İSTANBUL - Tuzla tersane işçileri ölmemek için, önlem alınmasını sağlamak için 16 Haziran’da meydanda toplandılar, 1 günlük uyarı grevi yaptılar. Sayıları 250-300’ü geçemedi. Kalabalığı işçilere destek için gelen aileleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve öğrenciler oluşturdu. İşverenlerin, greve katılımı engellemek için işçileri tehdit ettiği, sabah mesaisini her zamankinden erken başlattığı, saat 6’da kapıları kapattığı söylendi. İşçilerle konuştum. Belki yarın bir kaza da onların başına gelecek. Onları tanımış olmaktan, isimlerini öğrenmekten, ölümün kapıda beklediğini görmekten ürkerek sordum. İsimlerini söylediler, kaç yıldır bu işi yaptıklarını, her sabah aileleriyle “Akşam görüşürüz inşallah” diye vedalaştıklarını, çaresizliklerini, isyanlarını anlattılar. Ölüm kelimesi o kadar çok geçti ki, babasına destek için gelen 6 yaşındaki Yusuf İslam Ekin kendini tutamadı, “Benim babam ölmez ki!” dedi. Yusuf’un babası, diğer babalar, oğullar ölmesin diye aktarıyoruz.
Onlar adına bugüne kadar taşeronlar, tersane sahipleri, sendikalar, politikacılar çok konuştu. İşte can pazarında çalışan işçilerin anlattıkları:
Hakan Erdoğan (10 yıllık tersane işçisi):
ALLAH İNSANA KAÇ FİLTRE KOYMUŞTUR?
Hollanda’dan getirilen kumlama-boyama makinası için, “Bu Hollandalılar onlarca filtre koymuş, Allah insanı yaratırken kimbilir kaç tane filtre koymuştur” diyor, müdürümüz. Hollandalılar kullanma kılavuzuna “Makinenin filtresi üç ayda bir değiştirilir” yazmışsa, bizimkiler onu üç yılda bir değiştiriyor. Sabah ve akşam işe giriş ve çıkış saatlerinde tersanelerin önündeki meydanda işportacı tezgahlarında mevsimine göre kullanılmış baretler, kullanılmış ayakkabı, kullanılmış pantolonlar satılıyor. İşçiler de kendi güvenlik malzemelerini oradan ucuza alıyor.
Kamber Saygılı (Limter- İş Genel Sekreteri ve tersane işçisi):
İŞSİZLİK YA DA ÖLÜM ARASINDA TERCİH
Bazı tersaneler tamamen boş bugün. İşçi buraya gelmedi, ama işe de gitmedi. Kahveye gitti. Aslında işçiler 16 Haziran grevimize içten destek verdi ama tersane patronları, “Bu eylemler devam ederse tersanelerimiz kapanacak. Bu eyleme katılmayın, katılırsanız işe gelmeyin” dediler. İşçiler tehdit edildi. İşsiz kalmakla ölmek arasında bir tercih yaptırmak istiyorlar işçilere. Eylemlerimiz en azından işçi arkadaşlarımızın üzerindeki ölü toprağının atılmasını sağlayacak. Arkadaşlarımız örgütlü olmadıkları için tersane patronlarının tehditleri bizim çağrımızdan daha etkili oluyor tabii. Bu zamana kadar görmüş olduğumuz şey şu: Bizim her yaptığımız eylem polis kameraları tarafından çekiliyor ve tersane patronlarının önüne gidiyor. Bu da işçiler üzerinde işsiz kalma tehdidi yaratıyor.
Ercan Kılıç (7 yıllık tersane işçisi):
VİNCİN UCUNDA ASILI KALAN İŞÇİ
Ölüm olmaz diye birşey yok, ölüm olur. Ama burada adam ölüyor, diğer tarafta çalışma devam ediyor. Süleyman Tornak’ın ölümü bizim gözümüzün önünde oldu. Vincin diğer tarafları şimdi yapıldı, daha önce olsaydı bu kaza olmazdı belki. Yanımda çalışan adam denize düşüyor, kimsenin haberi olmuyor. O gece adam denizde kalıyor, ertesi gün taşeron sormuyor, “Bu adam neyin nesi, ben adamı bırakmadım, öğle yemeğine niye gelmedi?” diye merak edilmiyor. Adamı ertesi sabah saat onda denizden çıkarıp, vince asıyorlar. Savcı gelecek diye, sanki idam etmişler gibi, vincin ucunda asılı beklettiler. Böyle ölümlere karşıyız. Ölüm olur ama insanların ölümlerine daha saygılı olsunlar. O insanı vinçte asılı bırakmakla, savcıyı beklemenin ne alakası var?
17 yıldır her akşam eve dönebilmiş ama...
ÖLÜM BEDELİ EN ÇOK 67 MİLYAR
Buradaki insanların ölüm bedeli 67 milyar. Özel sigorta kurumları 67 milyar veriyor. 100 milyarı da tersaneler veriyor. Al parayı güle güle, kan paran bu kadar! Özel sigortalar 67 milyarı ödememiş olsaydı, taşeronlar 15 yıl çalışan işçi için 20-30 milyar veriyordu. Bir de ölen arkadaşların hanımlarına, “İyi usta değildi, acemiydi” diyorlar. Beğenmedikleri insanlar, 7 bin gros-tonluk gemileri yüzdürüyorlar. Tuvaleti, banyosu olmayan evlere yerleştirip, günde 25 milyon yevmiyeye “Hemşerim benim, canım benim” diyor. Adam tersane görmemiş, demir görmemiş. Gemiyi tahtadan sanıyor.
İŞÇİLER YORGUN, ÖLÜM KAÇINILMAZ
7 yıldır tersanelerin hemen hepsinde çalıştım. Şu an burada çalışan insanların hiçbirinin istirahat hakkı yok. Pazarı yok. İnsanlar dinlenemediği için bedenleri yorgun. Yorgun oldukları müddetçe bu ağır işkolunda ölümler, kazalar kaçınılmaz. Ben cumartesi-pazar dinlenebiliyorum. Benim gibi çalışan bu piyasada belki yüzde 20’yi geçmez. Benim patronum biraz daha iyi belki. Yüz patrondan on tanesi böyle çıkıyor. Ben eğitim aldım. Birkaç seminere katıldım. Ama işçiler yevmiye ile çalıştığı için seminere katıldığı zaman para kazanamıyor. Onun için seminerlere, eğitime gitmezler.
Hakan Bölün (3 yıllık tersane işçisi):
BİR GÜN BİZİM DE BAŞIMIZA GELECEK
Güvenlik dediğimiz, başımızda bir baret, yırtılmış halde ayakkabı, bir de tulum giyiyoruz. Vinçten malzeme kopabilir, düşebilir kafamıza, kullandığımız oksijen elimizde patlayabilir, bir sürü tehlike bekliyor bizi ama ailemizi de geçindirmek zorundayız. Dikkat ediyoruz kendimize, tehlikeli olaylara fazla girmiyoruz. Emniyet kemeri falan vermiyorlar. İşe başladığım ikinci ayda arkadaşım kaza geçirip öldü. İşverenler devletten gelen kurallar sonucu bizim maaşımızı düşürdüler. Birkaç yeni güvenlik gelmeye başladı ama piyasanın yüzde 60-70’i taşeron olduğu, denetleme de olmadığı için yine aynı kazalar olmaya devam ediyor. 700- 720 milyon alıyoruz. Daha fazla kazanmak için fazla mesai yapıyoruz, pazar günü de çalışıyoruz. Yoruluyoruz, zaman zaman tansiyonumuz düşüyor. Ölüm korkusu zaten var. Her gün çocuğumla, eşimle ölümü düşünüyoruz. Tersanede çalıştığımız sürece bir gün bizim başımıza da gelecek bu. Basit bir düşünceyle değil; kimle muhabbet etsek, ailemizle, yakınlarımızla hep bu konu ediliyor. Sesimizi çıkarmamaya, susmaya çalışıyoruz. Çünkü çalışmak, ailemizi geçindirmek zorundayız. Bir sendikaya üye olsak, bu işyerinden çıkınca başka bir işe giremiyoruz. Susmak zorunda kalıyoruz. Senelik izin yok, sigortayı 10-15 gün yapıyorlar. Sigortalarımız da asgari ücretten yatıyor.
Servet Ciğer (21 yıllık tersane işçisi):
Buradaki en önemli sorun, işçilere değer verilmemesi. İşçi her zaman alt sınıf. Çok ölümler gördüm. Şu anda 8 saat çalışıyorum. Asgari ücretten sigortamız yatıyor. Taşeron sistemiyle çalışıyoruz. Taşeron sisteminin kalkması lazım.
Hakan Erkonuk (8 yıllık tersane işçisi):
Aileyle anlaşıp işçinin ölümünü açıklanmayanlar da var.
Aziz Dallı (Tekstil işçisi):
(Tersane işçilerinin grevine destek için gelmiş) Çalışma Bakanı’na şunu sorun: Çalışma Bakanı, çalıştıranın bakanı mı, çalışanların bakanı mı?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız