Tarih: Cum Ekm 07, 2005 2:55 pm Mesaj konusu: Türkiye'nin başdöndüren değişimi
Farkındayım, başdöndürücü bir başlık attım. Fakat bunu yapmamın altı gerçekten de boş değil. Çünkü ülkemi durup gözetmeye çalışan birisi olarak gördüklerimden gerçekten başım dönmüş durumda.
Ara bir düşünür tayfasından kimileri de bunları söylüyor. Nedir söylenenler: 1980 sonrası, dışa açık bir ekonomi anlayışı ile Türkiye kabuk değiştirmeye başladı. Tüketim malları ithalatı ile aynı zamanda dışardan hayat tarzlarını da ithal ettik. 90'larda bu ivme hız kazandı. Altyapısı şekillenmişti değişimin. Şimdi ise üst yapı inşasına başlanmıştı. Ve son nokta: Üst yapının şekli şemali iyice belirgin olmaya başladı. Kaba inşaatı yükseldi. Teferruatlara, ince işlere kaldı bütün iş.
Gözlemlerimizi aktarmaya devam edelim... Hep bilinen bir söylemdi, ve gerçek: Ülkemizde oldum olası bir devlet destekli burjuva oluşturulmaya çalışılmıştır. Devletimiz, ilk kuruluş yıllarında buna güç yetiremedi. Rejim kaygısı yüzünden devletle özdeşleşmiş Chp kontrölü dışında bir sermayenin oluşmasına da izin verilmedi. Çok partili seçimle güçlenen Demokrat Parti, yerel ve taşralı esnafın partisiydi adeta. Ama ne o zamanlarda, ne de 80'lerin başına kadar ciddi ve bağımsız bir ekonomik güç yoktu. Koç ve Sabancı'ların elitlerle iyi geçinmesinden kök saldığını hepimiz biliyoruz. Bu yüzden onları ayrık tutarak konuşuyoruz. O zamanki ithal ikameci anlayışla ve yüksek gümrük duvarlarıyla korunan bir kesim vardı. Ki bunlar dediğimiz türden devlet icazetliydi. Zaten bir çok ekonomik mal ve değerin üreticisi bu zmana kadar devlet olmuştur.
80'ler dışa açık bir ekonominin geçiş aşaması. Ancak bu geçiş aşaması ansızın vuku buldu. İhracatın son gaz desteklenmesi, teşvikler vs ile hükümete yakın ekonomik yıldızlar parlamaya başladı. "Hükümetin adamı olma" deyimi bu zamanda şekillendi en çok.
Sancılıydı bu gidişat; zira alt yapı tamamlanmadan dışa açılma yaşanmıştı ve ofsaytta kalınmıştı. Bunun ceremeleri daha sonra yani 90'larda ortaya çıkmaya başladı. Yükselen borç stoku karşısında ödenmesi gereken faziler; devletin borca dayalı kalkınma politikası; içerde üretmeden tüketme devrinin had safhaya ulaşması ve ithal ürünler sayesinde milli gelirin dışarıya harcanması... Bir yandan da parayı yutan ayrı bir karadelik: terör.
Bu sancıların devam etmesi, ekonomik iyileşmenin sağlanamaması ve dışardaki konjonktürel dalga ile Refah'ın yükselişi... Ve Refah'a karşı hem yönetici elitin, hem de kendi hayat tarzlarına tehdit olarak görmelerinden dolayı oluşmaya başlamış burjuvanın refleksi. İkisi aynı anda ve birbirinden destek olarak Refah'ı bitirdi sonuçta. Burjuvanın -ki bunlar İstanbul odaklı Tüsiad ve Ankara'da yağlı ihaleleri yağmalamakla zenginleşmiş tayfa- hayat tarzını korumak güdüsü kadar, Refah'ın içborçlanmayı kısıcı tedbirlerini de anmak gerekir. Çünkü 90'ların ilk senesinde başlayarak içborçlanma artan bir hız kzanmıştı ve faiz geliri önemli ve vazgeçilemez bir gelir kaynağı olmuştu sermayedarlar için. "para parayı çeker" olayı sanırım bu oluyor.
Elbetteki bu sermaye sahiplerinin istediği bir hayat tarzı vardı; bu batılılaşmış bir hayat tarzı oldu. Ve elbetteki bir tüketim kültürü olarak batılılaşıldı. Hem bu kültürel dönüşüm, hem de reel eonomik sebepler sermaydarların yönetici elitle bir davranmasına sebebiyet verdi.
Ve bizi uğraştıran gündem meselesi... 97'deki darbe ile iç ekonomik yapının ve istikrarın darbe yemesi kadar, dış krizler de eklenince ekonomik olarak uzun yıllar bir gerileme devresi yaşandı. Kriz ve bunlalım anlarında zihin iyi çalışır. Öyle oldu yine. Sermayedarların kendi varlıkları da tehlikeye düştüğü için, artık reel düşünmeye başladılar; ihracata yöneldiler daha fazla. Ürünlerimiz dış pazarları zorlamaya başladı. Bir yandan da AB üyelik süreci çerçevesinde ve bu durumdan kurtulmak için mevzuat oluşturulmaya çaba harcandı. Kurumsal altyapı düzenlemeleri... Birçok yüksek kurum oluşturuldu. Enerji Piyasası, Şeker piyasası, Rekabet Kurumu vs.
Ve seçimler ve Akp. Akp, ekonomik olarak değişen ve gelişen muhafazakar sermayenin siyasal yansıması olarak kendisine bir yer buldu. 90'larda küçüklükten orta düzeylere adım atan muhafazakar girişimcilerin etkin olma ve daha büyüme isteği... Akp, alt ve orta gelir grubu insanları kucaklayan ılımlı bir söylem tutturdu kendisine. Tam da sessiz çoğunluğun sesi oldu. Akp'nin farkettiği bir şey oldu: İnsanları kursaklarından yakalamak lazım! Ve bütün gücünü ekonomiye odakladı.
Sözkonusu ekonomik iyileşme olunca büyümek ve gelişmek isteyen tüm ekonomik unsurlar bu siyasete destek verdi. Son 3.5 yılda bir çok mevuzat düzenlemesi yapıldı. Sermayenin istediği tarzda ilerledi herşey. Onlar değişmek ve güçlenmmek istiyorlardı ve Akp de yollarını açıyordu. Bu yönde Akp bütün iç ve dış rüzgarları başarıyla kullandı. Türkiye'de yönetici elitin de temel hedefi olan AB sürecine, ülkedeki sermaye sahipleri de kaçınılmaz olarak destek verdi. Gelinen noktada, yönetici elitle ters düşüldü nihayetinde.
Avrupa'nın öyküsüdür bu: Ticaretle ve üretimle güçlenen burjuvazi, önce kralla işbirliği yaparak aristokrasiyi yıkar. Bu sayede iyice güçlenen burjuvazi bu defa gözünü kralın tahtına çevirir. Ve yeni devlet herkese hayrlı olsun.
Aynen bunun gibi, artık bir burjuvazimizin oluştuğunu herkese ilan edelim. Bunların ideolojileri de var: kendi hayat tarzlarını özgürce yaşayabilecekleri liberalizm. Veya 2. Cumhuriyetçilik. Sözcüleri de var. Artık resmi ideolojiden yakmıyorlar; hatta onu güne uyarlamak istiyorlar. Daha fazla sermaye onları cezbediyor. Sermayede renk ayırımı artık önemli değil. Önemli olan ayakta güçlü bir şekilde durmak. Dünyaya açılmak ve bütünleşmek istiyorlar. Ülke kurumlarının da buna uygun olmasını istiyorlar. Bundan böyle, hükümetleri belirleyecek güç burjuva ile olan münasebetlerdir. Ülkenin yüzde 10-12'lik Yeni Avrupa'lı sınıfı (Deyim Alev Alatlı'nın) Avrupa sınıfında yer almak istiyor. Geri kalan yüzde 85'lik kısım ise bu iki sınıfa birden girmek istiyor biran önce.
Yoo, o nu kastetmek istemedim. Çocukluğumdan beri böyle. Birinci sınıfta çocuk klasiklerinin çoğunu okumuştum, takvim yapraklarını okurum, ansiklopedileri bile okurum. Hastalık benimkisi. Kabus gibi.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız