Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 208 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Mimar Sinan evine kaçak su çektirmiş.


Mimar Sinan evine kaçak su çektirmiş.

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
unlem_isareti
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 08, 2006
Mesajlar: 1126

MesajTarih: Pts Tem 17, 2006 8:30 pm    Mesaj konusu: Mimar Sinan evine kaçak su çektirmiş. Alıntıyla Cevap Ver

Zaman gazetesinde geçen gün okumuştum. Ayrıntılı bilen var mı?
Başa dön
monaroza
Yeni Üye


Kayıt: Jul 11, 2006
Mesajlar: 82

MesajTarih: Sal Tem 18, 2006 2:04 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

O dediğin, haber7.com'da var, Zaman'dan almışlar yine..

Bir arada şu yazı dolanıyordu mail gruplarında, okudunuz mu bilmem;



İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan'ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur. İstanbul'un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı çağırır, der ki:

"Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?"

Mimarbaşı der ki:

"Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm."

Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece'den başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş'a kadar istanbul'un kıyılarında, dereleri, akan sulan tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar. Sultan sorar:

"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün müdür?" Mimarbaşının cevabı:

"Beli sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var."

"Nedir o mimarbaşı?"

"Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su gelebilir."

Kanuni'nin cevabı şu olur:

"Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım."

Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki sulan Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır. Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.

O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.

Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki: "İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır."

Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel olarak Sinan'a iletilir. Denir ki: "Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin."

Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.

Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne'deki Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır. Devir hep öyle geçmemiştir. İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir. Kanuni vefat etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir. Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir. Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi istanbul'da adeta yapayalnız kalmıştır. Ve yeni bir nesil yetişmiştir.

Bir gün Sinan'ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar. Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, "Buyurun" der.

Gelen meçhul ihsan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der.

Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, "Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?" diye bastonuna dayana dayana gider.

Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan'a şöyle derler: "Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın' diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış."

"Evet," der, "Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım."

"O zaman şu müsaadenizi, fermam görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin."

Sinan'ın cevabı şu: "Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor."

Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: "Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın." Oradan başkaları cevap verir: "Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan'a da bu ayrıcalık tanınmasın."

Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur: "Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır."

Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil. Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye değil.

Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:

"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz."

Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir. Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur. Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

Derler ya: "Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür." Öyleyse fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir. Allah'a dayanmalı, Allah'a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de Allah rızası için yapmalıyız. İnsan bu tecelli karşısında hayıflanmaktan kurtulamıyor:

"Hey gidi dünya hey. İstanbul'u suya kavuşturan Sinan susuz evde vefat ediyor."
Başa dön
unlem_isareti
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 08, 2006
Mesajlar: 1126

MesajTarih: Sal Tem 18, 2006 9:33 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sinan da kaçak su çekmiş

Ersin KALKAN

BÜTÜN zamanların en büyük mimarlarından biri olan ve 16. yüzyılda İstanbul'u susuzluktan kurtaran Mimar Sinan'ın, evine kaçak su hattı çekmekten yargılandığı ortaya çıktı. İddia, Mimar Dr. Kamil Uğurlu'nun, ‘‘Mimar Sinan'ın Su yapıları'' başlıklı çalışmasında yer aldı. İSKİ'nin 5-8 Mayıs'ta düzenlediği ‘‘Osmanlı Su Medeniyeti'' konulu uluslarası sempozyuma bir bildiriyle katılan Dr. Uğurlu, olayı Sultan Murat'ın 1569'da verdiği bir fermana dayandırdı.

Dr. Uğurlu'nun iddiasına kaynaklık eden ferman, Ahmet Refik Bey'in (Altınay) 1917'de yayımladığı ‘‘Onuncu Asr-ı Hicri'de İstanbul'' isimli eserinin 40. sayfasında yer alıyor. Olay daha önceleri, Sinan üzerine başka kaynaklar da ortaya atılmış ama ferman bulunamadığı için kuşkuyla karşılanmıştı. Eskilerin ‘‘cihanşumul'' yani uluslararası bir şöhrete sahip diye adlandırdığı bir mimar hakkında, ‘‘evine izinsiz su almıştır, yaptığı çeşmeye aldığı su usulsüzdür, cezalandırılmalıdır'' diye bir şikayetin yapılmış olması çoğu kişiye pek inandırıcı gelmemişti.

Kaldırımcıların şerri

Dr. Uğurlu'nun çalışmasına ve diğer kaynaklara göre şikayeti yapanlar, Sinan'ın iş vermediği mimarlardı. Aslında, bir fermanla Sinan'ın yargılanmasını buyuran Sultan Murat, 1564'te kayda geçirdiği bir başka fermanla Mimarbaşı'nın yargılanmasına giden yolu açmış. Sultan Murat bu fermanında, Sinan'ı, Osmanlı mülkünün bulunduğu uçsuz bucaksız topraklarda tek yetkili mimar olarak atamış ve ona geniş yetkiler vermişti.

Matematik ve geometri konusunda engin bir bilgiye sahip olan, tüm yapılarını anti sismik bir temelde kuran Mimar Sinan, mesleki dalda yapılan hatalara karşı çok hassas davranmasıyla da ünlüydü. Yanında çalışmaya layık gördüğü mimarlara, ‘‘Unutmayın mimarlık bir nevi tabiatla inatlaşmaktır. Bina ettiğiniz her yapının altına sığınan insanın, ona Allah tarafından verilen en büyük hediye olan hayatından sorumlusunuz'' demişti. Bunu dedikten sonra, sorumsuz davrananları asla affetmemiş, önemli yanlışlar yapanları mimarlıktan men etmişti. Sinan'ın mimarlıktan aldığı meslek erbabına o dönemde ‘‘kaldırımcılar'' denilmekteydi. Çünkü, meslekten men edilme sonrasında sözkonusu mimarların elindeki, gökkubbeyle yeryüzünü birbirinden ayırma yetkisi alınmış oluyor, böylece onlara sadece kaldırım döşeme işi kalıyordu!

Kaldırımcılardan bir kısmı kendilerine verilen cezayı sineye çekmiş, bir kısmı ise hayatlarını Mimar-ı Hassa'nın yani Sinan'ın açığını bulmaya adamıştı. Titizliği, dürüslüğü ve kadirşinaslığıyla ünlü Sinan, kaldırımcıların aradığı bu fırsatı hayatının sonuna doğru onlara kendi elleriyle sunmuş. Sultan Murat'ın babası Sultan Süleyman, Sinan'a sağlığında bir çeşme inşa ettirmiş. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Sinan, bu çeşmenin bitişiğinde kendisine bir ikametgah yaptırmış. Bitişiğindeki çeşmenin oluğundan boşa akıp giden suyu küçük bir boru ile kendi evinin çeşmesine akıtmış.

Doğrudur, Kadı Efendi

Aslında Sultan Murat'tan isteseymiş tabi ki evinin çeşmesine izinli su alabilirmiş ama yanında boşa akıp giden suyu görünce basireti bağlanmış. Üstelik bir de evinin çeşmesinin arka kısmına su haznesi yapıp suyu depolamış ve günde üç defa bu sudan çeşmenin önündeki yalağa su doldurup, hayvanlarının içme suyunu karşılamış. Olay anında saraya intikal ettirilmiş ve Sultan Murat, İstanbul Kadısı'na yolladığı bir ferman ile Mimar Sinan hakkında derhal soruşturma açtırmış.

Bu soruşturmanın sonucunun ne olduğu hiçbir kaynakta belirtilmiyor. Fakat, Koca Sinan'ın soruşturma sırasında kadıya verdiği cevabın aynen şöyle olduğu söyleniyor:

‘‘Doğrudur Kadı Efendi Hazretleri, doğrudur...''

İstanbul’un su sorununu çözmüştü

Evine kaçak su çekmekle itham edilen Mimar Sinan, dünya mimarlık tarihinde su kültürünün en önemli halkalarından biri olarak kabul ediliyor. İnşa ettiği köprü, sebil, hamam, çeşme, şadırvan ve sarnıçların büyük bir bölümü hala ayakta olan Sinan, susuzluktan kırılan İstanbul'u suya kavuşturmuş. Kanuni Sultan Süleyman'ın kendisinden kuraklık sorununu çözmesini istediği Sinan, su havzalarında üç aylık bir inceleme sonunda, su sorununun 10 yıllık bir çalışmayla çözüleceğini bildiren bir projeyle padişahın karşısına gelmiş. Su yolu inşaatı 1554'te başlayıp 1563'te bitirilmiş. Sinan, işini üstelik fazlasıyla verdiği süreden bir yıl önce tamamlamış. Mimarbaşı, suyu dağları, ovaları aşırarak Kırkçeşme dağıtım tesisine kadar getirmekle yetinmeyip, kentin her yanına çeşmelerle donatmış. Kırkçeşme tesisinin açıldığı sıcak temmuz sabahı İstanbullular, çeşmelerden gürül gürül akan suyun müziğiyle uyanmış. Uzun Kemer, Kovuk Kemer, Güzelce Kemer, Mağlova Kemeri (Üstte) ve Müderrisköy Kemeri yüzyıllara meydan okuyarak hala dimdik ayakta ve İstanbul'a su taşımaya devam ediyor

hürriyet




















(hürriyete ne kadar güvenilir, orası size kalmış)
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok KAÇAK YAYIN erufuk Akademik Yayınlar - Dergiler 6 Prş Hzr 01, 2006 9:38 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke