karaguven Yeni Üye

Kayıt: Aug 03, 2006 Mesajlar: 29 Nereden: istanbul
|
Tarih: Cum Ekm 27, 2006 1:06 pm Mesaj konusu: Attila İLHAN'dan.... |
|
|
Türkçü/Devrimci Diyaloğu
Bütün bir gençlik kuşağının dramını, 'karşıt' iki 'kutuptan' artık orta yaşa gelmiş, iki Türk aydını, birbirine karşı birer cümleyle özetleyivermiş; okuyup da, insanın yüreğinin burkulmaması, mümkün değil. Ortadoğu Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Arslan Bulut, diyor ki: "...Deniz Geçmiş'in Balgat Amerikan Tesislerini basması, tamamen Amerikalıların bir senaryosuydu; bunu biliyorum ve kanıtlarım!"; konuştuğu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, verdiği cevap da şu: "...ama bu, Abdullah Çatlı'larınki tamamen CIA kontrolündedir: İsviçre'de hapse düştüğünde, CIA çıkardı!"
Dramı görüyor musunuz? Dramdan da öte, bir tragedya bu, yazarını arayan bir tragedya; her iki taraf da, 'kullanılan' gençlerin, kuşaklarının en akıllı, en dirayetli çocukları olduğunu kabul ediyor; ama kör talih, inanılmaz bir karmaşıklık içersinde, onları birbirinin karşısına dikmiş; birisi 'devrim yaptığını', öbürü 'Türkleri kurtardığını' zannederek, Kemalist Cumhuriyeti hırpalıyorlar; fakülte kapılarında, eli ayağı kan, yere yığılmış öğrenci cesetleri; otomobili kendisine tabut gazeteciler; kahve sohbetinde Azrail'le buluşan halk çocukları; daha neler, neler!... O dağdağalı yıllarda, bunları hep sezdik; yazı olarak da yazdık, şiir olarak da! Sırası düştü, şimdi o şiirimi hatırlıyorum, başlığı 'Ağır Kan Kaybı'dır, o karanlık dönemde, o kuşağın iki gencinin şimdi anlattığı 'çıkmazı' duyurmak için yazılmıştı; son kıtasını okumak ister miydiniz:
"...ne kadar korkmuştuk, elimizden tutmadılar/ doğrudur, kendi içimizde daraldığımız/ kim neyi savundu, bilinmez; nereye kadar/ biz, yani erdoğan, ayşenur, ali ve ahmet/ başka bir yalnızlıkta boğulduk, havasızlıktan/ sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk/ köy köy, bucak bucak, memleket memleket/ ne solculuğumuz solculuktu, ne sağcılığımız/ karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar/ kimse bizi sevmedi: ağır kan kaybıyız!" ('Korkunun Krallığı', 3. Basım, s.28. Bilgi Yayınevi)
Belki o yüzden, Ortadoğu gazetesinin, Doğu Perinçek'le Arslan Bulut'un diyaloğunu (10,11,12 Aralık 1997) gerçekleştirmesi de, yayımlaması da, bana son derece anlamlı göründü; anlamlı çünkü....
Halbuki, eskiden...
...tam da, şu günlerde burada tartıştığımız sorun üzerinde söyleşmişler; Türkçülüğün halkçılığı, başlangıçtaki devrimci karakteri, neden dolayı 'milliyetçiliğin', anti/emperyalist, laik ve demokratik olması gerektiği; Anadolu İhtilal ve İnkılabı'nın 'halkçı' dolayısıyla 'Türkçü' vasıfları vs... Üstelik bu söyleşi, yirmibeş yıl önceki 'olumsuzluk' ve 'aykırılık' içinde geçmiyor; iki taraf da, gelişen olayların verdiği acı dersleri hazmetmiş, geleceği yeniden ve çok daha objektif şartlar altında tasarlamak istiyor...
Bir başka hatırladığım da, Türkçü ile devrimcinin taa o zaman, Baku Doğu Halkları Kurultayı sırasında gerçekleştirdikleri, 'işbirliği'! Belki bilirsiniz, bu kurultay, Sultan Galiyef'in dürtüsüyle toplanıyordu, bir 'Mazlum Milletler Kurultayı' idi; hemen, her ülkeden her çeşit murahhas gelmişti; bunların arasında, Türkiye Komünist Fırkası Başkanı Mustafa Suphi de bulunuyor, o Sultan Galiyef'in 'sol kolu', eski bir 'Türk Ocağı' aydını; buna mukabil, Sovyet Çeka'sının (Gizli Siyasi Polis) harıl harıl aradığı; Sultan Galiyef'in eski dostu Türkçü Zeki Validof (Zeki Velidi Togan) da orada, üstelik zor durumda, ona kim yardım etmiş, toplantı ve müzakerelerini gerçekleştirmek imkanını kim sağlamış dersiniz, Mustafa Suphi'nin ta kendisi!
Bu sizi çok mu şaşırttı, beni şaşırtmıyor, çünkü Zeki Velidi'nin kaleminden beyaz üstüne siyah yazılmıştır, buyrun okuyun:
"...yukarıda adı geçen Baku Kongresi'nin Eylül'de Baku'da akdine müsaade edip, o münasebetle biz de gizlice Baku'ya geldik. Burada Mustafa Suphi siyaseti altında bulunan 'Türk Komünist Fıkrası'nın iç daireleri ve daha diğer bir resmi hükümet dairesi, bize Türkistan'ın gizli teşkilat meselelerini ve bu kongrede bahis mevzu meseleleri müzakere için merkez oldu. Şüpheden ari olarak bu dairelerde müzakerelerimizi yaptık..." (Bugünkü Türkili ve Yakın Tarihi, s.402)
Dahası, sonradan Stalin'in 'tasfiyesine' karar verdiği Sultan Galiyef hakkında iddianame yazılırken, onun 'emperyalistlerin ajanı Zeki Validof'la temasta bulunduğu' kayıt düşülüyor; bunun ortaya çıkardığı nedir, Baku'da Mustafa Suphi'nin 'devlet dairelerini' Zeki Velidi Bey'e 'açtırmasından' Sultan Galiyef'in haberdar olması mı? Galiyef hakkındaki bu suçlamanın, zamanın Pravda ve İzvestia gazetelerinde yayımlandığı, Zeki Velidi Togan 'Hatıralar'ında yazmıştır. (s.289)
Yeteri kadar açık değil mi?
Ülkemizdeki devrimciler de, ülkücüler de, bugün,Galiyef'in o dönemdeki yandaşlarından Hanefi Muzaffer'in, o tarihte şu yazdıkları üzerinde, bence derin derin düşünmeliler:
"...Müslüman halk, yani sömürge halkı, Rus sömürgeciliğinin altında proletaryadır; çünkü Ruslar tarafından gerçekten ezilen bir halktır; bundan dolayı Müslüman Türk ülkelerindeki milliyetçi hareketler gerçek sosyal devrim hareketleri niteliğini taşımaktadır..." (Znamiye Revolutsii, 1918)
Yeteri kadar açık değil mi?
Attila İlhan
Cumhuriyet 26.12.1997 |
|