Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Pts Hzr 16, 2008 7:19 am Mesaj konusu:
Amentu, senin veya benim doğru yanlış dememin bir anlamı yok. Savundukları dinin bir kuralları var. İmanın şartları var. Kelime-i Şehadet var. Din içinde yeri ve anlamı var. Sana bana göre değişmez onlar.
Bu vatandaş, başka bir şeyin savunuculuğunu yapsa bu sözüne çok kimse takılmayabilirdi. Ama, din'i kullanarak insanlara etki etmeye çalışıyor ise, o kitlelerin "bilerek" onların ardından gitmesi veya gitmemesi gerekiyor.
Dinin hükümleri, zamana mekana, adamına göre değişmez. Vardır veya yoktur. Fakat kelime uçlarından kimin, kime çalıştığı ortada.
"Ey inananlar! Size fasık (yoldan çıkmış) bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." Hucurat 6.
Size fasık diyemem sabritalat. Ancak fasıkların haberlerine riayet edecek kadar gözünüzün kararmış olduğunu görüyorum.
***
Said Nursi Hazretlerinin öyle bir sözü olduğunu hiç duymamıştım. Said Nursi Hazretlerini de ancak lisede öğrenmiştim. Sanıldığı gibi reklamla değil, böyle suçlamalarla. Arkadaşın saygı duyduğu ve tanıdığı emekli bir hakimi ziyaret etmiş, o da biz yeni nesil gençleri uyarmak istemiş ve Said Nursi gibi bir vatan haininin çevirdiği dolapları anlatmıştı. Ancak sezgi yoluyla biliyordum ki, muhakkak bir bit yeniği vardı bu işin içinde. Çünkü ben bir tane hocaya, alime şapka çıkartıldığını görmemiştim. Emekli hakimimiz de muhtemelen laikliğin yılmaz savuncusuydu. Herneyse... Said Nursi Hazretlerini ancak sağdan soldan kulaktan dolma fikirlerle öğrenecek, ve halkta tam tersine, müthiş bir saygıyla karşılandığına şahit olacaktım daha sonra. Sonra eserlerinden tanımaya da karar verdim ancak halen bunu yapabilmiş değilim tam anlamıyla. Okuma çalışmaların yarım kaldı. Okumalar yaparken de, eleştirel bir gözle okuma yapmaya çalışma içerisindeyim her zaman. Allah'ın dostu olması farklıdır, fikirlerindeki isabet oranı farklıdır.
Bütün bu uzun uzadıya açıklamalar, Said Nursi tartışmasının, bir vatandaştaki yansımasını gözler önüne sermek içindi. Gelelim mevzuuya.
Şimdi o Kastamonu Lahikası'nda söylenmiş olan sözü, en başta alıntıladığım ayetin gereği olarak araştırmak üstüme farzdı. Eğer arama motorlarında bir sonuç elde edemezsem, bu çok değerli ve büyük Allah dostunun kaynağına inecektim. Açıkçası böyle bir söz demiş olmasından korkuyordum. Muhakkak bütünden koparılmış, cımbızla alınmış ve anlamsallığından yalıtılmış olacağına da şüphem yoktu. Ancak yine de bu cımbızlanmamaya yol açmamak ta ilim adamlarının gayesi olmalıydı, öngörebilmeliydi.
Google'dan arama yaptım ve o sözün aynen bir çok sayfada tekrarlandığını gördüm. Sayfa adreslerine baktığımda, bunların daha çok sol ve ulusal yuvalar olduğunu da müşahade ettim. Veya bazıları da ırkçı yaklaşımlar; Said-i Kürdi lafzından anlaşıldığı gibi. Demek ki, o ana fay hattının diğer tarafına düşenler, bu sözü dört elle kendilerine bayrak yapmışlardı. Şu soru vardı içimde; "Hiç mi bir dini site, veya Nurcu site, bu söze karşılık vermiyor. Bu suskunluk yoksa bir zımni kabül mü?" Derken az sonra linkini vereceğim bir sitede bu sözün deşildiğini farkettim; o da Fethullah Gülen aleyhine çıkmış bir kitap eleştirisini yaparken bu söz mevzubahis olmuş. Satırlarından kendisi de anti Fethullahçı olduğu anlaşılan bu eleştiri sahibi, Said Nursi Hazretleri'nin de aynı kefeye konulmasından rahatsız olmuş ve şu açıklamalrı yapmış:
"...Önce, Sn Yümni Sezen'in, kitabının ilk sayfasına koyduğu ve pek çok hükmünü bunun üzerine kurduğu şu sözler, Bediüzzaman'a ait değildir.
"Birinci Dünya Savaşında, bizimle savaşmış da olsa, bir Hıristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükâfatı vardır."[1]
Hâlbuki o lahikada, böyle bir söz geçmediği gibi, tam aksine şunlar söylenmektedir: "İnsan şefkati, Rabbani merhametin bir cilvesi olduğundan (her mazluma ve mağdura acır) Ancak, ilahi Rahmetin derecesini aşmamak ve Rahmeten lil Alemin olan Hz. Peygamber Efendimizin şefkatini taşmamak gerekir.
Eğer aşsa ve taşsa, o duygu şefkat ve merhamet değil, bir nevi sapıklık alametidir.
"Bir ara, Harbi Umumi (1. Dünya savaşı) esnasında düşmanlarımızın ehl-i İslama ve özellikle masum çoluk çocuklarımıza yönelik zulüm ve katliamlarından dolayı ziyadesiyle üzüldüğüm bir sırada kalbime geldi ki:
O masum olarak katledilen (Müslümanlar ve çocukları) bir nevi şehit hükmüne geçiyorlar ve dünyaya karşılık ahireti kazanıyorlar...
Hatta (düşmanların hücumuna uğrayan ehli İslam içindeki) mazlum ve masum insanı, kafir bile olsa (bu musibet ve mağduriyetlere karşılık) ahirette umulur ki ilahi rahmet hazinesinden kendilerine bir mükafat vardır..."[2]
Şimdi Üstad Saidi Nursi'nin bu tespitleriyle, Yümni Sezen'in kitabının başına yerleştirdiği ve Bediüzzaman'a ait olduğunu iddia ettiği sözlerin herhangi bir ilgisi ve benzerliği var mıdır? Bir gerçeği bu denli çarpıtmak eğer bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, mutlaka bir art niyet taşımaktadır. ...
Kastamonu Lahikası 45'in konuyla alakalı bölümünü yazar böylece sayfaya taşımış.
İşte ideolojik gözü dönmüşlüğün, nasıl iftira ve çarpıtmalar içinde olduğunu, müntesiplerinin de nasıl bunlara dört elle sarıldığını malesef görmüş oluyoruz. Bizlerin uyanık olması gereken de, her türlü eğri bilginin internet yoluyla yayılması, kirliliğe yol açması ve insanları zehirlemesidir. Bu sayede gördük ki, bir iftira, bir yalan nasıl doğru imişcesine ezbere alıntılanıyor ve her yere kanalize edilebiliyor. Artık ilk kaynağı da önemli değil üstelik, alıntılanan yer doğru kabül ediliyor.
Diğer konulara ilerde değineceğim.
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Sal Hzr 17, 2008 12:27 pm Mesaj konusu:
Poe,
Fasık da diyebilirsiniz. Fakat bid'at içinde olanları görmeyen gözlerin, "fasık" demeleri veya dememeleri önemli değildir. Etek öpmeye hayır diyemediniz. Onlar din dışıdır diyemediiz. Cemaatin faiz dönüşünü veya Bosna paralarının akibeti konusunda, din hükümleri ışığında yorum yapamadınız.
Poe,
Dikkat edniz. Elinize aldığınız ayet ile, karşınızın dilini kesmeye niyetlisiniz. Ayetler önemlidir. Öyle uluorta herkesin eline alacağı şeyler değildir. Dikkat ediniz, eliniz yanabilir.
Yazınızda, dikkat çeken bir nokta, solcu ve ulusal "yuvalar" ifadeniz. Kendi gösterdiğiniz kaynağı beğendiğinize göre, hangi yuvadan olduğunuz da ortaya çıkıyor.
Yümni Sezen'i de araştırın bakalım. Nasıl biridir? İlmi erkanı nedir? Cevabı olan, onu mahkemeye verip, rezil ederdi.
Cemaat peşinde (ve sanırım emrinde) olan birinden başka yorum beklemek yanlış olur. Peygamberini kabul etmeyen kişilerle diyalog nasıl oluyor? Dinlerin mi kişilerin mi diyalogu vardır? Bu kişiler hangi sıfatla bu görevi üstlenmişlerdir?
Sanırım bam noktasına basmışız. Sorun cübbeli değil, Said imiş.
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Çrş Hzr 18, 2008 11:01 am Mesaj konusu:
Mavilale, konuya pozitif yaklaştın. Eksikleri var, ama genel olarak yaklaşım doğru.
Bir kere, tarikatların söylemlerinin (belki de misyonlarının) tamamlanmış olması gerçeği var. Bu eğitim ve iletişim seviyesinin artması ile geçerli. İnsanları inandırmak için eskisinden çok bilgiye ihtiyaç var. "Bulutların arasından çıkan ermiş kişilerin gücüyle kazanılan savaşlar" inandırıcılığını gittikçe kaybediyor.
Cemaat ise, siyasi bağlama dönemediği sürece bir kaynaşma aracı olabilir. Ama dönmediği sürece.
Ne yazık ki; ülkemizde kendi sınırlarımızı aşmakta çok becerikliyiz. Bize tanımlı alanın dışına egolarımız bizleri taşırıyor. Geçen gün okudum İstanbul Ticaret Odası Yozgat'ta okul yaptıracakmış, görev alanı dışında diye uyarı alınca, yöneticileri veryansın etmiş "vay efendim eğitim için"". Adı üstünde İstanbul ticaret Odası, İstanbul'dan topladığı ve gereksiz olduğu bariz paralarla, başka yere yardım ediyor. Sen benim paramla nereye yardım edersin be arkadaşım? Burada blmem kaç milyon esnaf, tüccarın hakkı yok mu? İyilik yapacaksam üyeler kendisi yapar. Bir kişi kabul etmese milyon kişiden o hak yemeye girer. İslam bu kadar incedir. Kuruşunu görev alanın dışına nasıl çıkarırsın? Uzatmayayım.
Cemaat, siyasi bir örgütlenme yapmaya başladı ise, artık din'i siyasetine alet ediyor veya siyasetini dinle yapıyor konumuna düşebilir. Bu ise, ifade ettiğin gibi "fitne"dir. Gün gelir bir siyasetçi seçim öncesi söyler "Müslüman sayımı yapıyoruz". Oy vermeyenler kimdir? Müslüman değildir. Pekiyi müslüman olan birine müslüman değilsin "kafir, münafık, fasıksın" demenin karşılığı nedir? Açıklamaya gerek yok sanırım.
Her zaman tartışırım. Torpille işe girmek, adam kayırmak, makam dağıtımını torpille yapmak, karşı görüşteki kişiyi sürmek veya gereksiz yere mahkemelere vermek, "hak" yemek değil midir? Şu anda, bu tarz örgütlenenler, din adına dine karşı gelmiyorlar mı? Kul hakkını yiyen, büyük günah işlediğinin farkında mı?
Mavilale, bunlar düşünülecek noktalardır. Kalpler kırlmasın diyerek konuşmazsak, kalp kırılmasının ötesi olmaz mı? Çocuğun hastalansa, acı çekecek diye iğne vuracak doktora karşı çıkıp, hastalığı ile kalmasını mı tercih edersin?
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Çrş Hzr 18, 2008 10:07 pm Mesaj konusu:
Poe,
Kutsal emek siyasete alet edilmiyor. Görünen manzara, kutsal emeğin siyasete kurban ediliyor şeklinde. Sanırım onca soruya vereceğin cevap bu kadardı.
Bodosalbatros,
Haklısın. Duru bir derleme ve yorumun var. Fakat söylediğin kirden kurtuluş, yeni kirlerle kaplanmayı getirebilir. Aynı bir boyanın, başka bir boya ile üstünün kaplanması gibi. Fakat olsa da risk, olsa da bir bedel ödemek, yaşanmalı.
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Çrş Hzr 18, 2008 11:03 pm Mesaj konusu:
Bodosalbatros,
Alıntı:
sabritalat'ın hangi şehirlerde bulunup, nelere nasıl karşı durduğunun da kişisel tercihi olması ve bizi hiç ilgilendirmemesi gibi...
demiştiniz. Tanımadığınız bir kişi için şimdi de,
Alıntı:
...kendimizden başlayalım o zaman...
diyorsunuz.
Ne yaptığımı ve nasıl yaşadığımı bilmeden "yapalım" diye değil de "yapıyorum" veya "yapacağım" demeniz icap ederdi sanırım. Bize kendimizi görmemizi salık verirken, eyleme "haydi hep beraber" mantığı ile davranıyorsunuz.
Zaten çoğu zaman, insanların inandırıcılığını yok eden de bu yaklaşımlar. Salkım talkım meselesi. Nasihatı kalabalığa "yapalım edelim diye verirler"....
Sizin yapmadığınızı ima etmiyorum, çünkü tanımıyorum. Ama bireyselden başlamasını söylediğiniz temizliği yine kitleselleştirmeniz, söylem eylem tutarsızlığı olabilir mi?
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 145 Nereden: başlamalı?
Tarih: Prş Hzr 19, 2008 8:05 am Mesaj konusu:
Bodosalbadros,
Zaten, ilk yazında, kimsenin mücadelesinin seni ilgilendirmediğini söylerken o anlaşılıyordu. Kendini katmadığın. Ama, orada yapalım edelim deyince, anlaşılan dil'in azizliğine uğradık. Türkçe bir anlatım/anlama bozukluğunu İngilizce'ye göre anlatmana gerek yoktu. O kadar anlayışsız değiliz
Hayallerinize muhteşem derseniz, hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz artar, veya muhteşem üstü hayal olamayacağına göre, daha güzelini hayal etmeyebilirsiniz. Sanırım, ironik bir anlamda kullandınız.
Mavilale,
Konuları yerinde çözmeli. "İngiliz Casusları'nın şeyhülislam kılığına girip casusuluk yapması" hadisesi yok. Ama casusların şeyhülislamlığa atanması veya bazı şeyhlerin İngiltere hesabına, menfaat temelli çalışması söz konusu. Burada, Poe alınacak ama, ABD'de konuşlanan cemaat liderinin cemaati ve oluşumunu da gözden kaçırmamalı.
Casus dediğin alenen ortada olan ve ifşa edilen değildir. Bazen sırtını yasladığın kişidir. Zan yok ortada. Bunu Rusya yasaklayarak, gösterdi. Keşke, bizim hesabımıza çalışırken yasaklansaydı. Ama gerçekler çok farklı.
Harp tekniği demişsin. Haklısın, o "şehir gerillasının" taktiği derler ya. Söylemlerine dikkat et, bazı cümlelerinin sonunda, gaza gelen kişiler, üstüne bomba yükleyip kendine patlatabilir. En iyisi sakin olmak. Öfkeye dönüşmemeli. Peygamber, sevgi yolunu öneriyor.
Dini özgürlükleri savunuyorum. Ama yaşanan süreci, kulun kula kul olması şeklinde görmem, karşı çıkmamı gerektiriyor. Gayet tabii, bunlar Bodosalbatros'u ilgilendirmiyor. Kendime dönmem mi? kendimde olmam mı önemli? Aklı başkasının, aklından gelen komutlara göre (karar veren diyemiyeceğim) yönetilen kişilerin "kendisine dönmesi" mücadelem. Ukalalık olmaz ise; ben kendimdeyim diyeceğim ya, şu sanal alemde, bu tarz iddiaların, ne ispatı var, ne de gereği.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız