Kayıt: Sep 13, 2006 Mesajlar: 153 Nereden: gidece?imiz yerden
Tarih: Pzr Ksm 12, 2006 12:11 am Mesaj konusu: Eti senin, kemiği bizim hocam !!!
Yalvaç'ta öğretmen bir arkadaşım, başından geçenleri anlatıyor:
Bilgisayar dersi sınavı, öğrencilerden biri kopya çekiyor. Öğretmen bu öğrencinin tam üç defa yerini değiştiriyor, çare yok. En sonunda kendi masasına oturtuyor. Daha önce öğretmene hakaret ve kopya gibi hareketlerden üç defa disiplin cezası alan öğrenci bu defa nereden bulduysa bir defter geçirmiş eline kopya çekmeye devam ediyor.
Şimdi hoca ne yapsın? Ne yazılıdan ne sözlüden sıfır veremez yasak, sınıfta bırakamaz yasak, sınıfta bıraktıkları bütünlemede beş alarak geçiyor maşallah. E hoca da insan!
Tam bu esnada yanlış bir hareket: Çocuğun elinden defteri alıp başına vuruyor öğretmen.
Çocuk sınavdan ağlayarak çıkıyor, lavaboya gitmek için. Hayır. Savcılığa gitmek için. Sonrası malum, bu günlerde üçüncü mahkeme görülüyor, aile zengin yalancı şahitler bol. Büyük ihtimalle öğretmen 3 milyar ceza ödeyecek ve bu olay siciline işlendi bile. E gazeteler yazmasa olmaz zaten. Yalvaç'ı bilen var mı zaten küçük bir yer.
Tamam öğertmen vurmakla suçlu asla savunamayız, ama sistem hiç mi suçlu değil içi boş insanları topluma sözüm ona kazandırmakla. Ya da anne babalar hiç mi suçlu değil öğretmene saygıyı öğretmediyse. Biz öğretmenimizi ailemize hiç şikeyet edemedik çünkü bilirdik zılgıtı bir de onlardan yiyeceğimizi. Ne bileyim, bir eğitimci olarak ne yapabilirim...
Hiç bir şey ! Neden mi ? Çocuklar ; Ergenlik çağına kadar, bir kayıt cihazı gibidirler ve gördüklerini kopyalayarak, uygulamak isterler. Televizyon ve Film'ler ( Bizden de var. Mesela: Hababam Sınıfı) bilhassa batı kültürünü yansıtan filmlerde, çocukların okul ve sınıflarda neler yaptıkları (Maalesef kötü örnek olarak) sanki çok matah ve güzel, iyi bir şeymiş gibi aktarılmaktadır.
Yeni neslin, batı kültürü hayranlığını da ekleyince, sonuç bu olmaktadır.
Allah; Eğitimcilerin yardımcısı olsun.
Kendini ispatlamak arzusu. Bunun için de; aykırı olmak, güçlü olduğunu göstermek dürtüleri ile ancak bu dürtülerine cevap veren örnekleri benimseyecektir.
bunun sebebini pek bilmiyorum ama (bir yerde daha yazdığımı hatırlıyorum) şimdi özellikle liseliler ,kızlar kendilerini gösterme peşinde erkekler de erkeklik ispatlama peşinde arabalarla okula gelmeler boyalı saçlar kısa etekler markalı çantalar falan galiba öğretmene meydan okuyunca büyüyorlar ya da öğretmeni sadece işe yaramaz gözcüler olarak görüyorlar
Hocam çok zor sormuşsunuz. Benden boş kağıt. Dediğiniz gibi nasıl olsa sınıfta kalmaca yok.
Benim de ev arkadaşım öğretmen ve gün olmuyor ki, bu tür zorluklarla karşılaşmasın. Öğretmenlik, zor meslek. Arkadaşıma; işin kebap. İşe yarım gün gidiyorsun ve sene de üç ay gibi uzun bir süre tatil yapma hakkın var dediğimde o da bana cevaben; e öyle olmasaydı her okulun bitişiğine bir de sinir ve ruh hastalıkları hastenesi yapmak zorunda kalırlardı diyor.
Aklıma Napolyon'un bir sözü geldi ve bunun çözüm olabileceğini düşündüm.
"İnsanları en çabuk yücelten iki duygu korku ve meraktır."
Belli ki sizin öğrencileri korkutacak bir tarafınız yok ve öğrenciler de bunun farkında. O zaman meraklarını uyandırmalısınız. Mesela, orta okuldayken tarih hocamız dersin başında bir gün siz "Mehmet Ali Öküz Paşayı" biliyor musunuz, başka bir gün siz "Tabanı Yassı Ahmet Paşayı" biliyor musunuz gibi sorular sorup, tüm yalvarmalarımıza rağmen anlatacağını dersin sonunda anlatırdı. Şimdi, tarih bilgilerimin neden bu kadar iyi olduğunu anlamışsınızdır.
sevgili edibese haklısın artık öğretmenlerin öğrencileri korkutacak bir yanı kalmadı tıpkı polisin bi ürkütücülüğü kalmadığı gibi ilgi çekmeye gelince gençlerin ilgisi çabuk dağılıyor zaten sen de olmayan ilgiyi kendine çekebilmek için bin türlü akıl oyunu yapıyorsun ama sadece iki dakika sürüyor sanki geçim dertleri var kendilerini kırk yaşındaymış gibi görüyorlar bir görsen çoğu kaynamadan soğumuş
Tek açıdan bakmayın! Evet öyle baş tacı edilesi öğretmenlerimiz de var, öğretmen olmak için öğretmencik olmuş öğretmenler de!
Haberleri bir açın, bazı şeylere karşı hala susan çocuklarımız var! Zengin veya başıboş bırakılmış saygısız çocuklardan bahsetmiyorum, normal çocuklardan!
Bir yanda çocuklar için canını feda eden öğretmenler, bir yanda da stresini, asabiyetini, bozuk psikolojisini "sessiz" çocukların üzerinde dindiren ...öğretmenCİKLER!
İlkokuldayken, bir kişinin yaptığı hata ile, bütün sınıfı dayağa çeken öğretmenin öğrencisiyim ben! Ödevi yanlış yapmışım diye, taa masadan kapıya kadar tokatlar yiyip, yine de susan! Çocuklar daha yaşken, "tembeller sırası, çalışkanlar sırası, ortalar sırası" diye gruplandırıp, o çocukların zihnine "ben başarısızım, ben ahmağım, ben işe yaramazım" duygusunu empoze eden öğretmenCİKlerin öğrencisiydim! Öğretmenlerim de oldu, hatta o tembeller sırasındaki beni, yine bir öğretmen kurtardı!
Allah razı olsun ondan.....
En son poker tarafından Sal Ksm 28, 2006 4:43 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
``edep denen şey kalmamış yahu!!!`` dedelerimiz ne kadar da haklılar... toplumumuz öyle bir hal aldı ki küçük büyüğüne, talebe hocasına, kadın kocasına saygı göstermiyor... halbuki aradaki saygı bağıdır iletişimi asıl sağlayan. o saygı bağı olmazsa problemler kaçınılmazdır. HB2`nin dediğine katılıyorum... yayın organları dejenerasyonun ana sebebi... müstehcen şeylerin son derece sıradanmış gibi ele alınması beni kahrediyor. ahlaki çöküntümüz günden güne artıyor... eski günleri tercih ederim; sefil ama ahlaklıydık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız