Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 153 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 OĞLUM İÇİN
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

PAK PARTİ


PAK PARTİ
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 5:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Terör artarak sürüyor, 1 Mayıs’ta işçileri döven 1500 küsur gaz bombası tüketen, sabah namazında DİSK’i ablukaya alıp basan polisten sonra, başbakanı eleştiren bir şahıs başbakanın korumalarınca dağa kaldırılıyor, dövülüyor ve tehdit ediliyor. AKP yanlısı gazeteciler kendileri gibi düşünmeyen gazetecileri sütunlarından tehdit ediyor (Fettullahçı Bugün gazetesinden Nuh Gönültaş son örnek). Yine İzmir’de bir doktor polislerce kaçırılıp işkenceden geçiriliyor. Ergenekon soruşturması tam bir insan hakları ihlali, bir yıldır hapiste çürüyen insanlar neyle suçlandıklarını dahi bilmiyorlar, çünkü iddianame hala yazılmadı. Böyle bir hukuk terörü var ortada ama ne hükümetten ne de sömürge valileri AB temsilcilerinden bu olaylara tek bir tepki yok (oysa ne kadar geveze olduklarını ve iç meselelerimize karışmaya ne kadar hevesli oldukları biliniyor).

İktidar basını güçleniyor: Fettullahçı Akın İpek’in Muhalif Kanaltürk’ü satın almasıyla birlikte iktidar yanlısı basın iyice güçlendi. Eskiden konjonktürel çıkarlara göre iktidara yakın veya uzak duran ya da yakınlaşıp/uzaklaşabilen bir medya vardı, şimdi ise AKP’nin Pravda ve TASS’ı olarak nitelenecek dev bir nedya tekeli oluştu. ATV, Samanyolu, TGRT, Kanal 7,Star, 24 TV, TRT, Kanaltürk, Zaman, Sabah, Star, Birgün, Vakit, Yeni Şafak vs.

Tuzla’da işçiler ölmeye devam ediyor ama Başbakanın ayaktakımı dediği işçilere bakışını zaten 1 Mayısta görmüştük. Ben de işçilikten geldim diyerek gariban edebiyatı yapan başbakan Vikipedia’da dünyanın en zengin liderleri sıralamasında (Forbes’in tahmini rakamı olarak belirtilen) 2 milyar dolar (2 katrilyon liradan fazla) para varlığıyla (gayrimenkuller sayılmıyor) 8. sırada gösterilmişti. Her ne olduysa bir süre sonra Vikipedia listeden Tayip Erdoğan’ın adını kaldırdı. Abdullah Gül ise aylardır Suudi Kralından aldıkları hediyeleri (kanuna rağmen) açıklayamadı. Gerçi o da gariban, oğullarından birisi yaşı tutmadığı için başkasının vekâletinde şirket yönetip, diğer oğlu mezarda emeklilikten kaçmak için değil de aile bütçesine katkıda bulunmak için 14 yaşında sigortalı işçi olarak çalışıp “ekmek kavgası” veriyorlar bu yaşta. Sahi, başbakan ve cumhurbaşkanı gerçekten gariban, “içimizden birileri” mi yoksa eleştirdikleri kesimler gibi elit, süper milyarderler mi? Dünyanın kara para aklama cennetlerinden Cayman Adaları başkanının Türkiye’ye başbakanın savetiyle resmi ziyaret yapması, karapara aklama merkezinin Katar’a yerleşmesi iddialarıyla birlikte Katar’a gezilerin büyük ölçüde artması rastlantı mıdır?

Başbakan hala 3-4 yetmez beş olsun diye çok çocuk yapmayı teşvik ediyor. Sözde Batı nüfusu yaşlandı diye pişmanmış, üremek için teşvik ediyormuş halkını. Oysa Batılı çevreler başbakanın sözlerini yalanlarcasına Batının çok çocuk yapmayı doğru bulmadığını söyleyip durdular. Uluslarüstü dev şirketler ana fabrikalarını bizim gibi kalabalık, işgücünün ucuz olduğu ülkelere kaydırmaya başladı. Yani artan genç nüfus ve işsizler ordusuyla emeği asgari düzeyde ücretlendirme i,çin baskı unsurlarına sahip bizim gibi ülkeler yüksek işgücü maliyetinden kaçan Batı için emek cenneti. Sakın artan genç, işsiz ya da düşük ücretlere razı bir Türk gençliği Batının bu çıkarlarına uygun olmasın? Kaldı ki AB, 6 Ekim 2004 tarihinde verdiği belgelerde (Türk hükümeti de kabul etti) “Türkiye, AB’ye üye olsa bile, Türkler AB’de serbestçe dolaşamayacaklar, vize uygulaması aynen sürecektir.” Diyor.Türk işvereni de, işçisi de, sendikacısı da ve sade vatandaşı da, Türkiye bir gün AB’ye üye olsa bile, AB’ye vizesiz gidemeyecek, orada serbestçe dolaşamayacak, oysa AB’nin işverenleri de, işçileri de, işsizleri de, sendikacıları da ve sade vatandaşları da istedikleri zaman istedikleri gibi Türkiye’ye gelebilecekler, iş kurabilecekler, iş bulup çalışabilecekler, toprak ve konut alıp satabilecekler.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 5:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tarımda neler oluyor? Onları tarım ürünleriyle besleyelim diye İkinci Dünya Savaşı sonrasında bizim gibi ülkelere Marshall yardımı bile yapan Batılılar, şimdi de tarımı bırakıp, onların ürünlerini almamız için yardım dağıtıyorlar!

Kırsalda yaşayan yüzde 34’lük nüfusun yüzde 8’e inmesini isteyen AB, çiftçiyi bir yandan kota, ucuz ürün, pahalı girdi, indirilen gümrük vergileri ile yıldırıp, öte yandan cebine koydurttuğu doğrudan destek ve yardımlarla da şehirli olmaya zorluyor. Organik Tarım Yasası’nı çıkarttı; organik tarım sertifikasını verme yetkisini kamu görevi yapan devlet kuruluşlarına değil, para karşılığı sertifika veren ve çoğunluğu yabancı olan özel şirketlere verdi. Tarım Sigortası Yasası’nı çıkarttı; mevzuatı çiftçileri değil, sigorta şirketlerini gözetecek şekilde düzenledi. Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun çıkarttı; birinci sınıf tarım arazisi üzerine izinsiz kurulduğu için mahkeme tarafından kapatılmış olan Cargill’in fabrikasına af getirdi. Çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile; Yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verildi. Çiftçilerin ürettiği tohumları satmalarına engel getirildi. Çiftçilere ürettiği tohumu satmamak kaydıyla, sadece kendi ailesinin ihtiyacı kadar, sınırlı tohum üretmesine ve çiftçilerin kendi aralarındaki parasız tohum değiş tokuşuna izin verildi. Böylece çiftçiler tohum ticareti yapamaz hale getirildi. Devlet, tohum üretimi alanının dışına çıkarıldı. Kamu, tohumun sertifikalandırma, ticaret ve denetimini özel şirketlere bıraktı. Bu şirketlerle çiftçiler arasında çıkacak olan anlaşmazlıklarda ise hakemlik yetkisi, tohum şirketlerinin oluşturduğu Tohumcular Birliği’ne verildi. Çıkarılan Üretici Birlikleri yasası ile; Tüm üyelerin Birlikler’e ortak olması düzenlendi ancak Birlikler’in, kendi üyelerinin ürettiği ürünleri işleyebilecek sanayi tesisleri kurması önlendi ve böylece birlik üyelerinin kolektif üretim yapması engellenmiş oldu. Yasaya göre Birlikler, üreticilerin kullandıkları girdileri (ilaç, gübre vb) iç veya dış piyasadan toptan alıp üreticilere dağıtamayacaklar. Bu yasa ile, üretici - tüketici ilişkisinin kurulması ve aracıların ortadan kaldırılması önlendi. Çiftçilerin adlarına, teker teker olmak kaydıyla sözleşme imzalayabilmelerinin önü açıldı, ancak Birlikler’in tüm üyeleri adına sözleşme imzalamaları yasaklandı. Birlikler’in gelirlerinden üyelerine pay dağıtmaları engellendi. Ayrıca hükümetlere, tarımla ilgili olan ve onaylanmış uluslararası sözleşmeleri aynen kabul etme ve gereğini yapma zorunluluğu getirildi.
Uygulanan tarım politikalarıyla çiftçiler ve köylüler yoksulluğu mahkum edildikleri gibi, ülke kendini besleyebilme güvenini de kaybetti.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 5:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Fettullah’ın önlenemez yükselişi. Hakkında dava açılınca ABD’ye kaçan ve lüks bir malikânede FBI tarafından korunarak yaşayan, maddi geliri olmamasına karşın bu malikanenin giderlerini ve ABD’nin en büyük hastanelerindeki tedavi ve takiplerinin parasını nasıl ödediği ve dahi ABD’nde hangi statüde kalabildiği bilinmeyen Fettullah’ın arasıra gizlice Türkiye^’ye geldiği iddiaları var, Ergenekon soruşturmasının hemen öncesinde ve başbakanın malum kayboluşu sırasına Ülkede olduğu iddiaları var. Haydi, bunlar söylenti de büyük ve etkili uluslar arası medyada neredeyse haftada bir Fettullahı öven makalelerin çıkmaya başlaması rastlantı mı? Ben şahsen Batı’nın safça, salakça bir yorum yapmayacağına inandığımdan Fettullah’ı bu kadar övmelerinin nedenini, Fettullah ve Batı’yı ortak çıkarlarda buluşturan etkenleri merak ediyorum. Bu arada, yabancı sermayeyle desteklenen çeşitli vakıfların faaliyetleri de ilgi çekici. Örneğin Soros’un himayesindeki TESEV’in (hani ajandasına ordumuza hakaretler yağdıran TESEV) faaliyetleri, ki TESEV başkan Can Paker son olarak belli gazeteciler ve işadamlarıyla başbakanı çiftliğinde ağırlamış AKP ve kapatılma ile ilgili konularında konuşulduğu öğrenilen yemeğin amacı ve içeriği gizli kalmış ve polemik konusu olmuştu.

Usülsüz atamalar sürüyor: Çalışan, iş yapan insanlar sloganını dilinden düşürmeyen başbakanın nasıl bir çalışma ve ne tür bir iş anlayışsı olduğunu atamalardan anlayabilirsiniz. Bakanların ve müsteşarların hatırı sayılır bir kısmı Tayyip’in Büyükşehir belediye başkanlığı sırasında çevresinde olan ve onunla birlikte yargılanan (yargılama dokunulmazlığa takıldı tabii) kişilerden oluşuyor. Hep eleştirdikleri elit bürokrasinin yerini şimdi hemşeri, akraba, milletvekili-bakan eşi, çocuğu, damadı, dostu, şu veya bu cemaatin önde geleni ya da önde gelenlerine yakın kişiler aldı.

Sadaka ekonomisi büyüyor: AKP’nin seçim öncesi ve sonrasında kömür, pirinç, özürlüler, sağlık vb adı altında dağıttığı yardımlar yıllık 500 milyon liraya yaklaşıyor. Sadaka ekonomisi öyle büyüdü ki, kömür yardımı yüzünden özel sektörde kömür satışlarının %25 düşmesi üzerin İTO kömür yardımlarına özel sektör de dâhil edilsin demek zorunda kaldı. Bir başka ilginç tepki de yeşil kart bolluğu yüzünden yeşil kartı kaybetmemek için sigortalı çalışmak istemeyenler yüzünden işçi bulamamaktan yakınan Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası’ndan gelmişti. Yardımlar çalışmadan, üretmeden sadaka düzeyinde paraya/yardıma razı ve bundan hoşnut bir kitle yarattığı gibi, bu sadakalar bu kitlelerin yoksulluk kaderlerini değiştirmekten de çok uzak (Erbakan’ın deyimiyle pansuman tedbirleri). Oysa bu kitlelere sadaka vermek yerine onların “yoksulluk koşullarını ve nedenlerini hangi projelerle yatırımlarla değiştirebiliriz”i konuşmak hükümetin bu çerçevede ne yapıp yapmadığını sorgulamak gerekirdi.

Gül-Erdoğan savaşları: Emine ve Hayrünnisa Hanımların soğukluğu, rekabeti, her neyse, kadınca bir kapris olarak nitelendirilebilir ve magazin boyutu olabilir. Oysa Gül ve Erdoğan arsındaki üstü örtülü savaş artık gizlenemez bir boyutta. Gül’ün Erdoğan’a rağmen emrivaki yaparak cumhurbaşkanı adayı olmasıyla yüz üstüne çıkan savaş, kapatma davasından sonra daha ciddi bir hal aldı. Uzun süre olağan cumhurbaşkanı-başbakan görüşmesini bile yapmayan ikili arasında bir güç savaşı var. Olayın bir Nakşibendi-Fettullah çekişmesinin de üstünde Batı’nın Erdoğan’dan vazgeçebileceği ve onu yerine Gül’e el vereceği olasılığı derindeki savaşı iyice kızıştırdı.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pts Hzr 23, 2008 8:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Türkiye'nin petrolü olmayacak!-Petrol Kanunu Cumhurbaşkanınca onaylandı.

Telekulak, kapatma davası, Euro 2008 derken, Petrol Kanunu sessiz sedasız Gül tarafından onaylandı. Birkaç meslek örgütü ve sendikanın ses getirmeyen ya da sesi duyrulmayan eylemleri dışında kimsenin haberi olmadan yasa geçti. ABD'nin Irak petrollerine el koymak için yüzbinlerce insanın ölümüne neden olan ve halen süren bir işgali göze aldığına bakılırsa ucuz kurtulduk. Çünkü ABD'nin Irak'ta savaşla elde ettiğini hükümetimiz tek bir vatandaşın burnu dahi kanamadan ABD'ye verdi. Yasa, adeta petrol kartelleri tarafından hazırlanmış gibi. Yasa hakkında onu öven bir yazı bulamadaım, biri bulur eklerse iyi olur. Aşağıda biri Yiğit Bulut'un biri de Milli Gazete'nin olmak üzere iki değerlendirme yazısı var. Belki yasadan haberiniz yoktur diye sunuyorum:

Milli Gazete:



Cumhurbaşkanına çağrı

Alıntı:
Kamuoyu, AKP iktidarı tarafından TBMM’den alel acele geçirilen Petrol Yasası’nın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmamasını istiyor. Yabancıların az ödeyerek çok alacakları Petrol Yasası’nın adının Türk olmasına karşılık özünün yabancı olduğuna dikkat çekiliyor.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mete Gündoğan, çıkarılan Petrol Kanunu’nun yeraltı kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine yol açacağı uyarısında bulunarak, Cumhurbaşkanı Sezer’den bu yasayı Meclis’e geri iade etmesini istedi. Gündoğan parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Petrol Kanunu’nu çıkaran AKP hükümetini eleştirerek, “Yeni petrol yasası ile AKP Hükümeti, Türkiyemizin enerji sektörüne bir büyük darbe daha vurmuştur” dedi.
Bu kanunla petrol faaliyetlerinde işletme süresi boyunca yapılacak her türlü sınırsız tasarruf hakkının tümünün devletten bağımsız olduğuna dikkat çeken Gündoğan, petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunmak için yapılan başvuruların değerlendirilmesinde, 6326 Sayılı Yasanın temel kriteri olan “talebin milli menfaatlere uygun olması” ölçütünün yasadan çıkarıldığını vurguladı. Gündoğan, “Yani ülke yararını gözetme terk edilerek, uluslararası şirketlere sayısız imtiyaz ve avantajlar sağlanmıştır” şeklinde konuştu.

ANKARA BÜROSU
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mete Gündoğan, yangından mal kaçırır gibi çıkarılan Petrol Kanunu’nun yeraltı kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine yol açacağı uyarısında bulunarak, Cumhurbaşkanı Sezer’den bu yasayı onaylamaması ve Meclis’e geri iade etmesini istedi.
Gündoğan parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Petrol Kanunu’nu çıkaran AKP hükümetini eleştirerek, “Yeni petrol yasası ile AKP Hükümeti, Türkiyemiz’in enerji sektörüne bir büyük darbe daha vurmuştur” dedi.
17/1/2007 tarih ve 5574 sayılı ‘Türk Petrol Kanunu’ meclisten geçirilerek Cumhurbaşkanlığı’nın onayına gönderildiğini belirten Gündoğan, “Türk Petrol Kanunu genel olarak ülke çıkarları gözetilmeden ve kamu yararından vazgeçilerek çıkarılmış, kamuoyu ve ilgili kurumların konuyu tartışmalarına fırsat verilmemiştir” dedi.
Kanunun yangından mal kaçırırmış gibi çıkarıldığını vurgulayan Mete Gündoğan, kanunla yapılan değişikliklerle milli menfaatlere aykırı ve yabancıların lehine olan düzenlemelere dikkat çekti.
Bu kanunla yapılacak petrol faaliyetlerinde işletme süresi boyunca yapılacak her türlü sınırsız tasarruf hakkının tümünün devletten bağımsız olduğuna dikkat çeken Gündoğan, petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunmak için yapılan başvuruların değerlendirilmesinde, 6326 Sayılı Yasanın temel kriteri olan “talebin milli menfaatlere uygun olması” ölçütünün yasadan çıkarıldığını vurguladı. Gündoğan, “Yani ülke yararını gözetme terk edilerek, uluslararası şirketlere sayısız imtiyaz ve avantajlar sağlanmıştır. Yabancıların menfaati öncellenmiştir” dedi.
Yabancı bir şirketin işletme süresince petrol üzerindeki her türlü hakkını istediği gibi tasarruf edebileceğine dikkat çeken Gündoğan, kapasite sınırlaması yapılmamasını da eleştirdi. “Devletin kendi topraklarında üretilen petrolü, ihtiyaç durumunda artırılması veya piyasa şartlarına göre azaltılması şeklinde bir inisiyatifi yoktur” diyen Gündoğan, bir şirketin tümüyle kendi isteği doğrultusunda isterse 10 varil isterse 1 milyon varil üretebileceğini kaydetti.
Kanunun hiçbir maddesinde olağan üstü durumlar ile ilgili devlet lehine bir düzenleme yapılmadığına da işaret eden Gündoğan, “ Yani olağan üstü bir durum olsa bile devlet işletmeci şirkete müdahil değildir. Savaş veya doğal afet durumlarında dahi devlet kendi topraklarında çıkarılan petrole ancak diğer ülkeler kadar yakındır” dedi.
İşletmeci şirkete, üretilen petrolün satılması konusunda hiçbir sınırlama getirilmediğini kaydeden Gündoğan, “Yani bu petrolü ülkemiz ile problemi olabilecek bir başka ülkeye istediği şartlarda satabilir” diye konuştu.
Kanunun milli çıkarlar konusunda devlete hiçbir ayrıcalık tanımadığını kaydeden Gündoğan, “Bu durumda bir savaş durumu bile olsa devlet kendi topraklarından üretilen petrole ancak piyasa koşullarına göre ulaşabilecek ve bir önceliğe sahip olamayacaktır. Bekli de savaştığı ülkeye bile kendi topraklarından çıkan petrolün satılmasına da engel olamayacaktır” dedi. Kanun ile petrol faaliyeti için büyük miktarda vergi muafiyeti ve yatırım teşviki sağlanmasının yanında, bu sektörden minimum milli fayda sağlamanın amaçlandığını ifade eden Gündoğan, kendi yer altı zenginliklerini yabancılara peşkeş çeken bir yasanın sadece işgal altında olan devletlerde çıkarıldığını hatırlattı.
Kanundaki maddelerin değerlendirmesini de yapan Gündoğan, 4. maddede petrol arama ve işletme faaliyetleri yapacak yabancı şirketlerin yerli bir şirket gibi değerlendirildiğini kaydetti.
Yabancı devletlerin doğrudan ve dolaylı bir biçimde idaresinde etkili olabilecekleri şirketler ile yabancı bir devlet için, veya yabancı bir devlet namına hareket eden şahısların, petrol faaliyetlerinde bulunamayacakları, mülk edinemeyecekleri, tesis kuramayacakları hükmünün bu yasadan çıkarıldığını kaydeden Gündoğan, “ Böylece stratejik öneme sahip bir konuda, yabancı devletlerin belirleyici olmasının önündeki engeller de kaldırılmıştır” dedi.
Şirketlerin alabilecekleri arama ruhsatı sayındaki tüm kısıtlamalar kaldırılarak istendiğinde tek bir şirketin tüm ruhsat alanlarını kapabilmesinin önü açıldığını anlatan Gündoğan, “İşletme ruhsatlarının 30 yıllığına verildiği ve 10 ar yıllık sürelerde uzatılabileceği düzenlemesi ile ruhsat süresi 50 yıllığına çıkarılmıştır” dedi.
Yine üretilen petrolden net günlük üretim üzerinden alınacak devlet payının oranlarının yüzde 2 ile yüzde 12 arasında düzenlendiği hatırlatan Gündoğan, “ Kanundaki, “Petrol üreticisinin ödeyeceği Devlet hissesi, kuyubaşı fiyatı üzerinden hesaplanır.” ifadesi ile ödemenin kuyu başı fiyatından yapılacağı açıklanmıştır. Devlet ihtiyacı olduğunda aynı miktardaki petrolü ise piyasa fiyatlarından satın almak zorunda kalacaktır” diye konuştu.
Devlet teşvikinin arama yerine üretim sırasında verilmesini de eleştiren Gündoğan, “Bu milli kaynaklardan vazgeçilmesi anlamına geliyor” dedi.
24. maddedeki yabancı şirketlerin dövizlerini yurtdışına transfer edebileceği hükmünü de eleştiren Gündoğan, “Vergiden muaf tutulan şirketlerin, kazançlarını yurtdışında değerlendirmesinin yolu açılmıştır. 7 petrol kartelinin merkezi yurtdışında. Dövizlerini off shore hesaplarında tutuyorlar. Ekipman ve personeli gönderip petrol üretecek. Ürettikleri petrolü boru hatlarından tankerlere yükleyip ihraç edecek. Kazançlarını da yurtdışına transfer edecekler” diye konuştu.
“Biz bu kadar müstemleke devleti miyiz? Petrolümüzü bazı şirketlere tevdi ediyoruz.” diye soran Mete Gündoğan, “Sayın Cumhurbaşkanından, milletimiz adına bu yasayı onaylamamasını talep ediyoruz” dedi.
Bölgedeki emperyalist hareketliliğe paralel olarak hazırlanmış olan bu yasanın sadece petrol değil ülkenin yeraltı hidrokarbon zenginliklerinin tamamının yabancılara peşkeş çekilmesi anlamına geldiğini belirten Gündoğan, “ Ülkenin finans kapitale teslimini ve bankaların yabancılaşmasını da gözönünde bulundurarak, bu anlaşma ile emperyalist sermaye Irak’da harp ile yapabildiklerini ülkemizde bu anlaşma ile yapabilir hale geleceklerdir” dedi.


Yiğit Bulut
Alıntı:
Savunma yapanlar, birçok karşılık verecekler, ama... ama... ama ne oldu biliyor musunuz; Cumhurbaşkanı “set oldu da” bu iş “olmadı” ...

Hangi Cumhurbaşkanı demezsiniz umarım! Cevap belli değil mi; Ahmet Necdet Sezer...

İşin detayı bir yana Türkiye Büyük Millet Meclisi aşağıdaki detayları içeren petrol kanununu AKP grubunun oyları ile geçirdi ve onaya gönderdi. İnanılmaz ama gerçek! Irak’ta “işgal” ile geçmeyen düzenleme, Türkiye’de güle oynaya geçti!

Korkunç detaylara gelince...

- Petrol arama ve üretim faaliyetinde bulunmak için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, önceki yasanın ilk kriteri olan “talebin milli menfaatlere uygun olması” ölçütü yasadan çıkarılarak; öncelikle ülke yararını gözetme anlayışından vazgeçilmiştir.

- “Yabancı devletlerin doğrudan doğruya veya dolayısıyla idaresinde etkili olabilecekleri şirketler ile yabancı bir devlet için veya yabancı bir devlet namına hareket eden şahısların, petrol faaliyetinde bulunamayacakları, mülk edinemeyecekleri, tesis kuramayacakları” hükmü yeni yasa ile çıkarılarak; stratejik öneme sahip bir konuda yabancı devletlerin belirleyici olması önündeki engeller ortadan kaldırılmıştır.

- Yabancı şirketlere ürettikleri petrol üzerinde sınırsız tasarrufta bulunarak, tamamını ihraç etme hakkı getirildi. Olağanüstü durumlarda bile üretilen petrolün ülke içinde kullanılması ve memleket ihtiyacını gözetme zorunluluğu kaldırıldı.

- Yabancı şirketlere sınır tanımaksızın her yerde faaliyette bulunma hakkı getirildi.

- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın mevcut yasada bulunan devlet adına petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunma hakkı kaldırılarak, özelleştirilmesinin önü açıldı.

- TPAO yabancı şirketlerle aynı statüde değerlendirilmeye alındı. Önceki yasada yer alan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın diğer şirketlerden daha fazla arama ruhsatı alabilme hakkı, tasarı ile kaldırıldı. TPAO’nun ruhsat sayısındaki avantajlı konumu yok edildi.

- Üzerinde arama veya işletme hakkı bulunmayan bir sahanın, işletme ruhsatnamesi mevzu olarak, müzayedeye çıkmadan önce, TPAO’ya teklif edilerek, TPAO’ya işletme ruhsatının verilmesine ilişkin mevcut yasa maddesi kaldırılarak, kamu kuruluşumuzu diğer yabancı şirketler karşısında gözetme anlayışı terk edildi.

- Türkiye, sadece kara ve denizler olmak üzere iki bölgeye ayrılarak, ruhsat alanları karada 100.000 denizde 1.000.000 hektara, ruhsat süreleri de karada 5, denizde 8 yıla yükseltildi. Ruhsat sayısına hiçbir sınırlandırma getirilmeyerek, tek bir uluslararası şirketin veya yabancı bir devlet şirketinin bütün ülkeyi kapsayacak alanda tek başına ruhsat sahibi olmasına imkân verildi.

- Arama ruhsatlarından hektar başına alınan devlet hakkı geliri tamamen kaldırılarak gelir kaybı yaratıldı.

- Hampetrolden alınan yüzde 12.5’lik devlet hissesi oranı, günlük üretim miktarına göre kademeli olarak yüzde 2’ye kadar indirildi ve bunun sonucu olarak üretimden sağlanan ülke mevcut geliri yüzde 70 azaltıldı.

- Denizlerde bulunacak petrol üretiminden alınacak devlet hissesi oranlarının düşürülmesinden sonra, su derinliğine bağlı olarak yüzde 30’a varan ilave indirimler getirildi.

Sonuç: İnanılmaz ama gerçek...Veto bir yana “bu kanun” yukarıdaki hali ile TBMM’den geçti! Korkunç değil mi! ne diyelim! Anayasa Mahkemesi’ne “laf edip” eleştirenler, bizim yetkimiz diyenlere özellikle milletvekillerine soruyorum; yetkinizi böyle mi kullanıyorsunuz?
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pts Hzr 23, 2008 8:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Askeri bölgeler ve özel güvenlik bölgeleri de yabancılara satılabilecek:

Unakıtan "sat, sat bitmiyor" demişti. Haklı, çünküyeraltı ve yarüstü zenginlikleri bol olan bir ülkeydik. Petrolü yukardaki gibi sattıktan (aslında bağışlamak, hediye etmek demek daha doğru), toprak satışlarında sıra askeri ve özel güvenlik bölgelerine (örneğin Boğazlar, Gökçeada vb) geldi. Gerçi Genelkurmay'ın itirazıyla son anda, askeri bölgelerin satılmasında genelkurmayın izninin şart konması yasaya eklendi. Diğer bölgelerdeki sayışlar için ise valilik izni yeterli görüldü. Bakan Mehmet Şimşek Ab müktesebatı için bunun gerekli olduğunu söyledi.

Sırada ne var? Elbette Etibank, çünkü madenlerin taamamen devredilmesi yolunda devletin sahip olduğu tek kurum o,özellikle de bor madeninin. Bir de Ziraat Bankası satılır da çiftçiler ve tarlaları yabancı sermayenin denetimine geçerse, keyifler keka. Bunlarla biter mi? Akarsular (Fırat ve Dicle), barajlar, otoyollar, köprüler var daha.
Ulusal çıkarlarımız mı? İlk o satıldı zaten...
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pts Hzr 23, 2008 11:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Başlığı Pak parti olarak değiştirdim. Sadece Başbakan ve çevresinin tüccarlıklarını anlatmak, hükümete, partiye ve seçmenlerine haksızlık olacaktı. Hükümet-parti-seçmen ve AB-D'nin beraber imza koydukları icraatler çok daha önemliydi.
Unutmuşum; Suriye sınırındaki mayınlı bölge de temizleniyor, çıkarılan yasaya göre, mayın temizleme işi ihaleye açılacak ve ihaleyi kazanan firma mayından temizlediği bölgeyi kullanma hakkına sahip olacak. Bu toprakların tarıma kazandırılıp köylüye dağıtılması neden düşünülmedi ki?
Başa dön
YAZARIM
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1343
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Cum Ağu 29, 2008 10:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Arkadaşım ''kötünün iyisi'' nden yola çıkmakla P-AKLAMAK mı niyetiniz?

***

Sayın kukulkan, hükümet, parti ve seçmenleri ve seçmeyenleri Başbakan ve diğer bakan, başkanlar vb. yapmış oldukları veya çalmış oldukları ne varsa payına düşenleri almıyor mu sanıyorsunuz? Dağıtılan yardımlardan tutunda, iş imkanlarına kadar, torpile kadar seçmenleri faydalanmıyor mu?

Hükümete ve seçtikleri yani ''millet''in tüm hırsızlıklarda, yağmada, yolsuzlukta payı vardır ve almaktadır.
AYRIM YAPMANIZA GEREK YOKTU. Kimse masum değil ve herkes her pisliği biliyor ve yolunu buluyor. AK MEKANİZMA böyle işiliyor. ''Milletten'' başlayarak tüm dişliler döndürüyor bu devranı... Birisini çekerseniz çark işlemez hale gelir...


**********

Kimseyi savunmak değil amacım;
CHP, ÖDP, DTP GİBİ PARTİLER BEDAVA SAĞLIK, ERZAK, YEMEK verirse hemen soruşturma açacaksın ama analarının sütü gibi ak olan partili başkanları yapınca tık yok.
Şimdi bizim belediye bu sabah erzak dağıttı, ihbar mı edelim. Ya bi'ton pislikleri var.
Ya şimdi;
Kürt belediye başkanlarına yapılan gözaltılara ne anlam vermeli; Tek anlam vermeli yerel seçimlere hazırlık. Çok kurnazlar çok.
Hocalarına af gelirken cezaevlerinde çürüyerek, kanserden, kansızlıktan ölenlere ne demeli; Zaman gazetesi gibi; Onlar zaten şu örgüttü, bu mörgüttü savunmasını yapalım.
Ya Müntaz' er efendi gibi Başbakanı koruyalım diye ''tüyü bitmemiş yetimin'' hakkı komu malıdır diyecez, devletin malı sonra bedavadan peşkeş çekilen tüm özelleştirmelere ses çıkarmayacağız...

***

son sözümü ilkveson arkadaşa; şimdiye kadar kim geldiyse birbirinden kötüydü ama hiç biri bunlar kadar gözümüze soka soka, yüzümüze baka baka bu kadar riyakar olmadı. Bunlar kadar keriz yerine koyan olmadı...

Sen ve milletin bunu hakediyor olabilirsiniz ama ben haketmiyorum; Kötünün iyisini yani.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Cum Eyl 19, 2008 7:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
BAŞBAKAN VAKIFBANK’I, VAKIFBANK DENİZ FENERİ’Nİ NEDEN SEVİYOR?


Almanya’daki Deniz Feneri davası sonuçlandı ve hakim şöyle söyledi: “Baş sorumlular Türkiye’de…”
Gazetelerde “Şimdi sıra Türkiye’de” başlığını attı.
Peki, ama işe nereden başlanacak?
Görevlendirilen savcılar var, İçişleri Bakanlığı’na düşen işler var filan ama devamından şüphe duymamak da elde değil.
Çünkü namazda gözü olanın kulağının da ezanda olması lazım. Ezanı duyan olacak mı; gerçekten şüpheli.
Sesin geldiği yerlerden biri Vakıfbank. Neden mi?
İki gün önce “Vakıfbank’ın Frankfurt Müdürü neden Ankara’ya çekildi” diye sorduk. Tabi bir yanıt alamadık. (İlgili yazıya http://www.odatv.com/index.php?id=13445 adresinden ulaşabilirsiniz.)
Hikayenin özü şu: Vakıfbank Frankfurt Şubesi, “gemi alması” için Deniz Feneri’ne “dolaylı olarak” 1.7 milyon euro kredi veriyor. Diğer taraftan “dolandırıcılık” “kara para” gibi suçlar isnat edilen eylemlerdeki milyonlarca euronun da bu şubeden geçtiği ortaya çıktı.
Deniz Feneri vakasında Vakıfbank’ın rolü çok önemli.
Bankanın Genel Müdürü Bilal Karaman’dır. Karaman, bu görevine Haziran 2005 yılında atanıyor. Atamada o dönemin ilgili bakanı Mehmet Ali Şahin’in pasif olduğunu, talimatın doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldiğini biliyoruz.
Peki, Karaman nereden geliyor? Baştan geriye doğru ilerleyelim.
Karaman, AKP'nin işbaşına gelmesiyle önce Halk Bankası İstanbul ve Trakya Bölge Koordinatörlüğü görevine getirildi, Mayıs 2004'te ise Vakıflar Bankası'nın yönetim üyeliğine atandı.
Peki ya öncesi?
Karaman 2002 yılında Vakıfbank’tan emekli oluyor. Son görev yeri Vakıfbank Valide Sultan Şubesi Müdürlüğü.
Valide Sultan Şubesi’nin özelliği ne?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı 30 küsur şirketin parası bu şubede tutuluyor. İSKİ, Kiptaş, İETT, Hamidiye Kaynak Suları, BİMTAŞ, Hazır Beton, Bimtaş başta olmak üzere şirketlerin mevduatı ve kredi hareketleri bu şubede gerçekleştiriliyor.
Bu durum Başbakan’ın Belediye Başkanlığı döneminde de böyleydi, Kadir Topbaş döneminde de böyle.
Yani Karaman, Başbakan için yed-i emin özelliği taşıyor.
Karaman’ın şubedeki selefi kimdi?
Maksut Serim.
Serim nerede?
Tayyip Erdoğan Başbakan olduğunda örtülü ödeneğin başına getiriliyor. Valide Sultan şubesinden Banka Genel Müdür Yardımcılığı’na kadar yükselen Serim, 1998 yılında kendi isteğiyle emekli oluyor.
Örtülü ödenek parası nerede tutuluyor?
Vakıfbank’ta.
Yani Serim de Karaman gibi son derece güvenilir bir kişi. En azından Başbakan böyle düşünüyor.
(Serim’in sahte diploma hikayeleri filan var ama şimdilik bir kenara koyalım.)
Gazeteciler Saygı Öztürk ve Sezai Şengün Temmuz 2003 tarihinde, Star gazetesinde önemli bir habere imza atıyorlar.
Eski İstanbul Valisi Erol Çakır Başbakanlık Makamına 9 Nisan 1999 tarihli ‘‘çok gizli'' damgalı bir yazı gönderiyor. Yazıda dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın belediyedeki paraları nasıl kullandığı şöyle anlatılıyor:
‘‘...Her ay yaklaşık 3–4 trilyona yakın paranın Fazilet Partisi'ne yakın firmalar tarafından havuz hesaplarına aktarıldığı, bu hesaplardan da adı geçen partinin kuryeleri vasıtasıyla partiye ve Recep Tayyip Erdoğan'a gittiği...''
‘‘...Paraların Vakıfbank'ta açılan bir hesapta toplandığı, buradan da denetimi imkansız kılmak için birçok hesapta dolaştırıldıktan sonra Fazilet Partisi'ne yakın firma ve şahıslara aktarıldığı, Akit, Yeni Şafak ve Kanal 7'ye devamlı kaynak aktarıldığı... büyük miktarlarda naylon fatura keserek karşılıksız trilyonlarca lirayı parti ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın mutemet (güvenilir) şahıslarına verdiği duyumları alınmıştır...''
Belediyenin parası Vakıfbank’ta.
Eski Belediye Başkanı Başbakanlık makamında.
Vakıfbank yöneticileri Başbakanın yanı başında.
Banka kaynakları da Deniz Feneri’nin arkasında.
Deniz Feneri ise Yeni Şafak ve Kanal 7’yi fonluyor.
Vakit’e ne düşüyor, henüz somut bilgi yok. Ama Vakit cansiperane Deniz Feneri’nin arkasında duruyor.
Daha biz ne söyleyelim?
İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının, yargının, yurttaşların vicdanını rahatlatmasını bekliyoruz.


Ahmet Erhan Çelik

Odatv.com

19 Eylül 2008
Başa dön
akide
Yeni Üye


Kayıt: Nov 01, 2007
Mesajlar: 40

MesajTarih: Cum Eyl 19, 2008 8:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Almanya Deniz Feneri e.V ile Türkiye Deniz Feneri nin isim benzerliği dışında en ufak bir bağlantısı yok. İsim konusunda da Alman Deniz Feneri e.V defalarca uyarılmış" ama bunu geçelim ne de olsa vurun abalıya...

Kurulduğu günden bu yana iç denetim ve kamu denetimleri yanında 2001 yılında İSO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ile çalışmakta iken, bununla yetinmeyerek 2004 yılından itibaren tüm mali tablolarımızı bağımsız denetim kuruluşlarına denetlenmekte olan bir kurum fakat bunu da geçelim...

"Deniz Feneri Derneği kendisine yasal yollarla gelen yardım parasını Türkiye veya dünyanın başka bir yerinden gelen herhangi bir fona uyguladığı prosedürü uygulamış ve kabul etmiştir. Almanya'daki Deniz Feneri derneğiyle hiçbir ilişkimiz olmadığı gibi, hiçbir organik veya yasal bağımız da yoktur. Derneğe yapılan suçlamalardan en büyük zararı bizler gördük. Yapılan bütün yayın ve haberlerde, bütün uyarılarımıza rağmen logo ve görüntülerimiz kasıtlı olarak kullanıldı" açıklamasının herhangi bir değeri yok amaca aykırı bunu da geçelim...

"Deniz Baykal… CHP lideri, bu olayı AK Parti'ye karşı siyasi bir linç kampanyasına dönüştürmek istemekte, siyaseten bu olaydan neler devşirebileceğini düşünerek, sapla samanı birbirine karıştırmaktadır. Baykal basın toplantısında diyor
ki, "Deniz Feneri, ne zaman çıkmıştır, nereden çıkmıştır? Deniz Feneri, Adalet ve Kalkınma Partisi ile ortaya çıkmış bir olay…" Peki gerçekte böyle mi? Deniz Feneri, 1996 yılındaki televizyon programının ardından 1998 yılında kurulmuş bir dernektir. AK Parti ise 2001 yılında kurulmuştur. Ayrıca Türkiye'de kurulan dernekle, Almanya'da ceza alan kuruluş organik bir bağa da sahip değildir. CHP'nin Almanya'daki derneği, Türkiye'dekiyle, onu da AK Parti ile organik bağ içinde göstermeye çalışması, tam anlamıyla bir çarpıtmadır.Deniz Feneri Türkiye'de 500 bin insana yardımda bulunuyor. Baykal, bu 500 bin kişinin AK Parti'ye oy verecek bir kitle olduğunu düşünüyor ve "yardımları kesersek, oy akışı da kesilir" diye hesap yapıyor." Lakin bu bakış açısının da bir ehemmiyeti yok, geçelim...


"Uluslararası bazı STK'lar… Türkiye'nin son dönemde yürüttüğü aktif dış politikaya paralel olarak, Türk sivil toplum örgütleri ve yardım kuruluşları da dünya genelinde etkinlik kazanmaya başladılar. Tsunamide, Pakistan depreminde, Darfur'da ve daha bir çok bölgede büyük bir başarıyla yürütülen yardım çalışmaları, uluslararası kuruluşları ciddi şekilde rahatsız etmeye başladı. Henüz Avrupalı vakıflar olay yerine gitmeden Türklerin yardımları afet bölgesine ulaşmıştır. Bunun doğurduğu rahatsızlık sadece STK zemininde değil, batılı bir çok ülkede hissedilmiştir. Neticede yardım faaliyetleri ülkelerin dış politikalarıyla ve uluslararası etkinlikleriyle birlikte değerlendirilmektedir". Amaaaaaaaan sende...


Yasin Doğan / Yeni Şafak'tan kısmen alıntılanmıştır.
Deniz Feneri resmi sitesinden beslenmiştir.
Arada kendi cümlelerimde var. Ortaya karışık yaptım. Yeni jurnallerde görüşmek dileği ile...
Başa dön
raptiye
Yeni Üye


Kayıt: Aug 09, 2008
Mesajlar: 28

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 8:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Fehmi Koru da olayı Alman Dış politikasının komplosuna getirip bağladı.
ister ulusalcı olsun ister muhafazakar, kuyruklar sıkışınca dış komplo-harici düşmanlar
başvurulacak en iyi enstrüman. iyi olursa bizden, kötü olursa almanlardan.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 10:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Deniz Feneri davasından gerçekten suçlular çıkar; en sıkısından ceza verilmesi gerekli. Ancak saf olmayalım; Deniz Feneri davası, Ergenekon'un, Doğan medyasının bir rövanşa çevirme isteğidir. Güç çatışmasından beri görmek mümkün değil. Bunun yanında, elbetteki Türkiye'de görece bir istikrarın, gelişmenin, iyi gitmenin faturasını kesmek isteyecek dışarıdan birileri her zaman olur; eksik olmaz da. Hatta başlı başına Pkk'nın bu faturadan beslendiğini bilmiyor muyuz? O halde dış güçler denklemin zaten hep içindedir.

Deniz Feneri oltadaki balıktır. Ancak engellenemeyeck. Nedir engellenemez olan şey: "Yurtta imparatorluk; cihanda imparatorluk!"
Başa dön
raptiye
Yeni Üye


Kayıt: Aug 09, 2008
Mesajlar: 28

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 11:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

deniz fenerini değil, deniz fenerini (ve geçmişteki benzerlerini) yaratan ortamı konuşmalı asıl.
yoksa deniz feneri üzerinden hükümete çullanmak da, deniz feneri hadisesini alman komplosuna bağlamak da aynı şey.
bu ülkenin organizasyonundaki bozuklukları konuşmadan parti ya da siyasetçi suçlamak/savunmak anlamsız.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 11:46 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bizim ülkede depremden ancak deprem olunca konuşulur.

Tarafların ne istediklerine ve ne yaptıklarına baktığımız zaman, maalesef kimsenin asıl meseleyle ilgilenmediğini görüyoruz.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 12:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Poe gibi gönüllü tebaa hazır olduktan sonra, ülkeyi imparator gibi yönetmek isteyenlerin olması normal. Sadece yurtta değil cihanda da imparatorluk isteniyorsa, yoksa Fettullah Gülen Tayyip Erdoğan'dan daha mı yakışır imparatorluğa?
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt Eyl 20, 2008 12:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Küçük insanların istekleri; büyük insanların hedefleri vardır. Bizim için imparatorluk bir istek değil, hedeftir. Bu yolda kişiler ve liderler gelip geçicidir.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
3. sayfa (Toplam 7 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke