Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 207 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

FETHE FARKLI BİR BAKIŞ..


FETHE FARKLI BİR BAKIŞ..

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
atestenkalbe
Yeni Üye


Kayıt: May 22, 2006
Mesajlar: 27

MesajTarih: Pts May 29, 2006 12:24 pm    Mesaj konusu: FETHE FARKLI BİR BAKIŞ.. Alıntıyla Cevap Ver

29 Mayıs 2006 Pazartesi 09:55
Araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın İstanbul'un fethini farklı bir bakış açısıyla anlattı.


Ulubatlı Hasan balon mu?


Bugün, İstanbul'un fethinin 553'üncü yıldönümü... Araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın İstanbul'un fethini farklı bir bakış açısıyla anlattı, tartışma yaratacak iddialarda bulundu...

• 553 yıldır tartışılıyor: Fatih'in Başveziri Çandarlı Halil Paşa, divan görüşmelerini oklarla Bizans tarafına gönderdi mi; Bizans'tan içi altın dolu balıkları rüşvet olarak kabul etti mi?
Tamamen mizansen. Çandarlı, aç gözlülük yapmayacak kadar kendisini Osmanlıyla özdeşleştirmiş birisi.

• O zaman Çandarlı'nın bir karalama kampanyası sonucunda idam edilmesi "derin devlet" işi mi?
Güncel dile çevirirsek, evet. Çünkü iki temel hizip var; bunlardan biri Zağanos Paşa'nın devşirme hizbi, diğeri de Çandarlı Paşa'nın Türk geleneği hizbi. Birincisi fetihçiliği, ikincisi varolan egemenlik alanının niceliği yerine niteliğinin arttırılmasını savunuyor. Çandarlı için çıkarılan rüşvet söylentileri de karşı hizbin bir oyunu.

• Geçelim gemilere; gemiler karadan mı yürütüldü, uçuruldu mu, ne oldu?
Gemilerin karadan yürütülmediğini artık neredeyse herkes kabul ediyor. Bu bir masal.

• Aslında gemi yürütmek daha önce Venediklilerin yaptığı bir şey; yani çok da imkansız değil?
Ama onlar ovada yürütmüş ve aylarca sürmüş. Burada ise iki geceden bahsediliyor. Üstelik alan düz değil, yokuş. Tümsekler ve çukurlarla dolu. Sık bir ormanlık alan. Sadece yol üzerindeki ağaçları kesmek bir ay alır. Eğer gemiler Kasımpaşa'dan indirilmiş olsaydı zaten Bizanslılar da daha yoldayken gemilerin gelişini görürdü.

Okmeydanı'nda yapıldı

• Peki Bizans'ın 22 Nisan sabahı birden bire karşısında görünce paniğe kapıldığı o 72 gemi nereden çıktı?
Evliya Çelebi ve Müneccimbaşı'nın da söylediği gibi o gemiler Halic'in ormanlık bölgesinde kalan, iç taraftaki Okmeydanı'nda yapıldı. Muhtemelen topların ve hisarın inşasında olduğu gibi yapımına kuşatmadan 7-8 ay önce başlandı.


• Peki Ulubatlı Hasan var mı; burçlara bayrak dikti mi; yoksa bu da mı hayâl?
Tıpkı gemilerin geçirilmesi gibi, aslında olmayan bir şey. Fatih daha saldırı öncesinde burçlara ilk bayrak diken askere tımar vereceğini ilan ediyor. Ama kayıtlarda bu nedenle tımar almış bir asker yok. Dönemin tarihçilerinin hiçbirinde de Ulubatlı Hasan diye birinden söz edilmez.

• O zaman Francis "Şehir düştü" adlı kitabında nereden yazıyor?
Francis, o kitabı savaştan 25 yıl sonra ve tamamen bir senaryo gibi yazıyor. Öyle bir yeniçeri olsa bile adının Ulubatlı Hasan olduğunu Francis nereden bilecek? Ayrıca tam Malkoçoğlu filmi gibi. Kafasına taş gelmesine, binlerce ok göğsüne saplanmasına rağmen bayrağı diken bir askerden bahsediliyor. Ne yazık ki Edison'larımız Pasteur'lerimiz olmayınca bu tip mitolojik kahramanlara ihtiyaç duyuyor, çocuklarımızı Ulubatlı Hasan olmaya özendiriyoruz.

• İyi de, kafısma kızgın yağ dökülenler ya da surlara çıkarken elleri kesilenler de yeteri kadar "Ulubatlı Hasan" değil mi?
Ben de tam olarak bunu söylüyorum: 1453'te binlerce Ulubatlı Hasan var, binlerce Ulubatlı Yorgo, binlerce kahraman var. Tek bir Ulubatlı Hasan aramaya zaten gerek yok.

• Ulubatlı sancağı dikmediğine göre o zaman aslında açık kalan Kerkoporta kapısından girildiği doğru mu?
Fatih'in tarihçisi Kritovulos böyle diyor. Kerkoporta kapısı Topkapı tarafında. İstanbul'un surları çift sur. Birinci surlar aşılınca, Bizanslılar içteki sura çekiliyorlar. Ama onlar bu kapıyı kapatamadan arkadan gelen Osmanlı askerleri şehre giriyor.

• Fatih'in aslında barışla girdiği iddiası?
Evet, pek çok tarihçiye göre deniz tarafından (Haliç-Unkapanı) savaşla, kara tarafından (Aksaray-Topkapı) barışla girilmiştir. Nitekim deniz tarafındaki kiliselerin camiye çevrilmesi, barışla girilen yerdeki Aksaray-Topkapı arasındaki kiliselerin kilise olarak kalması da bunun kanıtıdır.

• Barışla girildiyse askere üç gün yağma hakkı nasıl veriliyor?
Deniz tarafından girenler, ki ilk Bursa Subaşısı Cuba Ali Bey (Cibali adı buradan geliyor) girmiştir, yağmaya hemen başlıyor. Gemideki Türkler de peşinden. Askerler yağmaya dalınca Topkapı tarafını unutuyorlar. Oysa orada Bizans direnişi kuvvetli bir biçimde sürüyor. Bunun üzerine Bizans askerleri Fatih'e haber gönderiyor, "Bize can güvenliği sağlayacaksan kapıyı sana açalım" diye. Molla Gürani ve Akşemseddin kabul etmiyor. Çünkü savaşla girildiğindeki İslamlaştırma hakkından vazgeçmek istemiyorlar. Ama Fatih kabul ediyor ve dediğimiz gibi Aksaray-Topkapı arasındaki kiliseler, kilise kalıyor.


"İslambol" uydurmadır

• Diyelim ki gerçekten de barışla girdi; bunun sonucu etkileyen herhangi bir tarafı var mı?
Elbette yok. Ancak fetihçi tarihçiler zannediyorlar ki barışla ya da açık kalan Kerkoporta kapısından girdiysek bunlar bizi daha az kahraman yapar. Bunu küçültücü buluyorlar. Oysa tarihe soğukkanlı bakmak lâzım.

• Türkler, şehre girdikten sonra Ayasofya'nın içine saklanan Bizans halkını kılıçtan geçirdi mi, geçirmedi mi?
Bu konuda da önemli bir tartışma var. Meselâ Evliya Çelebi Ayasofya'nın kan gölüne dönüştüğünü; buna karşın Lamartin kesinlikle Ayasofya'nın tabanına kan değmediğini söylüyor. Evet, Ayasofya'nın dışında direnç gösteren bazı papazlar öldürülmüş olabilir, ama bence Fatih Ayasofya'nın kapısı açıldığı ana yetişti ve olabilecek bir katliamı önledi.

• Fetihten sonra İstanbul için hiç "İslambol" denmiş midir?
Fatih için ve Osmanlı'nın resmi belgelerinde İstanbul'un adı "Konstantiniye"dir. İslambol lafı ise Fatih'i bize klasik İslamcı bir otorite gibi tanıtmaya çalışan, Fatih'ten çok Fatihçilerin bir uydurmasıdır. İstanbul adı "stanpolis"ten gelmedir.

• Fetih günü için 29 Mayıs diyoruz, ama aslında 7 Haziran olduğu da iddia ediliyor?
Osmanlı tarihçileri arasında 6 Temmuz, hatta 1 Nisan tarihini verenler bile var. İttihat ve Terakkicilere göre ise 11 Haziran. Kuşkusuz bu noktadaki en doğru tarihi bulmalıyız, ama bence öz itibariyle çok da önemli değil.

• Fetihle ilgili en yaygın iddialardan biri de Ortaçağı kapatıp Yeniçağı başlatmasıdır?
Fethin dünyadaki etkisi konusunda kendi kendimize gelin güvey oluyoruz. İşin doğrusu fetih, yarattığı psikolojik şok dışında Batı'da dikkate değer bir etkide bulunmamıştır. Kaldı ki, Batı'nın coğrafi keşifler sürecine başlaması fetihten 34 yıl öncedir. Gütenberg'in matbaayı buluşu 1440'tır. Yani İstanbul fethinden önce Batı istim almaya başlamıştır bile.


Fatih yaşasa Konstantin'in mezarı anıt mezar olurdu

• Çelik Gülersoy, "Madem ki bu şehri bunca seviyoruz, o zaman bu şehir için canını veren Konstantin'in de bir köşeye, bir heykelciğini koymak gerekir" demişti?
Doğrusu, Fatih bugün yaşasaydı, o da bunu söyleyebilir, en azından anıt mezarını koruyor olurdu. Çünkü Fatih, Konstantin'in öldürüldüğünü duyduğu anda hemen cesedini buldurttu ve onun kesik başına bakarak 'Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niçin boş yere helak olmak istedin" dedi. Sonra da Hıristiyan geleneklerine göre gömdürttü. Ancak sonradan gelen şeriatçı zihniyet bu mezara da tahammül edemedi. Oysa ki Konstantin tam Fatih'e layık bir rakipti, ikisi de İstanbul'u aşkla seviyordu ve Fatih de bunu bildiği için onu takdir ediyordu. Bir açıdan baktığımızda aynı sevgili için çarpışan iki erkek gibilerdi.

Fatih ile Atatürk çok benziyor

• Fatih'ten bahsettikçe aslında akla bir isim geliyor: Atatürk?
Önemli benzerlikler var. İkisi de laik. İkisi de çağının çok ötesinde. İkisi de bilimsel ve siyasal seviyeyi yükseltmek için atılımlar yapmış. İkisi de içlerinden çıktıkları toplum ve hatta kendi kadrolarıyla kavga etmek zorunda kalmış. Atatürk de önce savaştığı Venizelos'la sonradan barış yaptı, takdir etti. Tıpkı Fatih'in Konstantin'e yaptığı gibi.


• Fatih'in İstanbul'u aldığı 29 Mayıs 1453 mü daha önemli, yoksa Mustafa Kemal'in İstanbul'u işgalden kurtardığı 6 Ekim 1923 mü?
6 Ekim; çünkü birincisi vergisini verdiğimiz, yurttaşı olduğumuz devletin kuruluşu açısından; ikincisi de anti-emperyalizm açısından, yani işgalcilere karşı çıkan bir gün olması nedeniyle 6 Ekim daha önemli.


• 29 Mayıs emperyalist mi?
Emperyalist değil, ama objektif baktığınız zaman sonuçta işgalci. Fakat Ortaçağ'da yaşanması nedeniyle de normal. Bizim bunu çok fazla yüceltmemiz bir Ortaçağ geleneğini olumlamak da oluyor.

• 29 Mayıs'la 16 Mart 1920'yi (İstanbul'un işgali) de bir tutmuyorsunuz, değil mi?
Asla tutmuyorum. Çünkü insanlık 1453'te çok daha ilkeldi; oysa 1920'ler insan haklarının telaffuz edildiği bir dönem. O yüzden 1920, işgal devletlerinin tarih önünde siyasi sorumluluğu olan bir olaydır, ama 1453 için bunu söyleyemeyiz.

• 1453'ün 1492'den farkı?
Bu çok iyi bir örnek: Çünkü Batı'nın "Amerika'nın keşfi" diye kutladığı gün, kıtanın yerlileri için "Amerika'nın işgali" ve "soykırım" günüdür. Tüm insan haklarına inananların yorumu da aynıdır. 1453'ün 1492'den en büyük farkı da bu zaten. Fatih, isteseydi Avrupalıların înkaları yok etmesi gibi Bizans halkını yok edebilirdi; ama yapmadı. Bence İstanbul fethinin en üstün yanı bu.

Fetihçi olan Filistin işgaline de karşı çıkamaz

• Fetihçilik zihniyetiyle aramıza mesafe koyma fikri elbette kabul; peki ama 1453 sayesinde İstanbul'da yaşıyor olduğumuza bile sevinmeyelim mi?
İşte o zaman "Benim yerime İstanbul'da Nora yaşıyor olabilirdi" diye düşünmek gerekiyor. Nora'yla empati kurmak, kalkıp buradan gidelim demek değil. Ama empatinin şöyle bir faydası var: Geçmişteki işgalleri kim yaparsa yapsın, istersek biz yapmış olalım, 2006 yılında artık onları büyük şenliklerle kutlamayalım ki bugün yapılan işgalleri de normal sayma hakkımız olmasın. Elbette, Fatih'i tarih içindeki değeriyle, erdemleriyle anıp, sahiplenelim. Ama 60 bin kişinin öldüğü, bir şehrin yakılıp yıkıldığı, tecavüzlerin yaşandığı, insanların köleleştirildiği, kellelerin karpuz gibi deniz üzerinde yüzdüğü tarihteki bir olayı bugün büyük övgülerle anarsak ne İsrail'in Filistin işgaline karşı çıkabiliriz ne de Amerika'nın Irak işgaline...



Kaynak: www.vatanim.com.tr
Başa dön
krasnaya
Üye


Kayıt: Apr 28, 2005
Mesajlar: 394

MesajTarih: Pts May 29, 2006 12:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

yaa hepsini okuyamadim dogruluk payida vardir onu tartismayayim da o edisonlari pasteurleri olmayan yer neresi lutfen yaa bu ne cahil bir soylev kan dolasimini ilk kim buldu ibni sinayi size ben ogretecek degilim bizim bugun yok edisonumuz boyle kompleksli adamlar uretip tuketiyoruz cunku cunku yillardir biz salagiz demek marifet oldu ahh turkiye yurdum insani biz adam olmayiz onune gelen bunlari soyluyor bunu soyleyen adam degil bu ne ustu amerikan ingiliz bayrakli bluzler giyen yaratiklardan ne beklersin ayni insanin agzinda bu cumle yurdum insani allahimin maymunu seninle ne yurttas olurum ne senin yurdunun insani pis bocek....dedelerim cokmus almis ohh iyi yapmis ister satin alsinlar ister yagmalasinlar iyiki bizim istanbul
Başa dön
Dimitri
Yazar


Kayıt: May 23, 2006
Mesajlar: 448
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts May 29, 2006 1:53 pm    Mesaj konusu: ... Alıntıyla Cevap Ver

krasnaya'yı ilk kez bu kadar uzun yazarken gördüm.. çok dellenmiş sanırım. nokta, virgül koymayacak kadar sinirlenmiş! Laughing
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Dünün ışığında bugüne bakış 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 1 Çrş Ekm 24, 2007 8:06 am
Yeni mesaj yok Yazılışından farklı söylenen kelimeler AyEsHa Yanlış Kullanımlar 29 Prş Eyl 27, 2007 12:06 pm
Yeni mesaj yok Türk edebiyatının farklı tarihi sabandal Tarih 0 Pzr Eyl 02, 2007 9:31 am
Yeni mesaj yok Köy enstitülerine bir bakış Poe Güncel Olaylar-insanlar 7 Cum Arl 22, 2006 7:17 pm
Yeni mesaj yok EMPERYAL BAKIŞ AÇILARI tohum Güncel Olaylar-insanlar 0 Çrş Tem 05, 2006 11:50 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke