Tarih: Pzr Tem 31, 2005 12:45 am Mesaj konusu: Sokak Çocukları
İki ay önce Bayrampaşa' ya işim düştü.Metro durağında indim ve yola koyuldum.Canım hayli sıkkındı.Şöyle bir köşede oturdum.İki adım beride selpak satan iki çocuk plastik su sişeşi ile top oynuyordu.Birini yanıma çağırdım başladık muhabbet etmeye.Diğeri de kardeşiymiş sonradan söyledi.Onu da çağırdım yanıma ve sorular sormaya başladım.İlk yanıma gelen çok cana yakın, kafası çalışıyor.İkisi de ilkokul ikinci sınıfa gidiyor.
Elimde Yasak Meyva dergisinin son sayısı.Açtım dergiyi oku bakalım dedim buralarda ne yazıyor.
-N n n naaa ssıl nasıl yyaa şa di yaşşadı yaşadığımızı ...........fff.....fa...fa....r..farket..far..kettiu....ıııı
Küçük ama kirli parmağıyla kelimelere dokunduruyor, kafasını kağıda yaklaştırdıkça yaklaştırıyordu.Diğerine yazıyı verdim al bakalım oku dedim
-Nasıl yaşadığımızı farkettiğimiz ölçüde yaşamın şiirini yazıyoruz.
Behçet Necatigil' den bir cümleydi.Kapattım dergiyi.Birbirleri hakkında konuşmaya başladılar.Birbilerini suçlamaya başladılar.Karşılarında güzel giyimli, uzun saçlı birini görünce mahcubiyetten, belki suçluluk duygusuyla birbirlerini suçlamaya başladılar.
Hayır diyordu biri sen yalan söylüyorsun.Geçen gün o yevmiye ile internete gittin.
-Pşııık asıl sen gittin ben gitmedim.
-Yalan söyleme la...
Kavga etmeye başladılar.Bu durumda ben oturmuş onları izliyorum ama kafamda bin türle şey.Hepsi de onlarla alakalı.Kimin yalan söylediğini çözmeye çalışıyordum.Çok da önemli ya..Asıl yalan söyleyen karşılarında duruyordu da bilmiyorlardı.Yalanın en büyüğü karşılarında duruyordu.Kendisini tatmin etmeye çalışan birinin davranışı, veya o dergide yazan cümle yalandı.Beton duvara yazılan kominist parti yazısını ezberlemişlerdi.
Abi dedi biri son selpak onu da sen al.Bu da yalandı.Yalan söylemeye mecburlardı ama suçluluk duygusu ile iki kardeş birbiri ile kavga ediyordu.
O duvarda yazan yazı ne manaya geliyor diye sorum.
-Ne biliim abi
Diyarbakırlı on kardeşli bir ailedeler.Babaları diyarbakırda.Kendileri burada çalışıyor.İkisinin de giysileri ayakkabılarına kadar aynıydı.İkizlermiş, bunu sonradan söylediler.
Onlar için zor olan birşey yoktu.Oyun oynuyorlardı kendilerince.Kazandıkları para oyunun bir parçası.Ama ikisi de oyun olmadığının farkında.İkisi de bana mendil satma telaşında.İkisi de zabıtalardan korkuyor.Serhat amca mıymış neymiş Bayrampaşa metro istasyonunda çalışan bir görevli onları bazen kovuyormuş.
Kalktım onlarla top oynadım.Üstelik tam bir saat boyunca.İçlerinde hiçbir korku yoktu.Bu adam yabancıdır konuşmayalım derdinde değillerdi.Neyden korkacakardı ki.Dünyanın tehlikeli olduğu onlara öğretilmemişti.Diğer çocuklar gibi tanımadıkları insanlarla konuşmamak gibi önemli görevleri yoktu.Hayatın kendisi, en derin çukuru kendileri idi zaten.Hırsız olacak olan onlardı, gaspçılığın daniskasını öğreneceklerdi elbet.Ama şimdi sevimlilerdi herşeye rağmen.O kirli elbiseleri sevimliliklerini arttırıyordu gözümde.Tanımak istiyordum onları, bilmek istiyordum.Onlar gibi düşünebilmek bana en azından iki satır yazı yazmak için malzeme verecekti.Bu da bir kazançtı en azından.
Bunlar sevilesi insanlar mı? Hayır, potansiyel suçlu, nefret edilesi insanlardır.Ara sıra şişman kadınlar yoldan geçerken acıyacak, birkaç kuruş para atacak üzerlerine.Bu onların acısını, nefretini daha da arttıracak.Onlara acıdığımız ölçüde tehlikeli hale getireceğiz.Onlarla bir saat top oynamam onların kendi yerlerinin ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayacak.Soracaklar kendilerine...Ne yapıyoruz biz?
Gökteki yıldızlar kadar uçsuz bucaksız,
Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocuklar,
Anladım farkınız yok koparılmış başaktan,
Alın bu gözleri benden alın bu yüreği artık,
Utanıyorum yaşamaktan....
gidebilen, midelerinden bir tas da olsa sıcak çorba geçebilen sokak çocukları bunlar. hatta sokak çocuğu bile değiller. mevzu bahis çocuklar istismar edilen çocuklar. ya gerçek sokak çocukları? kendilerine soru soramayacak denli,daha fazla
tehlikeli hale dahi gelemeyecek kadar beyinleri balyle, tinerle vs. uyuşmuş, yaşıyor mu yaşamıyor mu belli olmayan, günlerce midelerine bir şey girmemiş, inşaatlarda tecavüze uğrayan, kendilerine mendil, yara bandı sattıracak dahi kimsesi
olmayan, vicdanların kendisini korumak için görmezden geldiği çocuklar. işte o çocuklar top oynamıyorlar.
işin ilginç tarafı, o çocuklar için bir şeyler yapabilmek çok daha kolay. çünkü onların ne çalıştıranı, ne takip edeni, ne arayanı, ne de
soranı var.
o çocukları sevilmiyor! o çocuklardan korkuluyor! o çocuklardan nefret ediliyor! toplumun pisliği, ayak bağı olark görülüyor onlar! esasında nefret edilen onlar değil. insan eserinden nefret ediyor, acziyetinden nefret ediyor,
insanlığından nefret ediyor! onları orda bırakıp sıcak evine dönecek olmaktan utanıyor ve kendinden nefret ediyor! bir anlık da olsa. ya da umarım en azından bu oluyordur hala.
o çocukları sevilmiyor! o çocuklardan korkuluyor! o çocuklardan nefret ediliyor! toplumun pisliği, ayak bağı olark görülüyor onlar! esasında nefret edilen onlar değil. insan eserinden nefret ediyor,
acziyetinden nefret ediyor, insanlığından nefret ediyor! onları orda bırakıp sıcak evine dönecek olmaktan utanıyor ve kendinden nefret ediyor! bir anlık da olsa. ya da umarım en azından bu oluyordur
Bir gun bir doner bufesinin onunde gordugum sahne, bu ulkenin en buyuk sorunu `sokak cocuklari`dir seklindeki dusuncemin olusmasina temel teskil etti.
Donerin hayli makul bir fiyata satildigi, sehir merkezinin en islek
mekanlarindan birinde kaldirimda bir sokak cocugu. Elinde bir kutu var, yumulmus kutunun icinde istahla birseyler yiyor.
Yalniz etrafinda bir metre capinda bir bosluk var. Tiklim tiklim kaldirimda bu cocugun yanindan gecen yuzunu
burusturup uzaklasiyor.
Ben de yaklastim, kutunun icine baktim.
Cocugun istahla yedigi tamamen kufle kaplanmis ekmek kirintilari.
Param mi yoktu, ben de herkes gibi vicdani kirlenmislik mi yaptim bilmiyorum?
Ama o
gun bir doner alip o cocuga vermedigime hala vicdanim sizlar.
Gecen yil, ramazan ayinda bu kez Tunus caddesinin alt basinda, Polo'nun karsisinda bir cocuk elinde islak bir cay paketi, icinde kalmis cay artigini cigniyor.
ben
muselman da bir dostumla hayli luks bir restorana iftar acmaya gidiyorum.
Arkadasim benden once gordu. Hatta ben hic gormeden gecip gidiyordum, o gosterdi.
Yine karsida bir donerci vardi. Beni ikinci aymazliktan arkadasim
ben döner aldım...bir öğlen vakti dönercinin karşısında gördüğüm çocuğa...ama o kabul etmek istemedi.ben bunu haketmedim dedi.onu ikna etmek için epeyce uğraşmam gerekti.
ne mutlu gözü gönlü tok olanlara....
Hafta sonu güneydoğu illerinden Karadeniz'e fındık toplamaya giden pek çok minibüs gördüm. İçlerinde o kadar çok çocuk vardı ki...Çok kötü koşullarda çalışacaklar besbelli. Bir arkadaş üstelik fındık çok kötü koku bırakır diye anlatınca Ankara susuzluğunun sıkıntısı bile silindi gitti.
Akşam Sky Tv 'de Nihat Genç, fındık taşıyan araçlardaki ölümlerden hepimizi sorumlu tutuyordu.
Sokaklarından koparılıp E-5 de asfalta fırlatılmış çocuklar...
Ne sivil insiyatifler ne kamu kuruluşları olaya ve sorumluluğa sahip çıkıyor.
Sanki, bu kader onlara yakışırmış gibi bir aymazlık.
Sonbaharda Urfadaydım , belediye binasının önünden geçerken küçük çocuklardan biri gelip selpak uzattı bize , çantadan para çıkarmaya çalışırken belediye binasının duvarında yazan yazıya takıldı gözüm " çocukları sokağa mahkum etmek istemiyorsanız onlardan alışveriş yapmayın " yazıyordu.
Biz mecburen o çocuktan selpak aldık , ama sonkez bir çocuktan bişeyler alışım oldu. Bunun önüne geçilebilir mi artık bilmiyorum ama ben kendi adıma ( belki gerçekten eve onlardan başka para götürecek kimse yoktur ve belki de kimse onları sömürmüyordur diye ikelemde kalsam da ) artık sakız bile almıyorum çocuklardan. Ama birilerinin bu işe samimiyetle el atması gerekiyor .
Selpak aldığımız, arabamızın camına saldıran çocukların (ki acırdık hallerine) yıllar sonra kapkaç çetelerinin ilk nüvelerinin olduğunu nereden bilebilirdik.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız