Gelmedin sen. Beni böyle yazılmamış boş bir sayfa gibi bıraktın. Neden sevgili şiirim, neden yavrucuğum? Varlığının harfleriyle neden yazmadın beni? Neden boyamadın? Neden karalamadın?
Hastayım ben evet. Seni çağıracak organlarımın sesleri kısık, yaralı...
Duymuyorsun çığlığımı bu yüzden. Karnımdaki sancılar sana dair değiller. Onlar düşümün, umudumun düşmanı... Dün uzaktık, kederliydik, suskunduk babanla. Saatlerce yan yana durmuş konuşmamıştık, ikimiz başka kırgınlıklarda.... Evimize dönüyorduk... Birden dedi ki bana "aaa güneşe baksana!" Başımı kaldırdım gazateden. "hiiiiii" gibi bir ses çıkardım elimde olmadan. Şaşırdım ben güneşe... Korkunçtu... Güzeldi... İlk gibiydi... Bir şey gibiydi ki hiç öyle duymamıştım ben turuncumavimorsarı Eflatun ve aralarını. Güzeldi... Çok güzeldi... Ağladım... İçimden teşekkür ettim ona. Kırgınken de güzelliği paylaşmayı önlemedi diye... Sonra çok eksik buldum bizi. Sen o güneşin batarkenki renkleriyle doğmalıydın bize. O zaman bak nasıl tamam olacaktık. Nasıl kıpır kıpır, ışıl ışıl bakacaktık dünyaya. Yoksunluk ağlatır insanı... Yoksun diye ağladım. Güneşim gelecekmisin?
03.05.2004
Kısa günlerin uzun çarşılar gibi dolaştırıyor beni içnde... Kimi yerinde keder, kimi yerinde minik sevinç taşkınları, kimi yerinde ise göveren hüzün... Tökezlemeden yürümeye çalışmak ne güç bu ufak sevinç taşlarına basa basa... Bekleyerek seni...
09.05.2004
Anneler günü bugün... Anne yapacakmısın beni? Benim de anneler günümü kutladılar. Dilerim bu senin geleceğin patikanın önsezi taşları olsun... Ne zamansın yavrum... Ne zaman bize doğrusun... Ne zaman bir tenin, bir bedenin olur senin?
12.05.2004
Seni beklerken zaman öyle cimri ki! İçimdekileri dillendirmeye kalktığımda sıkıcı oluyorum sanırım, ama seni konuşmak, sana sözcüklerle de olsa dokunmak istiyorum. Bu bekleyiş uzarsa korkarım çok daha fazla acı çekeceğim. Hadi davran artık... Gövdemi işgal et.
Hafta sonu hiç görmediğimiz bir yere gittik. Bir göl... Huzur dolu, dingin bir gün geçirdik orada... Senin o maviliğin kıyısında papatyalar ve kır çiçekleri arasında koştuğunu görür gibi oldum ama söylemedim babana... Gelirsen yeniden başlayacağız hayata, seninle öğreneceğiz dünyayı yeni baştan... Gel de varlığımızı hecelet yavrucuk, mutluluğu ezberlet bize...
28.06.2004 Pazartesi
Sanırım tek başına bir bekleyiş, duaların sımsıkı kavradığım eli, sana kavuşmama yetmeyecek. Birkaç güne kadar doktorumun yardımını isteyeceğim. Ama önce sabrı öğrenmem gerekiyor galiba... Bana o sabrı öğretecek uğraşlar öğrendim... Tezhip yapıyorum örneğin... Mini mini desenleri kıl kadar ince bir fırça ile türlü renk arayışlarının ardından boyuyorum bebeğim. Anladım ki senin yolunda mini mini taşlarla, umutla, sabırla, bıkmadan, yorulmadan gidilesi bir yol... Bu yolu ömrün türlü renkleri, aynaları ışıtıyor. Sana varmak için en sarp, en engebeli yolları aşabildiğimi göreceksin. Sen dünyanın belki en fazla özlenen ve istenen bebeğisin. Hadi başla sende anneye varacak rüyalar çizmeye, yollar inşa etmeye... Burnundan öperim.
08.07.2004
“Çok güzellikte öldürür” denebilir mi? Öldürür belki... Güzellik ağlatır ama onu bilirim. Artvin’deyiz şimdi ve tuhaf vahanın ortasında olmak bana bunları düşündürüyor. Şu mini mini mineler mavi gözyaşlarıdır yeşilde...
Kentlerin köye gidişi de köyü başkalaştırıyor, başka bir şey oluyor, bu hiçbir şeye benzemeden başkaya dönüşen şey. Yeşil... Bir daha yeşil... Üst üste, yan yana yeşil... İçinde mavi gözyaşları, içinde gelincikten dudaklar durmasa yeşilden de ölüne bilir. Yeşili güzelletip ağlatan onlardır çünkü. Sonra ağaçlar. Her biri nasıl lal tanıklardır. Çayırların içinde kollu dallı, örten, saklayan melekler...
Cümleye ihtiyaç yok. Her yer sözcüklerle resimli. En güzel sözlerin topraktaki albümü burası...
Öteki hayat buradan alıntılarla yaşanıyor, dolduruluyor.
İster istemez öğrencisi yapan, söz dinleten bir bilgelikle eğitiyor doğa. Buradan bakınca olanca içtensizliğiyle başkent hep esas duruşta... Yalın gerçek çarpıcı... Yalın ve insandan yana... Eşyayı koruyan ruh, insanı sonsuza dek savunmasa da tanrının soluduğu duyuluyor burada. Derinden dingin ve yaban bir soluma...
Geleceğimi, şimdimi bilmeksizin dolaylı çizen insanların fotoğrafları var duvarda... Bebeğimin büyük büyük annesi ve büyük büyük dedesi... Rastlantının büyüsünden ve gizeminden sendelememek elde değil.. Sen böylesine sağlıklı ve yalın bir içtenlikle gelmelisin bana.
12.07.2004
İlk anlam önemli... Sözcükler ve resimler ilk anlamıyla.. Öteden beri öyle olduğunu anımsama bu.. Yalınlığın iyiliği.. İyiliğin yalınlığı ya da.. İyilik unutuşta değil, hatırlamadadır.. Unutuş çoğul, anımsama tekildir.. Yalındır.. Ruh öze bu denli ilk yaklaşmıştır..
Okunmuş bir kitaba başlamak gibi geldi bura bana..Altı çizili satırlar, ilk okuyanla nasıl bir yürek akrabalığı yaratırsa, vurgusu yapılmış mekanlar, odalar, eşyalar ve çayırlar aynı ortaklığı ve sıcaklığı başlatıyor..
Anılar alintilardır..Tırnak lazımdır..Kimi zaman içine almak, kimi zaman da görülsün diye kazımak için..Anı’m ol, en derin, en kuytu, en anlamlı anım ol benim..
29.07.2004 İzmir
Ezandan sonra uykuya yakışan bir serinlik çıktı.. Karşı çatıda güvercin kuğurmaları başladı sonra..Bir yerler de horozlar da ötmüştür.. Kimi horultuların yerini öksürükler aldı..En erkenci işçiler ve taşıtlar yola çıktı.. Günün toz pembe etekleri göründü binaların arasından.. Oysa deniz henüz süt beyaz.. Çalar saatlerin zemberekleri boşalıyor sırayla.. Birazdan onlarda başlar; “gevre, boyoz” diyerek Alternatif kahvaltılar öneren çocuklar.. Ortalık sakinken çöplerden yararlı bir şeyler bulmayı umuyor biri.. Başka yerler de olmuştur bunlar.. Sekizinci kattaki bebek dün de bu saatlerde ağlamıştı.. Aynı anneler uyanmıştır buna.. Sonra benzer çözümlerle tekrar uykularına dönmüşlerdir.. Ama kim bilir kaç kişi uyanıktı benimle, benzer sebeplerden..
02.08.2004 İzmir
Yirmi dört saat var sana.. Ya da kızıl pıhtılarla bulaşacak sensizliğe.. Bu kadarcık bir zaman karar verecekse ne korkunç, nasıl kötü.. Anlatılmıyor.. Yapma ne olur? Bu kez yapma korkuyorum.. Bu kez kararlı ol, tutun bana..Bir kez tutun, korkma asla bırakmam seni.. Dayanırım yapacaklarına.. Düş’üm, düş içime.. Öyle çok inandım ki sana.. Akşam oluyor şimdi balkonlarda.. Rahat uykuları haber veren taze bir esinti, yormayan, kararında bir sıcak.. Umudumu bitirecek kızıllık henüz başlamadı.. Bir gün daha gerek, belki iki gün senden emin olmama..
Kıyıcı katliam başlamasın.. Keşke bilebilsem içimi, sevinçlense her yerim.. Gelecek misin yoksa? Öyle çok inanmak istiyorum ki buna.. Beni inandır.. Yirmi sekizinci gün.. Ve başlamadı içimde ölüm.. Başlamasın da.. Bir gün daha.. Hiçbir şey düşünemiyorum senden başka.. Halanla konuştum az önce.. Ne olur izin ver de seni haber vereyim ona.. Sıkı tutun, kopma..
03.08.2004
Yirmi dört saat demiştim.. Bitti.. İlk kez oluyor bu.. İlk kez sağ çıkıyorum yirmi dokuzuncu güne.. Vücudumun tüm gözleri sana çevrili elimde değil..
Artık iki olasılık var.. Ya sen çevirdin yolunu üzüncün, ya da başka bir engel var sana sarılmaya.. Sen ol, sen durdur kıyımı yavrucuk.. Sana izin ver.. Seni bize bağışla.. İzmir’de babayla bir yer yatağındayız.. O şiirlerimi okuyor, ben sana yazıyorum.. Korku uykumuzu kovuyor.. Eğer varlığın kesinleşmiş olsaydı dünyanın bütün uykularını uyuyabilirdim sanıyorum.. Uyuyabilir miyim sahi?
06.08.2004
İçimde sana rastladılar. İçimde bir gülün açtığı doğrulandı bugün. İnanılmaz mucizem “müspet”sin..
Duyuldum.. Görüldüm.. Bağışlandım.. Artık kekemeyim.. Bebeğim, ceninim, kanım, her şeyim.. Yapıştın anneye.. Aferin sana.. Teşekkürler Tanrıya ve sana.. Karnımın büyüdüğünü göreceğim, karnımı senin büyüttüğünü bileceğim..
Seçildim ben.. İçime bir tarih atıldı.. İçimde bir tarih başladı.. Çarpsın diye bir kalp yapıldı.. Rahmimde bir hayata çalışıldı.. Anneliğin alfabesi yazıldı orada.. Anneliğin nesnesi düşüldü vücuduma..
Serap ERDOĞAN - Hayal Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Sayı16
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız