Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 125 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Izdırap Sahiplerine Ne Mutlu


Izdırap Sahiplerine Ne Mutlu

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Felsefe
Yazar Mesaj
unlem_isareti
Yazar


Kayıt: Jul 08, 2006
Mesajlar: 1126

MesajTarih: Cum Tem 14, 2006 8:24 pm    Mesaj konusu: Izdırap Sahiplerine Ne Mutlu Alıntıyla Cevap Ver

Anlamı sadedinde zikredilen sözcüklerin hiçbiri ıztırab'ın eşanlamlısı, hatta yakınanlamlısı bile değildir. Bu bakımdan siz ıztırab'ın mânâsına bakmayınız, asıl mefhumundaki derinliğe ulaşmaya çalışınız.


Duyulan, verilen, çekilen, artan ve azalan bir duygunun adıNeutral ıztırab... Iztırab duyuyoruz, ıztırab çekiyoruz, bazen de başkalarına ıztırab veriyoruz... Öyle ki ıztırabımız bazen artıyor, bazen de azalıyor...

Bu sözcük farklı şekillerde yazılabiliyor: ıztırab, ızdırab, ıztırap, ıstırap...

Niçin?

Bu, "lisan-ı dad" olarak da bilinen Arapça'daki 'dad' harfinin bir cilvesi... Bakınız biz bile Arapça'ya özgü bu sesi (dad), bugünkü Latince alfabemiz sayesinde 'd' ile yazmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenledir ki hâlâ 'delâlet' (işaret) ile 'dalâlet"i (sapkınlık/şaşırmışlık) birbirinden kolay kolay ayıramıyoruz. Oysa ilki dal'la, ikincisi dad'la... Çaresiz, ince olanına 'de', kalın olanına 'da' deyip işin içinden çıkıyoruz. Fakat bu ses, kelime sonlarına gelince iş iyice karışıyor ve bu sefer 'z' harfi çıkıyor karşımıza: tevazu, mevzu, vaziyet, vs.

O kadar da önemli mi? Iztırab olsa n'olur, ıstırap olsa n'olur? En nihayet iki ağız, iki şîve, iki telâffuz biçimi... Anlamı da belli değil mi zaten: dert, acı, sıkıntı, azap, zahmet, eziyet... Dolayısıyla bizler Türkçe olarak da acı duyuyoruz, acı çekiyoruz, başkalarına acı veriyoruz... Bizim de acımız artıyor veya azalıyor... Öyleyse bu başa belâ sözcüğü kullanmakta niçin ısrar edelim?

Bu kolaycılığa kolayca prim vermeden önce biraz düşünelim isterseniz; durup düşünelim, önce duralım ve hiç değilse, sonra düşünelim:

"Darbe yapmak!"

Bu tabiri duyar duymaz aklınıza ne geliyor? İhtilâl yapmak, yönetime el koymak, vs.

Peki ya, "darbe vurmak", meselâ "adamı bir darbede yere yıkmak" gibi ifadeleri duyunca ne düşünüyorsunuz? Meselâ "bir darbede...."; yani "bir vuruşta..." (İyi ama, "vurmak, vuruş" demekse şayet, darbe nasıl vuruluyor o zaman? "Bir vuruş vurmak" gibi mi?)

Bir de "darbe indirmek" var ki aman aman, ihanete eş bir melânet, bazen "kalbe hançer sokmak" ya da "arkadan bıçaklamak" gibi beklenmedik sinsice bir davranış...

"Darbe yapmak", "darbe vurmak" veya "darbe indirmek"... Geçelim... Evet, darbe'den darb'a doğru geçelim. Tahmin edilebileceği üzere 'darb' sözcüğü 'vurmak' anlamına geliyor. Nitekim 'darphane'nin darb'ı da buradan gelir; "(para) basmak" demektir. (Her hâlde 'vurmak' ile 'basmak' arasındaki bağlantıyı farketmek güç olmasa gerek.)

Biraz güç olanı ise şuNeutral "darb-ı mesel"; yani "bir misal vermek", bir deyiş, bir özdeyiş aktarmak... yani bir tür örneklendirme... yani bir nevi hikâyecilik...

Son olarak bir de sazın tellerine 'vuran' şu garip mızrab'ı hatırlayalım. Mızrab tellere vurunca teller titrer, titreşir ve o titreyişten de âhenk, uyum, ezgi, melodi, harmoni ortaya çıkar; çoğunluk hüzün veren, acı veren, kalbi yakan ezgiler...

Bizim peşine düştüğümüz ve "Amaan sende!" deyip bir tarafa attığımız 'ıztırab' sözcüğünün kökünde de işbu 'darb' var; ama basitçe 'vurmak' veya 'vuruş' mânâsıyla değil, bilâkis 'titreme', 'titreyiş' mânâsıyla...

Anlamı sadedinde zikredilen sözcüklerin hiçbiri ıztırab'ın eşanlamlısı, hatta yakınanlamlısı bile değildir. Bu bakımdan siz ıztırab'ın mânâsına bakmayınız, asıl mefhumundaki derinliğe ulaşmaya çalışınız.

Vurmak veya vuruş bir eylemdir. Burası açık. Her eylem bir harekettir. Burası da açık! O halde biraz gayretle şu sonuca varılabilir: Iztırab kalbin hareketidir, gönlün eylemidir; aşk sebebiyle kalpte oluşan titremedir, titreyiştir. Öyle nazlı, öyle ince, öyle yakıcıdır ki kalbin bu titreyişini derûnumuzda duyarız (ıztırabı hissederiz), bu titreyişe katlanırız (ıztırap çekeriz); dolayısıyla bu titreyişin miktarı elimizde olmaksızın bazen çoğalır, bazen de azalır. İşte bu titreyişin, bu eylemin, bu hareketin adıNeutral ıztırap!

Aklın hareketine 'düşünme' (nazar) diyoruz. Şayet bu hareketin istikameti bilinenden bilinmeyene doğruysa, düşünme'yi 'doğru'; bilinmeyenden bilinene doğruysa 'yanlış' olarak adlandırıyoruz.

Arzuladığı şeye kavuşması hâlinde 'sevinç', kavuşamaması hâlinde de 'üzüntü' duyan kalbin hareketine ise 'titreyiş' (ıztırap) adını veriyoruz; artan veya çoğalan bir titreyiş...

Sevinç kalbin hareketini durdurur; gönül doyuma ulaşmıştır çünkü. Üzüntüyse kalpteki titreyişin sürmesi anlamına gelir; ıztırabın sürekliliğine yol açan da bu mahrumiyet duygusudur ve şiddeti artınca, ıztırab, ister istemez aşka dönüşür.

Sizin anlayacağınız, aşk tam anlamıyla bir ıztırabdır!

Iztırab sahiplerine ne mutlu! Hakikaten onlar mahzun ve fakat mutludurlar!


Dücane Cündioğlu
Başa dön
monaroza
Okur


Kayıt: Jul 11, 2006
Mesajlar: 82

MesajTarih: Cmt Tem 15, 2006 2:24 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Teşekkürler güzeldi..

Aslında yazıda ızdırap ve ötesinden söz edileceğini sandim ama genelde dil kavramı üzerinde durulmuş..

Yazıyı okurken aklıma Necip Fazıl geldi, bir kitabında aynı kadına aşık olan bir baba ile oglunun hikayesini anlatır kısaca;

Oglu babasına "aradan çekil sen ihtiyarsın, ben gencim" der. Babası ise; "Mademki ızdırap duyuyorum o halde gencim" der.

Izdırapsız insan hiçbir işe yaramaz!
Izdırap duymak bir ayrıcalık..


"Iztırab sahiplerine ne mutlu! Hakikaten onlar mahzun ve fakat mutludurlar! "

Evet hayatın farkında olanlar onlar, selam olsun...
Başa dön
monaroza
Okur


Kayıt: Jul 11, 2006
Mesajlar: 82

MesajTarih: Cmt Tem 15, 2006 2:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“...melali anlamayan nesle aşina değiliz...”

Ahmet Haşim / O Belde
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Felsefe Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok MUTLU PRENS gunfrfd Çocuk Edebiyatı 10 Cmt Mar 24, 2007 6:56 pm
Yeni mesaj yok Son Mutlu İnsan Öldüğü Zaman simone Sosyoloji 9 Pzr Ağu 20, 2006 3:23 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke