atv son anda yaptı yapacağını, maç için gün sayanlar şifreyle karşılaştılar. yargıydı, başörtüsüydü derken millet azcık nefeslenmek istedi ama şifre işte...
Canı sevdim, canımdan gayrısı kalmadı bana,
Canımı da feda ettim, can uğruna canımdan geçtim.
Vara (var)a bir dağ arkası buldu cana, adı kaf imiş.
Ayn şın kafın arkasında bir simurg yatar imiş.
Canı gördü can, canânı olmaya meyletti.
Can dilimden gönlüme yol imiş.
Konuşmadan, duyurmadan söyletti.
Meğer kuş kanadında aslan yatar imiş.
Can içinde can olana can feda imiş.
Can uzak-yakın değil, can imiş
Candan ötesi, candan gayrısı, candan sonrası toprak imiş.
Karşılandığınız başkadır – çoğu zaman- anlaşamadığınız ve hiç anlaşamayacağınız bir
dünya'yı yok/layıp durursunuz ( burda). Bunun üzerine kurulu, Babil'in mirası insana.
Aklımın dışına taşındım – kuşkusuz eşek sırtında, döküldüm bir yerlere, bir yerlere -
Siz bilirsiniz, benim de bilmediğim şey değil dökülen ilk kan yürür durur toprakta sinsice, öyle emrolunmuş, arada kükrer kardeşçe;
Benim için merhamet , benim için merhamet!
O esnada çok pencereli, çok direkli gelenekten bir bina içinden görülür, bir gurup savarona – gelerek güneyden ön asya’ya – bu hadisenin adaleti üzre derin bir düşünceye dalar ( kuşların da vücut sıcaklığı sabittir diyor tıpkı insanların ki gibi ama onların kurgu gibi saçmalıkları yokmuş, tuhaf) tam manasıyla vakıf olunamayan fakat ciddiyetin çeşidi olduğu her halinden belli beyanlarla ve biraz da zorlayarak şöyle bir kanaat çıkarırlar:
Bu yağmadan kimse koruyamaz biliyoruz kendini
gizli bir kibirle açar gül çünkü içini
Nazarımı üzerine heyledim
Ey cenneti kendine sayrılı
Bir çıktım yola bir adım yani bir adım
yaralı hayvanlar gibi sevmeye atıldıkça kanlı
sevmeye atıldıkça kendiliğinden
sıkılmış pençelerle etinde toprağın
dedim kim sever göğün bulanık rengini
kim kederli bir kalp taşıyandan başka
Büyük meydanların küçük ayaklı
heykeliyim ve farkettiyseniz
duruyorum, yutkunuyorum yüzsüzlük
gibi canlı biraz öfkeli
dövecek ne var halbuki
pirinç kırığı kelimeleri
canlılar ayıklanır-silinir
heykeller yıkılır
ve meydan köksüz sulara boşalır
Düz-gününden bir gün, hiçbir sancı, alacak-verecek hesabı yok, deyim yerindeyse hay huyla huylanılmış batıp çıkılmış sadecik bir dil'e. Daha ne olsundu inadına kaba, inadına atıl son derece zevksiz, damaktan çıkmaya niyet etmiş, istenmeyen ve zaten hiçte yerinde olmayan bir diş gibi, Tanrı eliyle düzeltilmiş estetiği bol, eşsizliği bizzat yaşarak tecrübe edilmiş yeryüzüne eklemlenmiş yapılar yığını, günün başka hangi saatinde bu kadar güzel görünebilir insana. Başka kim ışığını böyle cömert ve kederle düşürebilir bahçelerde eyleşip duranlara.
Ben temaşa desem de, belki de bu Musil'in meşhur yabancılaşmasıdır, “öteki durum”. Şöyle diyor; “yabancılaşmanın ney’e benzediğini bilmeden, yabancılaşma olgusunun tam orta yerinde buluveriyor kendini,” ( gerçekten bilmiyorum ney'e benzer bu, bir şair söylese anlayabilirim şöyle dese örneğin “yaşamıyor, yaşamıyor gibi yaşamak”) sonra ben devam ediyorum; yıkıcı bir sel'i andıran hayatın oradan oraya taşıdığı ve sonunda şişmiş bir duygusallıkla başka bir oluş’a gebe bıraktığı iradeden yoksun ya da iradeye yoksun, bir tabiat yasasına riayet edercesine tabiy, bırakıldığım bu yerde – denizağzı- kayıp gitmeye, gidip yok olmaya, olup karışmaya çok müsait, iç'e açılmış kulaklarla dinliyorum. Ama ney'i?
Bazı şeyleri! - şöyle denilebilenleri- bundan başkası değil işte; eğretiliğiyle güzel, sağlıklı çocuklarının yaralı dizleriyle anlamlı, siftinip duran köpekleriyle çekilmez, kıyıya köşeye bırakılmış su kaplarıyla merhametli, alabildiğine dar ve sonsuzca uzun bu sokaklar işin değil. Yürüdüğün kişi sensin yürüdüğün bu şey senin hayatın!
Yorgunluk gibi yağıyor yağmur, usul usul fakat aralıksız. Yorgunlukta denmez ya buna güzelim bir yavaşlık. Pek değerli değil artık böyle yol almak yavaştan, böyle iş görmek yavaştan böyle usul olmak, fakat ben yine de gücünden bir şey yitirdiğini sanmıyorum bu tutumun. Manaya has, hassası mananın.
Bekledik yağmuru, kıyıda köşede sessiz sesli bekledik, birbirimize söyledik beklediğimizi, kanallardan su aşıran kırlangıçlara bakıp iç geçirdik topuklarımızla çatlamadık toprağı buncağızlar için diye. Daha demin suya değen titiz kediler sallıyordu patilerini, doyduk anlaşılan sokaklarımızdan kedilerimize suy'a. Çok şükür.
Artık ardından su dökülmüş bir yaz uğurlaması gelip manzara oldu içimize.
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa Önceki1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9
9. sayfa (Toplam 9 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız