Dışarıyı izliyordum, yanıma geldi... Konuşmadı, sadece gözleriyle paylaşıyordu baktığım ufku...
Engel olmadım ben de ona, ve kalkıp gitmedim oradan...
Hastanenin kafeteryasında birkaç kez görmüşlüğüm vardı onu, ama gözleri hep uzaklardaydı...
Maç izlemiştik beraber, yemek de yemiştik...
Ama konuşmadık hiç.
Suskunluğu seviyordu sanki...
Bozmadım ben de sevdiğini...
Ama bu defa konuşmak ister gibiydi...
Evet, konuştu da...
"Gece çok sessiz" dedi... "Şikayetçi misin?" dedim.
"Hayır, ama bazen sessizlik beni çok yoruyor, acıdan daha fazla yakıyor canımı" dedi.
Sadece dışarı bakıyorduk, sanki kendi kendimize konuşur gibiydik. Evet, canı yanıyordu, kısık kısık konuşuyordu...
Bakışları yerdeydi hep, suçlu gibi... Ama değildi ve bunu onun bildiğine de eminim.
Hani bazen bir arayışa düşer insan, ama ne aradığını da bilemez aslında. Sadece arar durur ve karşısına çıkan ilk şeyi arayışının
karşılığı olarak kabul eder, gönüllü veya gönülsüz... O da öyle yapmıştı, koridorlarda gezinirken ben çıkmıştım karşısına.
Konuşma isteğini bastıramamış gelmiş yanıma, ama konuşmak zor gelmiş suskunluk içinde gökyüzüne bakmıştı, ortak bir maviliğin paydasında buluşmuştuk.
Konuşmak, anlatmak isteğim yoktu. Sadece dinlemek istedim onu. Benim anlatacak bir şeyim yoktu. Onun da anlatacağı bir şey yoktu ama konuşmak istiyordu.
Benim dinlemeye ihtiyacım vardı onunsa konuşmaya, sadece konuşmaya...
"Ne oldu?" demeyi çok istedim ama yapamadım. Belki bunu istemezdi. Bekledim yalnızca.
"Bazen..." diye başladı söze gözlerime bakarak. Sonra sustu... Derin bir iç geçirdi ve devam etti; "bazen... gitmek istiyorum. ama yapamam yapamayacağımı biliyorum.
İşte öyle zamanlarda, yani gitme isteği yaşamakan ağır bastığında; gideceğim kaçacağım tek bir yer var. Bakabildiğim tek yer korkmadan; gökyüzü...
Eskişehir'de iken bir yıldızım vardı, sönük gibiydi, ben ona parlardım. Benden güç alırdı sanki. Ve ben de hep ona bakardım.
Aramızda tuhaf bir yakınlık vardı onca uzaklığa rağmen..." Sustu, bir şeyler dememi bekler gibi. "Konuşur muydun onunla?" dedim.
"Hayır!" dedi. "Konuşmak bazen çok şeyi bitirebiliyor. Bozulmasını istemedim o büyünün..." Bir süre dışarı baktı ve devam etti konuşmaya.
"Şimdi Ankara'da, gri bir gökyüzünde o yıldızı bulmaya çalışıyorum. Ama buraya geldiğimden beri gökyüzü kapalı, bulutlar önümde engel.
Yine de tuhaf bir hınçla arıyorum onu..."
"Neden gökyüzü?" diye sorduğumda insanların orada özgür olduğunu hatta insanların tek orada özgür olduğunu söyledi bana.
"Oraya gitmek için yürümen gerekmez, bakman yeterli... Gözlerin seni en uzağa taşır koynuna alıp. Ama başka bir yer dersen, gidemem.
Şükrediyorum, gözlerim gördüğü için. Ellerim de tutuyor. Uzaklık yok ufukla aramda, ufuk benden geride bile kalıyor bazen gökyüzüne gittiğimde..."
Ne zamandır burada olduğunu sordum, 11 aydır gökyüzünde olduğunu söyledi...
Kendi fikrince ben de öyle yapmalıymışım. Bir yıldız bulmak... "Bulamam" dedim. "Bulsam da kaybederim..."
"O zaman" dedi, "eğer bir gün ben yıldızımı bulursam en yakınındakini sana getireceğim!"
"Peki..." dedim.
Mardini anlattı sonra bana, askerliğini orada yapmış. "Operasyona çıkardık, dağlara... Saatlerce yürürdük, sonra dağın etrafını çevirir pusu kurardık.
Mardin dağlarında ağaç yoktur, en uzunu benim boyumdadır. Hep kayalar vardır orada...Buz gibi! Nöbetimde yıldızlara bakardım gece gözlüğü ile.
Karlı yayın gibi gözükür o zaman yıldızlar, birbirinden ayıramazsın. Ayırmak da istemezsin zaten..."
Birkaç tane saklamış kayaların arasına. Ara sıra çıkarır sakladığı yerden bakarmış onlara. Sadece bakarmış, konuşmadan...
Bekliyorum umutla, yıldızını bulmasını. O yıldızı bulduğu zaman... (....)
Ayrılırken döndü ve dedi ki;
"Belki saçma gelmiştir sana, ama yıldızların parlaması insanın içindeki umuttur."
Bunlar hep kişinin kaçışlarının hep kendi doğasına doğru olduğunu kanıtlıyor. Kaçışlardan dermansızlaştığımızda gözümüze görünen ilk yer doğamızın hiç karşılaşmadığımız bir sıcak kovuğu oluyor. Buna ister yıldızlar deyin, isterseniz deniz ya da bir dağın gökyüzünün enginliğine karşı sivrilmiş bir doruğu. Ben yine de bu kovukların insan kalbinin bir mecrası olduğuna inanıyorum. Henüz hiç karşılaşmadığınız bir mecra.
Sn. Ayşe;Sizin yazılarınızı okumak ve sizi anlamak için....
burdayım...
Bu gece zamanım da var çok fazlalar ama belki de bir çoğunu okuyup bitiririm
yıldız olmayan bir gökyüzü var dışarda be gece... bu neyin habercisi yarın havanın güzel olacağının mı..
evet yarın aydınlık bir gün olacak sanırım
ama şuan yıldız olmaması gökyüzünde insanı karamsarlığımı sürüklemeli, peki yarınki güzel günün hakkını kim verecek...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız