Bir milleti “millet” yapan unsurlarda çözülme başlamışsa, orada bazı kurumların “sapasağlam” kalabildiğini söylemek olsa olsa ya hayranlık eseridir, ya öyle görme arzusudur ya da tesellîden ibarettir.
Kültürel alanda yaşadığımız çözülmeden payını fazlasıyla alan bir sanat dalı olan sinema da güncel rüzgârlardan fazlasıyla etkilenen hassas bir bünyeye sahiptir. Yatırılan parayı en kısa zamanda geri döndürecek bir şeyler yapılması kadar, siyasî hareketlilikler de inceden inceye hesap edilir bu arada.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sının etkileriyle başlayan “Toplumsal Gerçekçi” filmler... Ardından gelişen “Ulusal Sinema” ve paralelinde “Millî Sinema”...Mısır’dan gelen filmlerin etkisiyle araya sıkışan “Hz.”li birkaç “Dinî film”... Dönemin çok yönlü etkileriyle sinema salonlarını saran “Seks furyası”... Siyasetin sokaklardaki hâkimiyetiyle şekillenen “Devrimci Sinema” ve karşıtı gibi kabul gören “İslamcı Sinema”... Sonrasında 12 Eylül’ün hükümranlığı... Renksizlik döneminde gelişen “Kadın” filmleri... “Şarkıcı” filmleri... Derken; Feza Film tarafından Minyeli Abdullah’ın sinemaya aktarılması...
Hekimoğlu İsmail’in aynı adlı romanından, yönetmen Yücel Çakmaklı’nın filme aldığı ve o güne kadar 40 baskıyı geride bırakmış “Minyeli Abdullah” filmi, basının belli bir kesiminde öyle bir tepkiyle karşılandı ki...
Çekim aşamasında romanı ispiyonlamaktan çekinmeyenler, hukuki alanda sonuç alamadıklarını gördükten sonra, filmi hedef almaya başladı...
Filmin yapımcısı Mehmet Tanrısever’in olağanüstü pazarlamacılık yaklaşımı ve fedakârlığıyla, Türk sinemasında zor görülen çapta bir tanıtımla gösterime giren filme, hayatında –belki de- hiç sinemaya gitmemiş insanlar bile, -teşbihte hata olmaz- âdeta “ibadet” heyecanıyla koşturuyorlardı...
Türk sinemasında, - o tarihe kadar- belirlenebilen en yüksek seyirci ortalamasını, yaklaşık 500 bin seyirciyle Minyeli Abdullah yakalarken, basının malûm kanadı da – az önce işaret ettiğim gibi- durmak bilmiyordu... Kitabını yasaklatamayanlar, filmi eleştirirken sanat açısından yetersiz buluyor, bu yetersizlikten yola çıkanlar, iki cümle sonra; “İslâmcı sinema” tanımından taşıp, “İslâm” yargılamasına başlayabiliyordu...
İşte tam da bu ortamda, Zaman Gazetesi’nde “Beyaz Sinema” tabirini attım ortaya...
O günden bugüne geçen zaman diliminde yaşadıklarımızla, “Siyasal İslâm” duvara toslamış ve iflasını ilân etmişken daha iyi anlaşılacağı umuduyla “Beyaz Sinema/ Beyaz Sanat” tabirini, toparlayarak özetleyelim...
“Beyaz Sinema” için dediklerimiz…
Bu güne kadar birçok defa tekrarladıklarımı, sözün başında bir kere daha hatırlatmak istiyorum:
Sağcılık-solculuk-ilericilik-gericilik başta olmak üzere her türlü ideolojik ve siyasî değerlendirmelerle, sathî yaklaşımlarla “Beyaz Sinema” arasında bağlantı kurmak, kurmaya çalışmak abesle iştigaldir.
Çelik-çomak oynayarak vakit geçirenlerle, laf salatalarını “mesaj” sananların “Beyaz Sinema”yı anlamamaları, uzak durmaları normaldir ve yadırganmamalıdır.
Kısaca; İnsanın yaradılış gayesinin, estetik bezeyişle, sanatkârane anlatımla ve çağın gerekleriyle perdeye yansımasının sinemadaki adıdır “Beyaz Sinema…”
“Beyaz Sinema” tabiri, “İslâm” denilmesinden utanıldığı için kullanılmadığı gibi; dar alana sıkışmış “herhangi bir kesimin sineması…” da değilmiş demek ki…
Çünkü “Beyaz Sinema”yı bir kesime mâl etmeye çalışmak, milletimizi “millet” yapan özelliklerin hazinelerinden bazılarını görmemek, kültürel zenginliğinin ve birikiminin farkında olmamanın yanı sıra, “İslâm’ın tebliğ üslûbu” kadar, tasavvufî bazı inceliklerini de bilmemek/dikkate almamak demektir ki... İtirazımız zaten ona!
Şimdi “Beyaz Sinema”nın başlangıcına bakalım biraz...
O günlerin atmosferinde nasıl algılanmış olursa olsun; hemen şunu belirtmek zorundayım ki “Beyaz Sinema” tabiri, hiçbir tabirin devamı veya ona farklı bir tanım bulma telaşının ürünü değildir. Tamamen farklı bir bakıştır.
İlk olarak 21 Ekim 1989 tarihinde, Zaman Gazetesi’nde, Cemre köşesinde, “Beyaz Tiyatro” başlığı altında ortaya atılan “Beyaz” kavramının, kısa bir süre sonra sinema için de kullanılmasıyla, “Beyaz Sinema” tanımı sinema literatüründeki yerini aldı.
“Türk milletinin dinine, diline, örfüne, âdetine, kültürüne, ananesine, manevî ve maddî miraslarına saygılı olarak üretilen sinema eserlerine Beyaz Sinema diyorum.” dememizden sonra ilk anda bazı röportajlar ve soruşturmalarla, sanat alanına getirdiğimiz “Beyaz” tabiri tartışmaya açıldı.
Daha sonra; İsmail Yeşilbağ ve Mustafa Bozdemir’in katkılarıyla düzenlediğimiz “1. Beyaz Sinema Günleri” çerçevesindeki “Beyaz Sinema açık oturumu”nda da konu etraflıca ele alınmış oldu.
Açık oturuma olan katılımdan daha fazla kişinin görüşleri, Türk Edebiyatı Dergisi’nin 1991 yılı Mart sayısında gazeteci Ekrem Kaftan’ın gerçekleştirdiği bir soruşturmaya verilen cevaplarla yayınlanmış oldu…
Yücel Çakmaklı, Halit Refiğ, Gürbüz Azak, Üstün İnanç, Hüseyin Akçalı, Yahya Akengin, D.Mehmet Doğan, Mesut Uçakan, Gülsüm Ak ve İsmail Güneş; daha üzerinde yeterince konuşulmamış olan bu yeni tabirle ilgili kanaatlerini Türk Edebiyatı Dergisi aracılığıyla tarihe emanet ettiler.
“Beyaz Sinema” için denilenler
“İslâm” kelimesine, üretilen eserde şeklen takılıp kalmak yerine; evrensel bir yaklaşımla bütün insanlığı “estetik” bir yorumla kuşatacak, kucaklayıcı yorumlara muhtaç olduğumuzu hatırlatmaya yönelik “Beyaz Sinema” tabiri üstüne, ismini saydığımız sanatçılarımızın görüşlerini biraz hatırlayalım 15 yıl sonra...
“Yücel Çakmaklı: “Beyaz Sinema adı gayet iyi bulunmuş bir isimdir. Abdurrahman Şen bu meseleyi gayet iyi anlattı. Ben de zihniyet olarak 1965’lerde ‘Milli Sinema’ kavramını ortaya attım. O günlerde böyle bir kavram ihtiyaçtı. Millet, kendi inancından kaynaklanan filmler istiyordu. Ben bunu Milli Sinema diye isimlendirdim. Bunun uygulamasını yapıyorum. Türk milletinden olan herkes milletine ters düşmemelidir. Bu anlamda BEYAZ SİNEMA adı çok yaygın ve meseleyi toparlayıcı tariftir. BEYAZ SİNEMA bütünleştirici bir tariftir.”
Halit REFİĞ: “Bu tabiri benim sevdiğim bir insanın ortaya atmış olmasını iyi karşılıyorum. Mesele, çoğunluğun bunu kabullenmesine bağlıdır./.../BEYAZ SİNEMA adı, sadece bu konudaki teklif sahiplerinin sempatisi ile yerleşmez. BEYAZ SİNEMA adı çok tartışılacak bir konu. Bu isim geniş kapsamlı olarak tartışılmalı.”
Gürbüz Azak:“BEYAZ SİNEMA ismini güzel bulmuşlar. Geç kalınmış bir gelişmedir. Bu isim, tiyatroda, mimaride, musikide de olur. Geç kalma da ataletten oluyor. Sinemada bunlar gerçekleştirilirken, mimariden, tiyatrodan, resimden, musikiden anlayacak insanlar da yetiştirmek lâzım. Rejisör öyle olunur.”
Hüseyin Akçalı: Ben BEYAZ SİNEMA tabirini sevdim, destekliyorum. BEYAZ SİNEMA tabirini mutlak bir şekilde İslâmî olarak algılıyorum.
Üstün İnanç: “Bu kavramı Abdurrahman Şen çıkardı. Saygı duyulacak bir isim. Elbette BEYAZ SİNEMA denilebilir. Milli Sinema deyimi aşıldı. Halit Refiğ’in, Mesut Uçakan’ın filmleri bunun örnekleridir. BEYAZ SİNEMA’yı vurgulamak lâzım. BEYAZ SİNEMA nedir, ne değildir? Dış tartışmalarla açıklık getirilmeli. Bizi anlatan filmdir BEYAZ SİNEMA... Bizim değerlerimizi, düşüncelerimizi, insan tipimizi veren filmdir.”
Yahya Akengin: “BEYAZ SİNEMA tabirini ilk duyduğumda bende bir çağrışım oldu... Lekesi, kiri olmayan bir sinema... Milletin genel eğilimlerine uygun olan bu eğilimlere, inançlara saygılı davranan sinema... Böyle davranan ve bu yolda eserler sunan sinema, beyazdır...
Akdır, lekesizdir,makbuldür... Esas ölçü ve temel; milletle ters düşmemektir. Bu tabir, sinemanın milleti karşısında aklanması demek olacaktır. Yeşilçam’ın öldüğü, Türk Sineması’nın ise yeniden yapılanma içinde olduğu şeklindeki Abdurrahman Bey’in yorumuna katılıyorum. BEYAZ SİNEMA kavramının bütün sanat dalları için de kullanılabileceği inancındayım.
D. Mehmet Doğan: “BEYAZ SİNEMA’dan, ahlâkî ölçülere riayet eden bir Sinema anlaşılıyor. Müslüman sanatçıların ortaya koyduğu eserler, bu kavramla tanımlanabilir. Ancak BEYAZ SİNEMA söyleyişi, yerleşik lâ-ahlâkî/anti-etik sinema yapılanışına bir tepki olarak konulan bir deyim. Dolayısıyla böyle adlandırmalar, tepki konusu yapı sürdükçe anlamlı olabilir.”
Mesut Uçakan: “Gelişen zaman içinde Milli Sinema bizi rahatsız etti. Tariflerimiz çerçevesinde yürümedi. Kaypak bir kelime çerçevesinde yürüdü. Milli Sinema kavramından imtina etmeye başladık... /.../ İslâmî Sinema yaptığımı da iddia etmiyorum. Mesuliyeti ağır bir kavram. Bu tür kalıplara, ayırımlara girmek beni rahatsız ediyor. BEYAZ SİNEMA diyenler de oluyor. Ben hiçbir kalıba girmek istememekle birlikte hepsine de saygı duyuyorum.”
Gülsüm Ak: “Millîlik ve dinilik bana göre bir yaşama tarzıdır. Sloganlara dökülmelerine ihtiyaç duyuluyorsa, orada bir eksiklik vardır./.../ Slogandan ürken bir insanım. Sloganın arkasında ne olduğunu düşünürüm önce... İnsan ruhu güzeli aramaya mütemayildir. Güzeli bulduğu anda, vasıtaya gerek olmadan onu kabul edecektir.”
İsmail Güneş: BEYAZ SİNEMA adı bence uygun. Ancak eserler öncelikle sanat eseri midir, değil midir, diye sorulur. Bir eserin sanat eseri olması için o ülkeyi ilgilendirmesi gerekir. İslâm cihanşümuldur. Sanat eseri, yaratılış düşüncesinin anlatıldığı eserdir. Kısacası, bizim sinemamız için BEYAZ SİNEMA demek en doğru yaklaşım, en iyi tariftir.
Sanatsal bir umudun adıdır Beyaz Sinema
Gürbüz Azak ağabeyimizin, tanımı genişletici yaklaşımı kadar; İsmail Güneş kardeşimin, tanımla altı çizilmek istenen ana noktayı cevabında, “..öncelikle sanat eseri midir, değil midir?”sorusuyla ilk açanlardan biri olması önemlidir. Tabi, Yahya Akengin ağabeyimin; “... Bu tabir, sinemanın milleti karşısında aklanması demek olacaktır..” yorumu ve bilhassa Sayın Gülsüm Ak’ın sözleri son derece dikkate değer, bütünü tamamlayan yorumlardır.
Dinine bağlılığı ve yıllarca tek parti baskısı yaşayan kalabalık kitle; aralarında sinemanın da bulunduğu ve genelde batı kaynaklı birçok yenilikle karşılaştığında çözüm olarak ilgilenmemeyi, sırtını dönmeyi tercih etmiş ve son derece yanılmıştır. Bu sırt dönme ve ilgilenmemeyi ortadan kaldırmak isteyenler, hâkim kitlenin batıcı ve inkârcı tavrını geniş kitlelere daha açık anlatabilmek için – günün şartları gereği de- açık seçik “İslâm” kelimesinden yardım istemişlerdir. Bu durum da giderek; içeriden ve dışarıdan gelen talep ve zorlamalar doğrultusunda “İslâm” yanı sıra “İslâm/cı” tanımını da beraberinde getirmiştir. Giderek, siyasette hız kazanan ve diğer alanlara da sıçrayan “......./cı”lı yaklaşım ve yorumlardan nasibini alanlar arasına sanat/sinema da katılmış, “İslâm”ın evrensel mesajından beslenmek yerine, çoğu zaman yüzeysel tercihlerin, siyasî alandan beslenen güncel değerlendirmeleriyle “..../cı” olmayı yeterli bulmalar öne çıkmıştır.
Oysa... Çeyrek yüzyıl öncesinin siyaset ortamını da düşününce bir nebze olsun haklı bir mantığı bulunabilecek bu yaklaşımın, yerini artık ele alınan meslek koluyla, sanat dalıyla ilgili terimlere bırakması gereklidir. Hassasiyet gösterilmesi gereken konu, Sayın Güneş’in, altını çizdiğimiz ifadesinde gizlidir. Sanat eseri olmadan o dalda ürün verme iddiaları, “İslâm” kelimesiyle birlikte paketlenerek sunulmamalıdır.
Her hangi bir sanatçıdan çok daha fazla biçimde, İslâmî inancı bulunan sanatçıların dikkat etmesi ve çalışmalarında uygulaması gereken bir ihtiyaç vardır... Ortaya konulacak sanat eserinde sadece bir kitle, bir zümre, bir grup değil; bütün bir kitlenin, insanlığın muhatap alınması lüzumudur. O takdirde iddiacısı olunan İslâm’ın da özüne daha sadık kalınmış olunacak, “mesaj” ya da “tebliğ” daha amacına uygun hâle gelecektir. Diğeri, yani genelde uygulana gelen yöntem, “Müslümanlara Müslümanlığı öğretmekle” geçen zamanlar, harcanan paralardan, tüketilen ömürlerden ibarettir ve İslâmi ölçülere göre de çok yönlü, korkunç bir israf söz konusudur.
Birilerinin; sadece ibadet boyutuyla değil, insanî ilişkileri ve sosyal çerçevesiyle bir bütün olarak algılanması ve uygulanması gereken İslâm’ı şekilciliğe hapsederek, savunduklarını sandıkları inanca zarar verdiklerini artık bir an önce görmelerini beklemek de hakkımızdır diye düşünüyorum.
Özetle “Beyaz Sinema/Sanat”: Yaşadığımız toplumsal kafa karışıklığından arındığımız ve kendimize çekidüzen vermeye niyetlendiğimizde sarılacağımız kültürel hazinelerimizden istifadeyle yapacağımız sanat/ sinema çalışmalarının, önceden konulmuş umut adıdır “Beyaz Sinema/Sanat...”
Kısır ve günübirlik siyaset çekişmelerinin, ideolojik kamplaşmaların ürünü olan sinema eserleriyle, “Beyaz Sinema/Sanat” arasında ilişki kurmaya çalışmak, bilgiden ve iyi niyetten mahrum yaklaşımlardır.
Ve… Başlıktaki sorumuzun cevabına gelirsek… “Beyaz Sinema/Sanat”; Anadolu toprağının kültüründen beslenerek bütün insanlığa perdeden anlatılan sanatın adıdır…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız