Bu kitabı alalı bir hafta kadar oluyor. Bir de deneme yazmaya sebep oldu. Daha yeni başlamıştım ve kitap oldukça iddialıydı. 12. baskınısın elimde olması tutulduğunu da gösteriyordu.
İnsanlığın ilk zamanlarından günümüze inançları irdeleniyordu. Buna semavi dinler de dahil. Hoş, kalsik bir evrimci çizgide yazıldığı açıktı. son sözünde dillendiriliyordu bu. "Kitabi dinlerin kaynağı" gibi bir ifade bunu anlamaya yeterliydi. Yine de kendimizden emin bir halle aldık, gerçekten işe yarayacak bilgileri öğrenmek maksadıyla.
Kitabın halen çeyreğindeyim. akıcı bir dili var. Zaten konular öylesini merak uyandırıcı ki sayfa numarasına bakmadan roman gibi okuyorsunuz. yine de dinç bir kafayla okumak istediğim için geceleri yatma aşamasındayken bakıyorum.
Kitapta değilinmeyen şey yok. Mu ve Atlantis Uygarlıkları ve dinlerinden tutun günümüz masonluğuna dair uzunca bir yol. Tapınak şovalyeleri, Sint Jain şovalyeleri, Kabbalacılık, İsmailik, şamanlık, Mazdekizm (Zerdüştlük) ve bolca eski uygarlıkların (maya, Aztek, Mısır, Yunan, Hint, Mezapotamya vs) dini inanışları anlatılmış. Hemen hepsi üzerinde durmak lazım. Hasan Sabbah bile var içinde.
Ben bu kitabı elbetteki eleştirel bir gözle okumaya çalışıyorum. İçerisinde yazarın kimliğini, en azından ne olmadığını ortaya koyan bolca ifade var. Çeşitli kaynaklardan yararlanılmasına rağmen kitap oldukça öznel bir anlatıma sahip. Hem kaynak kitaplar da Tanrı kelamı değil ya? Onların da tarafsız olması imkan dışı.
Nedir ezoterizm yada batınılik? Efendim, bunlar reenkarnoasyon inancına sahip (yani ruhun farklı bedenlerle yeniden dünyaya gelmesi), evren-tanrı anlayışına sahip bir akım. Muhakkak bir tanrı var, diyorlar. Ama bu tanrı, bütün evrenin kendisinden çıktığı bir tanrı. Felsefedeki adlandırımı pantezim. Herşey O'na dönecek. İnsan, bütün yaratıkların içinde en değerli olanı. Ama değerini kendisi kazanıyor edimleriyle. iyiye yol aldıkça, öldükten sonra iyi bir varlıkla dünyaya gelecek. Bu süreç kamil insan oluncaya dek sürecek. Kamil insanlar hep sayılı yeryüzünde. Onlar de genelde bu öğretiye sahip en üst rahiplerdir. Onlar ölünce tanrı'ya ulaşacaklar ve katılacaklarmış. yani ahiret inancı yok. iyinin ödüllendirildiği, kötünü cezalandırıldığı bir inanç yok.
Yazarın ifadelerine göre bunlar sonradan çıkmış. hz. Musa gerçekte inisiye edilmiş (yani törenlerle kabül edilmiş) bir Osirik rahibiymiş. Öğretisini korumak için böyle şeyler düşünmüş. Yani cezalandırıcı Tanrı anlayışı.
Osirik aslında eski uygarlıklarda bir rahip kişi. İnsanlığın bu en ilk kadimi dini bozulunca Osirik devreye giriyor ve toparlıyor. Ne var ki kendisi de zamanla kült haline dönüşüyor. Hatta tanrılık payesi veriliyor. Sonra bunun bir de dişil ifadesi var: İsis. isis te bir Mısır tanrıçası oluyor. Ve çocukları Horus. Bu da başka bir tanrı oluyor zamanla. İşte böyle tanrılar panteosu (tanrılar kümesi) oluşuyor ve bunlar farklı uygarlıklarda değişimlere uğrayarak yayılıyor.
Yazarın iddiasına göre bu kadim hak! din, iki şekilde bozuma uğramış Çok tanrılı pagan inanç ve tek mutlak tanrıcı kitabi inanç. Eskiden beri paganizm yaygınmış, ama sonra kitabi dinler hakimiyeti kazanmış. Oysa kitabi dinlerde bir sürü hurafe varmış. Hem onları gerçekte batıniliğe mensup rahipler oluşturmuş, pragmatik nedenlerden dolayı. Çünkü paganistler tarafından baskı altındaymışlar ve kalıcı yapmak istemişler inanışları. ama sonradan yazılan kitaplar bir sürü hurafelerle dolmuş ve şimdiki durum ortaya çıkmış.
Ezoterik öğretiler, Yahudilik'te kabbalacılık; Hristiyanlık'ta tapınak şövalyeleri ve islam'da ise sufilik (daha çok ismailik ve Alevilik) şeklinde tezahür etmiş. En doğru yorumlar buymuş işddiaya göre. ama ne var ki hakim ortodks inançlar bunların red edilmesine yol açmış yazara göre. Ama bir doğru var ki, o da gerçekten de inanışların birbirilerinden etkilenmesi söz konusu. Ezoterik inançlar birbileriyle sıkı fıkı ilişki içinde olmuşlar. mesela tapınak Şovalyeleri ile Hasan Sabbah'ın da bağlı olduğu ismaili'ler sıklıkla görüşüyorlarmış. yine Tapınakçılar, haçlı seferleri sırasında kabbala'yı öğrenerek o hale geliyorlar. Yani eski öğretiler hep canlı kalmış.
Bu öğretide en eski semboller gün yüzüne çıkıyor. Üçgen. Üçgen ile Tanrı-evren-insan remzediliyormuş. Bu üçleme eski Mısır'da Osiris-isis ve oğulları Horus olarak ortaya çıkarken; Hristiyanlık'ta bildiğniz baba-oğul- kutsal ruh olarak kendine yer buluyor. alevilik'te ise Allah-Muhammed ve Ali şeklinde bir üçleme var. Üçgen içinde göz ise herşeyi gören tanrı'yı ifade ediyormuş. Daha başka semboller ve anlamları kitabta yeterince yer buluyor kendisine.
Bu kitaptan masonluk hakkında da yeterince bilgi sahibi oluyoruz. Kendisi de anlaşıldığı kadarıyla bir mason olan kitabın yazarı ( Cihangir Gener) masonluğu göklere çıkartıyor. İnsanlık, akılcılığını ve bilimciliğini masonluğa borçluymuş ta haberimiz yokmuş.' Rönesans ve reformun öncüleri de masonlar olduğuna göre..' diyor. Masonluk güzellemeleri kitabın en sonunda var. Dün merakıma yenilip sonuna bir bakayım deyince karşıma bu iddialar çıktı.
Masonluk'te da inisiye var. (Yani törenlerle örgüte kabül edilme.) İnisiye törenleri eski çağlarda filmlerde gördüğümüz üzere ucunda hep ölüm olan birbirinden zorlu aşamalardan oluşuyor. Oysa günümüzde masonluktaki gibi sembolik anlamlara indirgenmiş. Masonluk, panteist bir inanca sahip. Ruh ve Tarnı anlayışlarının muhakkak olması gerekiyormuş. Ama insanlar diğer kitabi dinlere de (fazla bağlı olmamak kaydıyla) inanmakta serbestmişler. Bu yüzden her dinin mensubu rahatlıkla mason olabilirlermiş. Törenlerde yemin için bu kustal kitapların hepsi, kabül edilecek kişiye göre ortaya açık konabilirmiş. Türk masonluğunda üçünün birden açılması da gelenekmiş.
Masonluk, düzeni esas aldığı için kendisine geometrik şekilleri sembol yapmış. Tanrı, en büyük geometri üstadı'ymış.
Ezoterik inançlar hakkında bir olmazsa olmaz daha: Sonradan bir örgüte dönüşmek zorunda kalan bu inanış mensupları, eğer bir rahip olacaklarsa, kendilerine sunulan sırları mutlak tutmak zorundaymışlar. Bu sır en üst mertebeye geldiklerinde veriliyormuş. Sırları ölümleri pahasına bile olsa veremezlermiş.
Ve biz Türkler. Bu şahsa göre, Türkler islamiyet'i önce kılıç zoruyla kabül etmeye zorlandılar. uzun savaşlar olmuş İslam ordularıyla. Talas Savaşı'nda Araplar'dan yardım görünce islam'a geçmeye başlamışlar. Ama Abbasiler Araplar'a değilde, Türkler'e güvenmeyi tercih ettiği için askerleri Türkler'den seçmeye başlamışi. Türkler de hızla Doğu'ya göç etmeye başlamışlar ve islamlaşmışlar. Ama Türkler görünürde müslümanmış. Halen ezoterik öğretileri yaşıyormuş. Mesela şamanizm gibi. Bu yüzden oldukça sancılı olmuş araları Sünni yorumlarla. Alevilik bu direnişin adıymış. Alevilik olmasa Anadolu Türkleşemezmiş. Araplaşırmışız.
Yesevilik dahil tüm islam sufizmini ezoterizme bağlıyor yazar kişi. Enel Hak diyen Hallacı Mansur da bir batıni aslında, diyor. Çünkü Tanrı-Evren-İnsan aslında hep bir. Mevlana'dan da bazı beyitleri O'nun batıni olduğuna dair kanıt gösteriyor.
Bir de Hz. Muhammed'in (A.S), aslında Moğollar ile savaşılmadan kıyametin kopmayacağına dair olan sözünü Türkler olarak çeviriyor yazar. Ve böylece okuyucunun zihnine bir kıymık atıyor. (tabi benim değil.) Efendimiz A.S'ın "Türklere dokunmayınız." meşhur sözünü es geçiyor.
İşte bu kitap oldukça dolu. Yazarın kendi yorumlarını kaale almadan okumaya çalışırsanız eski uygarlıklar ve sapkın inanışlar namına bir çok şey öğreneceğinize şüphem yok.
owl, abi ben anlatırım sana bu konuları, kitabı almana gerek yok..
değerli büyüğümüz poe nin özetinden anladığım kadarıyla gerçek anlamda ezoterizmi büyük olasılıkla es geçmiş bir kitap bu..sanırım bunda poe ninde belirttiği gibi yazarın mason olmasının katkısı büyük..
son olarak tehlikeli sularda yüzüyorsun poe diyeceğim ama gördüğüm kadarıyla poe olayı çoktan sapkın akımlar mefhumuna bağlamış..
bir ara karakutu anasayfada ezoterizme giriş diye bir makale yayınlanmıştı, sanırım oradan bu konuyla ilgili olarak daha fazla ve sıhhatli bilgi edinebilirsiniz..
Hepimiz eski bir metni okuduğumuzda ya da bir efsaneden söz edildiğini duyduğumuzda sembolik anlamının ötesinde bir şeylerin daha varlığını düşünürüz. Bize öyle gelir ki bu metinlerin ya da mitlerin anlatmak istedikleri daha derin gerçeklikler vardır ve bunu ancak bu sırları çözmesini bilenler anlayabilir. Aslında bu düşünce hiç de yanlış değildir.
Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da son zamanlarda çok sıkça kullanılmaya başlanan Türkçe’de “içrek” sözcüğü ile karşılanan ezoterik sözcüğü içinde saklı olan anlamı sadece seçilmiş kişilere açıklanan öğretileri tanımlamak için kullanılır.
Ezoterizm sözcük olarak Yunanca eswterikoV (içe ait, içrek, sadece müritlerin bildiği anlamında, Arıkdal Gizli Öğreticilik olarak kullanıyor) sözcüğünden gelir. Bu sözcüğün kökü ise esw- ( iç, içerisi) dir .
Sözcük anlamı olarak ise ezoterizm “sadece belli sayıda müritlere açıklanan halkın düzeyine inmeyen ya da inmemesi gereken doktrine“ denir. Ezoterik doktrin “müritlere sözlü olarak aktarılan tüm bilgi ve öğretilere“ denir (Petit Robert)
Meydan Larousse Ansiklopedisi ise Türkçe eşanlamlısı İÇREK başlığı altında daha geniş bilgi vermektedir
“Yalnız vakıf olanlara öğretilen || Vakıf olmayanlarca anlaşılmayan bilgi ve ya eserler için kullanılır. ...
ANSİKL. Fels. İçrek kelimesi dışrakın karşıtıdır. Pythagoras’ın çömezlerini dışrak ve içrek diye ikiye ayırdığı söylenir ; birinciler sadece adaylardı; ikinciler ise üstadın öğretisini bütün incelikleri ve sırları ile bilenlerdi.....Dışrak eserlerde yalnız en açık kanıtlar ileri sürülür , daha karanlık ve kesin olan kanıtlar ise içrek eserlerde yer alır. Sırra ve gizli bilgiye ermiş olanlardan başkasının kavrayamayacağı esrarlı bir öğreti fikri bir çok kimseye hoş görünmüş ve her devirde az ve ya çok içrek topluluklar ( msl. Mason Dernekleri ) kurulmuştur.
- Giz. ilm. Herhangi bir dinin , sadece sırra ve gizli bilgiye ermiş olanlara açıklanan yönüne içrek bilim adı verilir. Kabala’cıların içrek elyazmaları ,” açkı “ ve ya “anahtar “ adıyla anılır. İçrek öğreti , oyun kağıdı falı , simyacıların sırları, sihir , büyü , kabala gelenekleri gizli dini törenleri vb. kapsıyordu. Apokalipsis’in açıklanması , Hezeikel’in gördüğü hayallerin yorumlanması da içrek konular arasında yer alır.”
Bu tanımda dikkat edilmesi gereken nokta eski Yunan’da içrek ve dışrak kavramlarının kullanıldığıdır , - dışrak ( exwterikoV ) ifadesini ilk kullanan Aritoteles’tir - yalnız bunların genelde felsefe okullarına atıf yaptığı görülür . Eski Yunan’daki ezoterik okulları ileride yayınlanacak yazılarımızda göreceğiz. Ayrıca ezoterik topluluklar yıllar boyu “ esrarlı bir öğreti “ fikri hoş geldiği için değil , belli bir amaç için kurulmuşlardır.
Daha geniş kapsamlı bir tanım yapacak olursak , ezoterizm , sadece seçilmiş belli bir topluluğa verilen ( bunlara inisye < fr. initié denir ) , semboller ve şifreler aracılığı ile aktarılan , erginlemeye ( fr. initiation ) dayanan, metafizik öğretilere denir. Bu öğretilerin içeriği ve erginlenmenin aşamaları çeşitli kültürlerde yeri geldikçe ayrıntılı biçimde incelenecektir.
Bu arada ezoterizmi küçümsemek isteyenler ezoterizmin bir çok alan için geçerli olduğunu söylerler. Örneğin kimya , matematik fizik bile sadece bunu öğrenmek isteyenlere semboller vasıtası ile aktarılır. Bu her şey için geçerlidir, bir koçun takımına verdiği taktikler bile semboller vasıtası iledir , maçtan önce bir ritüel uygulanır gibi . Bu örnekler ancak ezoterizmi anlatmak için örnek olarak verilebilir. Ancak ezoterizm günümüzde kullanılan anlamı ile ezoterik öğretileri belirtir.
Ezoterik öğretiler , çağlar boyunca ,sadece bu öğretileri almaya hazır kimselere gerektiği gibi verildiğinden ve çağın getirdiği değişikliklere gerek semboloji gerekse de açıklama yönünden uyum sağlayabildiği için günümüze kadar gelmiştir. Bu öğretiler geniş kitlelerde yayılmamış , yayıldığı yerde de bozulmaya uğrayıp yok olmuştur . Bu sayede saflığını koruyan öğretiler bu yüzyılın son yarısındaki “ bilgilenme “ ye paralel olarak kısmen gün ışığına çıkmıştır. Bunun doğal sonucu olarak da yanlış anlamalar ya da yanlı yayınlar da ortaya çıkmaktadır.
Ezoterizm hakkında dikkat edilmesi gereken bir husus da dinlerin ezoterik ve egzoterik yanları olmakla birlikte , ezoterizm sadece dinlerin ezoterik yanı demek değildir . Bunu yanında ezoterizm sadece belli topluluklara ait bir din de değildir. Kutsal olan sadece dinin tekelinde bulunmaz , daha farklı bir deyişle kutsal ile ilgilenen her öğreti bir din olmak zorunda değildir . Ezoterizm kutsal olana daha derin bir bakıştır.
Ezoterizmi genel olarak bir inanç olarak değil de , insanlığın tarihinin başlangıcından günümüze kadar gelen bir gelenek , öğreti olarak algılamak daha doğru olur. Bu bilgi sayesinde tarih içindeki bir çok sanatçı ve düşünürün eserlerini anlamak da daha kolay olur.
Ülkemizde de ezoterizm hakkında birkaç kitap çıkmıştır .
Buna en iyi örnek ülkemizde Haziran 1994’de Gece Yayınlarından çıkan Cihangir Gener’in Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi isimli kitabıdır. Kendi alanında ilk olduğu için saygıyı hak eden bu çalışma bir takım yanlışlıklar ve yanlı ifadelerle doludur(Buraya dikkat!). Bunlardan en önemlisi ezoterizmin ulaştığı son noktanın masonluk olarak gösterilmesi çabasıdır. Ezoterizm masonluk içinde de var olmakla birlikte , masonluğun dışında da varolan bir öğretidir.
Ezoterizm hakkında ülkemizde çıkan bir önemli kitap ise , yakın zamanda kaybettiğimiz Ergun Arıkdal tarafından yazılan Gizli Öğreticilik adlı eserdir. Bu konuda araştırma yapmak isteyen okuyucular Ruh ve Madde Yayınları tarafından 1997’de yayınlanan bu kitapta, dikkatli okumaları kaydı ile, çok ilginç bilgiler bulacaklardır.
Ezoterizm hakkında bir önemli kitap da Ergun Candan’ın yazdığı Gizli Sırlar Öğretisi adlı eserdir. İçinde çok spekülatif fikirler de bulunsa bu konuda araştıranlar için önemli bir başvuru kitabıdır.
Ezoterik Öğretilerin Genel Özellikleri
Ezoterik öğretiler metafizik öğretilerdir. Metafizik kelimesi Eski Yunanca meta
( sonrası, ötesi ) ve jusikoV ( doğal, fiziki, fizik ) kelimelerinden türemiştir. Latince’ye metaphysica olarak geçmiş ve buradan da bugünkü batı dillerindeki yerini bulmuştur. Metafizik , Doğa’nın , fiziksel görüntünün ötesini , yani sezgilerle anlaşılabilen bilgiyi kapsar . ( Daha sonra kazandığı anlamlar üzerinde durmayacağız )
Ezoterist her şeyden önce Tanrı’nın varlığına inanır . Evren’in ondan oluştuğu ve her varlıkta kendinden bir töz olan bir Tanrı’ya . Bu bağlamda ezoterizmin yaradancı dinlerle yolu ayrılır. Aynı şekilde Cihangir Gener’in söylediği gibi ezoterizm panteizm de demek değildir . ( a.g.e )
Amaç Tanrı’dan varolan fakat onun kadar mükemmel olmayan insanın dünya üzerinde yaşadığı hayatlarının sonucunda tekamül ederek yeniden Tanrı’ya dönmesidir. Bu düşünde en güzel ifadelerini Hint düşüncesinde bulmuştur.
Aynı şekilde bu tekamül süreci için de dünya üzerinde çeşitli ırkların yaşadığı ve sonra da yok oldukları kabul edilmektedir.
Ezoteristin kişisel ödevi kendi tekamülünü sağlamak , kolektif ödev ise başkalarınınkini sağlamaktır. Bu iki ayrı ödev birbirlerinden soyutlanamaz.
Ezoterist Dünya üzerinde yaşayarak öğreneceği çok şey olduğuna inanır ve dejenere öğretilerde olduğu gibi kendini dış dünyaya kapamaz.
Ezoterik öğreti sadece geleneksel bilgi ile sınırlı kalmaz , ezoterist çağının bilimsel gelişmelerini de uyarlamayı bilir.
İlk çağlardan bu yana bu öğretilerin geniş halk kitleleri tarafından yanlış algılanıp bozulma ile yok olabileceği düşüncesi bu öğretinin üstadlarını öğretilerini semboller ve gizli ifadeler ile aktarma zorunluluğuna itmiştir. Kullanılan semboller ise hiç bir zaman insana uzak olmayan ve anlamına ulaşabileceği sembollerdir.
Ezoterizmi iyi anlayabilmek için ezoterizmin ve ezoterik düşüncenin tarihini ve buna paralel olarak sembollerin dilini öğrenmek gerekmektedir. Ezoterik düşünce tarihi insanlık tarihinden soyutlanamaz , bu yüzden de ileride yayınlanacak yazılarımızda ezoterik düşünce tarihini insanlık tarihine koşut olarak inceleyeceğiz.
Ezoterik düşünce tarih boyunca Dünya’nın çeşitli yerlerinde ortaya çıkmıştır. Bugünkü Batı düşüncesinin kaynakları ise hem Doğu’dan hem de Batı’dan gelir.
Bu konularda araştırma yapmak isteyen Türk araştırmacısı da çok şanslıdır.
Türkiye’nin gerek coğrafi konumu gerekse de tarih içindeki yeri bu bağlamda büyük önem taşır. İlk olarak Yunan Uygarlığı’na kaynaklık eden Anadolu Uygarlıkları bu topraklar üzerinde var olmuştur. Ayrıca o dönemde Mezopotamya ile olan etkileşim de belirleyici olmuştur. Daha sonraları ise Yunan Uygarlığı gibi Roma Uygarlığı da Anadolu topraklarından yararlanmış , özellikle İmparatorluk kültürünün şekillenmesinde Anadolu büyük rol oynamıştır.
Orta Çağlar boyunca ise Tasavvuf düşüncesi bu topraklarda yeşermiştir.
Batı ezoterizminin kilometre taşlarından Templier Tarikatı ise Haçlı seferleri sırasında Müslümanlarla etkileşimleri sonucunda öğretilerini geliştirmişler , tasavvufdan etkilenmişlerdir.
Yeni bir çağa girdiğimiz bu zamanlarda ise artık ezoterik bilginin açığa çıkması bütün insanlara mal olması gerekmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan beri , bütün engellemelere rağmen bir aydınlanma dönemine giren ülkemizin de bu çağda büyük bir rol oynayacağı kuşkusuzdur . Bu yüzden bu konularda bilgili olmak , hazırlıklı olmak hepimize düşen bir ödevdir.
En son attar tarafından Pzr Arl 24, 2006 10:35 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Türkçe’deki erginlemenin batı dillerindeki karşılığı olan İnisiyasyon/Initiation sözcüğü Latince initiare = başlamak sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük ise yürümek , gitmek anlamına gelen ire fiili ve içerisine anlamını katan in takısı ile alakalıdır. Türkçe’de yeni kullanılmaya başlayan erginleme sözcüğü aynı anlamı vermese de iyi bir karşılık olmaktadır. Daha önceleri karşılık olarak kullanılan tekris sözcüğü geniş bir kullanıma sahip değildir.
İnisiyasyon en eski gizem dinlerinden beri varlığını sürdürmektedir. İnisiyasyon, müridin bu yaşamda ölüp sonsuz yaşama dirilmesi ile sembolize edilir. Onun için ritüellerde müridin ölüm deneyimi canlandırılır. İnisiyasyon sembolizminde Nur’a ya da ışığa kavuşmak da önemli bir rol oynar.
İnisiyasyon adayın geçmiş yaşamını terk edip ezoterik toplulukta yeniden yaşama başlamasıdır. Bu süreç müridin kendi içindeki tanrısal özü bulma yolunda alınması gerekenleri aldığı bir süreçtir. Bu yönüyle inisiyasyon müridin çeşitli eğitimlerden ve sınavlardan da geçtiği bir süreçtir.
İnisiyasyon boyunca alınan eğitim mürit tarafından gizli tutulur ve dışarıdan olan hiçbir kimseye açıklanmaz. Eğitim süreci boyunca mürit çeşitli dereceler ve unvanlar alır, bu eğitimde ne kadar ileriye gittiğini gösterir.
Ezoterik inisiyasyonun bir özelliği de öğretinin yazılı aktarılmasından çok sözlü, sembolik ve ritüeller yolu ile anlatımıdır. Tarih boyunca varolan bir çok ezoterik örgütten günümüze yazılı belge kalmamasının ya da sadece sembollerin ve alegorik ifadelerin kalmasının nedeni de bundandır.
İnisiyasyon sadece bir eğitim değildir. Aynı zamanda bireyin kendi içinde yaptığı bir yolculuktur. Semboller ve ritüeller yardımı ile birey süreç boyunca kendi içinde de bir süreç yaşar ve içindeki tanrısal özü keşfe koyulur. Bu nedenle mürit kuralları harfi harfine uygulamak zorundadır.
Öte yandan Arıkdal’ın inisiyasyon konusunda yazdıkları ilginçtir
“ Bir tanım yapmamız gerekirse Ruhsal bir tesirin nakledilişin hazır olmak diyebiliriz. Burada spiritüel (ruhsal) bir tesir söz konusudur. Bu tesirin nakledilmesi lazım. Kişiden kişiye , toplumdan topluma bu tesir nakledilecek. Zaten bütün inisiyatik çalışmaların esası , bu tesirin bir taraftan alınıp , bir tarafa naklinden ibarettir ve bu nakli kolaylaştıracak bütün çalışmalar inisiyatik çalışmalardır. “
Burada inisiyasyonun tehlikeli bir yönü ortaya çıkmaktadır. Müridin içine girdiği örgüt , örgütün ritüelleri sayesinde , müridi kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir, onun enerjisini örgütün kolektif enerjisine dahil edebilir. Sahte üstadlar önderliğinde kurulan örgütler genelde bu şekilde ritüel uygulamaktadır.
Ezoterik inisiyasyon, özü gereği , belli bir şekilde üstadlar tarafından verilmesi gereken bir öğretidir. Tarih boyunca ezoterik öğretiler çeşitli şekillerde ortaya çıkmışlardır. Bunların çoğu içinde bulunulan topluma ve çağa özgü karakter göstermiş ve zaman içinde işlevlerini tamamlamışlardır. Günümüzde bunların taraftarı olsa da bunlar tarih içindeki işlevlerini çoktan tamamlamış öğretilerdir. Bir de tarih boyunca varolan ezoterik düşüncelerin sentezini yapmış topluluklar vardır ki onlar günümüzde de geleneksel işlevini sürdüren topluluklardır.
Bu tür bir topluluğa girmek isteyen kişi kendini sahte üstadlardan ve negatif amaçlı topluluklardan korumak zorundadır. Haluk Egemen Sarıkaya yıllar önce Kötülük ve Kaynakları isimli eserinde bu tehlikeye dikkat çekmiştir
« Sanki son derece evrimleşmiş bir varlıkmış ya da bir öğretmenmiş gibi hareket edip de aynı zamanda beşeri alışkanlıkları ve zaafları olan bir kimse , sözde başarısı pek az bir disiplin ve kesinkeslik sonucunda elde edilmiş gibi görüleceğinden, beşerlere son derece çekici gelecektir. Bu nedenlerden ötürü, kendisi izleyenler onun kişiliğine hayrandırlar ve o da Yasa’ya aykırı olarak böyle bir hayranlığa izin verir. Bu surette, kendi gururunu şişirir ve izleyicilerinin de fizik forma olan bağlılığını pekiştirir. İzleyicilerine, kendilerine öğretilenlerdeki iyi ve kötüyü tefrik etmelerini değil de, bunlara körükörüne inanmalarını telkin eder. Sahte “öğretmen” bir kez bu körükörüne inanç tesis edildi mi , artık doğru yolda eğitim yapmasını sağlayacak olan hiçbir eleştiriye ya da yargıya maruz kalmayacaktır. Böylece , başında olduğu küçük topluluk , sahte bir spiritüel grup haline gelir ve orada , akıl , işlevini yitirir.
Bu halin kaçınılmaz sonucu olarak , obsesyonel bir durum ortaya çıkar. Bu obsesyonun iki dayanak noktası vardır
Birincisi , sahte öğretmenin , izleyicilerinin dikkatini sadece kendi üzerinde tutarak , dışarıda daha iyi şeyler keşfetmelerini ve dolayısıyla da kendisini ayakta tutmak için katkıda bulunmalarını önlemek amacıyla gösterdiği çaba .
İkincisi , sahte öğretmenin izleyicilerinin , zekalarını kullanmaksızın keramete inanarak ve büyük bir Öğretmen’e sahip olmanın gururu ile koltuklarını kabartarak kendilerini fizik bir kişiliğe hayran olmanın uyuşuk , duygusal haline kaptırmak için duydukları arzudur.
Bu duruma sık sık rastlanabilir. Bu gerçek bir spiritüel grubun heves edilerek kurulan bir taklidinden ibarettir. Her iki tarafın da samimiyetten yoksun olmasından ötürü, hızla çözülmeye mahkumdur. Kişiliğine hayranlık duyma, sansasyonel olma ve obsesyon halleri, kısa sürede, bu kişileri her türden duygusal , şehvani ve seksüel düşkünlüklerin karanlık faaliyetlerine sürükler. Bu toprakta hilekarlık da, yıkıcılık da , sapıklık da , entelektüel çarpıklık da gelişir ve Yüksek Benlik’le olan irtibat kopar. Korkunç Kara Ayin ve kara maji törenleri de işte böyle topraklarda kök salma imkanı bulabilmiştir. »
Ezoterizm ile Karıştırılmaması Gereken Kavramlar
Ezoterizmin ilk bakışta anlaşılmasının kolay olmaması ve bir çok farlı kavramı kapsaması , çok daha farklı öğretilerle karıştırılmasına neden olmuştur. Kuşkusuz bu öğretilerin de ezoterizm ile ortak yönleri vardır , fakat bütünüyle aynı tutmak olanaksızdır. Ezoterizm ile bir tutulan fakat çok daha farklı olan kavramların başlıcaları şunlardır.
Okültizm
Mistisizm
Panteizm
Metafizik
Spritualizm
Teozofi
Antropozofi
Parapsikoloji
Ufoloji
Ezoterizm ve Okültizm
Ezoterizm ve okkültizm çoğu zaman , çoğu yerde eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Ancak gerçekte eşanlamlı oldukları söylenemez.
Okkültizm, köken olarak “occultus = gizli “ sözcüğünden gelmektedir. Türkçe’de “Gizli İlimler” terimi ile karşılanabilir.
Okkültizm sözcük olarak çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır.
Okkültizm , gizli bilimlerle ilgilidir. Gizli bilimler terimi ile anlaşılması gereken bugünkü pozitif ve deneysel bilimlerin dışında kalan , yüzyıllardır varolan ve insanı metafizik yönüyle algılayıp , doğadaki ve insandaki fizik ötesi yönleri kullanan uygulamalardır. Bunların içine Astroloji, Simya,Büyü,Fal ... girer .
Okkültizmle uğraşan kişi baştan bazı prensipleri kabul etmek zorundadır. Bunlar ruhun varlığı ,Tanrı’nın varlığı gibi temel prensiplerdir.
Okült uygulamalar bilmeyen bir için bir anlam ifade etmeyeceği gibi , az bilen için de büyük tehlike göstermektedir. Bu yüzden okült uygulamalar bir üstat önderliğinde olmak zorundadır ve bu uygulamalar konuyu az bilen ya da bu bilgiyi iyi yönde kullanması gerektiği yönünde eğitim almamış bir kişi içinse büyük bir silah olabilirdi. Bu nedenle okültizm ezoteriktir , yani ancak belli bir eğitimden geçerek o bilgileri almaya hak kazanmış olan kişilere verilebilir ve bu bilginini aktarımı da özel bir dille ve sembollerle olur.
Buradaki nüans açıktır . Okült öğreti ezoterik bir öğretidir ; ancak her ezoterik öğreti okült değildir.
Ezoterizm ve Mistisizm
Ezoterizm ve mistisizm de sık sık karıştırılan kavramlardır.
Dilimize Fransızca’dan geçmiş olan Mistisizm köken olarak , Latince Mysterium sözcüğünden , o sözcük de Yunanca MÚst»rion sözcüğünden gelmedir. Bu sözcükler köken olarak Yunanca MÚ – (susmak,sır olarak saklamak) kökünden gelmektedir. Dilimize mister/gizem olarak geçen sözcükle aynı kökendedir. Mistik sözünün kökeninde de yine bu kökten gelen MÚstikÒj sözcüğü vardır. Bu sözcükler aslında inisiyasyondan geçip sırlara vakıf olan anlamındadır.
(DEVAMI VAR)
KAYNAKÇA
ARIKDAL Ergün , Gizli Öğreticilik , Ruh ve Madde Yayınları , İstanbul , 1997
BENOIST Luc , L’Esotérisme , Presses Universitaires de France , Paris , 1963
BURKERT Walter , İlkçağ Gizem Tapıları ( çev. Sina Şener ) , İmge Kitabevi, Ankara, 1999
CANDAN Ergun , Gizli Sırlar Öğretisi , Sınır Ötesi Yayınları , İstanbul, 1998
CORSETTI Jean-Paul , Histoire de l’Esotérisme et des Sciences Occultes , Larousse , Paris , 1992
DAUGE Yves Albert , Esoterisme , Pour Quoi Faire? , Dervy-Livres, Paris, 1986
FORTUNE Dion , Sane Occultism , The Aquarian Press, London ,1967
GENER Cihangir , Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi , Gece Kitapları , Ankara , 1994
GÜNER REŞAT , Okültizm , Tarih Boyunca Gizli Bilimler, Ege Meta Yayınları, İzmir,1996
LAURANT Jean-Pierre , L’Esoterisme, Les Editions du Cerf, Paris,1993
PACE Jerome , Les Rituels Secrets d’Initiation , Editions De Vecchi S.A., Paris,1993
RIFFARD Pierre , Dictionnaire de L’Esoterisme , Editions Payot & Rivages , Paris , 1993
RIFFARD Pierre , L’Esoterisme , Robert Laffont , Paris , 1990
RIFFARD Pierre , Esoterismes d’Ailleurs , Robert Laffont , Paris , 1997
SCHUON Frithjof , Survey of Metaphysics and Esoterism , World Wisdom Books , Indiana , 1986
SCHWALLER DE LUBICZ R.A. , Esoterism & Symbol , Inner Traditions International , Vermont , 1985
SCHWARTZ Fernand , La Tradition et les Voies de la Connaissance, Editions Nouvelle Acropole , Paris,1991
SEROUYA Henri , Le Mysticisme, Presses Universitaires de France , Paris , 1956
TUAN Laura , Le Grand Livre des Sciences Occultes , Editiond de Vecchi, Paris, 1989
Tarih: Cum Şub 23, 2007 3:29 am Mesaj konusu: Re: Ezoterik/Batıni Doktrinler Tarihi
[quote="Poe"]Bu kitabı alalı bir hafta kadar oluyor. Bir de deneme yazmaya sebep oldu. Daha yeni başlamıştım ve kitap oldukça iddialıydı. 12. baskınısın elimde olması tutulduğunu da gösteriyordu.
İnsanlığın ilk zamanlarından günümüze inançları irdeleniyordu. Buna semavi dinler de dahil. Hoş, kalsik bir evrimci çizgide yazıldığı açıktı. son sözünde dillendiriliyordu bu. "Kitabi dinlerin kaynağı" gibi bir ifade bunu anlamaya yeterliydi. Yine de kendimizden emin bir halle aldık, gerçekten işe yarayacak bilgileri öğrenmek maksadıyla.
Kitabın halen çeyreğindeyim. akıcı bir dili var. Zaten konular öylesini merak uyandırıcı ki sayfa numarasına bakmadan roman gibi okuyorsunuz. yine de dinç bir kafayla okumak istediğim için geceleri yatma aşamasındayken bakıyorum.
Kitapta değilinmeyen şey yok. Mu ve Atlantis Uygarlıkları ve dinlerinden tutun günümüz masonluğuna dair uzunca bir yol. Tapınak şovalyeleri, Sint Jain şovalyeleri, Kabbalacılık, İsmailik, şamanlık, Mazdekizm (Zerdüştlük) ve bolca eski uygarlıkların (maya, Aztek, Mısır, Yunan, Hint, Mezapotamya vs) dini inanışları anlatılmış. Hemen hepsi üzerinde durmak lazım. Hasan Sabbah bile var içinde.
Ben bu kitabı elbetteki eleştirel bir gözle okumaya çalışıyorum. İçerisinde yazarın kimliğini, en azından ne olmadığını ortaya koyan bolca ifade var. Çeşitli kaynaklardan yararlanılmasına rağmen kitap oldukça öznel bir anlatıma sahip. Hem kaynak kitaplar da Tanrı kelamı değil ya? Onların da tarafsız olması imkan dışı.
Nedir ezoterizm yada batınılik? Efendim, bunlar reenkarnoasyon inancına sahip (yani ruhun farklı bedenlerle yeniden dünyaya gelmesi), evren-tanrı anlayışına sahip bir akım. Muhakkak bir tanrı var, diyorlar. Ama bu tanrı, bütün evrenin kendisinden çıktığı bir tanrı. Felsefedeki adlandırımı pantezim. Herşey O'na dönecek. İnsan, bütün yaratıkların içinde en değerli olanı. Ama değerini kendisi kazanıyor edimleriyle. iyiye yol aldıkça, öldükten sonra iyi bir varlıkla dünyaya gelecek. Bu süreç kamil insan oluncaya dek sürecek. Kamil insanlar hep sayılı yeryüzünde. Onlar de genelde bu öğretiye sahip en üst rahiplerdir. Onlar ölünce tanrı'ya ulaşacaklar ve katılacaklarmış. yani ahiret inancı yok. iyinin ödüllendirildiği, kötünü cezalandırıldığı bir inanç yok.
Yazarın ifadelerine göre bunlar sonradan çıkmış. hz. Musa gerçekte inisiye edilmiş (yani törenlerle kabül edilmiş) bir Osirik rahibiymiş. Öğretisini korumak için böyle şeyler düşünmüş. Yani cezalandırıcı Tanrı anlayışı.
Yazarın iddiasına göre bu kadim hak! din, iki şekilde bozuma uğramış Çok tanrılı pagan inanç ve tek mutlak tanrıcı kitabi inanç. Eskiden beri paganizm yaygınmış, ama sonra kitabi dinler hakimiyeti kazanmış. Oysa kitabi dinlerde bir sürü hurafe varmış. Hem onları gerçekte batıniliğe mensup rahipler oluşturmuş, pragmatik nedenlerden dolayı. Çünkü paganistler tarafından baskı altındaymışlar ve kalıcı yapmak istemişler inanışları. ama sonradan yazılan kitaplar bir sürü hurafelerle dolmuş ve şimdiki durum ortaya çıkmış.
Ezoterik öğretiler, Yahudilik'te kabbalacılık; Hristiyanlık'ta tapınak şövalyeleri ve islam'da ise sufilik (daha çok ismailik ve Alevilik) şeklinde tezahür etmiş. En doğru yorumlar buymuş işddiaya göre. ama ne var ki hakim ortodks inançlar bunların red edilmesine yol açmış yazara göre. Ama bir doğru var ki, o da gerçekten de inanışların birbirilerinden etkilenmesi söz konusu. Ezoterik inançlar birbileriyle sıkı fıkı ilişki içinde olmuşlar. mesela tapınak Şovalyeleri ile Hasan Sabbah'ın da bağlı olduğu ismaili'ler sıklıkla görüşüyorlarmış. yine Tapınakçılar, haçlı seferleri sırasında kabbala'yı öğrenerek o hale geliyorlar. Yani eski öğretiler hep canlı kalmış.
Bu öğretide en eski semboller gün yüzüne çıkıyor. Üçgen. Üçgen ile Tanrı-evren-insan remzediliyormuş. Bu üçleme eski Mısır'da Osiris-isis ve oğulları Horus olarak ortaya çıkarken; Hristiyanlık'ta bildiğniz baba-oğul- kutsal ruh olarak kendine yer buluyor. alevilik'te ise Allah-Muhammed ve Ali şeklinde bir üçleme var. Üçgen içinde göz ise herşeyi gören tanrı'yı ifade ediyormuş. Daha başka semboller ve anlamları kitabta yeterince yer buluyor kendisine.
Bu kitaptan masonluk hakkında da yeterince bilgi sahibi oluyoruz. Kendisi de anlaşıldığı kadarıyla bir mason olan kitabın yazarı ( Cihangir Gener) masonluğu göklere çıkartıyor. İnsanlık, akılcılığını ve bilimciliğini masonluğa borçluymuş ta haberimiz yokmuş.' Rönesans ve reformun öncüleri de masonlar olduğuna göre..' diyor. Masonluk güzellemeleri kitabın en sonunda var. Dün merakıma yenilip sonuna bir bakayım deyince karşıma bu iddialar çıktı.
Masonluk'te da inisiye var. (Yani törenlerle örgüte kabül edilme.) İnisiye törenleri eski çağlarda filmlerde gördüğümüz üzere ucunda hep ölüm olan birbirinden zorlu aşamalardan oluşuyor. Oysa günümüzde masonluktaki gibi sembolik anlamlara indirgenmiş. Masonluk, panteist bir inanca sahip. Ruh ve Tarnı anlayışlarının muhakkak olması gerekiyormuş. Ama insanlar diğer kitabi dinlere de (fazla bağlı olmamak kaydıyla) inanmakta serbestmişler. Bu yüzden her dinin mensubu rahatlıkla mason olabilirlermiş. Törenlerde yemin için bu kustal kitapların hepsi, kabül edilecek kişiye göre ortaya açık konabilirmiş. Türk masonluğunda üçünün birden açılması da gelenekmiş.
Masonluk, düzeni esas aldığı için kendisine geometrik şekilleri sembol yapmış. Tanrı, en büyük geometri üstadı'ymış.
Ezoterik inançlar hakkında bir olmazsa olmaz daha: Sonradan bir örgüte dönüşmek zorunda kalan bu inanış mensupları, eğer bir rahip olacaklarsa, kendilerine sunulan sırları mutlak tutmak zorundaymışlar. Bu sır en üst mertebeye geldiklerinde veriliyormuş. Sırları ölümleri pahasına bile olsa veremezlermiş.
Ve biz Türkler. Bu şahsa göre, Türkler islamiyet'i önce kılıç zoruyla kabül etmeye zorlandılar. uzun savaşlar olmuş İslam ordularıyla. Talas Savaşı'nda Araplar'dan yardım görünce islam'a geçmeye başlamışlar. Ama Abbasiler Araplar'a değilde, Türkler'e güvenmeyi tercih ettiği için askerleri Türkler'den seçmeye başlamışi. Türkler de hızla Doğu'ya göç etmeye başlamışlar ve islamlaşmışlar. Ama Türkler görünürde müslümanmış. Halen ezoterik öğretileri yaşıyormuş. Mesela şamanizm gibi. Bu yüzden oldukça sancılı olmuş araları Sünni yorumlarla. Alevilik bu direnişin adıymış. Alevilik olmasa Anadolu Türkleşemezmiş. Araplaşırmışız.
Yesevilik dahil tüm islam sufizmini ezoterizme bağlıyor yazar kişi. Enel Hak diyen Hallacı Mansur da bir batıni aslında, diyor. Çünkü Tanrı-Evren-İnsan aslında hep bir. Mevlana'dan da bazı beyitleri O'nun batıni olduğuna dair kanıt gösteriyor.
Bir de Hz. Muhammed'in (A.S), aslında Moğollar ile savaşılmadan kıyametin kopmayacağına dair olan sözünü Türkler olarak çeviriyor yazar. Ve böylece okuyucunun zihnine bir kıymık atıyor. (tabi benim değil.) Efendimiz A.S'ın "Türklere dokunmayınız." meşhur sözünü es geçiyor.
İşte bu kitap oldukça dolu. Yazarın kendi yorumlarını kaale almadan okumaya çalışırsanız eski uygarlıklar ve sapkın inanışlar namına bir çok şey öğreneceğinize şüphem yok.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız