Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 122 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Şiir gibi yaşayanlar...


Şiir gibi yaşayanlar...
Sayfa 1, 2, 3  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire
Yazar Mesaj
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 9:49 pm    Mesaj konusu: Şiir gibi yaşayanlar... Alıntıyla Cevap Ver

Sevgili dostum İhvan'a...



ve bu sefer işler yolunda gözüküyor
onun iyi vakit geçirdiği hızlandırılmış kursunda
uzaktaki gök gürültüsünü hiç umursamadı
bugün onun kafasını merakla doldurdu...çocuk
bu sefer işler yolunda gözüküyor diyor
arkasını döndü ve halkın ilgisiyle karşılaştı
hayatta olmak için iyi bir gün efendim
hayatta olmak için iyi bir gün dedi

sonra anlaşıldı ki tünelinin ucundaki o sakinleştirici ışık
üzerine doğru gelen bir yük treninden başka bir şey değildi
işler bu şekilde yolunda gözükmüyor mu?
tüm parçalar onun dileğine dökülüyor
erken mükafatın budalası...çocuk
erken mükafatın budalası dediler
sonra anlaşıldı ki tünelinin ucundaki o sakinleştirici ışık
üzerine doğru gelen bir yük treninden başka bir şey değildi
üzerine doğru geliyor
üzerine doğru geliyor
geliyor!
sonra anlaşıldı ki...evet


No Leaf Clover ( Yapraksız Yonca )
Metallica


Rachel Corrie




En son tiananmenian tarafından Sal Tem 29, 2008 1:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:00 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver





Rachel Corrie
1979-2003



Çevirmen: Baran Şimşek

16 Mart 2003'te 23 yaşındaki Amerikalı insan hakları çalışanı Rachel Corrie, İsrail ordusunun Filistin Gazze Şeridi'nde bir doktorun evini ve ailesini yok etmesini engellemeye çalışırken, bir askeri buldozer tarafından ezilerek yaşamını yitirdi.

Rachel, ailesine yazmış olduğu dikkate değer bir dizi e-postasında, kendi yaşamını neden tehlikeye attığını açıklıyordu.

İlk kez İngiltere'de Guardian tarafından yayımlanmıştır.

7 Şubat 2003

Merhaba arkadaşlarım ve ailem, ve diğerleri,

Filistin'e geleli şu anda iki hafta ve bir saat oldu, ve buna rağmen gördüklerimi anlatmakta kelime bulamıyorum. Benim için en zoru, Birleşik Devletler'e mektup yazmak için oturduğum zaman burada olup bitenler hakkında düşünmek—lükse açılan sanal geçitle ilgili bir şey. Buradaki çocukların pek çoğu hiç, evlerinin duvarlarındaki tank mermisi delikleri, ve bir işgal kuvvetinin onları yakın civarlarda sürekli izleyen kuleleri olmadığı bir gün yaşamış mıdır, bilmiyorum. Tam emin olmasam da, bu çocukların en küçüğünün bile, her yerde hayatın böyle olmadığını anlayabildiğini düşünüyorum. Ben buraya gelmeden iki gün önce sekiz yaşında bir çocuk bir İsrail tankı tarafından öldürülmüş, ve çocukların birçoğu bana onun ismini mırıldanıyor, “Ali”—veya duvarlarda onun posterlerini gösteriyor. Çocuklar bana “Keyf Şaron?” “Keyf Bush?” diye sorup, beni kötü Arapçamla konuşturmayı da çok seviyorlar, ben “Bush Mecnun” “Şaron Mecnun” deyince de gülüşüyorlar. (Şaron nasıl? Bush nasıl? Bush deli. Şaron deli.)

Elbette ki tam olarak düşündüğüm bu değil, ve İngilizce bilen bazı büyükler de sözümü düzeltiyor: Bush miş Mecnun... Bush bir işadamı. Bugün “Bush bir maşadır” demeyi öğrenmeye çalıştım, fakat tam doğru çevirisini öğrenebildiğimi düşünmüyorum. Her neyse, burada, küresel hiyerarşinin işleyişinin, benim yalnızca iki yıl kadar önce olduğumdan çok daha iyi farkında olan sekiz yaşında çocuklar var—en azından İsrail konusunda.

Gene de, hiçbir miktarda okuma, konferanslara katılma, belgesel izleme ve kulaktan dolma bilginin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun, ve gördükten sonra bile, bu deneyiminin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın: İsrail Ordusu'nun silahsız bir ABD vatandaşını vurması durumunda karşılaşacağı zor durum, ve ordu kuyuları yıktığında benim gene su satın alacak paramın olacak olması, ve elbette, her zaman terk etme şansımın bulunması. Benim ailemden hiç kimse, memleketimde, bir ana caddenin sonundaki bir kuleden bir roketatar tarafından, arabamızla giderken vurulmadı. Bir evim var. Gidip okyanusu görme hakkım var. Gene benim için, bir duruşma yapılmadan aylarca ya da yıllarca bekletilmek de çok zor bir ihtimal (bunun sebebi, diğer çoğundan farklı olarak, beyaz bir ABD vatandaşı olmam).

Okula veya işe gitmek için çıktığımda, Mud Koyu ile Olympia şehir merkezinin ortasında bir kontrol noktasında bekleyen ağır silah donanımlı bir asker (işime gidip gidemeyeceğime, ve işimi tamamladığımda tekrar evime gidip gidemeyeceğime karar verme yetkisine sahip bir asker) olmayacağına emin olabilirim. Dolayısıyla, eğer ben bu çocukların yaşadığı dünyaya ulaşmam ve kısa süreliğine ve de kısmen içine girmemden sonra nefret hissi duyuyorsam, tersine, onlar benim dünyama girselerdi ne hissedeceklerini merak ediyorum.

Onlar Birleşik Devletler'deki çocukların anne ve babalarının vurulmadığını biliyorlar, ve okyanusu görmeye gidebildiklerini biliyorlar. Fakat eğer okyanusu görmüş olsanız, ve su bulma sıkıntısının olmadığı, (su kaynaklarının) geceleyin buldozerler tarafından yok edilmediği, huzurlu bir yerde yaşamış olsanız, ve eğer uykudan evinizin duvarlarının aniden içeriye yıkılmasıyla uyanmak korkusu hissetmeden bir gece geçirseniz, ve eğer hiçkimsesini kaybetmemiş insanlarla karşılaşsanız— eğer ölüm saçan kuleler, tanklar, silahlı “yerleşimler” ve bu şimdiki dev metal duvar ile çevrelenmemiş bir dünyanın gerçekliğini yaşasanız, dünyanın tek süpergücü tarafından desteklenen, dünyanın dördüncü büyük ordusunun, sizi vatanınızdan silmek için yaptığı devamlı baskıya karşı direniş içinde, sağ kalma—yalnızca yaşama—mücadelesiyle geçen tüm çocukluk yıllarınız için dünyayı affedebilir miydiniz, merak ediyorum. Bu, buradaki çocuklar hakkında merak ettiğim bir şey. Gerçekten bilselerdi, ne olacağını merak ediyorum.

Tüm bu karmaşayı düşünürken, şu an Refah’ta, yaklaşık 140.000 insanın yaşadığı, hemen hemen yüzde 60’ının mülteci olduğu—birçoğunun ikinci veya üçüncü kez iltica ettiği—bir şehirdeyim. Refah 1948’den önce de vardı, ancak buradaki halkın çoğunun kendileri yahut ataları, eski Filistin—şu anki İsrail— topraklarındaki evlerinden buraya göçe zorlanmış. Refah, Sina geri Mısır’a geçince, ortadan ikiye bölünmüş.

Şu anda İsrail ordusu, Filistin’deki Refah ile sınır arasına, bir insansız bölge oluşturacak şekilde, on dört metre yüksekliğinde bir duvar inşa ediyor. Refah Halk Mülteci Komitesi’ne göre altı yüz iki ev buldozerlerle tamamen yıkıldı. Kısmen yıkılan ev sayısı daha da fazla.

Bugün, bir zamanlar evlerin bulunduğu yerlerde, yıkıntıların tepesinde yürürken, sınırın öte tarafındaki Mısırlı askerler yaklaşan bir tankı haber vermek için bana “Kaç! Kaç!”1 diye bağırdılar. Ondan sonra ise el salladılar ve “İsminiz nedir?”2 diye sordular. Bu dostça merakta rahatsız edici bir şey var. Bu bana hatırlattı ki, hepimiz diğer çocukları merak eden çocuklarız: Tankların yolunda gezinen tuhaf kadınlara bağıran Mısırlı çocuklar. Neler olup bittiğini görebilmek için saklandıkları duvarın arkasından kafalarını uzatıp, tanklar tarafından vurulan Filistinli çocuklar. Tankların karşısına pankartlarla duran uluslararası çocuklar. Tanklarda rasgele, bazen bağıran—bazen de el sallayan—İsrailli çocuklar; birçoğu zorla buraya getirilmiş, birçoğu sadece saldırgan, biz uzaklaşırken evlere ateş eden.

Sınır boyunca, ve Refah ile sahil boyu uzanan yerleşimler arasında kalan batı bölgesinde, sürekli olarak tankların varlığının yanı sıra; burada—ufuk boyunca ve sokakların sonlarında—sayabileceğimden de fazla sayıda IDF3 kuleleri var. Bazıları sadece asker yeşili metalden. Diğerlerinde, içeride ne yapıldığı anlaşılmaması için bir tür fileyle kaplı olan, bu tuhaf sarmal merdivenlerden var. Bazıları, binaların ufuk çizgisinin hemen altına gizlenmiş. Sonraki bir gün, bizim çamaşır yıkamak, ve pankart asmak için kasabayı iki defa geçmek için harcadığımız zaman içerisinde, bunlardan bir yenisi daha yükseldi.

Sınıra en yakın olan bölgelerin bir kısmının, en az yüz yıldır burada yaşamış olan ailelerin ikamet ettiği esas Refah olmasına karşın, Oslo’ya göre, Filistin’in kontrolündeki bölgeler yalnızca, şehir merkezinde bulunan 1948 kampları. Ancak gördüğüm kadarıyla, herhangi bir kulenin görüş alanı dışında olan bir yer, eğer varsa bile çok azdır. Apaçi helikopterlerine veya saatlerce şehrin üstünde vızıltılarını duyduğumuz görünmez arı uçaklarının kameralarına karşı korunaklı bir yer, kesin olarak yok.

Dış dünyayla ilgili haber almakta zorlanıyorum, fakat Irak’ta savaşın kaçınılmaz duruma geldiğini duyuyorum. Burada “Gazze’nin yeniden işgali” konusunda büyük bir endişe hakim. Gazze her gün bir ölçüde yeniden işgal ediliyor, ancak bence asıl korkulan, takların, bazı sokaklara girerek, insanları köşelerden gözleyip vurmak ve birkaç saat ya da gün sonra da geri çekilmek yerine, tüm sokaklara girmesi ve burada kalması. Eğer insanlar halen bu savaşın tüm bu bölge halkına nelere mal olduğunu düşünmüyorlarsa, artık düşünmeye başlamalarını umuyorum.

Sizin buraya gelmenizi de umuyorum. Biz burada beş altı uluslararası eylemciyiz. Bizden kendi bölgelerinde bulunmamızı isteyen semtler Yibna, Tel El Sultan, Hay Selam, Brazil, Blok J ve Blok O. Ayrıca İsrail ordusu burada bulunan en büyük iki kuyuyu yıktığı için, Refah’ın varoşlarında bulunan bir kuyunun gece boyunca beklenmesi gerekiyor.

Belediye su idaresine göre, geçen hafta yıkılan kuyular Refah’ın su kaynaklarının yarısını teşkil etmekteydi. Birçok yerden halk, enternasyonallerden evleri daha fazla yıkıma karşı korumaya çalışmak için, gece de hazır bulunmalarını rica etti. Akşam saat ondan sonra, gece çıkmak çok güç çünkü İsrail ordusu sokaklarda gördüğü herkesi direnişçi sayıyor ve onlara ateş ediyor. Dolayısıyla şu çok açık ki, sayımız pek az.

Hala inanıyorum ki memleketim Olympia, Refah’la kardeş-halk ilişkisi biçiminde bir girişimi başlatmaya karar verdiği takdirde çok şey kazanabilir, ve çok da şey verebilir. Bazı öğretmenler ve çocuk toplulukları e-posta değişimine ilgi göstermişlerdi, ancak bu, yapılabilecek dayanışma çalışmasında buzdağının sadece ucu.

Birçok insan, seslerinin duyulmasını istiyor; ve bana göre biz bu sesin ABD’de, kendim gibi iyi niyetli enternasyonallerin süzgecinden değil; enternasyonaller olarak ayrıcalıklarımızı biraz kullanarak, doğrudan duyulmasını sağlamalıyız. Ben, çok sağlam bir koruyucu olduğunu düşündüğüm, insanların her duruma karşı örgütlenme, ve her duruma karşı direnme yeteneğini, yeni öğrenmeye başlıyorum.

ABD’den arkadaşlarımdan aldığım haberlere memnun oldum. Şelton/Washington’da bir barış grubunu örgütleyen, aynı zamanda Washington DC’deki 18 Ocak büyük protestosunun koordinasyonunda yer almayı başarmış bir arkadaşımdan gelen bir haberi yeni okudum.

Buradaki insanlar basını takip ediyorlar, ve bugün bana gene Birleşik Devletler’de büyük protestolar olduğunu, Birleşik Krallık’ta da “hükümetin sorunları olduğunu” söylediler. Öyleyse onlara, burada insanlara, aslında emin de olamayarak, Birleşik Devletler’de birçok insanın hükümetimizin politikalarını desteklemediğini, ve direnişi küresel örneklerden öğrendiğimizi söylediğimde, artık tam bir Polyanna gibi hissetmememi sağladıkları için teşekkür ediyorum.


En son tiananmenian tarafından Cmt Tem 26, 2008 10:04 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




20 Şubat 2003

Anneciğim,

Şu anda İsrail ordusu Gazze’ye giden yolu kazdı, ve ana kontrol noktalarının ikisi de kapandı. Bu, üniversiteye gidip yeni dönem kaydını yaptırmak isteyen Filistinlilerin, bunu yapamayacağı anlamına geliyor. İnsanlar işine gidemiyor ve diğer tarafta kalanlar evine dönemiyor; yarın Batı Şeria’da toplantıları olan enternasyonaller de bunu yapamayacak. Uluslararası beyaz insan imtiyazımızdan ciddi biçimde faydalanmayı deneseydik muhtemelen bunun üstesinden gelebilirdik fakat bu aynı zamanda, hiçbirimiz yasadışı bir iş yapmamış olsak bile, bu yüzden tutuklanma ve sınır dışı edilme tehlikesini doğuruyor.

Gazze şu anda üçe bölünmüş durumda. “Gazze’nin yeniden işgali” ile ilgili konuşmalar var, fakat benim bunun olacağından ciddi olarak şüphem var, çünkü bu, şu anda İsrail adına jeopolitik anlamda aptalca bir hareket olacaktır. Bana göre daha muhtemel olanı, daha küçük çapta olan, uluslararası-halk-protestosu-radarının fark edemediği baskın harekatlarının ve belki de, sık sık işaret edilen “toplu nakiller”in hızlandırılması olacaktır.

Şu anda Refah’tayım, ve kuzeye gitmeyi düşünmüyorum. Nispeten güvenlikte olduğumu hissediyorum, ve daha büyük çapta bir baskında benim için en büyük tehlikenin tutuklanmak olacağını düşünüyorum. Gazze’nin yeniden işgali yönünde bir hareket, Şaron’un her tarafa yerleşimler kurma yolunda şu anda çok düzgün işlemekte olan, ve yavaş yavaş fakat emin adımlarla Filistinlilerin azminin kırılmasına neden olan, barış-görüşmeleri-sırasında-suikastlar / toprak işgali stratejisine4 karşı yapılan protestolardan, çok daha büyük çapta protestolara neden olacaktır. Bana bakmakta olan bir sürü, çok iyi Filistinli olduğunu bilin. Biraz grip mikrobu kaptım, onlar da bana iyileşmem için çok hoş, limonlu içecekler verdiler. Ayrıca, halen yattığımız kuyunun anahtarlarını saklayan kadın bana durmadan seni soruyor. Zerre kadar İngilizce bilmiyor, fakat çok sık annem hakkında soru soruyor—seni aradığımdan emin olmak istiyor.

Sana ve Babama ve Sarah’a ve Chris’e ve herkese sevgiler.

Rachel


En son tiananmenian tarafından Cmt Tem 26, 2008 10:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




27 Şubat 2003

(Annesine)

Seni seviyorum. İnan, çok özlüyorum. Kabuslar görüyorum, rüyalarımda siz ve ben içeride, dışarıda tanklar ve buldozerler evimizi çevirmiş görüyorum. Bazen adrenalin haftalar boyu bir anestetik ilaç etkisi yapıyor, ve sonra akşamları ya da geceleri ise tekrar, beni perişan ediyor—bu, durumun gerçekliğinin küçük bir kısmı. Buradaki insanlar adına gerçekten çok korkuyorum. Dün, bir babanın, arkasında ellerinden tutmuş iki küçük çocuğuyla, evinin havaya uçurulacağını düşündüğü için, dışarıda tanklar, ve bir keskin nişancı kulesi ve buldozerler ve Jeep’lerin durduğu bölgeye doğru gidişini izledim. Jenny ve ben, birkaç kadın ve iki küçük bebekle birlikte evin içerisindeydik. Ona yanlış çeviri yapmamız yüzünden, patlatılacak olanın kendi evi olduğunu sanmasına sebep olmuştuk. Aslında, İsrail ordusu yakınlarda bir yere bırakılmış—Filistinli direnişçilerin yaptıkları gibi gözükmekte olan—bir patlayıcıyı imha etmekle uğraşmaktaydı.

Bu olay, Pazar günü tank ve buldozerler—300 insanın geçim kaynağı durumunda olan—25 serayı yıkarken, 150 kişinin tutuklanarak yerleşim bölgesinin dışında toplanıldığı ve bu sırada kafalarının üstünden ve çevrelerine ateş açıldığı yerde oldu. Patlayıcı, seraların tam önünde—tankların geri gelmeleri halinde tam geçecekleri giriş noktasındaydı. Bu adamın, evinde durmak yerine, tankların görüş alanına doğru çocuklarıyla birlikte yürümeyi daha az tehlikeli gibi hissedişini düşününce, dehşete kapıldım. Hepsinin öldürüleceğinden çok korktum ve onlarla tankın arasına durmaya çalıştım. Bunlar her gün oluyor, fakat çok acı bir biçimde, bu babanın iki küçük çocuğuyla kendini dışarı atıvermesi, sadece, şu anda beni daha da fazla etkiledi; muhtemelen bunun sebebi ise onun bana göre, bizim tercüme hatalarımız yüzünden dışarı çıkmasıydı.

Telefonda Filistinlilerin başvurduğu şiddetin durumu daha da kötü yaptığına dair söylediklerin üzerine uzun uzun düşündüm. İki yıl önce altmış bin Refah’lı işçi İsrail’de çalışıyordu. Şu anda İsrail’e çalışmak için 600 kişi gidebiliyor. Bu 600 kişiden çoğu taşındı, çünkü bura ile Aşkelon (İsrail’deki en yakın kent) arasındaki üç kontrol noktası, eskiden 40 dakikada alınan bu yolu, şimdi 12 saatlik ya da, hiç geçilemeyen bir yolculuğa çeviriyor. Bunun yanı sıra, Refah’ın 1999’da iktisadi büyüme kaynakları olarak sahip olduğu her şey tümüyle yok edildi—Gazze uluslararası havaalanı (uçak pistleri yerle bir olunca tümüyle kapatıldı); Mısır’la ticarette kullanılan sınır (geçişin tam ortasında şimdi dev bir İsrail keskin nişancı kulesi var); denize ulaşım (son iki senedir bir kontrol noktası ve de Guş Katif yerleşimi tarafından tamamıyla kesildi). Refah’ta bu İntifada’nın başından bu yana yıkılan ev sayısı 600’ün yukarısında; genellikle direnişle bağlantısı olmayan, sadece sınır bölgesinde yaşayan insanların evleri. Belki artık, Refah’ın dünyanın en fakir yeri olduğu resmi olarak kabul edilir. Yakın bir zamana kadar burada bir orta sınıf vardı. Ayrıca geçmişte, Gazze’den Avrupa’ya götürülen çiçeklerin Erez geçişinde güvenlik taramaları nedeniyle iki hafta bekletildiğini duyuyoruz. İki hafta önce kesilmiş çiçeklerin Avrupa pazarındaki değerini tahmin edebilirsin, böylece o pazar da kurumuş oldu. Ve sonra buldozerler gelir ve halkın sebze tarlaları ve bahçelerini yerle bir eder. İnsanlar için geriye ne kalıyor? Eğer aklına bir çözüm geliyorsa söyle. Benim gelmiyor.

Eğer içimizden birinin tüm yaşamı ve huzuru tamamıyla altüst edilseydi, ve eski tecrübelerimize dayanarak, askerler ve tanklar ve buldozerlerin her an bizim için geleceklerini ve ne kadar zamandır yetiştirdiğimiz bütün seralarımızı yıkacaklarını bildiğimiz halde, çocuklarımızla beraber, her an daralan bir yerde yaşasaydık, ve bunu bazılarımızın da dövülmesine ve 149 kişiyle beraber saatlerce bir yere kapatılmasına katlanarak gene yaşamak zorunda olsaydık—geri kalan neyimiz varsa korumak için sence biraz kabakuvvete dayanan yöntemlere başvurmayı deneyebilir miydik? Bu özellikle, yıkılmış meyve bahçeleri ve seralar ve meyve ağaçları gördüğümde aklıma geliyor—nice zahmetle, yıllarca bakımı ve işlemesi yapılmış. Sizi düşünüyorum, ve üzerine düştüklerinizin gelişmesinin ne kadar zaman aldığını ve bunun ne çok özveri istediğini. Şuna gerçekten inanıyorum ki, benzer bir durumda, çoğu insan yapabildiği en iyi ölçüde kendini savunurdu. Bence Craig amcam bunu yapardı. Bence büyük olasılıkla büyükannem de yapardı. Bence ben de yapardım.

Bana pasif direnişi sormuştun.

Dün o patlayıcı havaya uçurulduğunda ailenin evinin tüm camları kırıldı. O sırada bana çay ikram ediyorlardı, ben ise iki küçük bebekle oynuyordum. Şu anda zor bir durumdayım. Acı çeken insanların sürekli, tatlılıkla, üzerime titremeleri beni tam anlamıyla hasta ediyor. Birleşik Devletler’de böyle bir şeyin size çok abartılı geleceğini biliyorum. Doğrusu çoğu zaman, buradaki insanların, bilinçli olarak yaşamlarının yok edilişinin gözle görülürlüğüne rağmen, bu saf iyilikleri bana gerçek dışı gibi geliyor. Gerçekten de dünyada böyle bir şeyin, bundan daha fazla tepki görmeden gerçekleşebildiğine inanamıyorum. Acı veriyor, geçmişte de verdiği gibi, dünyanın nasıl korkunç bir yere dönüşmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek. Sizle konuştuktan sonra, belki bana tam olarak inanmadığınızı hissettim. Aslında öyle ise daha iyi, çünkü ben her şeyden çok, bağımsız eleştirel düşünüşün önemine inanırım. Ayrıca sizleyken, söylediğim her iddianın kökenini değerlendirmekte her zamankinden çok daha dikkatsiz davrandığımın da farkındayım. Bunun gibi birçok nedenden dolayı, bence kendiniz gidip, araştırmanızı yapmalısınız. Fakat bu, yaptığım iş hakkında kaygı duymama sebep oluyor. Yukarıda açıkça belirtmeye çalıştığım her durum—ve daha birçoğu—aşama aşama, genellikle belli etmeden, fakat gene de çok şiddetli bir biçimde, belirli bir grup insanın yaşam şanslarının ellerinden alınmasını ve yok edilmesini anlatıyor. Benim burada gördüğüm bu. Suikastlar, roket saldırıları ve çocukların vurulması zulümdür—fakat bunları düşünürken, konunun özünü gözden kaçırmaktan endişeliyim. Buradaki insanların büyük çoğunluğu—buradan kaçmaya yetecek maddi güçleri olsa bile, toprakları için direnişi sürdürmekten vazgeçip sadece buraları terk etmek isteseler bile (bu, belki de, Şaron’un olası hedeflerinden, daha az zalimce olanı gibi gözüküyor), bir yere gidemezler. Çünkü, vize başvurusu için İsrail’e dahi giremezler, ve çünkü, hiçbir ülke onları kabul etmez (bizim ülkemiz de, Arap ülkeleri de). Bu durumda, bence bütün yaşam imkanı, insanların dışarıya çıkamadığı, dar bir alana (Gazze) hapsedildiği için, bana göre bu durum soykırım tanımına uymaktadır. Çıkabilselerdi bile, bana göre gene soykırıma girerdi. İstersen uluslararası hukuktan, soykırımın tanımına bir bak. Şu anda hatırlayamıyorum. Bunun daha iyi, örneklemeli bir açıklamasını yapabilmeyi umuyorum. Öyle doldurulmuş sözcükleri kullanmayı sevmiyorum. Benim bu yönümü sen bilirsin. Sözlere çok önem veririm. Gerçekten, meseleyi iyice açıklamak, ve insanların kendi yorumunu yapmasına imkan tanımak isterim.

Neyse, daldan dala konuyorum. Anneciğime yazmak ve ona bu sürüp giden, sinsi soykırıma tanık olduğumu ve çok korktuğumu, ve insan doğasının iyiliğine olan temel inancımı sorgulamaya başladığımı anlatmak istedim. Bu artık bitmeli. Bana göre hepimizin her şeyi bırakıp, yaşamımızı bunun sona ermesi için çabalamaya adamamız, iyi bir fikirdir. Bana göre bu, artık aşırı bir düşünce değildir. Ben hala, Pat Benatar dinleyerek dans etmeyi ve erkek arkadaşlar bulmayı ve iş arkadaşlarımın karikatürlerini çizmeyi çok istiyorum. Fakat bunun sona ermesini de istiyorum. Hissettiğim şey güvensizlik ve korku. Hayal kırıklığı. Bunun dünyamızın esas gerçeği olması ve bizim, aslında, buna ortak olmamızdan dolayı hüsrana uğradım. Benim dünyaya gelirken istediğim bu olamazdı. Buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri bu olamazdı. Sen ve Babam bebek yapmaya karar verdiğinizde, beni getirmek istediğiniz dünya bu olamazdı. Capital Gölü’ne bakıp “İşte koca dünya, ben geliyorum.” derken, sözünü ettiğim bu değildi. Rahat bir yaşam süreceğim ve belki, hiç gayret etmeden, soykırıma ortak oluşumun farkına varmadan yaşayacağım bir dünyaya geldiğimi söylemek istememiştim. Dışarıda bir yerlerde şiddetli patlamalar oluyor.

Filistin’den döndüğümde, muhtemelen kabuslar görecek ve burada olmayışım yüzünden kendimi suçlu hissedeceğim, fakat bu bana daha fazla çalışma gücü verebilir. Buraya gelmek, bugüne kadar yaptığım en iyi işlerden biriydi. Dolayısıyla eğer saçmalıyorsam, veya İsrail ordusu beyazlara zarar vermemeye olan ırkçı meyilinden vazgeçerse, doğrudan doğruya bunun sebebini, benim de dolaylı olarak desteklediğim, ve kendi devletimin ana sorumlusu olduğu bir soykırımın ortasında bulunuşuma bağlayın.

Seni ve Babamı çok seviyorum. Tartışma dilimin kusuruna bakma. Tamam, yanımdaki birkaç yabancı adam bana leblebi ikram ediyor, yeyip teşekkür etmem gerek.

Rachel
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



28 Şubat 2003

(Annesine)

E-postama yanıt verdiğin için teşekkürler Anneciğim. Sizden, ve beni düşünen diğer insanlardan bir şeyler duymak bana çok iyi geliyor.

Sana yazdıktan sonra yaklaşık 10 saat boyunca, grubumla bağlantım kesildi. Bu sürede, Hay Selam’daki cephe üstünde yaşayan bir aileyleydim, benim için yemek hazırladılar, kablolu TV’leri de var. Evlerinin ön cepheye bakan iki odası kullanılamıyor çünkü duvarlarda mermi delikleri var, dolayısıyla tüm aile—üç çocuk ve anne baba—ebeveynlerin odasında yatıyor. Yerde, en küçük kız olan İman’ın yanında yatıyorum, ve hepimiz battaniyeleri paylaşıyoruz. Oğullarına İngilizce ödevinde biraz yardımcı oldum, ve hep birlikte Hayvan Mezarlığı ismindeki korku verici bir film izledik. Filmi izlerken yaşadığım korku galiba hepsine çok gülünç geliyordu. Cuma tatil günü, uyandığımda da Arapça seslendirilmiş Lastik Ayıcıklar’ı seyrediyorlardı. Onlarla kahvaltıyı yaptım ve orada bir süre oturup bu koca battaniye yığınının içinde aile ile beraber, bana Cumartesi sabahı çizgi filmlerini andıran şeyi seyretmenin keyfini çıkardım. Sonra Nidal’ın ve Mansur’un ve Büyükannenin ve Rafet’in ve yanlarında kalmamı can-ı yürekten isteyen bu geniş ailedeki diğer herkesin yaşadığı, B’razil tarafına doğru yürüdüm. (Bu arada, öbür gün, Büyükanne bana, boyuna üflediği ve siyah şalını işaret ettiği, Arapça, pandomimli bir ders verdi. Nidal’a, ona annemin burada birisinin bana, sigaranın ciğerlerimi kapkara yaptığıyla ilgili bir ders verdiğini bilseydi memnun olacağını söylettim.) Nuseret kampından onları ziyarete gelen gelinleriyle de tanıştım, ve onun küçük bebeğiyle oyun oynadım.

Nidal’ın İngilizcesi her gün daha da gelişiyor. O, bana “kardeşim” diyen. Büyükanneye İngilizce nasıl “Merhaba. Nasılsınız?” denildiğini öğretmeye başladı. Her an geçen tank ve buldozerlerin sesini duyabiliyorsun, fakat hepsi de birbirlerine, ve bana karşı gerçekten çok içtenler. Filistinli arkadaşlarımlayken, insan hakları gözlemcisi, belgeleyici, ya da doğrudan-eylem direnişçisi görevi üstlenmeye çalıştığım zamankilerden, biraz daha az korku duyduğumu hissediyorum. Onlar, büyük mücadelelerin nasıl verildiğine dair iyi bir örnek. Bu durumun onlara her bakımdan, çok büyük sıkıntılar yaşattığını—ve sonunda onları alt edebileceğini—biliyorum, fakat gene de onların, yaşamları içerisinde süren bu dehşete, ve ölümün sürekli kol geziyor olmasına karşın, insanlıklarını—gülüşlerini, cömertliklerini, ailelerine ayırdıkları vakti—bu kadar iyi korumaktaki güçleri beni şaşkına çeviriyor. Bu sabahın ardından kendimi çok daha iyi hissediyorum. Neredeyse ilk elden, hala ne denli canavarlaşabilmemizin mümkün olduğunu keşfedişimin hayal kırıklığı üzerine yazmak için, uzun zaman harcadım. Hiç değilse şunu belirtmeliyim ki, insanların—daha önce hiç görmemiş olduğum kadar—en korkunç hallerdeki sahip olduğu gücün, ve temel insanlığını yitirmeme yeteneğinin derecesini de keşfetmekteyim. Galiba aslolan onur. Bu insanlarla tanışmanızı isterdim. Belki, umarım, bir gün bu da olur.

Rachel
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




8 Şubat 2003

Dün akşam gönderdiğim e-postaya birçok düşünceli yanıt aldım, fakat şu anda birçoğuna yanıt yazmak için zamanım yok. Verdikleri cesaret, sordukları sorular ve eleştiriler için herkese teşekkürler. Daniel’in yanıtı benim için özellikle daha fazla ilham verici idi, bunun için de paylaşmaya değer buldum. İsrail’deki Yahudi halkın işgale direnişi, ve İsrail ordusunda görev reddedenlerin üzerlerine aldıkları olağanüstü büyük tehlike, özellikle Birleşik Devletler’de yaşayan bizler için, bizim adımıza zulümler işlendiğinin farkına vardığımızda nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir örnek arz etmektedir. Teşekkür ediyorum.

7 Şubat 2003’te Rachel’a Geliyor:

Ben IDF’de bir yedek başçavuşum. Askeri dilekçeler, vicdanen durumdan rahatsız olanların itirazlarıyla dolmakta. Çoğu aileleriyle kalan yedek subaylar. Bunlar geçmişte, ateş altında cesaretini ispat etmiş askerlerdir. Bazıları altı aydan fazladır hapis yatmakta ve daha ne kadar yatacakları belirsiz.
AWOL5 ve görev retlerinin sayıları ise ulusal tarihimiz boyunca görülmemiş miktarlara ulaştı; bu retler, sivillerin yaralanma tehlikesi olan hedeflere ateş açılmasını içeren emirlere karşı yapılıyor. İsrail’de işin kıt olduğu ve insanların evlerini ve işlerini Şaron’un kan davası yüzünden yitirdiği bir vakitte, birçok profesyonel asker—aralarında pilotlar ve istihbarat personeli de bulunuyor—hapis ve işsizliği, ancak katliam olarak adlandırabildikleri şeye yeğledi.
Ben Askeri Adliye dairesine bildirmekle görevliyim—kaçak askerleri yakalayıp buraya çıkartmak benim vazifem. 18 aydır rapor tutmadım. Bunun yerine, ISM’liler6 ve diğer uluslararası eylemcilerin benim çocukların neler yaptığını iddia ettiklerini, filme belgeleyerek kendi gözlerimle görmek için, yeteneklerimden ve itimatnamemden yararlanıyorum.
Ülkemi seviyorum. İsrail’in şu anda çok kötü insanların önderliğinde olduğuna inanıyorum. Yerleşimcilerle yerel polisin çatıştığını ve sınır polisinin de onur kırıcı biçimde davrandığını düşünüyorum. Onlar İsrail halkının %40’ının düşüncesine göre bir yüzkarası; ve eğer herkes bizim bildiklerimizi bilse halkın %90’ına göre bir yüzkarası olurdu.
Lütfen mümkün mertebe çok belgeleme yap, ve hiçbirine kendi fikirlerini katıp da süsleme yapma. Burada basın, çok inandırıcı7 bir denetim aracı vazifesi görmektedir. Bunu mektuplarında arkadaşlarına belirt. Değişik rütbelerden, işgal bölgelerinde görev yapanlar arasında, gördüklerinden midesi bulanan birçok asker var.
IDF’de bir şeref şifresi vardır—“tovhar henehşik” diye söylenir. Bunu, korkunç bir şey yapmak üzere olan bir kardeşimize, örneğin silahsız bir mahkumu öldürecek veya gayrı ahlaki bir emri yerine getirecek olan birine söyleriz. Bu kelimesi kelimesine, “silahların saflığı” demektir.
Bir askere kendi dilinde söylenebilecek bir başka sözlü ifade ise “dihgıl şahor”dır—“siyah bayrak” demektir. Eğer “Etah Miteçet Dihgıl Şahor” dersen, bu “Ahlaka aykırı emirleri uyguluyorsunuz” demek olur. Bunu “aptal, yanlış düşünceli yabancılar”dan işitmek ağır ve sarsıcı bir durumdur.
Mümkün olan her durumda askerlerle konuşarak mücadeleni ver. Onların sana saygısızca davranmış olduğu gibi onlara saygısızlık etme hatasına düşme. Bunu hak etsin ya da etmesin, saygı, tıpkı saygısızlık gibi, karşındakini etkiler.
Çok iyi bir şey yapıyorsunuz. Bunun için teşekkür ederim.
Barış,
Danny
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




Annesine e-postasının devamı, 28 Şubat 2003:

Ömrümün bir Filistin devleti yahut demokratik bir İsrail-Filistin devleti kuruluşunu görmeme yeteceğine inanıyorum. Filistin’e özgürlük bana göre, tüm dünyada mücadele veren halklar için çok büyük bir umut kaynağı olacaktır. Bana göre bu aynı zamanda, Birleşik Devletler’in desteklediği, antidemokratik rejimler altında mücadele veren Arap halklarına da büyük ilham kaynağı olabilir.

Sizin ve benim gibi orta sınıftan, imtiyazlı olup, bu imtiyazlarımızı destekleyen yapıların farkına varan insanların sayısını artırmayı, ve imtiyazları olmayanların da bu yapıları yıkma çabalarını desteklemeye başlamayı istiyorum8.

Sivil toplumun topyekun uyanışa geçtiği ve vicdanının, baskı altında tutuluşuna olan itirazının, ve diğerlerinin acısını paylaştığının, güçlü ve yankılanan bir kanıtını ortaya koyduğu 15 Şubat gibi anların çoğalmasını istiyorum. Birleşik Devletler’de, çocuklara eleştirel düşünüşü öğreten Matt Grant ve Barbara Weaver ve Dale Knuth gibi daha fazla öğretmenlerin ortaya çıkmasını istiyorum. Şu anda gerçekleşen uluslararası direnişin, farklı insan gruplarının diyaloğuyla, her türden meselenin çözümlenişini verimli hale getirmesini istiyorum. Buna alışkın olmayan hepimizin demokratik yapılar içerisinde çalışabilmek için daha iyi yetenekler geliştirmesini ve kendi ırkçılığımıza ve sınıfçılığımıza ve seksizmimize ve heteroseksizmimize ve yaş ayrımcılığımıza ve sağlık ayrımcılığımıza son vermesini ve daha etkin olmasını istiyorum.

Bir şey daha—genel protestolar konusunda bu konuyu çok düşünüyorum—birkaç hafta evvel sadece 150 kişinin katıldığınki gibi. Genel bir protestoyu örgütlediğim veya katıldığım zaman onun gerçekten çok küçük, utandırıcı olmasından ve basının bana gülmesinden endişe ediyorum. Çoğu sefer gerçekten küçük oluyor ve çoğunda da basın bizle alay ediyor. 150 kişilik protestomuzun sonrasındaki hafta sonunda hemen hemen 2000 kişilik bir protestoya davetlendik. Küçük bir protesto gerçekleştirmemize ve doğal olarak bunun tüm dünyada yer bulmamasına rağmen, bazı yerlerde “Refah” sözcüğünden Arap basınının haricinde söz edildi. Colin Seattle’daki protesto için İngilizce ve Arapça “Olympia Refah’ta ve Irak’ta savaşa hayır diyor” yazılı bir pankart hazırladı. Resimlerine, burada Muhammed ismindeki bir zatın işlettiği Rafah-today9 adlı ağ sayfasında yer verildi. Buradaki ve diğer her yerdeki insanlar o resimleri gördüler.

On yıldır her Cuma, Irak’ta yaptırımlar yüzünden ölen çocukların sayısını gösteren pankartlar asan Glen’i düşünüyorum. Bazı zamanlar bir ya da iki insan orada olur ve diğer herkes onların deli olduğunu düşünür ve onları kınardı. Şimdi ise Cuma gecelerinde çok daha fazla insan var.

Onlar 4. ile State’i kavuşturanlardır10, ve klaksonlar ve sallanan eller, ve başparmak-yukarı işaretleriyle karşılanıyorlar. Onlar orada diğer insanların da bir şey yapmalarına olanak veren bir ortam hazırladılar. Onlar kendileri tepkilere maruz kalarak, başka birisi için, editöre mektup yazmaya, veya bir mitingin en arkasında yer tutmaya ? veya, ona Irak’ta çocukların ölümünün bildirildiği yol kenarında durarak tepki toplamaktan birazcık daha az saçma görünen herhangi bir şey yapmaya karar vermeyi kolaylaştırdılar.

Yalnızca sizin neler yaptığınızı işitmek bana kendimi daha az yalnız, daha az yarayışsız, daha az görünmez hissettiriyor. O klakson ve havaya kalkan ellerin yararı oluyor. Resimlerin yararı oluyor. Colin’in yararı oluyor. Uluslararası basın ve hükümetimiz bize etkili, önemli, çabamızda haklı, yürekli, zeki, değerli olduğumuzu söylemeyecekler. Birbirimiz için bunu biz yapmalıyız, ve bunu yapmamızın bir yolu da açıktan, çabamızı sürdürmektir.

Bana göre ayrıca Birleşik Devletler’deki insanların imtiyaz sahibi olmayan insanların bu mücadeleyi her ne pahasına olursa olsun yapmaya devam edeceklerini fark etmeleri, çünkü onlar kendi yaşamları için mücadele etmekteler. Biz onlarla birlikte mücadele de edebiliriz, ve onlar da onlarla birlikte mücadele ettiğimizi bilirler, ya da onları bu mücadeleyi kendi başlarına yapmaları için ve onların katledilişindeki suç ortaklığımız yüzünden bize lanet okumaları için yalnız da bırakabiliriz. Ben hakikaten burada kimsenin bize lanet okuduğunu hissetmiyorum.

Ayrıca, özellikle buradaki insanların, bizim onlar adına hayatımızı tehlikeye atışımızdan daha çok, öncelikle rahatımız ve sağlığımızla ilgilendiğini hissediyorum. En azından bu benim için böyle. Silah sesleri ve bomba patlamaları ortasında, insanlar bana bir dolu çay ve yiyecek vermeye çabalıyor.

Sizi seviyorum,
Rachel
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Rachel’ın son e-postası

Merhaba Baba,

E-postan için teşekkür ederim. Bazen tüm zamanımı, annemin meseleyi sana da nakledeceğini varsayarak, ona propaganda yapmaya harcıyorum gibi geliyor, dolayısıyla sen ihmal edilmiş oluyorsun. Beni fazla düşünmene gerek yok, şu anda ben en çok, etkili olamayışımızdan endişe duyuyorum. Hala olağandışı bir tehlikede olduğumu hissetmiyorum. Refah son zamanlarda daha sakin görünüyor, belki de ordu kuzeydeki baskınlarla meşgul olduğu için—hala silahlı saldırı ve ev yıkımları sürmekte—bu hafta bildiğim kadarıyla bir ölüm var, fakat daha da büyük bir baskın gerçekleşmedi. Eğer bu olursa, Irak’ta savaş başladığında, bu durumun nasıl değişeceği hakkında ben de bir şey söyleyemiyorum.

Savaş karşıtı mücadelenizi yükselttiğiniz için de teşekkürler. Bunu yapmanın kolay bir iş olmadığını biliyorum, ve muhtemelen bulunduğunuz yerde, benim bulunduğum yerdekine göre çok daha zordur. Charlotte’daki gazetecilerle konuşmayı gerçekten çok istiyorum—ilerlemeyi hızlandırmak için ne yapabileceğimi lütfen bana bildir. Buradan ayrılınca ne yapacağıma, ve ne zaman ayrılacağıma karar vermeye çalışıyorum. Şu anda, mali durumumun Haziran’a kadar kalmaya yeteceğini düşünüyorum. Olympia’ya dönmeyi şu an hiç istemiyorum, fakat eşyalarımı garajdan temizlemek ve buradaki deneyimlerim hakkında konuşmak için dönmem gerek. Diğer taraftan, bir kere okyanus ötesine geçtiğim için, okyanusun ötesinde bir süre kalmaya çalışmak adına güçlü bir istek duyuyorum. İngilizce öğretimiyle ilgili işlere bakmayı düşünüyorum—çok çabalayıp Arapça öğrenmeyi istiyorum.

Ayrıca dönüşte İsveç’i ziyaret etmek için davet aldım—sanırım çok ucuza da yapabilirim. Refah’tan da makul bir dönüş planıyla ayrılmak istiyorum. Grubumuzun çekirdek üyelerinden biri yarın ayrılmak zorunda—ve onun insanlarla vedalaşmasını izlemek bana bunun ne kadar zor olacağını anlatıyor. Buradaki insanlar burayı terk edemezler, dolayısıyla bu her şeyi karmaşıklaştırıyor. Onlar, bizim buraya tekrar gelişimizde kendilerinin hayatta olup olmayacaklarını bilmeyişleri gerçeğinin de çok iyi farkındalar.

Bu yer hakkında büyük suçluluk duygusuyla yaşamayı gerçekten istemiyorum—bu kadar kolay gelebilmek ve gidebilmek—ve geri gitmemek. Bana göre bir yerlere bağlılık duymak kıymetli bir şeydir - bunun için bir yıl kadar süre içinde buraya geri dönmeyi planlayabilmeyi istiyorum. Tüm bu olasılıkların içerisinden bana göre en yüksek ihtimalle, dönüşte en az birkaç haftalığına İsveç’e gideceğim—biletleri değiştirip toplam 150 Dolar veya ona yakın bir ücrete Paris’te İsveç’e gidiş ve dönüş bileti alabilirim. Fransa’daki aile ile aslında bağlantı kurmaya çalışmam gerektiğini biliyorum—fakat gene de bunu yapmayacağımı zannediyorum. Sadece durmadan sinirli olacağımı ve oralarda dolaşmaktan hoşlanmayacağımı düşünüyorum. Hem bu, şu anda bana çok büyük bir zenginlik içine geçiş gibi görünüyor—bunun yüzünden ayrıca durmadan büyük bir sınıfsal suçluluk duygusu da hissedebilirim.

Eğer yaşamımın geri kalanında ne yapmam gerektiğiyle ilgili fikirlerin varsa lütfen bana söyle. Sizi çok seviyorum. Eğer bana yazmak istiyorsanız, sanki tatilde Hawaii’nin büyük adasında bir kampta yerli dokuması öğreniyormuşum gibi yazabilirsiniz. Burada hayatı kolaylaştırabilmek için yaptığım bir şey de düşler alemine dalıp bir Hollywood filminde veya Michael J Fox’un oynadığı bir komedi dramasında olduğumu hayal etmek. Sen de birşeyler düşünüp tasarlayabilirsin, ben de katılmaktan memnun olurum. Kocaman sevgiler Babacığım.

Rachel
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Giuseppina Pasqualino Di Marineo

Pippa Bacca

"Gelinlik yolculugu" adı verilen proje sürdüğü müddetçe üzerlerindeki beyaz gelinliği yıkamayacaklardı...

18/05/2008

YAZDIR | YOLLA



İstinye’de çay içiyoruz.
Bi Tekne Azmanı yanaştı. Pseudo-
Gemi de diyebiliriz.
Ama zaten yanaşmadan inletiyor yeği-göğü.
Acayip acayip müzikler çalıyor. Lar.
Yanaştı; doya doya izleyebildik.
İçinde kumaş pantolon-kemer-gömlek’ten mürekkep Erkeklik Üniforması içinde altmış-yetmiş adet erkek oynuyorlar. Göbek atıyorlar âlenen. Saat: on iki, yarım filan.
İnsanın, o saatte güneş içinde bi devvv teknede göbek atabilmesi için çok coşkun ve taşkın bir tabiatı ve hayatı olması lazım, hakikaten.
Ki, sabah işsizlik rakamlarımızın nasıl tavan tavan zonkladığını okudum. Son bir yılda İş Gücü’ne katılmaya ‘namzet’ 780 bin küsur errrkek iş gücümüz olduğunu.
Bunların işsiz olduğunu.
Belki teknedekiler işleri olduğu için sevinçten, göbek atıyorlardır öğle vakti de.
Refakat ettikleri parça (not aldım) “Arabada beş/Evde on beş/Hoşuma da gidersin/Bendensin” diyen ve çok komplike olduğu için sözlerinin NE anlama geldiğini tam da kavrayamadığım bir parçaydı.
Ankaralı Ekolü tabir edilen Pavyoncular Gezegeni’nden bir ‘anthem’ olsa gerek.
Birkaç saat önce de bir gün öncenin Sabah Gazetesi’nde şöyle bir haber görmüştüm: Gebze’de Pippa Bacca’yı öldüren İğrenç Yaratık var ya. İşte o, Pippa’nın fotoğraf makinesiyle kamerasını da çalmış!
Ve de cinayetten 2 gün sonra kullanmış kamerayı. Bir akrabasının düğününde neşe içinde göbek atıyormuş. Nikâhsız karısı, iki çocuğuyla filan ailecek katıldıkları aile düğününde, 2 gün önce beyaz gelinlikler içinde bir yabancı kadını öldüren adam, göbek atıyor. Poz veriyor. Neşeyle-
Hemen kullanıma sokuyor Pippa’dan çaldıklarını yani.
Tekne/geminin içinde öğlenöğlen göbek atan adamların, beni cinayetten iki gün sonra akrabasının düğününde göbek atan Gebzeli Tecavüzcü Katil’e ışınlaması, fazla tabii.
Pippa’nın cesedi bulunduğunda Yurt Dışı’ndaydım. Sonra da olay üstüne ne düşünmek, ne yazmak istemiştim.
MÜNFERİT bir cinayetti de olay.
Yani dünyanın herrr yerinde, harbiden herrrr yerinde otostop çeken bir kadın tecavze uğrayabilirdi. Az sayıda bir kısmı öldürülebilirdi de.
BU DÜNYA kadınlar için güvenli bir dünya değil.
BU DÜNYA çocuklar için güvenli bir dünya değil.
Türkiye’ye has bir cinayet değildi yani Pippa’nın tecavüz edilip öldürülmesi.
Ama Türkiye’ye has ‘motifler’ vardı. Tecavüzcü Katil’in TAM kim olduğuna dair, daha çok bilgiye kavuşursak mesela, Türkiye’ye dair daha çok psikolojik röntgene de kavuşabiliriz.
Ya ben cinayetin akabinde burda olmadığım için kaçırdım ‘bilgileri’ ya da Bu Milli Utanç’ın fazla üstüne gidilmemesi uygun bulundu.
Bi kere Pippa Bacca’nın üstünde BİR GELİNLİK vardı. Diyelim Türk Katilimiz yabancı dil bilmiyordu. Picca ona derdini anlatmaya çalıştıysa da; onun bir sanatçı olduğunu, gelinlikle O Coğrafya’yı kat etmesinde barışa dair, insanlığa dair, temizliğe, güvenilirliğe dair bir mesaj kaygısı, bir performans derdi olduğunu bilmiyordu. Anlamamıştı.
Böyle çağdaş ‘işlerden’ bihaber yaşadığı için, Pippa’nın özel bir misyonu olduğunu, ona tecavüz edip öldürmesinin; bir nevi Zemzem Kuyusu’na işemekten beter olacağını filan-
Dahası olayın öneminden mutlaka ama mutlaka yakalanacağını anlamıyordu,
kafası basmıyordu.
Ama üstünde tuhaf mı tuhaf bir gelinlikle, otostop yapan yabancı kadının en azından deli olduğunu; yani farklı, yani ona tamamiyle yabancı olduğunu düşünebilirdi. Hissedebilirdi.
Dünyanın herrr yerinde delilere tanınan, çocuklara tanınan, çaresizlere tanınan kontenjandan yararlandırabilirdi Pippa’yı.
Tam tersine! Daha önce tecavüz vukuatları olup olmadığını bilmediğimiz, başka cinayetler işleyip işlemediğini bilmediğimiz Türk Erkek Katilimiz, tam da bu ‘zavallılık algılaması’ nedeniyle, böylesine (anlaşılan) kaygısızca ‘yok etti’ Pippa’yı.
Gelinliğiyle, sırt çantasıyla acayipti. Otostop yapacak kadar Katil’in gözünde ‘gariban’, ‘fukaraydı’. Üstelik de YABANCIYDI. Yersiz yurtsuzdu Türkiye’de. Çaresizdi.
Dolayısıyla da yalnızca tecavüz etmekle DAHİ yetinemedi. Öldürüp gömdü. Fotoğraf makinesiyle, kamerasını da derhal işleme koydu: Kullanmaya başladı.
Picca’nın bedenini hiçleyerek kullanıp yok etti. Makinelerini, kullanmayı tercih etti. Tecavüz edip kaçsaydı, Pippa polise sığınsaydı; bulunabilir miydi ki tecavüzcüsü?
Fotoğrafını çektiği için evet! Ama makinelerini alıp Pippa’yı hiç olmazsa sağ salim; evet onuru kırılmış, güveni parçalanmış, bir daha hiç Eski Pippa olmayacak bir ruh halinde ama oracıkta hayatta bırakabilirdi.
NEDEN ÖLDÜRDÜ? NEDEN bu kadar ileri gitti?
ONU HİÇLEDİĞİ İÇİN! Yabancı/meczup/ gariban bir kadının, gözünde hiçbir ‘değeri’ olmadığı için. Onun üstünden kendini ‘iyi’ hissettiği için. Üstünlük inşa edebildiği için.
İki gün sonraki düğün görüntülerini hep birlikte izleyelim. Orda Sıradan 1 Türk’ün tamamına erdirilmiş bir vicdan yoksunluğu eşliğinde, haybeye neşelenme kapasitesini izleyebileceğiz.
Ya da zaten her fırsatta, sabah programlarından başlayarak, izlemekteyiz.

Perihan Mağden, Radikal
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 10:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




PİPPA’YA
Beyaz elbise

Düğününe gitmek için ölümünle
Ve hepimizinkiyle
Sen beyazlar giymiştin
Ama sanki ruhunu hissediyorum
Demek istiyorsun ki ölümün bile

Yüzü şiddetinki değil
Tıpkı bir annenin iç çekişi gibi
Seni kucağına almaya gelmişcesine
Yumuşacık ellerle...
Sana ne diyeceğimi bilmiyorum
Ben insanların
İnanmıyorum iyiliğine
Çok acı çektim şimdiye değin
Ama sanki ruhumu görüyormuşsun gibi geliyor
Düğüne gider gibi giyinmiş
Dünyadan kaçan
Çığlık atmamak için
(İtalyanca’dan çeviren Sezin Öney)


http://www.pippabacca.net/
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 11:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Pippa Bacca'nın ardından


Masanın üzerinde bir gazete sayfasından gülümsüyorsun. Üzerinde beyaz bir gelinlik, gözlerinde çocukça bir iyimserlik, samimiyet ve inanç. İtalya'dan yola çıkıp İsrail'e kadar otostopla bir başına gitmek, kim ne derse desin "kadın başına" yollara düşmek, yabancılara karşı önyargılı davranmamak ve küçük de olsa bir barış seyahatini tek başına tamamlamaktı amacın.
Tamamen bireysel, tamamen iyi niyete dayalı bir yolculuktu seninkisi. Ne kimseye zararın vardı, ne kimselere düşmanlık ettiğin ya da sataştığın. İnandığın temel evrensel değerler vardı. Barış gibi. Kardeşlik gibi. Özgürlük gibi. Sembolleri seviyordun belli ki. Gelinlik ve renklerden beyaz; yolculuklara çıkmak ve kavramlardan barış... hep sevdiğin semboller, önemsediğin değerlerdi. Bunları bir araya getirerek tasarladın bu seyahati. Kimileri senin bu hayalini "fazla naif" ya da "tehlikeli" bulurken, sen sadece kendi yüreğinin sesini dinledin. Yolculuğun Gebze'de noktalandı. Olabilecek en trajik şekilde. Senden geriye bizde neler kaldı biliyor musun? Hüzün ve utanç. Bir de yas.

Masanın üzerinde bir gazete sayfasından bakıyorsun. Pazar sabahı kahvaltı için buluşan kalabalık bir grubuz. Her birimiz başka başka mesleklerden. Aramızda gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar var. Gazetenin ilk sayfasının açılmasıyla beraber bir garip sessizlik düşüyor masaya. Kimsenin çıtı çıkmıyor uzunca bir an. Resmine baktıkça hüzün basıyor içimizi. Gözlerimizi kaçırıyoruz. Evvela senden, sonra birbirimizden. Derken içimizden biri, bir kadın, patlıyor, tutamıyor dilini. "O kadar kızıyorum ki olanlara, o kadar üzülüyorum ki. Bu kadıncağızın tek günahı insanlara güvenmek miydi yani? Bize güvendi. Tek başına yollara düşecek kadar." Utanıyor, sıkılıyor, söyleyecek söz bulamıyoruz. "İtalya'da da başına gelebilirdi bu korkunç trajedi." diyor içimizden birimiz. Ama kimseye teselli vermiyor bu sözler. Derken bir başkası katılıyor söze. Diyor ki, "Peki sorarım size, öldürülen kadıncağız İtalyan değil de diyelim Rus olsaydı, kamuoyu olarak bu kadar sarsılır utanır mıydık bu hadiseden? Bu haber tüm medyada bu kadar yer alır mıydı mesela?"

İtalyan sanatçı Pippa Bacca'nın hazin ölümü, Türk basınında ve kamuoyunda derin bir üzüntüyle karşılandı. En sağcısından en solcusuna kadar hemen hemen tüm gazeteler ortak bir hüznü ve utancı yansıttılar. İlk gün daha çok şok ve şaşkınlık vardı; ardından utanç ve kızgınlık geldi. Bu arada dikkat çeken bir nokta, gerek pek çok gazetede gerek gündelik konuşmalarda hep aynı vurgu vardı: "Avrupa Birliği'ne rezil olmak."

Halbuki Pippa Bacca'nın milliyetinin, dininin, kökeninin, fikirlerinin... hiçbir şeyin önemi yok şu noktada. Tüm bu zahiri kabuklardan arındığında o bir sanatçıydı, bir insan. En temel düzlemde bu kadar basit bir tanım yapmamız lazım belki de. Öldürülen bir Rus da olsa Çinli de, bir Azeri de olsa İranlı da bu böyle. Biz Avrupa Birliği karşısındaki imajımızı değil, yitip giden gencecik bir hayatı ve onun vermek istediği mesajı düşünmeliyiz. Avrupalıların ne düşündüğünü önemsemek yerine ya da İtalyan basınında Türkiye lehine yazılar çıktı diye teselli aramak yerine, velhasıl kendi imajımızın derdine düşmek yerine, samimiyetle ve iyi niyetle bir ölünün ardından yas tutmalı ve bir daha böyle hadiseler yaşanmaması için gene kendimize, kendi içimize bakmalıyız. Belki diyeceksiniz ki "Biz ne yapabiliriz? Dünyanın her yerinde olabilir böylesine saldırganlar, sapıklar." Elbette, ama bu lafla teselli bulmak yerine samimi bir yas tutmaktır şimdi yapmamız gereken. Hepimize düşen küçük sorumluluklar var. Kendi evlatlarımızı yetiştirirken onlara, bilhassa oğullarımıza, kadınlara saygı duymayı öğretmek; yetişen kuşakların kadını etten bedenden ibaret görmemeleri için elden geleni yapmak hepimizin boynunun borcu. Keza aşkı yasaklamamak, tecavüz olaylarında kadınları suçlamaktan vazgeçmek, sırf "namus kurtarma" adına kadınları tecavüzcüleriyle evlendirmemek, yasaları duyarlılıkla düzenlemek ve tatbik etmek, gençleri ezmemek, gençlerin üzerinde baskı kurmamak gene hepimizin ortak sorumluluğu. Tüm bunlarla İtalyan sanatçının ölümü arasında bağ yok mu dersiniz?

Bir üniversite öğrencisinden e-mail aldım bu sabah. Pippa Bacca'nın ailesine Gebze'den başsağlığı kartı atıyormuş. Gazetelere bakıp kendi aramızda "vah vah" yapmak yerine, hepimiz kendi payımıza bir ders çıkarabiliriz bu trajediden. Ne de olsa semboller önemliydi Pippa Bacca için. Bizler de onun ölüsüne saygı göstererek gene sembollerle cevap verebilir, Türkiye'den İtalya'ya bir değil binlerce barış mesajı gönderebiliriz.


15 Nisan 2008, Salı
Elif Şafak, Zaman
Başa dön
solipsist
Yazar


Kayıt: Mar 09, 2008
Mesajlar: 106

MesajTarih: Cmt Tem 26, 2008 11:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

....

En son solipsist tarafından Pts Tem 28, 2008 9:58 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Tem 27, 2008 5:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Onun adı bile yok, hikayesi de yok, kendisine ne olduğunu bilen de yok, sadece "Meçhul İsyancı" diye bir sıfatı var ve ben, kendisinin adını ömrüm olduğu sürece yaşatmaya karar verdim ve kendime net aleminde tiananmenian dedim...


Olaylara adını veren yer, başlangıç noktası niteliğindeki Pekin'deki Tiananmen Meydanı'dır. Bazı tarihçiler ise yaşananlar için “Pekin Katliamı” tabirini kullanmaktadır.

Çincede olaylar, daha çok “4 Haziran Hareketi” ya da “4 Haziran Vakası” olarak anılmaktadır. İlk ifade, aynı yerde daha önce meydana gelen diğer iki büyük protesto hareketi düşünüldüğünde bilimsel adlandırma ile tutarlılık gösterir: 1919 yılındaki 4 Mayıs Hareketi ve 1976'daki 5 Nisan Hareketi. Kimi yerlerde 4 Haziran Hareketi denilince, Pekin'e ilave olarak bütün ülkede düzenlenen gösteriler kastedilir.

1978'den itibaren Deng Xiaoping, Mao tarafından kurulan sistemi esnetecek tarzda, siyasi liberalleşmeyi ve pazar ekonomisine tedrici geçişi öngören bir dizi ekonomik ve siyasi reform gerçekleştirdi. Bu ekonomik ve siyasi reformlar, 1989 yılı geldiğinde iki grubu hükümetle karşı karşıya getirdi.

Birinci grupta, reformların yeterince ileri götürülmediğini ve Çin'de siyasal sistemin reformdan geçmesi gerektiğini, ekonomik reformların yalnızca çiftçilerle fabrika işçilerini etkilediği için entellektüellerin gelirlerinin reformlardan yarar gören bu kesimlere göre daha geriden geldiğini düşünen öğrenciler ve aydınlar bulunuyordu. Ayrıca Çin Komünist Partisi'nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyuyorlardı. Ve bu grup, Mihail Gorbaçov tarafından glasnost adlı siyasal liberalizasyon sürecine şahit olmuştu. İkinci grupta ise, toplumsal ve siyasal reformların fazla ileri gittiğini düşünen kent sanayi işçileri bulunuyordu. Ekonomi üzerindeki kontrolün gevşetilmesi kendi yaşamlarını tehdit eden enflasyona ve işsizliğe neden olmaya başlamıştı.

1989 Tiananmen Meydanı protestoları büyük ölçüde Çin Komünist Partisi eski genel sekreteri Hu Yaobang'ın ölümüyle ateşlendi. Hu Yaobang'ın Genel Sekreterlikten “istifası” 16 Ocak 1987'de halka duyurulmuştu. 1987 öğrenci protestoları sonrasında Hu'nun “hızlı reformlar ve Maoist aşırılıkları küçümseme” yönündeki açık yürekli çağrıları, onu Deng'in ve diğerlerinin gözünde uygun bir günahkeçisi haline getirmişti (Spence 1999, 685). Merkez Komite tarafından yayınlamaya zorlandığı istifası aynı zamanda “küçük düşürücü öz eleştiri” idi. Hu'nun 15 Nisan 1989'da kalp krizi yüzünden ani ölümü, öğrencilere, sadece merhum Genel Sekreter'in yasını tutmak için değil, ayrıca “itibarının iadesi” isteklerini dillendirmek ve 1986 – 1987 yıllarının önemli meselelerine ve hatta 1978 – 1979 protestolarına bir kez daha dikkat çekmek için bir araya gelmeleri yönünde mükemmel bir fırsat sundu (Spence 1999, 697).

Başlangıçta protestolar küçük çaplıydı ve Hu Yaobang için yas tutma ve partinin onunla ilgili resmi görüşünü gözden geçirme talebi biçimindeydi. Polisle öğrencilerin karşı karşıya geldiği haberleri yayıldıktan sonra gösteriler ivme kazandı. Öğrencilere göre Çin medyası, onların etkinliklerinin özünü çarpıtıyordu ve bu durum gösterilere katılımı arttırıyordu. Hu'nun cenazesinde büyük bir öğrenci kalabalığı Tiananmen Meydanı'nda toplandı ve Hu'nun siyasal rakibi sayılan Başbakan Li Peng ile görüşmek istedi. Ne var ki bu isteklerini gerçekleştiremediler. Bununla birlikte öğrenciler Pekin'deki üniversitelerde boykot çağrısında bulundular. 26 Nisan'da Halkın Günlüğünde yayınlanan bir yazıda ve hemen altında Deng tarafından verilen bir demeçte öğrenciler iç kargaşalık çıkarmakla suçlandılar. Bu ifade öğrencileri öfkelendirdi ve 29 Nisan'da yaklaşık 50,000 öğrenci Pekin sokaklarında bir araya geldi ve yetkililerin yaptığı bastırma uyarısını göz ardı etti ve hükümetin demeci geri almasını talep etti.

Pekin'de üniversite öğrencilerinin büyük bir bölümü, arkalarına öğretmenlerinin ve aydınların da desteğini arkasına alarak gösterilere katıldı. Öğrenciler Komünist Parti'nin denetimi altındaki resmi öğrenci örgütlerini reddedip kendi özerk örgütlerini kurdu. Öğrenciler kendilerini Çin yurtseverleri ve 1919'un “bilim ve demokrasi” için 4 Mayıs Hareketi'nin mirasçıları olarak görüyordu. Protestolar ayrıca, Dörtlü Çetenin altedilmesiyle sonuçlanan 1976'nın Tiananmen Meydanı Protestoları'nın hatıralarını da canlandırmıştı. Öğrenciler tarafından demokrasinin savunucusu olarak görülen Hu'nun anısına eylemler olarak başlayan gösteriler aşama aşama, siyasal çürümeye karşı protestolardan basın özgürlüğü taleplerine ve Komünist Partisi'nin ve Çin'in “de facto” lideri Deng Xiaoping'in iktidarına bir son verilmesine ya da reforme edilmesine kadar vardı. Diğer şehirlerdeki öğrencilerle ve işçilerle iletişim ve bağ kurmakta kısmen başarılı olan girişimlerde bulunuldu.

Her ne kadar ilk gösteriler, Deng reformlarının yeterince ileri gitmediğine ve Çin'in siyasal sisteminin reformdan geçmesi gerektiğine inanan öğrencilerden ve aydınlardan gelse de, kısa zamanda reformların fazla ileri gittiğine inanan kentli işçileri de içine aldı. Bu durumun nedeni protestoların öncülerinin yozlaşma üzerine yoğunlaşmalarıydı, ki bu iki grubu birleştirdi.

Katlımıcıları esas itibariyle öğrencilerden ve aydınlardan oluşan 1987'deki gösterilerden farklı olarak, 1989 gösterileri artan enflasyonun ve yozlaşmanın tetiklediği kentli işçilerden yoğun destek gördü. Pekin'de onları çok sayıda insan destekledi. Anakaradaki Urumçi, Şangay ve Çongkin gibi şehirlerde ve daha sonra da Hong Kong, Tayvan ve Kuzey Amerika ve Avrupa'daki Çin topluluklarında da benzer rakamlara ulaşıldı.

4 Mayıs'ta yaklaşık olarak 100,000 öğrenci ve işçi, özgür bir medya ve yekililerle seçilmiş öğrenci temsilcileri arasında resmi bir diyalog kurulması talepleriyle Pekin'de yürüyüş yaptı. Hükümet, sadece atanmış öğrenci temsilcileriyle görüşmeyi kabul ederek bu diyalog talebini geri çevirdi. 13 Mayıs'ta, yani reform yanlısı Sovyet lider Mihail Gorbaçov'un duyurusu oldukça iyi yapılan resmi ziyaretinden iki gün önce, büyük öğrenci grupları, Halkın Günlüğü'ndeki suçlamanın geri çekilmesinde ve seçilmiş öğrenci delegeleriyle görüşmelere başlanması talebinde ısrar ederek Tiananmen Meydanı'nı işgal etti ve açlık grevine başladı. Yüzlerce öğrenci açlık grevine başladı ve daha binlercesiyle Pekin nüfusunun bir kısmı bir hafta boyunca onları destekledi.

Protestolar ve grevler diğer şehirlerdeki üniversitelerde de başladı ve bu üniversitelerden pek çok öğrenci gösterilere katılmak için Pekin'e hareket etti. Genel olarak Tiananmen Meydanı'ndaki gösteriler iyi düzenlenmişti. Her gün, Pekin'deki çeşitli üniversitelerden öğrenciler meydandakilerle dayanışmak için dersleri boykot ederek ve protestonun taleplerini daha da ileriye taşıyarak yürüyüş yapıyordu. Yürüyüşler sırasında ve meydanda öğrenciler Enternasyonel'i söylüyordu.[7] Öğrenciler ilginç bir şekilde, meydanın kuzeyinde asılı duran Mao posterine mürekkep fırlatan üç kişinin tutuklanması için polise yardım ederek hükümete bir jest yaptılar.[8] Öğrenciler, eylemlerini güçlü tutmak ve ivme kaybının önüne geçmek için açlık grevi düzenlenmesi gerektiğine karar verdiler. Bu karar, eylemler açısından belirleyici bir andı. Grev Mayıs 1989'da başladı ve “bin kişiden daha fazla” insanı içerecek şekilde büyüdü (Liu 1994, 315). Açlık grevi öğrencilere geniş destek sağladı ve “Pekin'in sıradan insanları grevcileri korumak için yürüyüşe geçti... çünkü destek vermenin reddedilmesi ve hükümetin teranelerine eşlik esilmesi izleyenleri şuna ikna etti: Öğrenciler sadece kendi kişisel çıkarlarının peşinde değildi, kendilerini Çin halkı için kurban ediyorlardı” (Calhoun 1994, 113).


19 Mayıs 1989, Zhao Ziyang konuşurken. Arkasında (siyahlı, sağdan ikinci) şimdiki başbakan Wen Jiabao19 Mayıs günü sabah 4:50'de dönemin Komünist Parti Genel Sekreteri Zhao Ziyang meydana gitti ve öğrencilere şu konuşmayı yaptı:

“ “Öğrenci arkadaşlar, kusura bakmayın. Aslında geç geldik. Bizim hakkımızda konuşuyorsunuz, bizi eleştiriyorsunuz, bunların hepsi önemli. Ancak buraya geliş nedenim af dilemek değil. Söylemek istediğim gün geçtikçe kilo kaybediyorsunuz. Bugün grevinizin 7. günü, bu şekilde devam edemezsiniz. Zaman ilerledikçe, vücudunuz telafisi mümkün olmayan bir biçimde zarar görecek. Bu, hayatınız açısından tehlike arzedebilir. Şu anda en önemli şey bu greve bir son vermek. Parti'den ve hükümetten tatminkar bir cevap almayı umduğunuz için açlık grevinde olduğunuzun farkındayım. İletişim kurabileceğimizi hissediyorum. Bazı sorunlar ancak belirli bir yolla çözülebilir. Mesela olayların doğasından söz etmiştiniz, sorumluluk meselesinden. Neticede bu sorunların çözülebileceğini sanıyorum. Bence karşılıklı bir anlaşmaya varabileceğiz. Bununla birlikte durumun son derece karmaşık olduğunu kabul etmelisiniz. Çözümün de yolu yordamı var. Yedinci günde artık açlık grevine devam edemezsiniz ve greve bir son vermeden tatmin edici bir yanıtta ısrar edemezsiniz.

Henüz çok gençsiniz, göreceğiniz çok günler var daha. Sağlıklı olmalı ve Çin'in dört modernizasyonu gerçekleştireceği günü görmelisiniz. Sizler bizim gibi değilsiniz. Yaşlandık artık, fark etmez bizim için. Bu ulusun ve ailelerinizin üniversite eğitiminizin masraflarını karşılaması kolay bir iş değil. Hepiniz 20'li yaşların başındasınız ve hayatlarınızı bir çırpıda feda etmek istiyorsunuz, mantıklı düşünemiyor musunuz yoksa? Durum şu anda çok ciddi, hepinizin de bildiği gibi, Parti de ulus da çok gergin, bütün toplum çok endişeli. Dahası Pekin başkent, durum diğer her yerden daha kötüye gidiyor. Bu böyle devam edemez. Bütün öğrenciler iyi niyetli ve ulusumuzun iyiliğini istiyor, ancak bu durum devam ederse, kontrol yitirilecek, bunun da bir çok yerde çok ciddi sonuçları olacak.

Özetle, tek bir dileğim var. Grevi bitirirseniz, hükümet diyalog kapısını kapatmayacaktır, asla! Ortaya attığınız meseleti tartışmaya devam edebiliriz. Yavaş da olsa bazı konularda uzlaşmaya varıyoruz. Bugün sadece öğrencileri görmek ve onlara duygularımı ifade etmek istedim. Umuyorum ki öğrenciler sakin kafayla bu konu üzerinde düşünecektir. Mantık dışı koşullar altında bu ele alınamaz. Güçlüsünüz, ne de olsa gençsiniz. Biz de gençtik, protesto ettik, tren yollarına yattık, gelecekte ne olacak diye hiç düşünmedik. Son olarak bir kez daha yalvarıyorum öğrencilere, sakin kafayla ileriyi düşünün. Pek çok şey çözülebilir. Umarım yakında bitirirsiniz grevi. Teşekkür ederim.”



Bu konuşmanın ardından, “Yaşlandık artık, fark etmez bizim için.” sözü ünlendi ve o gün Zhao'nun halkın önüne son çıkışı oldu.

ÇHC hükümeti ile müzakerelerde bulunmak için kısmen de olsa başarılı girişimlerde bulunuldu. Gorbaçov'un ziyareti yüzünden çok sayıda yabancı medya mensubu Çin'de bulunuyordu. Protestoları geniş ölçüde yayınlarına taşıdılar ve genel olarak öğrencilerin lehinde bir tutum benimsediler, ancak öğrencilerin hedeflerine ulaşmaları konusunda karamsardılar. Gösterinin sonuna doğru, 30 Mayıs'ta Meydanda Demokrasi Tanrıçası adında bir heykel dikildi ve bu heykel dünyadaki televizyon izleyicilerinin gözünde protestonun sembolü haline geldi.

Politbüro İcra Komitesi, (emekli olmuş, fakat hükümet ve parti üzerinde hala etkiye sahip) parti büyükleriyle birlikte, önceleri gösterilerin kısa ömürlü olacağını ya da göstermelik reformların ve soruşturmaların protestocuları memnun edeceğini umuyordu. Mümkün mertebe şiddete başvurmaktan uzak durmak ve öğrencilerin protestoları bırakıp işlerinin başına dönemelerini sağlamak için öncelikle uzun kollu parti aygıtına dayanmak istiyorlardı. Harekete geçmelerinin önündeki engellerden biri, liderliğin kendisinin de öğrencilerin taleplerinden çoğunun destekçisi olmasıydı, özellikle yozlaşma konusundaki taleplerin. Bununla birlikte gösterilerde farklı taleplere sahip çok sayıda insan vardı ve bu nedenle hükümetin kiminle, neyi müzakere edeceği belirsizdi. Gösteriler arasındaki kafa karışıklığı ve kararsızlık, hükümet cephesine de yansıyordu. Resmi medyada ise bu kararsızlık, Halkın Günlüğü'nün bir gün göstericilere sempati duyan, öbür gün onları kınayan manşetlerinde kendisini ortaya koyuyordu.

Üst düzey liderler arasında Genel Sekreter Zhao, göstericilere kesinlikle yumuşak bir yaklaşımı savunurken, Li Peng gösterilerin bastırılmasına taraftar görünüyordu. Sonunda, tek partili düzenin terkedilmesini Kültür Devrimi'nin kaotik ortamına dönülmesi olarak gören bir grup parti büyüğü tarafından gösterilerin bastırılması kararı alındı. Bu insanların çoğunun resmi bir konumu olmasa da, orduyu kontrol edebiliyorlardı. Deng Xiaoping Merkezi Ordu Komisyonu'nun başkanıydı ve sıkıyönetim ilan etme yetkisine sahipti; Her ne kadar 1982 Anayasası'ndan itibaren sembolik bitelikte bir mevki haline gelse de, ÇHC Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Yang Shangkun oturuyordu ve yasal olarak silahlı kuvvetlerin komutanıydı. Parti büyükleri, uzun süren gösterilerin ülke istikrarını tehdit ettiğine inanıyordu. Protestoculara, sahne gerisinden yönetilen, “burjuva liberalizmi”nin ve parti içerisindeki kişisel hırs sahiplerinin kuklaları gözüyle bakılıyordu.


Protestolar ülke çapına yayılıyor [değiştir]Hareketin başlangıcında, Çinli haber kuruluşları, özgür ve gerçek haberler yapmakta nadir görülen bir fırsata sahipti. Haber kuruluşlarının çoğu, merkezi ve yerel hükümetin denetim eksikliğine bağlı olarak, istediklerini yayınlamakta ve yazmakta serbesttiler. Haberler ülkede hızla yayıldı. Çinli haber kuruluşlarının yayını üzerine, İç Moğolistan şehirleri de dahil, 400'ün üzerinde şehirde öğrenciler ve işçiler gösterileler düzenledi.[9] Meydandaki protestolara katılmak için insanlar Pekin'e hareket ediyordu.


Şangay [değiştir]Şangay'daki üniversite öğrencileri de Hu Yaobang'ı anmak ve kimi hükümet politikalarını protesto etmek için sokaklara döküldü. Çoğu kez bu gösteriler üniversitelerin Çin Komünist Partisi komitelerinden destek gördü. Dönemin Şehir Parti Sekreteri Jiang Zemin, gösterici öğrencilere kolunda beyaz bant olduğu halde seslendi ve 1949 öncesinde ajitatörlük yapmış bir öğrenci olarak onları anladığını ifade etti. Diğer taraftan da vakit kaybetmeden sokakları kontrol altına almalarını için polisi gönderdi ve öğrencileri destekleyen Komünist Parti liderlerini tasfiye etmek üzere harekete geçti.

Şangay'ın “Dünya Ekonomisi” gazetesi, bir yazıişleri toplantısında, 19 Nisan'da Hu hakkında bir anma bölümü yayınlamayı kararlaştırdı. 20 Nisan'da Şangay şehir hükümetinin durumdan haberi oldu ve Jiang haberdar edildi. Jiang, anma bölümünün sansürlenmesi emrini verdi, ne var ki gazete çoktan basılmış ve dağıtılmıştı. 26 Nisan'da “Halkın Günlüğü”, öğrenci gösterilerini kınayan sayısını çıkardı. Jiang bunu bir işaret olarak kabul etti ve “Dünya Ekonomisi” gazetesinin yazı işleri müdürünü görevinden aldı. 1989 protestolarının ardından iktidara doğru hızla yükselişi, bu iki meseledeki işbitirici tavrına bağlanmaktadır.

Resim:Çin'e Demokrasi.jpg
"Democratic songs dedicated to China" gathering in Hong Kong on May 27th of 1989
Hong Kong [değiştir]Hong Kong'da yerel halktan pek çok kişi gösterilere katıldı. 27 Mayıs 1989'da “Çin'e Adanan Demokrasi Şarkıları” adlı etkinlikte yaklaşık 300,000 kişi Victoria Park'ta biraraya geldi. Tayvanlı ve Hong Konglu pek çok ünlü, şarkılar söyledi ve Pekin'deki öğrencilere desteklerini gösterdi.





Gösterilerin bastırılması [değiştir]Hükümetin 20 Mayıs'ta sıkıyönetim ilan etmesine karşın, protestocu kalabalık ordunun Pekin'e girişini engelledi ve akabinde ordu geri çekilme emri aldı. Bu sırada gösteriler devam ediyordu. Açlık grevi üçüncü haftasını dolduruyordu ve hükümet ölümler başlamadan meseleyi çözme kararına vardı. Komünist parti liderleri arasındaki tartışmanın ardından, krizin çözümü için askeri güç kullanılması emredildi ve öğrencilere verdiği destek üzerine Zhao Ziyang siyasi liderlikten el çektirildi. Ve Komünist Partisi, olaylar daha fazla tırmanmadan duruma el koymaya karar verdi.


Tiananmen kapısınından Meydanın görünüşü, 2004Şehrin kontrolünü el almaları için Halk Kurtuluşu Ordusu'nun 27. ve 28. ordularından askerler ve tanklar gönderildi. 27. ordunun başında Yang Shangkun'a bağlı bir kumandan bulunuyordu.

Pek çok Pekinli, birliklerin şehre girişine aktif olarak karşı durdu. Protestocular halk otobüslerini ateşe verip, ordunun ilerleyişini durdurmak için barikat malzemesi olarak kullandı. Öğrenciler araçlarla barikatlar oluştururken, ordu da göz yaşartıcı gaz, tüfek ve tank kullanarak sokakları temizlemeye çalışıyordu. Meydana bağlanan sokaklarda çatışmalar bu şekilde devam etti. Askerlerle kalabalık arasındaki tarafsız bölgede kalan pek çok yaralı, çekçek sürücüleri tarafından hastanelere taşındı. Meydana düzenlenen saldırının ardından, canlı televizyon yayınında, barikatların etrafında ya da bulvarlarda toplanmış, hükümetin tavrını protesto etmek için siyah kolluk takan insanlar görülüyordu. Bu sırada HKO, öğrencilerin peşine düşerek ve üniversite bölgesini tecrit ederek şehrin çevresinde sistematik olarak kontrol noktaları kuruyordu.

Meydanda ise, barışcıl bir şekilde geri çekilmek isteyenlerle meydanda kalmak isteyenler arasında bir tartışma yaşanıyordu. Meydan üzerindeki saldırı, farklı yönlerden yaklaşan zırhlı kariyerlerle ve süngü takmış birliklerle 3 Haziran günü saat 22:30'da başladı. Bu kariyerler ileriye ve yanlara doğru ateş açarak ve bu sırada muhtemelen kendi askerlerini de vurarak yol boyunca ilerlediler. BBC muhabiri Kate Adie meydanda “rastgele ateş” açıldığından söz etti. Otobüslere sığınmaya çalışan öğrenciler, askerler tarafından dışarı çıkarılıp kalın sopalarla dövüldü. Meydanı terketmeye çalışan öğrenciler bile askerler tarafından durdurulup dövüldü. Kariyerlere karşı zayıf ve güçsüz barikatların oluşturulmaya çalışıldığı meydanda, protestonun öncülerinin, yaklaşan askerlere karşı (molotof kokteyli gibi) silahları kullanmamaları için öğrencilere “yalvardıkları” söyleniyordu. Bu sırada, “Neden bizi öldürüyorsunuz?” diye bağırarak, pek çok öğrenci vuruldu. Ertesi sabah 5:40'ta Meydan boşaltılmıştı.

Meçhul İsyancı - 5 Haziran 1989'da fotoğrafçı Jeff Widener tarafından çekilen bu fotoğraf, izleyenler tarafından kalabalığın içine çekilene dek, dört tankı tek başına durdurmaya çalışan bir protestocuyu göstermektedir. 1990'da Çinli lider Jiang Zemin'le yaptığı bir röportaj sırasında Barbara Walters'ın bu protestocunun akibetini sorması üzerine; Zemin, bu kişinin tutuklanıp tutuklanmadığını bilmediğini, ancak "kesinlikle ve kesinlikle öldürülmedi"ğini söylemiştir.
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Tem 27, 2008 5:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Ya basta!


"marcos, san fransisco’da bir gay, güney afrika’da bir zenci, san ysidro’da bir chicano, ispanya’da bir anarşist, israil’de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, mexico city’nin teneke mahallesi neza’da bir çete mensubu, folk müziğinin kalesi ulusal üniversite’de bir rocker, almanya’da bir yahudi, savunma bakanlığı’nda bir uzlaştırıcı, soğuk savaş sonrası çağda bir komünist, ne galerisi, ne müşterisi olan bir sanatçı... bosna’da bir barışçı, meksika’nın herhangi bir kentinde bir ev kadını, grev yapmaya asla yeltenmeyen sendika ctm’de grevci, başkaları için kitap yazan bir gazeteci, gece saat 10’da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasacılar arasında bir muhalif, ne kitabı, ne okuyucusu olan bir yazar ve tabii güneydoğu meksika dağlarında bir zapatacı..."

Subcomandante Insurgente Marcos, (Son olarak adını Delegado Zero olarak değiştirdi) kendini Zapatista Ulusal Özgürleştirme Ordusu'nun (Zapatista Army of National Liberation, EZLN) sözcüsü olarak tanımlıyor. Çok tanınmış bir kişilik olması sebebiyle çoğu kimse tarafından en önemli EZLN lideri olarak görülüyor. Ayrıca eski liderleri emiliano zapatista'ya commandante denmesinden dolayı, ona karşı saygısından dolayı kendisine subcommandante lakabını vermiştir.

Meksika hükümetine göre; Marcos'un önceki ismi Rafael Sebastian Guillen Vicente'dir. Guillen liseye Tamaulipas Tampico'daki bir cizvit okulu olan Instituto Cultural Tampico'da gitmiş ve tahmini olarak Özgürleştirme düşüncesiyle orada tanışmış