Hayır, artık bu sözcük benim. Lanet olsun işte, lanet olsun. Lanet okumanın burda kötü olduğunu biliyorsun. Boşver şimdi bunları.
Düşünüyorum da, belki de hayat ta böyledir ha? Ölünce dersin ki 'Acaba hepsi bir iç konuşma mıydı?' uzanmış öyle sırt üstü yatarken. Baksana, yaşadığın şeylerin hiçbiri yanında değil şimdi. Onlar seni terketmedi, sen terketmek zorunda kaldın. Sürekli ilerliyorsun çünkü. Zaman dostum, zaman. Zaman bineğindesin. Aç gözlerini. (Zaman sen misin? Düşün bunu.)
Sahi neden yazdın bunları? Uçup gitmesinler diyeydi değil mi? Uçup giden sendin, unuttun mu? (Onlar da uçup gitmiyor mu?) Yazı, hayata demir atmaktır dostum. Lanet olsun, demir atsan ne olacak sanki? Sen dostum, sen! Kimin trajedisini okumakla yaşadın ki?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız