18.yüzyıl ise bir aydınlanma çağıdır. Rasyonalizm ve naturalizm gibi
akımlar ön plana çıkmıştır. İnsan beyni boş bir levhadır, önemli olan, eğitimin
buna yazdıklarıdır. İnsan doğadan iyi olarak gelir, eğer bozulmuşsa bunun nedeni
içinde yaşadığı kültür ve toplumdur. Aydınlanma çağı eğitimi kısaca akılcı,
realist, yararcı ve mesleksel yetiştirme esaslarına dayanmaktadır. 18.yüzyılın
son çeyreği ile 19. yüzyılın ilk yarısında Alman klasik ve idealistlerinde eğitim, farklı
şekilde görülür. Kişi maddi doğa üzerinde egemenlik kurmalı ve otonom bir kişiliğe
erişmelidir. Kant’a göre bireysel eğitimin amaçları disiplinleştirme, uygarlaştırma
, kültürleştirme ve ahlakileştirmedir. 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19.yüzyıl
, sanayi Çağı’dır. Bu çağdaki eğitim akımları Batı ’da ki sanayi devriminin yarattığı
toplumsal yapı ve onun sorunlarıyla paralellik gösterir. 1840’lı yıllarda ve
özellikle buhar gücünün iş ortamında kullanılmasıyla başlayan sanayi devrimi
yeni bir toplumsal hayat biçimin de beraberinde getirmiştir. Buhar gücü ile çalışan
lokomotifler ve gemiler , üretilen ürünlerin yeni dünyalara ulaştırılmasını sağlamıştır.
İşçi sınıfının doğuşu, hızlı kentleşme ve makineleşmenin yer aldığı ve sanayi
toplumu olarak adlandırılan bu dönemde insanlığın ilgisi sanayi ve makinelere
yönelmiştir.
Resim ve heykel sanatlarında,günlük yaşamı ve sorunlarını olduğu gibi ve ayrıntılarıyla
biçimlemeyi amaçlayan anlayıştır. Bu akımı en iyi şekilde tanımlayan ressam
Gustave Courbet “Ben hiç melek resmi yapmadım, çünkü hiç melek görmedim.” demiştir.
Gerçekçilik 19. yy.’ın ikinci yarısında çıkmış olan popüler tiyatro ve romantik
tiyatroya karşı bir akımdır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde
ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır.
Romantizmin dramatik biçimlere, kalıplara karşı olan tutumu elbette realizmin
yolunu açmıştır. Bu akım 19 yy. Avrupası’nda görülen toplumsal, ekonomik değişimlerden oldukça etkilenmiştir.
Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından
kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve
temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin
amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim
adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır.
Fizik kuralları artık hakimdir. Örneğin Darwin’in türlerin kökeni, insan evrimi,
, doğal seleksiyom yazarların esin konusu olmuştur. Fizyoloji’de Claude Bernard
psikoloji’de Sigmund Freud isim yapmıştır. Tiyatro yazarları arasında İbsen,
Hauptmann , George Bernard Shaw ve Çehov’u sayabiliriz. Realizmde dramatik olan
insanın yaşamını sürdürebilmesi için verdiği savaştır. İnsan varlığını sürdürmek
ve onurunu korumak için çetin bir savaş vermek zorundadır ve ne kadar gözü pek
olursa olsun o savaşa yenik düşecektir.
Bu akımdan önce dinı konular, saray ve saray yaşantıları, seçkin kişilerin portreleri ve en güzel manzaralar özenle seçilip işlenirdi. Doğayı olduğundan daha güzel ve yüksek göstermek gelenek halini almıştı. Oysa doğayı olduğu gibi anlamak, toplumun yaşamını gerçek olarak canlandırmak gerekti. işte Millet, Courbet, Daumier gibi ressamlar, halkın yaşantılarını konu alıp, hayatı ve doğayı olduğu gibi yansıtmışlardır.
Realizm akımı temsilcisi; Gustave Courbet(1819-1877) ait resimler:
1917-1931 yılları arasında etkinlik gösteren bu hareket matematiksel bir çıkısla sanata yeni bir yön vermeyi hedeflemisti. Son derece yalın bir biçim alan sanat yapıtı sadece dikey veya yatay çizgilerden ibaret bir görünüm içindeyken renk dizgeside üç ana renge yani sarı, kırmızı ve maviye bağlı kalınmıştır. Bu harekete bağlı sanatçılar için evrenin temeli tamamen yatay ve dikey çizgilere dayanmaktadır.
De Stijl hareketi üç safhalı bir gelişim göstermiş olup 1916-1921 arasındaki "formalist safha" Hollanda'da 1921-1925 arasındaki "olgun safha" Uluslararası bir boyutta görünürken 1935-1931 arası "dönüşüm safhası" dağılım aşaması olarak genis bir alanda kendini göstermiştir.
Fransızca "Expressıonızme" sözcüğünden alınmıştır. 20. y.y. ın ilk yirmi yılı içerisinde özellikle Almanya'da gelişen bir modern sanat akımıdır.
Sanatçının ruhsal yapısının bir kesitini, fiziksel heyecanı, zihnin rahatsızlığını umutsuzluğunu resme yansıtan ve bu duygularını da renk düzeninde oluşturdukları keskin zıtlıklarla vermeye calışan bir akımdır.
Bu akım resim sanatında dıs gerçekliği sadakatle yansıtmayı yadsıyarak, sanatçının ruhsal durumlarına, amaclarına, hatta düsünce tarzına gore istediği betileri deformasyona ugratmasına olanak vermiştir.
Ekspreyonızm akımı temsilci ressamları:
Vincent Van Gogh(1853-1890)
Ferdinand Hodler(1853-1918)
Eduard Munch(1863-1944)
20. y.y. ikinci on yıllık süresi içinde aktif olan önemli bir sanat hareketidir. Hareket rusyada doğmuş ve 1917 devrimini muteakiben etkinlik göstermistir. Yeni doğan bu dünya düzeni içerisinde sanatçının bir mühendis ve bir bilim adamı olduğunu kabul eden bu harekete baglı sanatçılar yeni kurulmakta olan bir düzenin yeni kurallara ihtiyaç duyduguna inanmaktadır.
Burjuva on yargılarına şiddetle karşı çıkan konstruktuvistler sanat için sanat fikri ve gerçeğin yorumu ve tasviri anlayışınada tepki göstermektedirler. Materyalist tavrı yeni bilimsel ve materyal biçimlerde belirlemeye çalışarak toplumsal olarak faydalı ve kullanılabilir şeylerin yeni biçimlerin kaynağı oldugunu kabul ederlerdi. Toplumu ve sanatı bütünleştirme çabasında makine ve insan bilinci zamanlarını yansıtacak güçte olup 20. y.y. in değisen şartlarına uygun bir estetik yaratmak istiyorlardi.
En önemli sanatçıları endüstriyel desen, ahşap, metal ve seramikle birlikte film ve tiyatro ile uğraşan Vladimir Tatlin, tipografi, poster, fotograf ve film ile uğraşan Alexander Rodchenko mimari ve iç dekorasyonla ugrasan El Lissitzky ve insan duygularını şekillendiren psikolojik fenomen ve iç fenomenlere eğilen Naum Gabo olmustur. Sanat tarihi içerisinde bu akıma bağlı olarak şekillenen en ilginç eser bir proje olarak kalan 3.Enternasyonale anıtıdır. Geleceğe dönük eser olarakta ünlenen bu eser uzay çağı dinanizmine uygun bir düşüncenin ürünü olup masif bir spiral olarak teskilatlandırılmıstı. içinde bir silindir, bir küp, bir küre asılı olup, çesitli mimari mahalleri ihtiva edecekti. Bugün ayakta kalan en önemli konstruktuvist eser ise moskovada ki, Lenin'in mozolesidir.
1913 de bir tavır olarak Rusya'da doğan akım; çağın mekanik doğasına uygun bir karaktere sahiptir. Doğa görüntülerinin taklitini reddederek, geometrik formların temelini teşkil ettigi bir ifadeselliği yeğlemekteydi. Gelenekselleşmiş anlatım biçimlerini reddederek, yeni gerçekleri yakalamaya çalışıyordu. Bu geometrize gerçekler doğanın kaosu içerisinde insanın yücelisini sembolize eden temel elemanlar olarak doğal olgular içinde bulunmayan görüntülerle uygulandı. Temel geometrik eleman kareydi. Konstruktivistler gibi sanatın faydacılığını savunmalarına rağmen onlardan ayrılan ferdiyetçi bir tavrı benimsemişlerdi. Sanatçının mühendis ve bilim adamı olması fikrine karşı çıkarak, hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedeflediler. Sanat eserinin bilinç altı zihnin tezahürü oldugunu savunarak, insan yapısı materyal özünü değil, ama evrenin açıklanamaz bilinmezliğini ifade için bir arzu olduğunu ilke edinmişlerdi.
Ekspresyonizmin uzantısı olarak 1940 yılların sonunda doğan bu akım 1950 yılları içinde gelişmiş olup, 1960 ve 1970 yıllarında etkisini yoğun bir biçimde göstermiştir. Dogmatik olmaktan cok arastırmacı bir tutum sergileyen bu hareketin metafizik sanrılara duyduğu alaka belirgindir. Bilinç ve bilinçsizlik arasındaki karşıtlığa önem vererek derin seviyelere inmeyi hedeflemişlerdir. Zıtlıkların bütünlügü içinde otomatik yaratıma önem vermesi sürrealist akımlardan aldığı etkilerle baglantılıdır. Bu akım içindeki sanatçıların ilgi odağı jung felsefesidir. Arketipler ve bunların üretilmesi önem taşır. Soyut bir üretimin egemen oldugu bu akımda doğaçlamaya önem veren sanatçılar iç birikimin tümüyle dışa vurumuna ağırlık vermişlerdir. Derinliği olmayan yeni mekanlarda kurulan sanat eserleri seyirci icin ima edilen bir özumseme ortamı yaratmayı hedefleyerek boşluk içinde şartlanmışlıktan onu kurtarmayı hedeflemektedirler..
1909 da oluşan bu akım çağdaş yaşamın hareketliliği ve sanayi toplumunun gücüne tutkun olan fütüristler, geleceğe geçişte mekanik yaşam ve teknolojinin yücelmesi için çaba sarfetmekteydiler. Bu amaçla kubizmden etkiler alan bir tarzda yeni bir bölünmüş görsel olgular bütünü olusturmuslardır. Anlatılan hareketin eş zamanlı değişik görüntülerini bir araya getirmeyi amaçlamaktır.
Fütürızm akımı temsilci ressamları:
Giacomo Balla (1871-1958)
Umberto Boccioni(1882-1916)
Carlo Carra(1881-1966)
Luigi Russolo(1885-1947)
Gino Severini(1883-1965)
1910 yılında faaliyet gösteren bu anlayışta; insanın içinde yer almadığı, yaşananın ötesinde mevcut hissini veren bir alemin yaşamını konu alan eserler üretilmiştir. Mankenler, binalar, korkuluklar ve bütün cansız nesnelerin doğurduğu sahneler içinde geçen zaman ve insanın ötesinde bir alemin varlığı ve özellikle keskin bir yalnızlık duyumu hakimdir.
1911-1914 yıllarında yoğun faaliyet göstermiş olan orfizim akımında, renk öğesi herşeye hakimdir. Tanınabilir ve kanıtlanabilir gerçek temalardan kaçışın ana eğilimi belirttiği bu akımda yapılan eserlerde, yapıt doğal yapıtsal aygıtlardan bağımsız olup kendi esas iç yapısına ait netlik kazanmıştır. Dengeli ve statik bir şekillenmeden çok çağın iç dinanizmine uyan çok hareketli bir dinanizme sahip bu eserler, dış dünyadan çok kendi iç dünyalarının dinanizmini yansıtmaktadır. Senkronizm de bu akımdan türemiştir.
Orfizim akımı temsilci ressamları:
Frank Kupka(1871-1957)
Robert Delaunay(1885-1941)
Francis Picabia(1879-1953)
19. y.y. da gelişen materyalist ve sanayi aşığı anlayışa tepki olarak ortaya çıkmıştır. İçinde bulunduğu çetin ve zor şartlara bir tepki olduğu kadar bu çağın gerçeklerinden bir tür kaçışı da beraberinde getirmiştir. 1886 da ortaya çıkan bu akım empresyonizmin izlenimci gerçekciliği kadar diğer anlayışların maddeci tavrına karşılık duygu ve hayalci bir iç duyarlılığın önem taşıdığı ifadeci ve anlatımcı bir tavırla belirginleşti. Hayatın karanlık ve çarpık yönlerini hayalci bir düsünceyle yenileyen sembolistler romantik sanata yaklaşan bir konu seçimine sahipti.
Sembolizm akımı temsilci ressamları:
Odilon Redon(1840-1916)
Pierre Puvis de Chavannes(1824-1898)
Gustave Moreau(1826-1898)
Giovanni segantini(1858-1899)
Odilon Redon(1840-1916) ait resimler:
Pierre Puvis de Chavannes(1824-1898) ait resimler:
1916 da kurulan bu akıma şair Tzara tarafından alaycı bir ifade kullanılarak dada ismi verilmistir. Gerçeği bulmak için her şeyi reddeden bu akım taraftarları geleneksel anlayışları ve eski sanatı tamamen reddetmekteydiler. Bu red eylemiyle yeni bir sanat düşün ve kültür ortamı yaratmayı hedeflediler. 2. dünya savaşı sırasında toplumsal belirsizlik içinde kök salan bu akım en sonunda sanatı da reddederek yok olmustur.
Dadaizm içinden sürrealizm doğmuştur. Sanatsal yaratıcılığın bilinç altı süreçlerden kaynaklandığını savunan sürrealistler kendiliğinden yaratma eylemi biçiminde bilinç altının dışa aktarım aracı olarak ortaya koyduğu otomatik yaratım eylemiyle birleştirerek sürrealizmin temelini atmıştır. Freud tarafından geliştirilen psikanaliz yönteminin etkisinde kalmışlardır.
Dadaizm ve sürrealizm akımları temsilci ressamları:
Yves Tanguy(1900-1955)
Max Ernest(1881-1976)
Rene Magrite(1898-1967)
Salvador Dali(1904-1989)
Joan Miro(1893-1983)
Paul Klee(1879-1940)
Frida Kahlo(1910-1954)
Yves Tanguy(1900-1955) ait resimler:
Salvador Dali(1904-1989) ait resimler:
Joan Miro(1893-1983) ait resimler:
Paul Klee(1879-1940) ait resimler:
Frida Kahlo(1910-1954) ait resimler:
Sanat haberi:
SSM (Sakıp Sabancı Müzesi) ile Akbank arasında Gala-Salvador Dali Vakfı işbirliğiyle 19 Eylül 2008-19 Ocak 2009 tarihleri arasında düzenlenecek “İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali” sergisini izlemeniz dileğimle.
20. y.y. içinde doğan ve önemli bir etkinlik kazanan bu akım cezanne'nın doğadaki herşeyin geometrik bir biçimle ifade edilebileceği fikrinden kaynaklanmaktadır. Klasik form anlayışına tamamen arkalarını dönen kübistler; görünen nesnelerin direk bir tasvirini değil, onların değişik görünüm ve görüntülerinin bir araya getirilip, oluşturulmuş bütünü eserlerine aktarmışlardır. Çesitli görüntüleri biraraya getirerek cisime geçerli yeni köşeler yüzey ve geometrik formlar eklenerek yeni bir görünüm oluşturmuşlardır.
Kübizm akımı temsilci ressamları:
Pablo Picasso(1881-1973)
Georges Braque(1882-1963)
Juan De Gris(1887-1927)
1920'lerde Kübizm sonrasında ona tepki olarak doğmuş bir sanat anlayışıdır. Hareket içinde durgun bir yalınlıkla ele alınan görüntülerin açıklık ve nesnellikle ifadesi temellerini oluşturur. içgüdüsel bir reddetmeyle şekillenen tutkular ana belirleyici olarak ele alınmış olup, sevinç ve haz duyumları arasında kesin bir ayrım ortaya koyarak değişmez şeyleri ifadeye yönelmiştir. Ölçuler ve sayısal uyuma büyük önem veren bu sanatçılar mühendislikten yoğun etkiler almış olup tamamen fonksiyonel bir tarz üretme hedefindedirler. Mutlak uyumun görsel sanatın temeli olduğunu savunmuşlardır.
Purizm akımı temsilci ressamları:
Amedee Ozenfant(1886-1966)
Giorgio Morandi(1890-1964)
Le Corbusier(1887-1965)
19. y.y. Ortalarından itibaren mimari ve süsleme sanatında önemli bir üretim alanı bulan bu akım en önemli eserlerini mimari ve iç mimari alanlarda vermesine rağmen ressamlar tarafından da uygulanmıştır. Gelişen teknolojinin dürtüsüyle ortaya çıkan modern yaşamın iç arayışlarını ve daha çok sanayinin gücü karşısında insanların içine düştüğü şaşkınlığı yansıtmaktadır. Geleneksel sanata karşı çıkan art nouveau, çok yumuşak kıvrak çizgilerin yoğun olduğu süslemeyi ön plana çıkararak sanayiye bağlı bir tarzı benimsemişlerdir.
Art Nouveau (Yeni Sanat) akımı temsilci ressamları:
Victor Horta(1861-1947)
Hector Guimard(1867-1942)
Antonio Gaudi Y Corret(1852-1926)
20. y.y. in ilk sanat akımı olan fovizm Gustave Moreau'nun atölyesinden ayrılan bir gurup ressamın meydana getirdiği harekettir. Pariste 1905 te sonbahar sergisinde sergilenen Henri Matisse ve bir kaç arkadaşının yapıtları fransız eleştirmen Louis Vauxcelles tarafından vahsi hayvanlar, yırtıcı kuşlar anlamına gelen fauve sözcüğüyle ifade edilmiştir.
Onlara göre; gerek ışık gerek uzaklık resimde yalnızca renkle gösterilir. Temiz ve düz renklerle resim saf ve arınmış sadelikte olmalıdır. Çünkü; seyirci boyalı bir yüzeyden etkilenecek ve bu yüzeyde herşeyi bir bakışta kavratacak açık etkili ve duyguları saracak biçimde düzenlenecektir.
Fovistler çarpıcı ve yoğunlaştırılmış renk tonları ve nesnelerin deformasyonları ile ugraşmışlar; derinlik ışık gölge ve kontür resimden atılmıştır. Bunun yerine renk şiddetine önem vermişlerdir. Fovizm çok kısa sürmesine rağmen etkisi büyük olmuştur.
Fovizm akımı temsilci ressamları:
Henri Matisse(1869-1954)
Maurice de Vlaminck (1876-1958)
Andre Derain (1880-1954)