"Bununla mı kalıyor yoksa daha da ötesi var mı? Ressamın hayatında ölüm belki de en zor şey değil.
Ben bu işleri hiç anlamadığımı açıkça söylüyorum, ama yıldızları görünce derin düşüncelere dalıyorum, nasıl ki haritalarda ufacık kara, noktalarla gösterilen şehirler ve köylere bakınca safça düşlere dalıyorsam ansızın.
“Gökteki ışıklı noktalar niçin Fransa haritasındaki noktalardan daha az ulaşılır olsun bizim için ?” diyorum kendi kendime.
Tarascon ya da Rouen'a gitmek için trene bindiğimiz gibi, ölüme binip bir yıldıza mı gideriz ?
Bu düşünce sürecinde gerçek olan bir şey varsa, yaşadığım sürece bir yıldıza gidemediğimiz ve öldükten sonra da trene binemediğimizdir.
Yani demek istediğim şu ki vapurlar, otobüsler, trenler nasıl yeryüzünün taşıtlarıysa, koleranın, kum hastalığının, veremin, kanserin gök taşıtları olması pekâlâ mümkündür.
Rahat rahat ihtiyarlıktan ölmekse oraya yürüyerek gitmek olur."
Zaman zaman duyduğun boşluktan dem vuruyorsun, aynı şey bana da oluyor.
Çevremize bir bakalım istersen: yaşadığımız çağ sanatın gerçekten bir yenilenmesidir, büyük bir Rönesans çağıdır; ama onun yanında hâlâ ayakta duran köhneleşmiş resmî resim geleneği var, geleneksel resim aslında güçsüz, cansızdır, ne var ki yeni ressamlar gene de yalnız, yoksul kalıyor, deli muamelesi görüyor, bu muamele yüzünden de gerçekten deliriyorlar, toplumdaki tutum ve davranışları delice oluyor.
Bilmiş ol ki sen bu primitif ressamlar gibi görev yapıyorsun, tıpatıp onlar gibi davranıyorsun, madem onlara para veriyor ve tuvallerini satmakla yenilerini yapmaları sağlıyorsun.
Bir ressam var gücüyle resme çalışarak tüketirse kendini, birçok şey için, aile hayatı vs. vs. için işe yaramaz hale gelirse. Demek ki yalnız boyayla değil de kendini vererek, kendinden vazgeçerek resim yapıyorsa ve yüreği parçalanarak - senin de çalışmanın karşılığı ödenmiyor ve tıpkı bir ressam gibi sen de kişiliğinden vazgeçiyorsun, yarı isteğinle, yarı rastlantıyla kendinden ödüyorsun.
Yani demek istiyorum ki sen doğrudan doğruya resim yapmıyorsan da, örneğin benden daha verimlisin. Kaderin seni daha çok satıcı olmaya zorladıkça, daha çok sanatçı da oluyorsun.
Ben de aynı durumdayım diye umuyorum… perişan, hasta, çatlak bir insan oldukça gitgide, daha çok sanatçı, daha çok yaratıcı oluyorum, sözünü ettiğimiz bu büyük sanat yenilenmesine daha çok katkıda bulunabiliyorum.
Bunlar işte böyle, ama hep var olan bu sanat ve bu yenilenme, ihtiyar kesik gövdenin köklerinden fışkıran bu yeşil dal, bunlar öylesine ince bir ruh ki, hüzün çöküyor insanın üstüne sanat yapacağına, çok daha az çabayla hayat yapabileceğini düşündükçe.
Sen ki sanatı belki benden de daha çok seviyorsun, sen, ne yapıp yapıp, sanatın da canlı olduğu duygusunu aşılamalısın bana.
“Suç sanatta değil de bendedir; kendime gelmek, rahatlamak için tek çare daha iyi yapmaktır,” diyorum kendi kendime.
Geldik mi gene bundan önceki mektubumun sonuna; evet, ihtiyarlıyorum, sanatın eski, antika bir şey olduğunu düşünmek hayaldir. Ama geç.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız