Ama ben burada sanal camda zarflanmış mektuplardan söz etmek istiyorum.
Uzun zamandır mektup yazmıyoruz.Sizden ricam hayatınızda yeri olan birine bir mektup yazın.İlkokul öğretmeninize,ilk aşkınıza,vekilinize,annenize,doğmamış çocuğunuza,karakutuda bir üyeye,Nizar Kabbani'ye yazın.
Söylemediklerinizi veya söyleyemediklerinizi yazın.Duygu ve anlatım değeri olsun.Adını vermeyin,kime yazdığınızı da demeyin.Susmamız gereken yerde susalım.Ama bir mektup yazalım.
En kalbi satırlarda içimizdeki suskun kelimelerin lal dillerini çözelim.
Ne zaman üzülsem bir şeyler okurum. Sırf içinde bulunduğum durumdan uzaklaşmak adına. Başucu mektubum vardır benim. Şunlar yazar;
"Anneler ve babalar evlatları zor durumda olduğunda onlara yardım ederler. Bazen de tam tersi olur evlatlar ebeveynlerine yardım ederler. Baba şu sıralar o ele çok muhtaç, uzattığın eli çekme sakın..."
Bu sözler bana hep kendimi ihtiyaç duyulan biri olarak hissettirir. Kadere göz kırpar hayata dönerim bulunduğum ruh halinden sıyrılıp...
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Eğer daha önceden yollanmış, gerçek mektuplarınızı asarsanız bir faydası olur. Herkesin okuyacağı bilinerek yazılan bir metin tam olarak mektup sayılmaz bence. Bu metinler ya bir deneme tadında hazırlanacaklardır, yada bir propaganda metnine dönüşecektir.
Bak postacı geliyor selam veriyor.....herkes ona bakıyor merak ediyor.... Böyle başlardı postacını yolun söylenen şarkılar taki mektubun yerini icra ödeme emirleri ile duruşma davetiyeeri alana kadar.hey gidi günler.....Ah bir Pul olsaydım ,sevgilimin mektubunun bir köşesesinde.....
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız