Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 25 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

KaNa'dan sonra şiir olabilir mi?


KaNa'dan sonra şiir olabilir mi?

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
eylem
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 16, 2005
Mesajlar: 1259
Nereden: nereye...

MesajTarih: Cum Ağu 11, 2006 9:59 am    Mesaj konusu: KaNa'dan sonra şiir olabilir mi? Alıntıyla Cevap Ver

Uçaklar yerden yedi ila on bin metre yukardan giderler. Oradan aşağıya baktığınızda şehirler bir avuç, evler bir nokta görünür. İnsanlar mı? Onlar görünmez, sadece var olduklarını biliriz.
Aşağıdaki topraklar, göller, ırmaklar, şehirler hemen her yer insanoğlundan nasibini almıştır, insanoğlunun eli her yere dokunmuştur, ama aynı insanoğlu yerden sadece yedi bin metre yukarıdaki bir bakışa kendi varlığının dolayımsız bilgisi sunamaz. İnsanların var olduğunu düşünmekle gerçek insanların varlığına şahit olmak aynı değildir. Birincisi genelleştirilmiş bir fikir, ikincisi canlı olmanın her haline dokunan bir kavrayış biçimidir. Ne yazık ki insanın dünyaya karşı böyle bir dili, böyle baktığı bir konumlanma durumu var. Bunun en bariz örneklerini de savaşlar ortaya koyuyor.
Savaşın nedenleri, mantığı, ne işe yaradığı konularında bir dolu laf etmek mümkün. Ama tuhaflık şurada ki, tüm bu “büyük açıklamalar, önemli tespitler, sözlerin ikna edici düzeni” savaşı meşrulaştırıyor, öldürülen insanlar karşısında sergilenen duyarlılıkları bir tür naiflik olarak görüyor, savaşı destekleyen paradigmayı doğallaştırmaya hizmet ediyor. En çıplak, en yalın ve acımasız gerçek, savaş söz konusu olduğunda adı, dini, ülkesi belirsizleşerek sadece kurban durumuna gelen insanın, tam da bu yüzden adı, dini, ülkesi ne olursa olsun tüm insanlar için kavranabilir bir bakış açısını kanıyla ortaya koymasıdır. Gerçek, çocukların, kadınların, kendilerini savunamayanların, kurşunla, bombayla, mayınla parçalanarak, bölünerek, hiçbir canlıya reva görülemeyecek muamelelerle öldürülmeleridir. O yüzden, savaşın ne olduğunu onun dehşetini saklayarak değil, aksine barizleştirerek, daha görünür kılarak, sözleri açık bir yaradan dökülen kana dönüştürerek ortaya koymak gerekir.

Ortadoğu’daki, "savaş" demeye insanın dilinin varmadığı bu tek yanlı saldırı, bu dijital aletlerle insanları öldürme, evleri yıkma, santralleri uçurma kirli eylemleri, savaşa ilişkin üretilen tüm sözlerin ötesinde, lehte ve aleyhteki tüm tezlerin ötesinde, insanlığa karşı trajik bir ironi olarak sürüyor. İroni, çünkü İsrailoğulları bugün iki bin yıllık tarihi kurgularının dayandığı tüm mazlumluk temalarını ters yüz ediyorlar, kendi hikayelerinin zalimlerinden rol çalıyorlar. Öte yandan insanlık üzerine, özgürlük üzerine, hayatın kutsallığı üzerine bunca söz edildikten ve bunlar adeta Batı medeniyetinin bir omurgası gibi takdim edildikten sonra yaşanan trajedi karşısındaki bu suskunluk, eleştirilerde bile sunulan utangaç destek bu ironinin bir başka yönünü oluşturuyor.


Havada sözler uçuşuyor, havada insanların bedenleri, kanlı emzikler uçuşuyor, havada uçuşan, toz olup dağılan, paramparça edilen aslında tüm medeniyetlerin özünde yer alan insanlık.
Ortadoğu’da İsrail’in havadan ve karadan yürüttüğü saldırılarda ne kadar kişinin öldüğüne dair her gün tahmini rakamlar veriliyor. Mesela ölen sivil sayısı sekiz yüzü geçti, deniliyor. Sayılar, her bir sayısının bir insana karşılık geldiği bilgisini on bin metre ötenin belirsizliğine bırakıyor. Sayılar, insanların cansız bedenleri üzerine bir örtü çekip onları şekilsiz bir yığına dönüştürüyor. İsrailli yöneticilerin ise bu ifadeye dahi tahammülleri yok. Hiçbir risk olmaksızın, adeta tatbikat yapar gibi uçaklarla şehirleri bombalamanın adını savaş koyan bir akıl, bunun sonucu olan “sayıları” da zafer hanesine yazıyor olmalı. Kana’daki çocuk katliamı sonrasında dahi içine düştükleri sessizliğin ardında, “Savaşlarda olur böyle şeyler” tavrı var. Depremle yıkılmış gibi duran bina enkazının altından çıkartılan toza ve kana bulanmış cansız çocuk bedenleri belli ki İsrailli yöneticilerin kamusunda herhangi bir söze tekabül etmiyor.
Öldürülen sivilleri er veya geç Hizbullah’ın saflarında yer alacak insanlar olarak gören, “her türlü ihtimale binaen” hiçbir sınır çizmeksizin bölgedeki tüm insanları hedefine yerleştiren bir akıldan çocuklara özel muamele beklenebilir mi?
Oysa biz Nazi savaş makinesinin her şeyi yakıp yıkan ölümcül kudretiyle, Nazilerden saklanan küçük bir kızın duyarlılıkları arasındaki çelişkinin, tarihteki tüm saflaşmalara sınır çizen o en eski çelişkinin karşısında, geç kalmış, yetişememiş, o kızı kurtaramamış herkes adına utançla davranarak, bugün elimizden gelen yegane davranışla Anna Frank’ın hatıra defterini gözyaşlarıyla okumuştuk. Bana öyle geliyor ki, Anna Frank’ın defterini, Sophie’nin zorlandığı seçimi, Auschwitz’in dikenli tellerini, fırınlarını zihnine yazan, bunlar karşısında acı çeken bugünkü İsrailli yöneticiler dahil hiç kimse Filistin’i, Lübnan’ı kana bulayamaz. Ama tüm dünyanın şahit olduğu gibi her gün İsrail uçakları “hedeflerini buluyor”, “sivil görünümlü Hizbullah üyelerini etkisiz hale getiriyor”, hatta “gelecekteki Hizbullah güçlerini de cezalandırıyor”sa, bunlara karar verenlerin holocastla ilişkileri de asla insani bir boyutta olamaz. Onlar için geçmişin acı verici anıları, bugünkü siyasi hesapların, ulaşılacak hedeflerin sadece “teknik ve stratejik destekleri”dir. Onlar bugün ellerindeki çocuk kanlarıyla aynı zamanda Anna Frank’ın katili olmuşlar, Auschwitz fırınlarına odun taşımışlardır. 1942’de Batı medeniyetinin, insanlığın Nazi çizmeleri altında ezilmesine dayanamayarak intihar eden S. Zweig, eminim ki bugün Lübnan’da yaşanan dram karşısında da aynı umutsuzluğu yaşardı. Popper’ları, Wittgenstein’ları, Freud’ları, Mann’ları, Adorno’ları, Benjamin’leri yetiştirmiş bir ulusun içinden bugün böylesine bir vahşetin aktörü olan yöneticilerin çıkması nasıl anlaşılabilir?

Adorno’nun Minima Moralia kitabından en çok alıntılanan sözü “Yanlış yaşam doğru yaşanmaz”dır. Bu söz, bugünkü savaş bağlamında yeni anlamlara yol veriyor ve kendini yanlış kurgulayan bir devletin doğru işler yapamayacağı hususunun altını çiziyor. Elbette İsrail’in içinde de bu savaşa karşı çıkan, barış için çalışan insanlar var. Ancak bu yöneticiler ihtilalle değil seçimle geldiler, karar ve tercihlerinde bir çoğunluğu yansıtıyorlar. Açıkçası herkes için tarihî akrabalık bağı kan ve soy üzerinden gitmez, akrabalık bağını kuran, insanlık karşısında alınan tutumun niteliğidir. Bugünkü İsrailli yöneticiler Nazilerin mirasçısıdırlar ve tarihin akrabalık galerisinde onların hemen yanında yerlerini alacaklardır. Kana’daki çocuklar, Filistin’de Lübnan’da kana ve ateşe boğulanlar ise Nazi toplama kamplarındaki kurbanlarla kardeştirler, onların duyarlılıklarının izlerini sadece bugünkü haber ve görüntülerde değil, aynı zamanda tüm mazlumların anlatılarında buluruz.
Yine Adorno, “Auschwitz’ten sonra şiir olabilir mi?” demişti. Sakatlanmış insan soyunun bu korkunç vahşeti tarihin tek örneği değil. Adorno’nun mirasçısı olarak, Kana’daki katliamdan sonra hiçbir sanat üretiminin temsil yeteneği olamayacağını, tek tesellinin acıyı daha ağırlaştıran, daha yakıcı hale getiren ağıtlarda bulunabileceğini, çünkü sadece onların modernleşmenin karanlık yüzüne ait bu kana karşı geçmişin kolektif sığınaklarını bize sunacağını söylüyoruz. “İnsanlık” dediğimiz o “şey” her ne ise, ancak güçlü savunucuları olursa var olabilir. Hayatın somut yüzündeki günahlara karşı ancak zihni kurmacalar dünyasında hayat bulabilen bir kavram haline gelmiş bir “insanlık”ın karşılığı gerçekten de sadece “şey”dir.
Savaş sürüyor, insanlık daha soyut bir düzleme çekiliyor, vahşete karşı insanlığın değil yine gücün öne çıktığı bir dünyaya doğru sürükleniyoruz. Bu aklın ve bu ilişki biçiminin dünyayı yeni felaketlere sürüklemesine kimse şaşırmamalı

M. naci bostaNcı
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok "İyi şiir her zaman dinidir" Poe Şairler ve Şiirleri 0 Pzr Ağu 03, 2008 1:30 pm
Yeni mesaj yok Şiir gibi yaşayanlar... tiananmenian Vesaire 39 Cmt Tem 26, 2008 9:49 pm
Yeni mesaj yok ...'dan sonra karelin2 Şarkı Sözleri 0 Cmt Ksm 10, 2007 9:31 am
Yeni mesaj yok bana bir şiir yaz masumu turuncu Şiirleriniz 6 Prş Ağu 30, 2007 1:46 am
Yeni mesaj yok Çağdaş Şiir Üzerine Poe Şairler ve Şiirleri 1 Pts Ağu 27, 2007 9:59 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke