Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 104 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

ADONİS


ADONİS

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Arl 06, 2006 10:58 pm    Mesaj konusu: ADONİS Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
Bu söyleşi Détours d'écriture, Adonis özel sayısı, Editions Noel Blandin, Paris 1991, Ss.168-175) ten alıntıdır... Çeviren Özdemir İnce


Toprak bir temel öğe olarak şiirlerinizde önemli bir yer tutuyor. Doğduğunuz toprağın şiirinizdeki etkisi bunca önemli mi?

1930 yılında Suriye’de, Lazkiye yakınlarında çok yoksul, ücra bir köyde dünyaya geldim. Köyün adı Kassabin… yoksul ama Akdeniz’e yedi kilometre uzaklıkta olduğu için ışık bakımından oldukça zengin bir yer. Ne var ki, varlıkların ve doğayı oluşturan öğelerin algılanması bağlamında Kassabin’li küçük bir köylü olarakl kalmama karşın nesnelerin özüyle doğrudan ilişkimin köylü özünü korumasına karşın, demek istiyorum toprak benim için doğduğum yere indirgenmiş değildir.

Toprağa ben hemen hemen metafizik bir boyut veriyorum toprak insanlığın hem en yüce krallığı, hem de onun mekanıdır…

Doğmak, tanımak, yaşamak ölmek: toprak hayatımızın büyük evrelerini kapsar ve onları yaratır… maddecilerin ağzıyla konuşmasam da metafiziğe madde açısından dolaylı olarak yaklaşıyorum… bence ruh tendir… (bedendir), kendimi tam anlamıyla bir pagan gibi hissediyorum.

Sizin köy antik Ugarit kentine yakın değil mi? Tam anlamıyla bir pagan destanı ülkesi?

Bu destanı, bu aşk fetih, karanlık ve ölüm şiirlerini okuduğum zaman, bu uzak köklerle aramda yakın bir diyalog kurulduğunu hissediyorum. Bunlarda kaygılarımın kafamı kurcalayan soruların yanıtlarını buluyorum. Bu yapıtların ne denli çağcıl olduklarını kavrıyorum.. bana sınırlar zorlamaksızın içimde yankılanıyorlar. Köken hem buradadır, hem hiçbir yerdedir. Ama bir yerlerde olmaksızın hiçbir yerde olamazsınız. Köklenmiş bir ağacı simge olarak düşünelim bu ağacın dalları ufkun dört bir yanına yönelmiştir.

Ali Ahmad Said Esber adlı bir köylü genci kendine Adonis adını neden seçti?

Biraz önce sözünü ettiğimiz bu insanın, toprağına derinlemesine bağlı olmasına rağmen aynı zamanda “sonsuz sayıda adı olduğunu hissettiğini” söylemeliyim… Adonis adını almama yol açan rastlantı bir bakıma açıklamaların ötesindedir…1947 yılıydı… şiirler, denemeler yazıp, aile adımla imzalayarak gazetelere gönderiyordum. Bunlar ne yayınlanıyor, ne de yanıt alabiliyordum. Bir gün bir dergide Adonis ve onu öldüren yaban domuzu efsanesini okuyunca, aşkı simgeleyen ve yabanıl bir gücün yok ettiği bu kişi ile özdeşleştim… bir süre önce reddedilmiş bir şiirimi bu ad ile gönderdim. Gazete şiiri hemen yayınladı… gönderdiğim ikinci şiir de hemen yayınlandı… ve üçüncü şiir … şöyle bir ilanla yayınlandıNeutral “Bay Adonis’in gazetemize gelmesi rica olunur”

Gazeteye köylü elbiselerimle gittim, kimse buna inanmak istemedi. Hiç kuşkusuz Adonis adında birini yeni yetme çekingen biri olarak düşünemiyorlardı. Bana şans getiren bu ad o zamandan bu yana gerçek adım oldu., bu gün annem bile Adonis der bana…

Bu raslantısal ve kışkırtıcı ad seçiminin ötesinde, şairin özgürlüğünün, egemenliğinin ve doğrulanmasının etkisi söz konusu değil mi?

Son derece Müslüman bir ad olan Ali’yi, İslâmla hiç bir ilişkisi olmayan bir adla Adonis’le değiştirerek evrenselliği göze alarak üstleniyorum onu. Yazdıklarımı bu adla imzalayarak, donmuş bir gelenekten çıkıp çok geniş bir özgürlüğe ulaşıyordum. Bu şekilde Arap geleneğini de evrensel kültür ortamına aktarabilirdim. Bu basit ad değişimiyle şairin Arap toprağı üzerinde statüsünü değiştiriyordum…

Şair yaratan ve ölerek yeniden doğan kişidir. Şair sözü canlandırır, diriltir… söylenceye göre, Adonis’in kanı her yıl Beyrut yakınlarından akan bir ırmağa karışır. Gerçekten de ilk baharda, Adonis’in ırmağı kan kırmızısı akar. Adonis’in çiçekleri gibi… düğün günlerinde armağan edilen gelincikler gibi… belli bir bilinçsizlikle özdeşleştiğim tanrının yüzünü, aşk, ölüm ve yeniden doğuş oluşturur.

Adınızı değiştirdikten sonra uyruğunuzu da değiştirdiniz. Lübnan uyruğunu neden seçtiniz?

Evrensellik özleminin en iyi gerçekleşebileceği, yaşayabileceği yerin bu gün bile, Lübnan olduğunu düşünüyorum. Etnik kültürel ve dinsel farklılıklar için Lübnan’de bir yer olduğuna ve her zaman olacağına inanıyorum… Bu nedenle evrensel bir yerdir Lübnan…

En şiddetli bombardıman altında bile kentte kaldınız. Bu cehennemde kurtarmak istediğiniz neydi?

Bu toprakla bu tensel ilişkiyi korumak isteyenlerle uyum içindeyim. Ölümü kabul etmeye hazırdım, çünkü böylesi durumlarda hayatta ne pahasına olursa olsun ayrıcalık tanımanın olanağı yoktur. Ayrıca başkalarının yaşadığı açıdan kaçmak istemedim…

Geleceğin şiiri bir ret ülkesidir diye yazmışsınız. Beyrut’un istikrarsız toprağı şiiriniz için gerekli midir?

Beyrut’ta düşüncelerim daha bir belirginleşti, açıklık kazandı… ve şiirle ilgili düşüncelerim kanılarım ağırlık, kesinlik kazandı. Bizim kültürümüzde iki düzey var: siyasal, dinsel ya da toplumsal kurumlarla karışan düzey ve resmi baskı yüzünden gizlenen, içine kapanan düzey….

Benim için önemli olan yasak ve gizli olandır. “geleceğin şiiri bir ret ülkesidir” dediğim zaman, insanı ve onun “gerçek yaşamı”nı daha iyi algılamak için mevcut kurumları reddetmek gerektiğinin altını çiziyorum…

Sesinizde bir çok yankı buluşuyor ve birbirine karışıyor. Sizin şiiriniz kadar yalın sizin şiiriniz kadar katkısız bir şiir tanımıyorum ben… ama bununla birlikte şiiriniz çok sesli. Şiirinizin bir çok şiirin mirası olduğu söylenebilir.

Evet… özellikle İslam öncesi, Sümer, Finike, Babil ve aynı zamanda bunlarla ilişkisi olan kültürlerin mirasları söz konusu… en başta da Grek mirası var… Akdeniz mirasına sahip çıkıyorum ve tüm Akdeniz mirasının ve böylece evrensel kültürün tamamlayıcı üyesi oluyorum; Doğu’daki batının. Özgünlüğümü dilimde ve öznelliğimde görüyorum. Ama bunlar sayesinde evrensele açılmak istiyorum…

“Mirasımı yakıyorum” diye yazdınız. Hangi mirası?

Geleneğin donmuş katılaşmış okunmasını, okunuşunu zorunlu kılan mirası, özellikle de dinsel, politik, kurumsal görünümleri içinde.

Niffari (X. Yıl Mısırlı sufî) ile Rilke’nin Abû Nuwâs (IV. Yüzyıl Bağdatlı şair) ile Beaudlaire’in birlikteliğine başlangıçta karşıydınız. Bu nedenle sizinle ve şiir dergisinden arkadaşlarınızla, Arap şiirinin rönesansı üzerine konuşuldu. Biçim ve mekan konusundaki sorun neydi?

Şiirsel biçim her zaman, bir çağın yaşamının ve kültürün-ün yansımasıdır. Şiirin yenileşmesi yalnızca yeni fikirlerle yetinemez. Şiirde temel düşüncenin biçim olduğu da söylenebilir.

Arap şiir geleneğinde dokunulmaz bozulmaz biçimler vardı. Ölçüyü , müzikaliteyi değiştirerek, düzyazı şiir yazarak bunu kırmaya çalıştık.

Sürekli olarak modernite sorununu ortaya çıkardınız… Beaudlaire, Hölderling, Rimbaud, Rilke okumanın Arap şiirsel yaratı hareketi üzerinde nasıl bir etkisi oldu?…

Modern olmak bir başkasıyla diyaloga girmeyi kabul etmektir. Modernite Arap dünyasında, kendi geleneğinin boyunduruğunu reddetmeyi beceren ve başka kültürlerle ilişki kurabilen şairlerde ortaya çıktı. Modern olmak kendi mirasını yeniden düşünmek buna koşut olarak, öykünmeksizin ya da kendi özgünlüğünü yitirmeksizin başkalarına açılmaktır.

1968’de kurduğunuz ve Ortadoğu’nun klavuz yayını durumuna gelen Mawakif (Tavır Alma) ile hangi amacın peşindeydiniz ve hangi kazanımları (müktesebatı) savunuyordunuz?

Mawakif, mirası ve miras sorununu yeniden düşündüğümüz yerdi ve hep öyle kaldı. Yavaş yavaş oluşan bir başka dünya görüşünün kaynağında oluşan bir yer. Bu dergi bir kavşak haline geldi. 1968 yılından bu yana en özgür Arap metinleri, Mawakif’te yayınlandı… bütün rejimlerden bütün kurumlardan ve egemen kültürlerden bağımsız olan dergi, Arap dünyasında böylesine bir rolü yerine getirebilen tek dergidir.

Arap bilincindeki yaraları, özellikle İsmail’de tabulartı dikkate almaksızın sorgulamayı, yalnızca siz göze alabildiniz öyle değil mi?

Benim bunu yapan tek kişi olduğumu söylemek abartılı olur, belki de en radikal olan bendim. Bir uzun şiir İsmail’den önce de , “Devinim ve Devinimsizlik” (1975)adı altında topladığım denemelerimde de bu türden sorgulamalar geliştirmiştim.. o zamandan beri Arap kültürünü ele alan bütün kitaplar, benim put kırıcı araştırmalarımın bir tür yankısı gibi . gerçekte ben her şeyden önce bir sorgucuyum. Ve “çağının rahatsız şairi olmak bir şaire yeter diyen Saint- John Perse’ın yanında yer al.


Batı modern şairlerinin dikkatli ve tutkulu bir okuru olan siz şiirinizin bir bölümünü bu uzak katkılarla beslediniz… bununla birlikte batının (Amerika ya Sovyet ) Ortadoğu’yu istila etmiş teknik saldırılarına son derece düşmansınız değil mi?

Tüketim toplumu modelini Araplar yaratmadılar, ama bu model onların yaşamına sıvandı, onları kapladı… Bizim toplumumuzda ithal teknolojisi insanın toprakla, insanı insanla ilişkisinin özünü değiştirdi. Sanayi dünyası bize cehennemî bir çölün oluşmasını dayatıyor. Bu cehennemî çöl hayranı olduğum yenileştirici çölün karşıtıdır.


Arap dünyasında şiirinizin yaygınlık kazanmasını sağlayan şey onun özünde bulunan sürekli şarkı mı?

Bizim edebiyat tarihimizde şarkı (ezgi) ve yazı arasında bir çekişme vardır… şarkıyı savunanlar yazının (écriture) bir düşüş oluşturduğunu söylerler. Oysa onlara göre şarkı tanrı ile insanlar arasındaki bağı sürekli diri tutar. Çünkü tanrı hiç yazmamıştır. Yalnızca söylemiştir. Oysa yazı aklın, dahası tekniğin yanında yer alır. Şarkı ise insanın tensel ruhsallığının bir anlatımıdır. Yazarken söz konusu düşüşü, bir şarkıya dönüştürmeyi deniyorum…

Arap şiirinin geleneğine uzak durmamıza karşın, onun özüne sadık kaldığımızı düşünüyorum. Felsefeyi, metafiziği ve bilinçliliği (politika dememek için bu sözcüğü kullanıyorum) ayırmayan, dışarıda tutmayan, bunları birbirine karıştıran bir soluk...
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Nis 30, 2008 10:59 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ANLAM ORMANLARINDA
GEZİ İÇİN REHBER




* nedir yol?
toprak adındaki kağıda yazılı
gezginlik manifestosu.


* nedir ağaç?
dalgaları hava olan yeşil göl.


* nedir hava?
bir ruh
bir bedene yerleşmeyi istemeyen.


* nedir ayna?
ikinci bir yüz
ve üçüncü göz.


* nedir mukaddes?
bir maske
eğlenebilmek için müdennesle.


* nedir ölüm?
kadının rahmiyle
yerin rahmi arasında
nakliye arabası.


* nedir gökkuşağı?
bulutun bedeniyle
güneşin bedeni
bir eğimle kucaklaşmış
yerin bedeni üzerinde.


* nedir dalga?
denizin ekranında
çizgi film.


*nedir kıyı?
dalgaların yorgunluğu için yastık.


* nedir yıldız?
en güzel tarafı kapağı olan bir kitap


* nedir yaşlılık?
iki yöne büyüyen bir bitki:
çocukluğun şafağı
ve ölümün gecesine.


* nedir siyah?
güneşe gebe bir rahim.


* nedir akan yıldız?
fırlamış bir ok ki tek hedefi var gerçekleştireceği:
kırılıp ölmek.


* nedir günbatımı?
güneşin bedeninden dökülen ter.


* nedir kasîde?
bir kız çocuk
bitmeyen
bir süt emmek
ile
yaşayan.


* nedir düş?
hayale lâyık olabilmek için
gerçekliğin yükselişi.


* nedir mutluluk?
dilin kıyısındaki bir mezarlıkta
mezar taşı.


* nedir umut?
betimlemek ölümü
hayatın diliyle.


* nedir toprak?
bedenin geleceği.


* nedir önkaranlık?
vedâ hutbesi.


* nedir gözyaşı?
bedenin kaybettiği savaş.


* nedir umutsuzluk?
hayatı ölümün diliyle betimlemek.


* nedir yankı?
yol alışın yıktığı beden-
tükeniyor
tükendi.


* nedir toz?
rüzgârın dengi ve en büyük rakibi.


* nedir yatak?
gece içinde
gece.


* nedir doğa?
görüyü yazmak için
sağgörüdeki dil.


* nedir ufuk?
sınırsızca devingen uzay.


* nedir rastlantı?
farkında olmadan
ellerine düşen
rüzgârın ağacındaki meyve.


* nedir gül?
koparılmak için yetiştirilen baş.


* nedir gerçek?
resmetmek suyun endâmını
ya da ışığın yüzünü.


* nedir gayb?
görmeyi arzuladığımız bir ev
ve nefret ettiğimiz
içinde oturmaktan.


* nedir gök?
daha çıkmadan
kırılan merdiven.


* nedir gece?
bir peçe
güneşin yüzüne taktığı.


* nedir güzellik?
bir biçim ki, onu gördüğünde görürsün
ardındaki sırrı
bazen de ardındaki allahı görürsün.


* nedir anlamsızlık?
hastalık
en yaygın olanı.



* nedir varlık?
daima yeniden
gözden geçirilmeyi gereksinen.


* nedir gerçeklik?
çökeltiler
dilin
ırmağı içre.


* nedir yoksulluk?
yeryüzü üzerinde hareket eden mezar.


* nedir dostluk?
ikinci bir güneş.


* nedir sanı?
muğlaklığın bedenini yoklayan el.


* nedir gece?
yıldızların kitaplarını satan sahaf.


* nedir dua?
sözün suyundan buharlaşan
göksel bulut.


* nedir gözyaşı?
en saf ayna.


* nedir ay?
güneşin sadık hizmetkârı.


* nedir mutlak?
kafadaki hayız.


* nedir çıplaklık?
bedenin fatihası.


* nedir iz?
yürümeyi kesen ayak.


* nedir bellek?
bir ev ki yalnızca
ikameti içindir
kayıp eşyaların.


* nedir şiir?
seferde gemiler ve yoktur limanları.


*nedir yastık?
gecenin merdivenindeki ilk basamak.


* nedir başarısızlık?
ömür gölünde yüzen yosun.


* nedir ömür?
karanlığa doğru
hiç durmayan yolculuk.


* nedir kargaşa?
bir başka düzen gecenin bedeni için.


* nedir hayâl?
gerçekliğin ıtırı.


* nedir tarih?
kör bir davulcu.


* nedir yağmur?
son yolcu
bulut treninden inen.


* nedir yüz?
gözyaşının göçü için en yakın liman.


* nedir gündüz?
güneş ışınlarının en geniş kafesi.


* nedir çöl?
kum falı
okumaktan
bıkmayan
falcı kadın.


*nedir kum?
sürekli okuru tek bir romanın:
rüzgârın.


* nedir sır?
bir kapalı kap
açtığında kırılan.


*nedir bağırış?
sesteki pas.


* nedir toz?
soluk
yerin ciğerinden yükselen.


* nedir parmaklar?
beden okyanuslarının ilk kıyıları.


* nedir kanat?
uzayın kulağında fısıltı.


*nedir kafes?
içi boş doluluk


* nedir keder?
bedenin uzayındaki
önkaranlık.


* nedir şans?
vaktin elindeki zar.


* nedir düş?
bıkmayan bir aç
gerçekliğin kapısını çalmaktan.


*nedir hüzün?
neşe sözlüğünün
yanlışlıkla attığı kelime.


* nedir sürpriz?
bir kuş
kurtulmuş
elinden gerçekliğin.


* nedir vatan?
dilin koltuklarına
uzanan cisim.


*nedir dil?
bir trendir ki
aynı zamanda
yol, yolculuk ve varıştır.


* nedir ırmak?
bir yatak ki, yeryüzü
memelerinin arasına
ya da göbeğinin altına yayar onu.


* nedir bahçe?
bir kadın şair
şiirlerini uyuyarak yazan
ve susarak okuyan.


* nedir merkez?
tüm uçların ucu.


* nedir yakın?
bilgiyi gereksinmeyen
istikrar.


* nedir zaman?
bir giysi
giyip çıkarmadığımız.


* nedir düz çizgi?
görülmeyen
eğik
çizgiler toplamı.


* nedir serap?
bir güneş
kumu giyip
suya benzemeye çalışan.


* nedir su?
ateşin cehennemi.


* nedir göbek?
yolun yarısı
iki cennet
arasında.


* nedir öpücük?
görülen koparılışı
görünmeyen bir meyvenin.


* nedir kaygı?
buruşukluklar
ve kırışıklıklar
damarların ipeğinde.


* nedir mecaz?
kelimelerin göğüslerinde
çırpan kanatlar.


* nedir yaratı?
rastlantının elinde yüzük.


* nedir kucaklaşma?
ikinin üçüncüsü.


* nedir anlam?
anlamsızlığın başı
ve sonu.



Çev: İsmail Özdemir
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 11:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

BEDEN


bedenin, yolunun gülüdür
aynı anda hem açılıp hem kapanan.

*
hiç hissettin mi sabahın dar geldiğini adımlarına?
öyleyse uyandın demektir
bedenin aşkla dolu olarak.

*
ruhun pınarlarını besleyen
en güzel ve en duru yağmur
bedenin bulutlarından yağan yağmurdur.

*
her sabahın
gizli bir bedeni vardır
sana çocuk kollarını açan.

*
dedi ki (kadın):
beden anlamın başlangıcıdır.

*
ruhun en yakın arkadaşı
ışıktır,
bedenin en yakın arkadaşı
gölge.

*
aşk bir bedendir
en özleyen giysisi gece olan.

*
bedenim kelimelerdir
günlerimin defterlerine dökülür.

*
benden daha yoğun bir şey yok
der beden-
ve bir şey yok daha şeffaf olan

*
dedi ki (kadın):
gündüz bedenin tapınağıdır
ve gece kurban.

*
dedi ki (erkek):
bedeni ara vermez yolculuğuna
bedenimin labirentlerinde.

*
dedi ki(erkek):
beden için şehvet
anadilin kendisidir.

*
dedi ki(kadın):
bedeni beden yazar yalnızca.

*
dedi ki(erkek):
kelimelerin bir uzayı vardır
yetmez cemâline bedenin.

*
beden bir kitaptır
iki yöne okunan-
a’dan z’ye
ve z’den a’ya.

*
günler-
bedenin ovalarında koşuşan kısraklar.

*
düşleri bedeni üzerinde kuşlardır kanat çırpan
ve fısıldayan: dardır bu uzay, diye.

*
bazen,
şiire beden rengi vermek için
kelimelerin renklerini siler.

*
henüz,
ölümü ağırlamak için açmadı bedenini
yoksa bu, hâlâ hayatın cahili olduğu için mi?

*
bedenin kitabı
en geniş ve en yüksek uzaydır
arzunun alfabesine.

*
cinsellik bir göbektir
geceyle gündüzü
tek bir beden yapan.

*
akıl birikmedir
bedense başlamak.

*
beden aynı anda,
hem nergistir hem göl.



Çev: İsmail Özdemir
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts May 26, 2008 6:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DÜNYA


kaç kez, ikinci bir ülkem var, dedin
ve avuçların yaşlarla doldu
ve doldu onun
yaklaşan sınırlarının şimşeğiyle gözlerin,
anladı mı gözlerin, dünya nerede ağladı
ya da nerede yıldırdıysa adımlarını senin
şarkındaki gibi, burada ya da orada
senden başka her yol geçeni tanıdığını
ve onun bağrıyla memeleri kuru
bir yalnız olduğunu
ve reddin havasını bilmediğini;
acaba dünyanın sen olduğunu
kavradı mı gözlerin?


Çev. İsmail Özdemir
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 417
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Pts May 26, 2008 10:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sağol gunfrfd! Ne güzel oldu...
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts May 26, 2008 10:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Siz de sağolun... :)
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke