Tarih: Cmt Ksm 25, 2006 9:04 pm Mesaj konusu: Türkiye'de devrim ve karşıdevrim...
Bugün (25.11.2006) Radikal gazetesinde İsmet Berkan’ın “Atatürkçülük despotizm değildir” başlıklı yazısını okurken hepsi olmasa da bir kesim Atatürkçü’nün böyle düşünmediği kanaatine vardım. Hatta halklarımız içerisinde putlaştırmalar ve radikal laisizm söylemlerinden arınmış bir Atatürk sevgisinin de bu despotik jacoben zihniyetle tam zıt kulvarlarda serpiştiği sanırım herkesçe gözlenebilmekte. Esas olarak bu konunun başlığını karşı devrim olarak düşünmüştüm ama belki bir temel olsun diye önce devrimden kısaca bahsetmek ve bunu esas konu olan karşı devrim mevzuna bir giriş saymak daha doğru geldi bana:
Öncelikle ansiklopedik marksist sözlükte Aclan Sayılgan’ın devrime bakışını ele alalım: “devrim (révolution)ihtilal demektir... Devrimcilik bir fikir sistematiğinin doğrultusundan koparılmış olarak tek başına düşünülemez... Devrim bir nitelik sıçramasıdır ve nicel değişiklik olan evrimin kaçınılmaz bir sonucudur. Yalnız evrimi ortaya sürmek reformizm, nitel sıçramanın nicel evrimle hazırlandığını reddetmek ise maceracılıktır. Bu diyalektik materyalist tanımdan, tarihi materyalist tanıma geçersek, devrim belli bir üretim tarzı içinde yeni üretim güçlerinin ortaya çıkışıyla mevcut üretim biçimlerinin geri dönülmez biçimde yıkılması ve yeni üretim ilişkilerinin kurulması demek olan üretim biçimi değişikliğidir. Devrim, bir ülkedeki tek gerçek devrimci sınıfın, mevcut üretim tarzını değiştirmek üzere, müttefiklerinin desteği ile ya da müttefikleri ile beraber iktidara gelmesidir.yani devrimin en temel sorunu, iktidar sorunudur.”
Cemil Meriç’in mağaradakiler eserinde Ecevit’in yaptığı Atatürkçü devrimcilik ise şöyle aktarılmış: “Ecevit’e göre, Atatürk devrimciliği iki bakımdan ele alınmalıdır. A)somut bakımdan (başka bir deyişle sağlığında gerçekleştirdiği devrimler bakımından.) Bunların başında kurtuluş devrimi gelir. Bu devrim Türkiye’yi siyasal ve ekonomik bağımsızlığa kavuşturmuştur. Sonra diğer devrimler: devlet biçiminde, yasa düzeninde yapılan devrimler, laiklik devrimi, yazı derimi, kadın hakları devrimi, giyim kuşamla ilgili devrimler, belirli kişilere tanınmış ayrıcalıkları kaldıran devrimler. B)soyut bakımdan. Atatürk “sürekli devrimler isteyen bir önder”idi. Onun zorunlu gördüğü sürekli devrimleri de dikkate almalıyız. “Atatürk devrimciliğine asıl direniş” , “Atatürk’ün somut devrimlerle vardığı noktadan bir adım ötesine geçilmesini istemeyenlerden gelmektedir. Oysa somut devrimleri yaşatmak için de sürekli devrimcilik” gereklidir. Mesela, doğuda kıyafet devrimi gerçekleşmemiştir. Bunun için sosyo-ekonomik yapının değişmesi, yani bir toprak reformu yapılması şarttır.”
Bu aktarımdan sonra ben şöyle bir sonuca ulaştım; Ecevit, Atatürk devrimciliğini Atatürk’ün kendi değerlendirmeleriyle mevcut siyasal düzeni yıkarak bir takım kriterler doğrultusunda yaptığı somut devrimler ve ortaya koyduğu çizgi ve mantalite çerçevesinde devamını beklediği süreklilik arz eden soyut devrimler olarak ikiye ayırmıştır…
Ben burada Meriç’in yazdığı eleştirileri aktaracak değilim, kitaplarda mevcut ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, bana kalırsa Ecevit’in yapmak istediği sadece sürekliliği devam eden bir devrimci çizginin mevcut dönemde temsilcisi olabilmekti ancak bunu hayal ederken devrim kavramına da Atatürkçü çizgiye de bence enteresan boyutlarda bir sapma ekliyor olmasıdır…
Yine aynı kitapta Mahmut Esat bozkurt’un kurtuluş savaşını devrimle ilgisi olmayan tesadüfi bir olay saymasına işaret ediliyor: “kurtuluş savaşları olmasaydı bile hilafet ve onun gereği bütün kurumlar ekonomik, sosyal ve siyasal bir ihtilal vuruşuyla yerle bir edilecekti. Nitekim Rus ihtilaliyle de cihan savaşının herhangi bir ilgisi yoktur. İhtilalin sebebi ve etkeni kendisidir. Tesadüfi olaylar değildir. ”(Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk ihtilali, s.21, 1967)
Ben kendi adıma devrim kavramını Marksist yaklaşım içerisinde değerlendiriyorum ve en başta aktardığım diyalektik materyalist ve tarihsel materyalist tanımlamaya doğrudan olmasa da katılıyorum… ve bu yönüyle Türkiye’de gerçekleşen devrimi başarısız buluyorum: bununsa nedeni devrimi iki boyutlu düşünmem; ihtilal süreci ve inkılap süreci…
İhtilal sürecinde m. Kemal ve arkadaşları sözde ümmetçi bir iktidarı mevcut işgallere karşı verilen halk savaşı vasıtasıyla tasfiye edip iktidarı ele geçirmişlerdir ve inkılap sürecinde sözde ümmetçi gerçekteyse bir ucubeye dönmüş olan Osmanlı devlet töresini rejim, ekonomi, siyasa, askerlik ve sosyal düzen açısında millileştirmişlerdir.
Belki buraya kadar her şey normal görünmektedir ama somut yapıdaki (sosyoekonomik düzen, rejim vs.) Bu düzenlemelerle soyutu (sanat, felsefe, inanç vs.) Biçimlendirmeye çalışmak bana doğru gelmiyor: çünkü somutu biçimlendiren soyuttur, soyut somuta göre biçim kazanamaz…
Bu yönüyle milli ekonomi anlayışına giydirilen batılı sosyal düzen projesi doğal olarak geri tepmiş ve maalesef ülkemiz bir türlü gerçek gelişmeye sahip olamadan hep arafta kalmaya mahkum olmuştur. Bu gelişememeyi sadece ekonomik anlamda değil düşünsel, sanatsal, bilimsel konularda da görmek hiç şaşırtıcı değildir…
Şimdi karşıdevrime geçebiliriz; Berkan yazısında diyor ki: “…Atatürkçü muhalefet kendi içinde birden çok fazla parçaya bölünmüş durumda. En uçta diyebileceğimiz kesimler 1946’dan, hatta iddia üzerine 1938’ten sonrasını karşıdevrim süreci olarak niteliyorlar. Mesela Mümtaz Soysal’a göre karşıdevrim 1950’den sonra demokrat parti’nin iktidarıyla başladı. Ama rahmetli Doğan Avcıoğlu’na (ve yine rahmetli Attila İlhan’a göre) karşı devrimi başlatan adımı ismet paşa 1938’de İngiltere ile serbest ticaret anlaşmasını imzalayarak attı. Her neyse bu tartışmalar bir yana Atatürkçü muhalefet içinde azımsanmayacak bir kesim, Atatürk’ü ve onun kendilerine göre seçtikleri bazı sözlerini neredeyse tanrı kelamı gibi görme, bu hayallerindeki Atatürk’le ve onların neredeyse kutsal saydıkları sözlerle uyuşmayanları da her türlü despotik yöntemle susturma eğilimindeler. O kadar ki mesela özelleştirmeyi Atatürkçülüğe aykırı görüyorlarsa hemen meşhur gençliğe hitabeden “bütün tersanelerine girilmiş…” diye başlayan bölüm yeniden ortaya çıkıyor vs. Ben kişisel olarak Atatürk’ü yanılmaz, eleştirilemez ve daha da önemlisi aşılamaz görmenin Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli miras saydığım kendi aklımızı kullanmamızla ilgili öğüdüne ihanet sayıyorum. Atatürk’ü eleştirilemez görmek bizi despotizme götürür, akıl tutulmasına yol açar. Oysa Atatürkçülük bilimsel düşüncenin gücüne inanmaktır, despotizm değil.”
Berkan’ın bu yazısından sonra sorum şu olacak: Türkiye’de rejim aleyhtarlığı, ifade özgürlüğü, demokratik temayüller, alternatif düşünce ekolleri, inanç özgürlüğü gibi konuları her zaman “karşıdevrimcilik” gibi algılayanlar, bir karşıdevrimci aranıyorsa bunun baş temsilcisinin özgürlük ve demokrasiden hazzetmeyen ismet paşa olacağını bir türlü göremeyenler, millileşme ile faşizan ve radikal laisizm karışımı bir despotizmi birbirine karıştıranlar gerçekten Atatürkçü müdürler, yoksa tüm insanlık ve demokrasi sınavlarında maskeleri düşen gerçek birer karşıdevrimci midirler?
Sorum akıllara olduğu kadar vicdanlara da yöneliktir…
İsmet'in faşizan tavırlarının anti-demokratik (hadi diyelim karşı devrimci) olması, laiklik ve cumhuriyet karşıtlarının "karşı devrimci" olmasına mani midir? Biri diğerini ne aklar ve çürütür. Bir gerçeklik olan karşı devrimciliği inanç özgürlüğü (!) maskesi altında saklamaz imkansızdır. Bunun için değil iki, iki yüz sayfa yazsanız yetmez. Değil marksist literatürü, Marx'ı çıkartıp dikseniz karşımıza kimse yemez. Bu çamlar çoktan bardak oldu. )
[quote="Dimitri"]İsmet'in faşizan tavırlarının anti-demokratik (hadi diyelim karşı devrimci) olması, laiklik ve cumhuriyet karşıtlarının "karşı devrimci" olmasına mani midir? Biri diğerini ne aklar ve çürütür. Bir gerçeklik olan karşı devrimciliği inanç özgürlüğü (!) maskesi altında saklamaz imkansızdır. Bunun için değil iki, iki yüz sayfa yazsanız yetmez. Değil marksist literatürü, Marx'ı çıkartıp dikseniz karşımıza kimse yemez. Bu çamlar çoktan bardak oldu. )[/quote]
1.ismet paşayı anti-demokratik olduğu için karşı devrimci olarak nitelemedim.
2.zaten cumhuriyetin temel ilkelerinde dmokrasi yoktu...
3.laiklik ve cumhuriyt karşıtları karşı devrimci değildir diye bir iddiam yok ki zaten...
4.kimseye bir şeyler anlatma derdim yok: sadece akıllara ve vicdanlara bir soru sormaktır niyetim...
1- ismet için o tabiri ben kullandım. pek öyle denemez ama çok sevmem kendisini, iki çift laf edeyim dedim muhtereme
2- cumhuriyet'in temel ilkeleri bellidir. şu an geçerli olan tarifi biliyorsunuz: laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti vs. vs.
kemal paşa'nın devrinde anayasanın değişmez maddeleri olan 6 Ok demokrasinin doğması ve gelişmesi için yeter ve gerek sebepleri hazırlarlar. kaldı ki Paşa da zamanında defalarca demokrasi lehine, müspet açıklamalarda bulunmuştur. ayrıca iki kez teşebbüste bulunmuştur.
3- laiklik ve cumhuriyet karşıtları -eğer daha devrimci bir teorileri yok ise- karşı devrimcidirler. ister bunu bilinçli olarak bu uğurda çalışsınlar, ister sadece oy versin, kahvede geyik yapsınlar, öyledir. rejim karşıtlığını hiç sevmem ama karşıtlarıyla oturup bi çay içerim : )
4- hemen alınmayınız: uzun zamandır uğramıyordum, yolum düşmüşken iki satır yazayım dedim.
hayır alınmak söz konusu değil kesinlikle.
cumhuriyetin temel ilkeleri bugün bu şekilde belirlenmiş olabilir ama kurucu meclisten 1946 seçimlerine kadar demokrasinin lafı dahi edilmez: hatta nutuk'ta m.kemal sürekli belli çizgilere vurgu yapmıştır ama demokrasi sözü edilmemiştir. sadece yönetimin demokratik olmadığı eleştirilerine yanıt verirken demokrasi sözcüğünü kullanmıştır...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız