Tarih: Sal Eyl 20, 2005 7:58 pm Mesaj konusu: Kahraman
Biz Dosto'nun, Balzac'ın ruhu acı çeken kahramanlarıyız. Ya hayatı değiştirmek, yada hayatı fethetmek üzere yığınla çaba sarfediyoruz. Aslında bu da dünyevi ihtiras fakat insan olmanın neticesi olarak bu ihtiraslara sahibiz ve kıvranıyoruz.. ve kıvrılıyoruz her engelde. Eğri büğrü mü peki ruhumuz?
Hepimiz Cemil Meriç'iz... Yalnız kaldığımızda masamıza çöküp aklımız düşünürken, ruhumuz ağlıyor. Sonu gelmez voltalar atıyoruz düşüncenin koridorlarında. Ayaklarımız odanın içini arşınlarken, beynimiz karanlık dehlizlerde başka kilitli kapılar keşfediyor. Bazıları hiç açılmaması gerekli kapılar.. Merakımız galip gelip kapıyı açtığımızda, açtığımıza pişman olup tekrar gerisin geriye kaçmaya çabalıyoruz. Heyhat, kaçmak ne mümkün! Karanlık üstümüze bulaştı bir kere... Ne kadar kaçabilirsin kendi karanlığından?
En güzeli mutlu sonla biten romanların kahramanı olmak belliki. Dickens'in kahramanları gibi.. Hayattaki herşey yoluna girmiş... Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra kırlardaki o güzelim çiftlik evinin yolu tekrar bulunabilmiş. Evin aranılan ve özlenen figürü.. belki güzel tüylü bir kedi, belki de gösterişli bir köpek.. fakat hep yavru masumluğunda.. ve yaşanacak güzel günleri sonuna kadar haketmiş.
Fakat yüreğimizdeki yüce dağlar, engeldir beyaz bulutlara. Gelseler bile çok geçmeden yüklenirler hüzünle.. karalaşırlar.. Ah yine karanlık!.. Güneş ışığı arkada ve çok uzakta.. Az sonra ağlaşacaklar bulutlar yine halimize. Üstümüze karanlıklar yağacak.
Fakat karanlık dağların ardında uçsuz bucaksız yemyeşil vadiler olacak, kimsenin bilmediği.. Ordaki nehirlerde yüzen, balık tutan, klübesinin bahçesinde güzel güzel çiçekler yetiştiren, kuşlara yem veren birisi hep olacak. Yoktur burda yalnızlıktan şikayet. Orda hep yemyeşil bir vadi olacak ve bir de sakini. Başka başka güneşlerin sırtını okşadığı.
Varsın Dickens tatlı hayatlar düşlesin.. Biz Dostu'nun acı çeken, ruhu özgür kahramanlarıyız. Kimsenin bilmesine gerek yok, yemyeşil vadilerde sırt üstü uzandığımızı.
... Yalnız kaldığımızda masamıza çöküp aklımız düşünürken, ruhumuz ağlıyor. Sonu gelmez
voltalar atıyoruz düşüncenin koridorlarında. Ayaklarımız odanın içini arşınlarken, beynimiz karanlık dehlizlerde başka kilitli kapılar keşfediyor. Bazıları hiç açılmaması gerekli kapılar.. Merakımız galip gelip kapıyı açtığımızda, açtığımıza pişman olup
tekrar gerisin geriye kaçmaya çabalıyoruz. Heyhat, kaçmak ne mümkün! Karanlık üstümüze bulaştı bir kere... Ne kadar kaçabilirsin kendi karanlığından?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız