Tarih: Cum Ksm 10, 2006 10:45 am Mesaj konusu: Sağır Dünya(İsrail Katliamı)
Dünya bu kadar sağırlaşmış olamaz! İsrail'in Gazze şeridinin kuzeyindeki Beyt Hanun'a yönelttiği saldırılarda 19 Filistinli hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu çocuk. Amerikan gazetesi Boston Globe, İsrail füzelerinin hedef aldığı mahallede oturmaktan başka bir suçu olmayan Ramiz Al-Atamna adlı Filistinli'nin dramını yansıtıyor: Eşi, kardeşi, biri yedi aylık diğeri üç yaşında iki kızı, babası, analığı, ninesi, lisede okuyan kızkardeşi; bunlar hastanede sol ayağı kesilen yedi yaşındaki oğlunun yatağı başında gözyaşı döken Ramiz'in kayıpları...
Diğer ölüler de, İsrail'in üzerine füzeler yağdırdığı Beyt Hanun'un aynı mahallesinde oturanlar... İsrail'in Gazze'deki mahallenin üzerine füzeler yağdırmasının sebebi, 'güvenliğini tehdit eden' Filistin füzelerini yok etmek imiş... 'Hassas füzeler', iyi eğitilmiş İsrail askerleri tarafından fırlatıldı o mahallenin üzerine; bunu yapanlar nasıl bir sonuç alacaklarını da öngörmüş olmalılar...
Sonuç beklenilenden farklı değil; Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi hareketlenir gibi oldu, ama işte o kadar... Dünya medyası ilk birkaç saat kanlı görüntüleri yayınladıktan sonra 'daha önemli' haberler arasına gömdü Beyt Hanun katliamını. İsrail Silâhlı Kuvvetleri sözcüsü sıfatıyla ekranlarda görünen bir genç bayanın “Pardon” tesellisini yeterli bulmuş olmalı dünya medyası...
Sonrası tam bir sessizlik...
Lübnan'a saldırılarının ardından bölgeye gönderilen BM güçlerinin sağladığı güvenlik kalkanıyla, İsrail, kuzeyini korumaya aldı; bu durumun kazandırdığı stratejik üstünlüğü Filistin sorununu kendi bildiği formülle çözmek için kullanıyor. İsrail Başbakanlarından birinin (Golda Meir) “Filistin halkının topraklarına dönmesinden söz ediliyor, oysa Filistin halkı diye bir halk yok” dediği biliniyor; Filistinli hedefleri çoluk-çocuk ayırmadan döven İsrail füzelerinin uyguladığı formül o zihniyeti yansıtıyor işte.
Dünyanın anlamadığı da bu. Bölgedeki gelişmeleri yakından izleyenler bile, İsrail'in durduk yerde Gazze'de ve Batı Şeria'da neden sivil hedeflere saldırdığını anlamakta zorlanıyorlar. Filistinliler'in yaşadığı bölgeler ile arasına dev duvarlar ördü İsrail; her tarafta Filistinliler'in seyrü seferini engelleyen İsrail güvenlik noktaları var. Yaşadığı yerden doğduğu yerdeki akrabalarını yıllardır ziyarete gidemeyen Filintinli çok; iki yer arasındaki mesafe sadece on dakika olduğu halde...
“Neden?” sorusunun cevabı belli aslında. İki sonuç almak gayretinde İsrail: Biri, sürpriz biçimde sandıktan iktidar olarak çıkan Hamas hükümetini oyverenleri gözünde küçük düşürmek, iktidarsız göstermek... Diğeri de, Filistin'in Filistin dışındaki destekçilerini (özellikle Lübnan'daki Hizbullah'ı) hareketlendirmek... Beyt Hanun katliamı sonrasında her iki sonuca hizmet edecek tarzda gelişmeler yaşanmaya başladı.
İsrail Irak'ta işlerin istediği gibi gitmediğinin farkında, ABD'deki esas müttefikleri olan Demokratlar'ın yeniden güç kazanmasına bile sevinemiyor İsrail... İran ve Suriye de eskisi kadar topun ağzında değil. ABD'nin eliyle bölgeye 'İsrail barışı' getirme projesi akamete uğrayacağa benziyor; bu gelişme de İsrail'i kendi tedbirlerini almaya sevk ediyor. İsrail'de yönetime egemen olanların en iyi bildikleri de zaten bu: Gerekirse sivilleri de hedef almaktan çekinmeyen bir dehşet dalgası...
İsrail'in saldırganlığı... Sivil hedeflere yönelik füze saldırılarında Filistinli çoluk-çocuğun hayatını kaybetmesi... Bunlar eskiden beri tanık olunan manzaralar, dolayısıyla sürpriz değil. Bugün için en büyük sürpriz, kanlı olayları kınayıcı seslerin duyulmaması... Evet, İsrail saldırganlığının kınanması son yıllarda hayli azalmıştı, ancak Beyt Hanun'dan sonra yaşanan sessizlik gerçekten ürkütücü... Olanı Türkiye dışında dert edinen sanki yok gibi.
neyi duymaliyiz?
yeryüzünde bir avuc insan varken bile baslamadi mi bu savas?
kabilin -habilin nesli
sürecek hersey
zalimler de hic tükenmeyecek ,zulmettikleri de
dümdüz bir yol degil ki
tabi yazmasi kolay bana, icim kan agliyor demesi de kolay
bakin diyorum ama kan aglamiyor icim
bir müddet belki kahrediyorsun
kendini baskalarini
bir müddet dua edim diyorsun
bir müddet ne yapmali diye düsünüyorsun
yürüyelim, yazalim, gidip savasalim
öyle ya da böyle
birileri bagirmaya
birileri de duyupta duymamazliktan
yahut duyupta ne yapmaliyim demekten
ya da elimden gelen iste bu kadar-likla
devam edecek yasamaya
"elle, dille ve bugz etmek "
biliyorum giderek düsüyor düsüyor-um
ama düskünlükte bile tutunacak bir ses ariyorum
belk bu kurtarir
Filistinli kadın ellerini göğe açmış, "Kurtarın bizi" diyor önce insanlara. Sonra Allah'a.
Biz öyle bakıyoruz, sırf vicdanis orumluluk gereği es geçmemek için. Ama yetmiyor işte. Vicdanımızı bir iğne batırıp, sonra çekiyoruz ve tekrar acısızca yolumuza devam ediyoruz.
Filistin'de bir keskin nişancı olmak.. Bence olunabilen en yüksek insani mertebe olurdu.
İsrail in Lübnan ile yaptığı Katliamda elime güzel bir slayt geçmişti.Katliamdaki resimler geçiyor ve yazılarda:-Üzgünmüsün YALAN
-Ağlayacakmısınız YALAN
--Gözünüzdeki yaşlar YALAN
Evet gerçekten de öyle.Herşeyimizle başlı başına Filistin ve diğer Müslamanlara yapılanlara karşı hep yalanız.Sadece eğer Tv de gazetelerde bir resim görsek ah deriz o kadar.Ondan sonra hiç olmamış gibi hayatımıza devam ederiz.Kalbimizde hissedermiyiz.Hayır.İmanın en zayı olan Bugz etmek.Bugun Ne yazıkki biz buna bile yapamıyoruz.Burdaki biz yalnızca bu coğrafyada insanlar değil.Tüm müslümanlar.Bugun bir sigaramızın bir coca colamızınkeyfinden ödünvermiyoz.
Biz müslümanları dünya işleri öyle bir yoğurdular ki önümüzde 650,000 insanın şehit edildiği ve Filintin ve diğer yerlerde şehit edilen Müslümanları göremiyoruz.Onların şehit edilmesi bizler için adeta günlük bir olay haline geldi.Hesap günü acaba bunun vebalini nasıl vereceğiz.
İsrail mi, tefrika mı daha büyük düşman? İsrail mi, yoksa tefrika mı daha kafir? İsrail mi, tefrika mı daha yıkıcı?
Biliyorum, her aklı başında insan bu soruma aynı cevabı verecektir: Tefrika. Zira, Kur'an şairimiz, yüzyılın yüz aklarından
Mehmet Akif'imizin dediği gibi:
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez
Bu muhteşem beytin en son örneği şu anda Ortadoğu'da yaşanıyor. İsrail Filistin'e, Hitler'den beter bir Yahudi Nazizmi uyguluyor. Filistin'i ateşe veriyor. Çoluk çocuk katlediyor. Babaların kucaklarında taşınan çocukların kolları bacakları kopmuş, sallanıyor. Anneler ölü çocuklarını kucaklıyor. İsrail, kendi torunlarının yüzünü kızartacak işlere imza atıyor. Filistin'i Nazi toplama kampına çeviriyor. Elektrik trafolarını, su depolarını, ekmek fabrikalarını bombalıyor, ambulansları, hastaneleri bombalıyor.
Ve Hizbullah, hizbuşşeytana karşı, yangının tam ortasına düşmüş olan Filistinli kardeşini kurtarmak için, göz göre göre kendini ateşin ortasına atıyor. Sonuçlarını bile bile, beş İsrail askerini öldürüp ikisini de esir alıyor. Çünkü Siyonist devlet, askerinin öldürülmesinden daha çok, esir alınmasına çıldırıyor. Madem çıldırıyor, onun sinir sistemini dumura uğratmanın yolu daha fazla çıldırtmak diyen Hizbullah, İsrail mevzilerine katyuşalarını salıyor.
Katyuşaların menzili çok kısa idi. Fakat ilk defa Hizbullah, Taberiyye'yi ve Taberiyye Gölü'nü vuracağını isbat ederek Terör devletine uykusuz bir gece geçirtti. Aynı zamanda, Hayfa'yı vurmakla tehdit etti. İsrail, Lübnan'a bomba yağdırıp masum sivilleri acımasızca katle devam edince, Pazar günü Hizbulah sözünü yerine getirdi ve Hayfa'yı vurdu. İsrail'e ağır kayıplı bir ders verdi. Asıl korku şu: Hayfa'yı vuran, Siyonist rejimin başkenti Telaviv'i de vurur. Zira, birine ulaşan bir füze, diğerine de ulaşır. İsrail çetin cevize çattı. Arap dünyasının dört bir yanından el-Cezire'ye konuşan Müslümanlar "en büyük hainler" dedikleri liderlerine haykırıyorlardı dün akşam: "Utanın! Sizin devletinizle, uçağınızla, tankınızla yapamadığınızı, bir avuç Hizbullah fedaisi en âlâsıyla yaptı! Utanın ve yıkılın!.."
Ve bir söz de, ellerini açıp "Allah'ım! Filistin'e yardım et!" diye yalvaran Müslümanlara. Düşünün bir Müslüman hanım ellerini kaldırmış "Rabbim! Filistin'in yardımına yetiş!" diyor. Fakat, açtığı ellerinde bilezikler sallanıyor. Yani, yardım orada duruyor. Allah, sanki ona şöyle diyor: " Kulum, ben Filistin'e senin elinle yardım etmeyi diledim. O bileziği koluna verecek gücü bunun için verdim. Şimdi sıra sende!"
Dert yanmayın! Sızlanmayın! Yapacak hiçbir şeyiniz yok mu? Alın bir avuç şeker, çocuklara verin ve deyin ki " Yavrum, Filistin'i unutma!" Çocuklarınıza, bakkalınıza, berberinize, komşunuza, akrabanıza, eşinize, dostunuza, "Filistin'e dua et" deyin.
Yeryüzünde en korkunç silâh nedir ? Bilirmisiniz ? Yeryüzünün en korkunç silâhı :
NEFRETTİR.
İsrail; Bütün insani duygularını kaybetmiş olarak, kör bir şiddet uyguluyor ve bu tutumu ile de "NEFRET " denilen en korkunç silâhın, her türlü teknolojik üstünlüğü yakıp, yıkıp kül edeceğini göremiyor. İsrail, ürettiği bu silâh ile kendi var oluşunun, sonunu hazırlamaktadır.
Acı karşısında bir şey yapamadığımız doğru. Ve acıyı asla fosfor bombasından yanmakta olan bir genç ceset gibi, yahut evladının kefenini havaya kaldırıp haykıran bir babanın ciğeri gibi duymamızın mümkün olmadığı da doğru. Ama imanın en düşük basamağı olarak söylenen kalp ile karşı koymayı, reddetmeyi, lanet etmeyi büsbütün yararsız bulmak doğru değil, böyle olsa anılmaya değmezdi.
Yetmediğini biliyorum.
Nisa suresinde 95-98 arasında cihaddan söz eden cümleler bulunur. Önce oturup duranlarla, gayretli olanların aynı olmadığı vurgusu yapılır, sonra o “malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenler” övülür ve sonra da cehenneme gideceği söylenen bir grubun can verme sahneleri canlandırılır. Melekler onlara “Neredeydiniz siz ?” diye sorduklarında “yeryüzünde ezilip horlananlardık biz” diye mazeret bildirir bunlar. Bunun ardından gelen ayet de o duruma düşmemek isteyenlere tersinden bir yol gösterme gibidir. “…hiçbir beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayanların durumu farklıdır” der.
Denilir ki bu sözü edilenler “biz ezildik, horlandık, bir şey yapamadık, elimizden bir şey gelmedi, bir yol, bir çare bulamadık” diyenler; inanmış ama bir türlü kendi çevrelerinde bunu açığa vuramamış, inancın gerektirdiği davranışları gösterememiş, aile ilişkileri, sosyal bağlar çemberinde sinmiş kalmış bir grup gençti. Ve derler ki; inanlarla inanmayanlar arasında meydanda cenk günü gelip çattığında, o gençler kendilerini babalarıyla, amcalarıyla aynı safta buldular, “biz sizden değiliz, biz inanıyoruz” deme yürekliliğini gösteremediler ve bu ayetle inananlara ibret olarak kitaba yazıldılar.
Ne dehşetli bir benzerlik var bugünle!
“Neredeydiniz” dendiğinde ne diyeceğimi bilmiyorum. Hangi safta yer aldığımı bilmelerinin zamanı geldiğinde-ki zaten tam ortasındayız sıcak ve soğuk bir savaşın-, çemberi kırıp öteye geçmeyi becerebilmek…Katyuşayla mı, taşla mı, kalemle mi, haber bülteniyle, kınama mesajıyla, yanan lastikle, açılan pankartla mı, yastığımın altından çıkan altınla ya da Filistinli üniversite öğrencisine verdiğim ders kitabıyla mı? Neyle ise, nasılsa çemberi kırmak ve öteye geçmek…
Dini bütün, yarım, çeyrek veya hiç. Her kim olursa olsun. Bu zulm, katliamlara karşı sessiz ve kayıtsız kalırsa, onun insanlığından şüphe etmem. Çünki; O, İnsan değildir. Zulüm karşısında tepkisiz ve suskun kalanlar, zannederler ki; Zulüm kendilerinden uzak ve onlara bir zararı da olmayacaktır. Yanlış. Hem de, gaflet dolu bir yanlış. Zira; Tarih göstermiştir ki; Zulüm karşısında suskun ve seyirci kalanlar. Sonunda kendilerini, Zulmün tam içinde bulmuşlardır. İlâhi Adalet yanında, İnsani adalet de yerini bulacaktır. O zaman, kendi kendilerine soracaklar. " Biz ne yaptık da, bu zulme lâyık olduk " ? Çünki; akıl ve vicdanlarında, seyirci kaldıkları zulmden hiç bir iz kalmamıştır.
Yaşanan bu zulüm; İnsanlığın hayrına değil, felaketine giden bir sondur.
Nabukudnezar acımıştı onlara...16.YY'da Osmanlı acımıştı onlara...Musa onlara on mucize gösterdiği halde yine de buzağıya tapmışlardı..Gelecekse gelsin artık beklenen gün;koptuysa eğer kıyamet kopsun artık Fırat yatağından...
Hamza'nın Muhammedi vardı "Allah aşkına savaşalım" diyeceği....Hamza da Muhammed de öldü;ama savaş devam ediyor;hiç bir cephe tanmadan...
ABD'de muhafazakar Hristiyanların büyük bölümü, İsrail'e destek verilmesini ve bu ülkenin korunmasını bir dini gerek olarak düşünüyor.
14 Kasım 2006 14:55
Yazı boyutunu büyütmek için
New York Times gazetesinin haberine göre, ABD'de on milyonlarca üyesi bulunan ve İsrail'in korunmasının dinleri gereği olduğunu savunan Evanjelistlerin ABD'nin İsrail politikası üzerinde etkisi bulunuyor.
Gazete, kuruluş tarihi çok eski olmayan İsrail için Hristiyan Birliğinin Başkanı rahip John Hagee'nin de bu konuda etkin bir isim olduğunu yazdı.
San Antonio Kardinali Hagee'nin İsrail'in Lübnan'ı bombardımanının ikinci haftasında 3 bin 500 destekçisiyle Washington'a gelerek İsrail'e büyük destek verdiğini yazan gazete, İsrail büyükelçisi, cumhuriyetçi senatör ve parti liderlerinin katıldığı bir akşam yemeğinde Hagee'nin ABD Başkanı George W. Bush ve İsrail Başbakan Ehud Olmert ile Kongredeki temsilcilerinin mesajlarını okuduğunu ve 'Bırakın Hizbullah milislerini yok ederek, İsrail işini yapsın' dediğini belirtti.
New York Times, papaz Hagee'nin bu çatışmayı 'iyi ile kötü arasındaki bir savaş' ve İsrail'e desteği 'Tanrı'nın dış politikası' olarak nitelediğini, daha sonra aynı mesajı Beyaz Saray'a da götürdüğünü yazdı.
Gazeteye göre, Beyaz Saray yetkilileri ise Hagee ile toplantıyı 'bir siyasi müttefiğe hürmet için yapılmış bir toplantı' olarak değerlendirirken, Evanjelist görüşün siyasi kararların alınmasında hiçbir etkisi bulunmadığını savundular.
Bununla birlikte, İsrail'in müttefiği Evanjelist Hristiyan destekçilerinin Başkan Bush'a hiç bu kadar yakın olmadıkları vurgulanıyor. New York Times, sol görüşe sahip olanların ise bu durumdan endişe duyduklarını ve Evanjelist görüşün yönetimin İsrail ve Orta Doğu kararlarını etkilemesinden endişe ettiklerini kaydetti.
Gazeteye açıklamada bulunan başka Evanjelist liderler de, aralarında eski Dışişleri Bakanı James Baker'ın da bulunduğu Irak Çalışma Grubunun Irak'ın geleceği konusunda İran ve Suriye ile görüşülmesi önerilerinin kendilerini rahatsız ettiğini belirtirken, muhafazakar Hristiyan grupların en etkili olanlarından 'Focus on the Family'nin (Aileye Odak) kurucularından Dr. James C. Dobson, 'Bu öneri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, İtalya ve Japonya ile görüşme yapmaya benziyor' dedi.
Kuzey Amerika'da yaşayan ve ideolojik bakımdan tutucu Hristiyan toplumunu ifade eden Evanjelizm, koyu bir Evanjelist olan George W. Bush'un ABD başkanı olmasıyla birlikte popüler bir güç haline geldi.
Ne kadar da sapkın bir inanç demek bile yetersiz.
"Dünyanın en tatlı şeyi savaşmakmış. Bedbahtlık bizde; bekliyoruz."
Ateş yakar; insan bunu telkinle öğrenir. Kimse ateşte yananlarkadar emin olamaz. Ölüm de öyledir. Ölümü saniye saniye hisseden emin olur. Diğerleri sadece bilir, ölümü yaşayamaz. (Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok - Osman PAMUKOĞLU)
Tamam, tatlı olduğunu kabul edelim. Ne için, üç tane bedevi için mi savaşacağız? Üstelik kendileri bile savaşmıyor. Şımartmayın şu adamları.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız