Bak, çağımızda kendi eseriyle ortaya çıkmayıp, başkalarının yaptığını işleyen ve yayan adamlar vardır. Örneğin kitap çevirenler yahut gravür ve lito yapanlar, Vernet gibi, Lerat gibi.
Bununla demek istiyorum ki kopya yapmaktan çekinmem ben.
Ah, İtalya’ya gidip Giotto'nun eserini kopya edebilsem! Öbür primitifler arasında O çok başka bir ressam. Primitif olmasa, Delacroix gibi modern bir ressam sayılırdı. Hoş, primitifleri çok görmedim, ama Giotto aralarında iç açıcı bir ressam.
Daumier'nin «İçki Düşkünleri» ve Regamey'in «Zindan»ında yağlı boya resimler yapmayı tasarlıyorum, tahta üstüne gravür olarak bulursun onları.
Şimdilik Millet'ler üstüne çalışıyorum, yani çalışacak konularım eksik değil görüyorsun.
Yarı mahpus olarak da uzun zaman uğraşacak şey bulurum.
Empresyonistlerin renkte açtıkları çığır daha da gelişecek, ama bunun geçmişle bir bağlantısı var; birçoklarının gözünden kaçıyor; ben empresyonistlerle öbür ressamlar arasında kesin bir ayrılık olmadığını göstermeye çalışacağım.
Bu yüzyılda Millet, Delacroix, Meissonier gibi aşılması imkânsız ressamların bulunmasını büyük bir talih sayarım.
Meissonier'yi bir takım kişiler kadar sevmiyorsak da, «Okuyanlar», «Durak» ve daha birçok tablolarına diyecek yoktur: bunlar iyi resimdir vesselam. O zaman da insan onun en güçlü olan askeri resimlerini, bu konuyu tarlalar kadar sevmiyoruz diye, pekâlâ bir yana bırakabilir.
Aurier'nin yazısı, kendimi bırakmayı göze alsam, gerçekçilikten daha çok uzaklaşmam ve Monticelli'nin bazı resimlerinde olduğu gibi renklerle bir çeşit müzik yapmaya girişmem için destek olabilirdi bana. Ama gerçek benim gözümde öyle değerli ve gerçeği vermeğe çalışmak öyle çekici ki, renklerle müzisyen olmaktansa kunduracı olmak daha iyi sanıyorum.
Hem ne olursa olsun gerçekçi kalmak beni hâlâ ürküten hastalığa karşı savaşımda bana bir silah olabilir belki.
Parktaki taze çimenin iki resmini yaptım biri çok basit, işte çabuk çizilmiş bir krokisi.
Morumsu pembemsi bir çam gövdesi, sonra da beyaz çiçeklerle, yabani hindibalarla bezenmiş çimen, dipte, tuvalin en üstünde ufak bir gül fidanı ve daha başka ağaç gövdeleri. Orada, dışarıda olacağım - eminim ki çalışma hevesi beni saracak ve başka her şeye karşı tam bir duygusuzluk içinde neşemi bulacağım...
O zaman da kendimi koyuvereceğim, ama düşünmeden değil de, olabilecekken olmamış şeyler üstünde durup yakınmadan. Diyorlar ki resimde bir şey aramamalı, beklememeli, iyi bir resim, hoş bir sohbet, güzel bir yemek, daha öte mutluluk istememeliymiş. Arada da az parlak şeyleri hesaba katarak tabii. Belki doğrudur söyledikleri, hele bu yoldan hastalığı aldatıp oyalayabilirsek.
Sevgili dostum, emin olun ki döndüğümden beri her gün sizi düşündüm. Paris'te ancak üç gün kaldım ve Paris'in gürültüsü patırtısı vesairesinin bende çok kötü etki yaptığını görünce, başıma bir zarar gelmesin diye, arabayı çekip şehir dışına çıkmayı uygun gördüm. Yoksa hemen gelir sizi bulurdum. Arlezyen portresinin hoşunuza gittiğini söylemenize çok sevindim. O portre, biliyorsunuz, tıpatıp sizin deseninize göre yapılmıştır.
Deseninize saygıyla uymaya çalıştım, yine de serbest davranarak, sözü geçen desenin ağırbaşlı havasına ve üslûbuna uygun bir renkle yorumlamayı denedim. Buna bir Arlezyen sentezi diyebilirsiniz; Arlezyen sentezleri çok az olduğundan, bu portre sizin ve benim ortak eserimiz ve birlikte çalıştığımız ayların bir özeti sayılabilir.
Bunu ortaya çıkarmak bir aylık daha hastalığa mal oldu bana, ama biliyorum ki bu tuvali ancak siz, ben ve daha birkaç kişi anlayabileceklerdir, bizim anlaşılmasını istediğimiz anlamda...
Orada yaptığım resimlerden bir yıldızla bir servi daha var, son bir denemeydi - gece göğü, parıltısız bir ay, üstüne yansıyan yerin yoğun gölgesinden zar-zor kurtulmuş ince bir hilal (aşırı denebilecek kadar parlayan bir yıldız, yer yer bulutlu lacivert göğün ortasında tatlı pembe ve yeşil bir parıltı.
Aşağıda yüksek kamışlarla çevrili bir yol, ortada mavi dağ tepeleri, pencereleri turuncu ışıkla aydınlanmış eski bir han ve çok yüksek bir servi, dimdik, kopkoyu. Yol üstünde beyaz bir at koşulu sarı bir araba ve geç kalmış iki adam.
Çok romantik diyebilirsiniz, ama Provence da öyle değil mi?..
Bakın aklıma ne geldi: buğday etütleri yapmak, şöyle - yok çizemiyorum, anlatayım - yalnız başaklar olacak, sapları mavi-yeşil ile yeşil ve pembe parıltılı, kordela gibi uzun yapraklar, çiçek tozlarından ötürü açık pembe bir çizgiyle hafifçe çerçevelenmiş sararan başaklar... altta, bir sapa sarılmış bir çit sarmaşığı.
Bunun üzerine epey canlı, ama gene de sakin bir fon üstüne portreler çizmek istiyorum. Başka başka nitelikte, ama aynı incelikte yeşiller olsun, ortaya yeşil bir bütün çıksın ve titreşimi esintide hafifçe sallanan başaklarının sesini andırsın; bunu renklendirmek hiç de kolay değil.
… Ve başlarda da koyduğum son mektupla “Theo’ya Mektuplar” bitiyor…
Son mektup bundan tam 118 yıl önce bugün yazılmıştı…
Sayfanın başına yerleştirdiğim “Buğday Tarlasında Kargalar” O’nun son tablolarından biridir. Ayrıntılı okuduğum yaşam öyküsünde / o tablonun yapılma koşullarının çok acı / yıkıcı olduğunu vurgulamak isterim…
Bir kez daha; çalışmaya / didinmeye / iyi niyete / umuda saygıyla…
Theo ve Vincent van Gogh’a saygıyla…
Alıntı:
Tarihsiz
(29 Temmuz günü Vincent'in üzerinde bulunan mektup)
Sevgili kardeşim,
Tatlı mektubuna ve içinden çıkan 50 franka çok teşekkür. Madem her şey iyi, en önemlisi odur ve daha az önemli şeyler üstünde durmaya gelmez; baş başa oturup iş konuşmaya gelince, o gün daha uzaktır herhalde.
Öbür ressamlar, ne düşünürlerse düşünsünler, günlük alış veriş işinden uzak kalıyorlar içgüdülerine uyarak.
Eh, doğrusu, resimlerimizi konuşturmaktan başka çaremiz de yok. Ne var ki, sevgili kardeşim, birçok kez söylediğimi bir daha söylüyorum, elden geldiği kadar iyi yapmak konusunda bütün çabaları harcadıktan sonra elde edilen bir ciddilikle bir daha söylüyorum ki sana, sen bir Corot satıcısı değilsin sadece, sen benim aracımla birçok resimlerin yaratılmasına katılmış bulunuyorsun ve bu resimler keşmekeşin içinde bile huzurlarını korurlar.
İşte buraya vardık. Ve nisbî bir bunalım anında sana söyleyebileceğim en önemli söz de budur. Evet, ölmüş sanatçılarla yaşayan sanatçıların resimlerini satan satıcılar arasında durum çok gergindir şu anda.
Eh, benim çalışmam benim hayatımı tehlikeye koyuyor ve aklımın yarısı da erimiştir bu çalışmada - öyle ama geç - ne var ki sen insan satıcıları arasında değilsin, benim bildiğim kadar, ve bence, gerçekten insanca davranarak, taraf tutabilirsin, ama ne çıkar?
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa Önceki1, 2, 3 ... 15, 16, 17
17. sayfa (Toplam 17 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız