Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 158 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Kir...


Kir...
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19, 20, 21  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 440

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 11:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kirlenen ne kaldı ki dünyada. Herşey apak. Herşey taptaze. Herşey bembeyaz.
Yeni yeni anlıyorum sondaki halimle, başların halini. Küçük baş, büyük baş, orta baş...
1-baş 2- baş 3- baş ...

Biraz daha çamur biraz daha. Çamur değil mi ki toprakla suyun karışımı. Bir yerde asil toprak, bir yerde dupduru su. Oluşturdukları çamurumsu. Kirlenen ne kaldı ki dünyada , herşey tertemiz.


Çamurun laneti!
Lanetin kadar lanetlisin. Lanet okuyup durma. Sen kimsin ki? Devlerin ayaklarına küfredip duruyorsun. Vallahi eziverirler bir çırpıda seni. Lanetinle otur lanetinle kal. Sana ayak bastılar diye , üzerlerine sıçradın diye kendini birşey mi sandın. Bari rengine sadık kal. Lanet oku, lanet al.


Görünenden öte yol yok başka.

Nasıl sığdırsam seni küçücük el kadar yere.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş Tem 17, 2008 8:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...
Bakıp da korkularının nedeni olan şeylerle karşılaştığında sezilerin nasılda sana karşı bir eylem planına hazırlanır. İçinde pankartlar açılır. Devrik bir lider gibi susarsın. Her sokaktan, her köşe başından yüzleri saklı eylemciler türüyor içinde ve vurup kırıyorlar dağıtıyorlar her şeyi. İzleyici bile değilsin. İçin, kapalı bir kutu. Tarumar olursun. Bu sezgiler gittikçe çoğalır. Damarlarında ve ince kılcal patikalarında kalbine doğru yürürler. Asıl eylem alanı orası. Oraya varan herkes, eylemci olmaktan çıkar, yüzü boyalı birer savaşçıya dönüşür. Bir krallığın pay-i tahtı gibi talan edilir orası. Durgunlaşırsın.

Sen, bu sezgilerin akışından ve kalabalıklaşmasından değil, bunların somutlaşmasından, birden “Öyledir gerçekten!” sertliğinin karşındakinin sesiyle ulaşmasından korkarsın kulaklarına.

Gözbebeklerini avuçlarına alırsın “Yapmayın bunu bana!”dersin, fayda etmez. Körleşirsin.

Gördüklerinin karşısında diz çöker, eli kanlı bir hayat için tanrıyı terk etmiş mabuda dönersin. Tart edilirsin..

Yaşadıklarını sarıp sarmalar, uzayıp giden hatıraların sarmallığı karşısında ip yumağıyla oynayan kediye dönersin. Düğümlenirsin.

Bir bakış, bir sezgi nasıl da sürgünleşir, nasıl da süründürür adamı, nasıl da bir ferman oluverir en hakikisinden –sen vatan haini ilan edilmişsindir kendi içinde- nasıl da tekbirlerle, salavatlarla başka bedene iltica edersin. Yalnızlaşırsın.



Sezgilerin sana işkence etmeye başlar. Sezdiklerin/sezgilerin yabacılaşır. Kendinden de karşı taraftan da ürkersin.

Nasıl sığdırırsın kendini kapaklı bir cep saatine? Akar durursun bir imbikten aşağı incelirsin. İnceldikçe üşürsün. Zaman resmen donar. Müzeleşirsin.
Yetmez,
Münzevileşirsin.
Başa dön
care
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 569

MesajTarih: Prş Tem 17, 2008 9:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ve bir bayrak gibi kendi göğünde salınırsın. Bütün resimler buruşuk bir palto gibi serilir önünde, kuşatılan sadece sen değil geçmişin ve geleceğindir. Susmanın eşiğinde öylece kalakalırsın, giden yüzün çevirmez sana, gelen seni görmemek için ay ışığına saklanır. Hale bütün varlığıyla evrene direnir. Sen yalnızlaştıkça içindeki küçük kurtçuklar büyük korkulara dönüşür, beslenir ay ışığıyla…

İnsana en yakın olan kimdir bu evrende? İki kaşının arasında yılların çöpünü biriktirene kim uzatır şefkat elini? Bir yılan gibi tıslayana kim güvenir de açar içini? Kendisine uzatılan nimetleri böyle geri çevirir insan… Kiri böyle sever…

Olmakta olanın en dip köşesinde bağdaş kurmuş beklemede, çuluna yaslanmış, yassılaşmış insan. Olmakta olan iki kaşın arasından geçmişe akmada…
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 440

MesajTarih: Cmt Tem 19, 2008 6:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sezgisel Kirlilik

Sezerim, sezersin, sezer...

Sezdikçe girdaba daha çok yaklaşırsın. Artık bilmem kaçıncı dereceden bilmem kaç bilinmeyenli denklemin içinde ayıklarsın kirlerini. Tane tane... Aradaki apakçalıklarını atarsın çöpüne... Ki pişersen, ortaya konduğunda kötü bir görünüm olmasın diye. Ayıkla kirlerinin taşını.

Sezdikçe çoğalırsın, ürersin, artarsın, doyarsın, acıkırsın,yanarsın, yandırırsın, seversin,sevilirsin . İlahi bir kuvvet gelir ayaklarına, koşarsın. Tüm yarış atlarını geride bırakırsın bir hamlede. Sevinçten ağlarsın. Gülersin dokunduğun kirli omuzlarına.

Sezdikçe çocuğun ağzında ki sakız olursun. şişersin, patlatılırsın, en büyük şişirme yarışına sokulursun. Sakız olur ağzında ki sakız. Gevelersin. Ucundan kirli bir el tarafından çekilip, sündürülürsün. Sonra yapıştırılıverirsin bir tahta parçasına...

Sezdikçe kirlenir misin?
Başa dön
zerrecik
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Feb 08, 2008
Mesajlar: 19

MesajTarih: Pzr Tem 20, 2008 1:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Perde kirdir... Açıp açıp kapatmak daha büyük kirdir...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr Tem 20, 2008 8:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlkellik-1-

“Açın müziği, bir ağız açar gibi açın.”
-filmden-

Yağmur yağarsa tahta bir kulübenin altında öpüşenlerden biri hapşırır. Kulübenin içindeki hal ve adam, dünyanın bütün koku ve korkularını müziğe sığdırmaya çalışan,hayatı müziğe çeviren bir ilkeldir ve bak, bu adamın gökyüzünü kaplayacak kadar bulutlu bakışlarında tüm münzevilerin yağmur halleri var. Öyle bir bakıyor ki kendi tanımıyla bu yabani, alışık olunan hayatın, gündemde olan modanın ve teveccühün hükmü kalkar, benler biraz daha sıkı sarılır ilkelliklerine . Yalnızlığımızı bir filmin karelerinde dinlendirir, viyolonselin tellerine dokunur gibi kendi yabaniliğimizi yedinci tel yaparız. Bak, işte bu ilkelliktir benim ruhum.
Açın müziği ,bir kulübenin kapısını açar gibi açın.

Hapşırma iki tokat patlattırır hayatın suratına. Hayat sarı saçlıdır. Tokatlanırken patavatsızdır. Böyle bir münzeviden tokat dersi alan bu sarışın erkek orospusunun aklı sarayın merdivenlerindedir. Müzik durur. "Müzik kral için hiç değildir." çünkü. Kulübe talan edilecek bir hazinedir. Çalıntı ritimlerle hayata tutunan bir soytarı, majestelere yakın durur. Çaldığı/aşırdığı ritimleri çalarken kraliyet salonlarında bu soytarı, asıl ve asil olan bestekar güftekar, bir kadının hayaletine sarılır. Bir hayalete çalar bunları. Bir hayaleti yaşar. Kadın nota olur. Ustanın gırtlağını tıkar, nefesini keser. Sonra yırtar. Karanlıkta kendi kendine konuşan bir meczuba çevirir. “Tutkulu bir hayat benimki.”diyecek usta ve tutkularına tapınır.
Açın müziği, bir hayalet kadın aşkını açar gibi açın.

Gerçek, nasıl pazarlanır bir soytarının anlayışında? Biri kulaklarıyla talan peşindeyken, öbürü yeni karşılaştığı bir çift dudağın ihtirasındadır. Dudaklarını aralayarak insanı esrikleştiren o duyguyu emmeye çalışırken ince parmaklar erkeğin dudaklarından, kadın o anlık bir yanardağdır. Ara ara infial halindedir. Döküyor kendini kendinden aşağı kadın ve yıkanıyor. Bakışlarında cam kırıkları var. Duruşunda kendini doğuran bir annenin ölümü. Ellerinde, kendinden bir kadın daha çıkarabilme yeteneği/kudreti.
Açın müziği, bir kadının içini açar gibi açın.

Yeşil gözleriyle/gözlerinde tabiatın yapraklarını çalarak yaşıyor kadın. Viyolonsel kucağında. Elleri tellerin üstünde…Elinde tuttuğu çubuğu kendi kalbinin üzerinde gezdiriyor. Ses bu aletten değil kendi ruhundan çıkıyor. İnleme değil bu, hıçkırık karışımı bir sürü iç çekiş. Ağlamanın ve iç çekişin notası olur mu? Sese, hıçkırığa, iniltiye ve tutkuya çakılmış birer paslı çivi notalar. (Ara-ara kalbini her iki elinin arasına alarak pompalamaya başlıyor her şeyi dışarı. Her şey dediğim, zaten tek şeydir. Tutku…!) Baktığı yere yapışan bir kadın. İlkel. Saf bir kabalık. Nefes alışın-verişin inanılmaz güzelliği. İhtiras. Yaşamaya bu kadar mı aç olur insan? Kendi ritmini, dudaklarını, memelerini, tenini kendi cinsiyetini… ve ilkelce?

Baktıkça ben bu kadının yüzüne, böyle kadınların sadece kitaplarda yaşaması gerektiğini düşünürüm. Hayat bu kadar güzelliği kaldırmadığı gibi bu kadar güzellik de hayatı kaldıramaz çünkü.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Tem 22, 2008 4:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlkellik-2-

“Majestelerin isteği bir emirdir.”
“Beyefendi ben o kadar ilkelim ki sadece kendime ait olduğumu düşünürüm.”

-Filmin kitabından-


Kuralların insana ne getireceğini bilenler hayatın kemirgenleridir. Bu kemirgenler hayatın neresinde durulması gerektiğini iyi bilirler. Hayatın en yağlı tarafını çok kolay tespit ederler. Bunu yaparken doğuştan yeteneklidirler, zorlanmazlar.

İstekleri bir emir olarak telakki edenler yaşıyor bu hülyayı. Yaşatılırlar, iyi beslenirler. Palazlanırlar, yağlanırlar. Bedenlerini ağırlaştırabildikleri kadar ağırlaştırırlar. Bedenlerini çengeline asarlar zamanın. Zaman kaybolur, sadece çengel kalır geriye.

Hikayelerine olmadık yerlerden ve şekillerden başlayan yazarlarla kelime-kelime yürüdüğümde kitaplarında dans eder gibi parmak uçlarımda yürüyorum. Yada bu bir his bendeki. Bir balerin gibi oraya buraya döner dururum. Parmak uçlarım ağrısa bile bunu yapmak bana bastığım her kelimeyi ayak izi yapar. Kendimden kılarım. Yeri gelir yazarın paragrafı, okuyucuya tanımadığı ve tanımlayamadığı bir ülke olur. Beklenmedik olay örgüsü değil bu. İşlenmişlikten gelen hayranlık payı da değil. Basit, yalın; ama hikayeye başlangıç için ideal bir hava sunan küçük adacıklar/cümleler.

Saint Exupery de böyle bir havayla başlar hikayelerine. İstek kendinden kaynaklıdır. Ve sırf uçmak için uçanlardandır. Bana öyle gelir ki uçağı uçuran o değil. Bindiği uçaktır onu uçuran. Onu tanıyanların semalarında ne güzel bir uçak motor sesidir o. Fır döner durur Exupery yarattığı kuyruklu yıldızların ışıklarında. Duyanlar ve görenler de bir kuyruklu yıldızın peşindedir.

Saint Exupery, Küçük Prens’inde sahra çölünde uçağı arızalanan pilotun kağıtlara çizdiği koyun resimlerinde güzel emir cümleleri var. Resim çizdiren güzel emir cümleleri. Çizilebilecek ve kabul görecek emir cümleleri. “Bana küçük bir koyun çiz.”

Koyunları çizen pilot, daha önceleri resimden daha faydalı işlerle uğraşması için uyarılan biridir. Coğrafya gibi, matematik gibi, muhasebe gibi…Bu uyarı da aslında bir emir hükmündedir. “Git ve daha faydalı işlerle uğraş.” Bu tür emirlerdir herkesin hayatını itekleye itekleye değiştiren. Mızmızlanarak da diretmek isteyen büyük bir kitleyi de farklı emziklerle kandırır hayat. Birilerinin istekleri daima bir emirdir.

“Bana küçük bir koyun resmi çiz.”
“Hayır! Bu çok yaşlı ve hastalıklı.”
“Hayır! Bu da boynuzlu, koça benzedi.”

“Al bak, bu kutunun içindeki koyun senin istediğin koyun. Bak, istediğin koyun bu kutunun içinde.”
“Evet bu çok güze!. Tam da küçük gezegenime göre.”


Küçük Prens’in tutunduğu kuyruklu yıldızlara verdiği küçük emirler de var. “Güzergahınıza götürün beni.”

Kuyruklu yıldızlara tutunup da “Beni güzergahınıza götürün.” diyecek kaç kişi var şu sekiz milyarlık gezegende?

Emirler ….ve emir olarak telakki edilecek istekler. Zevksizlik abidelerine sunulan enfes ruhlar ve bedenler. Zevkin kaba kısmında duran binlerce kurbağa yavrusu.

Film kahramanına öyle bir kendinde diretme iştahı veriyor ki müzik, “Sadece kendime ait olduğumu düşünürüm.”cümlesi, bir tavır/ bir tercihe dönüşüyor. Seçilen tabiî ki “ben”. Tüm ilkelliğiyle “ben”.Bu tür cümleler, sadece seyredici konumunda olanları sinema salonlarına birer parazit yapar. ilk elden tokatlayarak boşluğu biraz daha büyüten boşluklar kılar.

Var oluş samimi bir ilkelliktir. Sonradan kendi ilkelliğinden sıyrılmaya çalışan adem oğlu modern maymunu yarattı. Müzik etiğinden uzak goriller, şempanzeler…
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 440

MesajTarih: Prş Tem 31, 2008 9:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Genişçe bir kap aldın önüne,
Küçücük ellerine sığdırdın da beni,
Hafifçe vurdun belkemiğimi
kabın çeperlerine.
Akıverdi içimin suları,
Eriyiverdi yağlarım,
O küçücük ellerinin yumuşaklığı
kulak memesi kıvamında yoğurdu ruhumu
Devam ettin.
Ben yorgun , ben bitkin,
Şekilden şekile girdim,
Reva mıydı bu bana?
Deva mıydı bu sana?
En büyük haksızlıktı bu hamuruma
Yoğrulmaktan bitap düşen halimin
İsyana hali kalmadı...
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 440

MesajTarih: Pzr Ağu 03, 2008 11:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sancı
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 440

MesajTarih: Sal Ağu 05, 2008 4:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

güz yorgunu gün güneşli güç bela huzurlu
gözleri şaşkın, şaşı, şaşırmış
gerçeklik dokunmuş ona
germiş iplerini boydan boya
gül yüzlü ak sakallılarla yarışmış
gülemeden gebermiş...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Ağu 12, 2008 9:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

.
.
.
(...)
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1456
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ağu 12, 2008 10:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kirlendik ve daha güzel olmadı dünya, hoşgeldin kumsaati, çok beklettin ve her dakikasının hakkını vere vere kendini epeyce özlettin...
Başa dön
nevrotik
Yazar


Kayıt: Jan 25, 2007
Mesajlar: 122
Nereden: ?STANBUL

MesajTarih: Çrş Ağu 13, 2008 2:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Önce insan kirlendi, sonra kelimeler ve peşinden tüm dünya. Artık dünyanın dışında ki yerleride kirletmeye başladık. Daha ne kadar kirlenmeyi kaldıracak insan?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Çrş Ağu 13, 2008 7:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bir şişenin içine düşen balık gibi “Hoş bulduk…!” demek isterim. Sarhoşun üstünde taşıdığı “sekerelik” halinin hafifliğiyle tekrarlamak isterim.

Özlenen değildir asıl “özlem” kelimesinin içini dolduran, özlediğini söyleyendir. “Özlem duygusunu veresiye vermiyorum laan!” diyerek hayatın her alanına külhanbeyi tavırlarla özlemi nakşeden bir tekel büfesinin hayat kavgasının gerçekliğiyle bunu demek isterim.

Daha dün “Sadece sana veresiye vermiyorum de lan!” diyen bıçkın herifin suratına bakarak “erkeklik” duygusunun kavga ve kaba kuvvet içeren yönüyle erkekçe bir hoş bulduk demek isterim. Çingenelerin akıl almaz yönleriyle, bozuk paranın en işe yarayan tarafını bilen çocukların yeşil renkli çiklet aşklarıyla en “yeşilinden” hoş bulduk demek isterim.

Teneke Bergen’in miyavlamasının içinde dolaşan bir sırnaşıklıkla kelimelere ve onların oluşturdukları cümlelere sırnaşa-sırnaşa HOŞBULDUK demek isterim.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Ağu 19, 2008 11:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlkellik-3-

“ Böylece güzel peruklar takacaksınız. Sizin modanız geçti.”
“Modası geçen benim.”

-filmden-

Kalın kitaplar düşer bir gurubun ortasına/nasibine. Önce kitabın kendisinden söz edilir. Kaybolmuş bir kitaptır bu. Herkes kendince bir arama şekli belirler, arar. Durmadan… Amiyane ve ilkel yöntemlerle kendi hafızasında dolanır durur. “Nereye koymuştum ben bu kitabı?” herkesin ortak sorusudur. Eskimiş bir hafızanın kan akışını kaybetmek üzere olduğu anlarında sorulur bu soru. Sorunun cevabı bellidir aslında. Hep aynı yerde durur o kitap. Yeri hiç değişmez. Kımıldamaz yerinden. Sanki hiç açılmamış gibi de durur. Kapak işlemeli, yapraklar efsunlu, sözler öyle bir yazılmış ki sanki kitap, hat sanatının baştan çıkarıcılığı için var. Kitabın kalınlığı, sırlı alemlerin gardiyanı. Kitaptan içeri girmek isteyeni toplumun ortak hafızası mıhlar.

Kaybolmuş bir kitabın muhatabıdır kulaklar. Diller bu kitabın cümlelerini seslendirirken bile bir inançla bir hevesle değil de dışarıda duran bir yabancının yabani duruşundan ve “ Niye bakıyor bizim evin balkonuna?” sorusunun savunmasıyla/sertliğiyle dillendirilir.

Kireçle kaçıncı kere boyandığını bir Allah’ın bileceği (yalan olmasın, boya dökülmesin diye bir miktar tuz ve boyanın rengini değiştirmek için de bir avuç çivit –Anadolu insanı “çifit”der- konur bu boya niyetine kullanılan kirece…) fırça izleriyle dikine traktörle sürülen bir tarlayı andıran, dehşet bir çaresizlik abidesi sayılan bir duvardır herkesin hafızası. Ve o kalın kitap, (bu hafızanın/duvarın tam ortasına) kimin tarafından çakıldığı kesinlikle bilinmeyen, hürmeten yüksek bir çiviye asılıdır. Kirli ve kendinden utanan renklerle onlarca defa kat-kat kireç sürülmüş (bir başka değişle boyanmış) bir duvardır herkesin belleği. Sırtını yaslasan sırtın kirlenir. Dokunsan gözbebeklerin…
Kirecin modası geçti.

Kireçli bir hafızaya asılı tanrının kalın kitapları. Tanrı sulu bazlı dış cephe boyasından damlıyor. Tanrının sesi dolaşır boş mekanlarda. Kullar, tek tanrı modasının geçtiği fikrinde. Kireçle ilişkilendirilen tanrının modası geçti.

Ne pahasına olursa olsun yaşama alanını genişletmeye çalışanların kendi içlerinde ne dar alanlarda yaşadıklarını itiraf güçleri ve yetenekleri yok. İnsana karıştırılan tanrının payı azaldı. İnsan ve sema karışımı gerçekliğin modası geçti.

Kitapları karıştırmalıyım kirece, duvarın şekilsizliğine, “Yüksekte dursun bari!” cümlesinin dışında hiçbir ölçüsü olmayan çivinin zamana bulanmış haline, çivinin boynunda taşıdığı kutsallığa ve o çivinin ilkelliğine.
Ağrı yükler taşıyan çivinin modası geçti.

Duvara çakılan paslı bir anlam gibiyim. Tanrının tüm varlık sebebini boynuma dolamış gibiyim. Yıkık-dökük duvarları astarlamadan badanalayan çivitli bir beyazlık gibiyim. Duvarlar badanadan geçti. Renklerle hayata meydan okuyor duvarlar. Pastel renkler, oynak-sırnaşık, paralı kalın kürklü ve pürüzsüz kadın bacakları gibi pürüzsüz duvarın üstünde duruşlarıyla modayı yaratırlar bir kere daha ve bin kere daha.
Kelimelerle iç duvarlarını badanalayan “ben” in modası geçti.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19, 20, 21  Sonraki
18. sayfa (Toplam 21 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke