kalktı oturmaktan yorgun fikir ayyuka
sustu konuşmaktan bıkan bilgeler
daha bir derinlik çöktü köşedeki mahkumun gözlerine
daha bi hicran
daha bir hınçla sıktı elinde yarinden kalan kir pas değmemiş mendili
gözlerinde biriktirdiği hicranı şerefle içen mert bir süvari
eskilerden kalan, yenilikçi müsveddelerinin mahkumu
daha bir garez yutma/sabır taşı çatlatma merasimi
hayalleride olmasa akıl karı değildir burda duruşu
akıllara ziyan zindan ziyaretleri
kırbaç değmemiş tek yeri avcu kadar yüreğidir
soğuk havalandırma nöbetlerinde ellerini ısıttığı
avcuna alıpta hayal ettiği deniz aşırı memleketi
denizlerin sert poyrazlarına teslimdir sahil şeridleri
Lâlelerin diyarından bulunmaz artık bir esinti
yıkkın balıkçı teknelerindeki martı ötüşlerine eş şen şakraklık hali
yoktur memleketin gayri
memlekette cenaze merasimi tertiplemek yasaklanmıştır
hatta ölmek!
şiddetle cezaya tabi tutulmaktadır
şimdi doğduğun topraklara sırt üstü uzanıp
mehtap yaratıp narin kirpiklerinin melteminde puslu gözlerine
bir memleket hayali kondurup
cigaraya dokunmadan
usul usul kendi özünde yanarak
kibrit kavı kadar kükürtlü bu coğrafyada uyumak lazımdır
uyananların uyanmış dev tarafından afiyet edildiği bir sofrada
meze salyasında kurban boğumu seramonilerde
tek atımlık barutunu kendı kafasına sıkamayan sefillerin
uykudakilere nazaran daha bi ahmak sayıldığı bu koğuş
derin bir düş yeridir
gözleri derinden kurtulan yiğit bir küfür sallar ıslıkvari havaya
okkalı bir tükürük haysiyet fukarasının yüzüne
gözleri kan çanağı
gönlü paramparça
memleket çok uzaklarda
kuzgunların leşe çöktüğü memleket
devletten sıhhatin gittiği/sıhhatin devlet sayılmadığı memleket
çok uzaklarda...
misketsiz bir çocukluktu işte
dolu dizgin yoksunluk
hepi topu ağustos gecelerindeki cırcır böcekleri
hepi topu bi avuç hülya
tepelerden mavi yeşil ovalara salınan
dizleri hicran izli delik pantolonların bacağında
saplı kalırdı her daim bir kasatura
hep yek mi çıkmıştı nedir
hep bir tekme izi sırtında
kaybede kaybede büyüyen bir çocuk
kah yazı kah tura
tekmelerken anasının karnında bu zalim dünyayı
hınç alırcasınaydı adeta tavırları
kim bilebilirdiki bu çocuk
büyük bir dahi ve hem bela olacaktı
halbuki oda bizimle "bela" demişti yokluğun var ediliş sahnesinde
"bilakis sensin Rabbimiz" diyende oydu
şimdi bir girdap misali yurdun çölünde
tozu dumana katan bir çocukluk işte
katıla katıla ağlayışların tuzlu gözyaşı seremonisi
hazır kıta birlikler geri hizmetler lojistik unsurlar
kahraman bir fedayi meydanların meydanında
aşk harmanında hasat edilmiş bir yiğit
bire bin veren tarlalardan
tutuk bir çocukluk var sayıyorum işte
her şeyi avuç içi büyüklüğünde kalbinde besleyen
avcuna aldığı ürkek serçenin kalp atışlarına
titrek kanatlarının hüzzam tegannisine aşina bir çift kulak
büyümeyi arzu etmekten başka dua düşüremediği kara kuru iki el
ve oluk oluk yaş akıtan gözler
dedikya her biri hazır olda bekleyen nefer
yitik bir ülke gibiydi bu çocuk
kara gözleri karanlık vadilerin muştusunu bildiren
bir yer var bildiğim
gam kasavet nedir bilinmez
ne varsa mal mülk sattıran
ve mülkünden parsel parsel ihtişam dağıtan
müşfikliğine müşfik ama dedikya sefil bir çocukluğun izleri
bıçak bıçak böğründe
safra kesesi açlık nöbetlerine alışkın
ayakları tam aksine çevik
yırtıcı bir aslan belkide börteçine
biliyor ki ataları at sürmüş çine maçine
ne vakit ki gömüldü kendi içine
dili tutuk nabzı tekler
kesik kesik alır nefesi
azraile merhaba der bu çocuk
gözü yumuk kalbi selim
yurdu ise delik deşik
rahminde güneşi taşıdığı için
seviyorum geceyi
her sabah "vira bismillah" deyişimin dinamosu
gece güç verir nan gibi
gece ab-ı hayat,kan gibi
gece günahlarıma bir sünger
gece oldumu adam yoldaşını bile yer
gece kadar kara gözlerimle
içirdiğim şarabın etkisi
şafakla beraber sona erer
gece az şekerli demli bir çay
demli çayla içilen enfes bir kitap
satır araları gece kadar koyu çizilmiş
mühim ibaresi kıvrılır sayfa kenarlarında
kıyısında dolaşırken gecenin ben
gece alırda koynuna
fısıltısı ayyuka çıkarsa zihnimin arşında
güzel gözlü sevdiğim düşerse yadıma
cigara ve efkar hak getire
yanar üsküdar kadar masum ciğerlerim
yanar cumbalarda "katibim'i" terennüm eden cariyeler
geceyi bindirsen üstüme
sırtımda hayatın ağırlığı
yürütsen beni kaftanımla caddelerde
"gececi" "gececi" nidalarıyla nefis öldürme talimleri
gecem kadar karadır kızıl korları yüreğimin gayri
ne köy olur ne kasaba bu köhne âdemî'den
bir tenhada terk edilmek farzı ayn'dır zatıma
zatı şahane'nin yattığı bu şehrin
berduşhaneleri bile minnete gark eder beni
gece
seni ele verir hamuşan'da bir kahbe
hamuşan'ı haketmeyecek kadar diri bir çirkeflik
zift akar salya niyetine ağızdan
geceyi utandırır bu zifiri karanlık
kara gözlülere bi hıçkırık tufanı müpteladır
ağla sızla
akıt içindeki geceye
gece ki kendinden eksilmez sana satsa karanlığı
gece ki aydınlanır sanma nur yüzlülerin hürmetine
gecenin vazifesi
şafak vakti kıpkızıl doğacak olan güneşi emzirmek
şefkatten buharlaşan seher çiseleri
alnından damlayan terler
toprak ana bereket bulur
merhametiyle muamele ederde Yezdân
bereket bulan toprak bire bin verir
gece bitende alaca şafakta
kıbleye duran mü'miminler kadar duru bir alınla
ayağa bir yiğit kalkar
elinde kılıç
safrasında hasret
geceden kalma hüzzam
gündüzle gelen umut
yalın kılıç adalet dağıtan yiğit
korkmaz geceden ürktüğü kadar düşmandan
gece bastıranda ondan kaplar ortalığı bir sükut
gece kadar sevgisiz bir sevgili
gerce kadar muğlak dimağlar
geceye hasret sinelerde
her daim bir yanılgı bekler
habersizce...
"yol üzerinde karşılaşmak zarureti duyduğuma ithafen..."
Hararetten çatlayan bir coğrafyanın çocuğu doğurmuş beni, hararetli bir iklimde,tarla başında!
Gülmüş,kargaları bile,keklik kokusundan mahrum dağların, yeni doğmuş cesedimin görünüşündeki komikliğe!
"Tufandan kurtulana bak hele!" demiş ekabir tayfası!
sessiz sedasız bir hıçkırık olmuşum hayatın gırtlağında,
yol boyu kavak ağaçları ağlamış yalnız bırakılışıma...
boyun bükmez selviler arzı endam ededursunlar
kıvrım kıvrım yollar inatçıdır bilirim,
büküldü ipliğim yollarca,tam darağacına gerimlik!
tufandan sonra doğurmuş anacığım beni,
benden evvel sert kışları varmış mert dünyanın!
kara karıncayı kara taşta karanlık gecede gören Rabbim
kara bir dünya ikram eylemiş bana
aydınlığın boğazına yapışayım diye istemiştir bunu elbet
ama ana yüreği dayanamamış
erken tüketmiş yolunu
meğer hayat dedikleri bi cigara içimlik yolmuş!
ıslığım erişirmi bilmem eyvanlarına yârimin
naatımı yazdığım sayfalar gözlerimin yaşına küskün
solgun haritalarda rota şaşması yaşıyorum anbean
sen ey yalnızların ve kalabalık olanların Rabbi
lacivert çarşafta şeffaf dilekçeler sunuyorum sana
kuzeyi gösteren yıldızını bulutlandırma
ben çorak coğrafyaların çocuğuyum
beni bollukla cezalandırma!
med-cezirli ifadelerim var kalemimle aramda sır
çözülmez sanırdım bu esrar aradan geçsede on bin asır
ben kaldırımlara razıyım,senin olsun boğaz manzarasına satılan kasır
ve beklenen an gelir,
kalkar aradan perdesi esrarın,ifşa olur her sır
kafiyelerle arası bozuk bir kargadır fikrim,
cırtlak bet sesiyle vazifesini ifa ederken,
ayağına takılan taşlara hayıflanadursun eksik akıl,
yolun uzunluğunu keşfe çıkar bir bir martı,
kıvılcım gibi bir şakırtıdır gökte duyulan
yoksa gelen o beklenen midir?
hayır bu kadar zamansız olmamalıydı
daha mevsim baharı devirmemişti dere boyuna
kuzuların sessizliği bozmuştu oyunu
oyun bozan hayat olurya bazan
bazanda hayatı bozan oyunlara kalkışır insan!
nisyandaya her zaman insan,
hatırlatan bir ruh bulur hep başucunda,
"elestü bi-Rabbikûm" diyen kimdi ey ademin sütü sulanmış oğlu!
ahde vefa tozlu raflar sakini oldu olalı "belâ" demez oldun farket!
belalar neden sanırsın!
doğduğun çorak topraklara yemin edene bak!
yola düş diyene bak!
kalplerin içini bileni unutturan herşeye yandaş mı oldun,
sefaleti dahi kıt-kanaat yaşatana,zehri bal diye yutturana,
kanı kanla yıkayana...
yolların ahengiyle yoldum saçlarımı,
düzensiz cümleler çıkartıyorum patikalardan
yokuş yukarı tık nefes kalıyor fetvalarım
hey zalim yolcu
bayırdan yuvarla kendini artık
senin tozların genizimizi yakıyor!
önde olmakla öncü olmak başkaymış anladım
zulm ile abad olanın sonu berbad olmakmış anladım
şöhret!
senden büyük afet yok bildim bunu!
bildim yoluma karaçalı koyanı
bildim bilmediklerimi
bildim seni ey yolcu
sen bu kervansarayda ne lüzumsuz bi eşgalsin
ey yolcu sen ne işle iştigalsin?
çatlak sesler uğulduyor çatı katında
baykuşalr muhtıra yayınlıyor yerdeki aslanlara
yerden bir buhar yükseliyor
ab-ı hayat dedikleri dahi terk-i diyar ediyor
vakit tamam oluyor ey yolcu
cigaranın fitili parmaklarını yakıyor!
ama heyhat!
yolun sonu görünmüyor
oyalandın demek fazlaca!
oyaladı seni şairlerin düzmece şiirleri
kafatasın evham çanağı
cadıların kazanında kaynayan beyin
yetim kaldı ceketi ahmet beyin
adamsız elbiselere inat
çıplak doğar her yiğit
kamçısı şaklar hayatın,çıplak bedende
borçlu doğdun,gamlı yaşadın,yıkkın öleceksin der her nara
külhanbeyi sokaklar çetrefil kılar yolları
sanma her yer londra asfaltı!
dur yolcu nefesim tükendi
dur yoksa yıkılacak dünya başıma
medet umma çakıl taşlarından
dizlerinden akıtamazsın bunca kiri
bir hançer gerek kalbi yarmak için
hançereni yırtarcasına bağırdığın vakit masumsun
bu yüzden çığlık çığlığadır her bebek!
dur yolcu özrün kabahatinden küçük
daha cüsseli küfürler sıralamalısın gelmişe geçmişe
sığ sular sana göre değil
derin çöllere vurdun mu kendini
yolsuz kumlara yol götüren iktidar
kum döken böbreklere benzer ancak
sancı üstüne sancı çeker seni doğuran ana
dur yolcu!
ateş eder yoksa mavzerim
dur yolcu!
saçmalarım deşer böğrünü acımasızca
dur yolcu ben kimim?
parolasını de hele hayatın?
fısıldama,haykır,"Allah bir" de!
sen bu birlikte neden yoksun ey yolcu?
yolcu durma!
yolun uzun..
yolcu devam et
doğru olan tek şey var; "yoldasın!"
durma yolcu hala bana çok uzaksın!
...
Mavi bir uçurtma ,ipi alabildiğince uzun,gök yüzü kadar mavi ama...
ipi sıkı sıkıya elimde,yetmedi birde belime doladım,makara yerde,lazım oldukça çekiyorum makaradan,bir tutam daha ipi salıyorum gök yüzüne...
ışıl ışıl gözlerim var,berrak mı berrak,umut doluyum,bıçkın bir delikanlı olacağımın sinyallerini veriyorum çevremdekilere...
hayat salıncağımın cıtkırıldım evrelerini sallandırıyorum şimdilerde gök yüzüne
ama elbet büyüyeceğim
elbet bende büyüyecek ve yetişkin olacağım...
merakla bekliyorum
gelecekteki dünyamda beni bekliyor!
bekleşiyoruz beraber!
ben beni neyin beklediğini şimdilerde pek umursamıyorum.
elimde mavi uçurtmamım ipi...
dünyada bekliyor dedikya,evet bekliyor,çatlak toprakların bir damla suyu hasret edişleri gibi bi hasretle,
yangına verilmiş bir üsküdar sırtı cumbalısının tulumbacıların yolunu gözleyişi gibi...
hep su üzerine beklentileri var dünyanın benden!
annem âmâ olmuş ağlamaktan, yetmemiş,sıra sende diyor ekabir tayfa,çabuk büyü,
olgun gözyaşların lazım bize!
habersizim,masumum,mavi uçurtmam salınıyor gökte...
büyüyorum kendimden habersiz,büyüyorum uçurtmamdan habersiz,
büyüyorum,ekabir adamların dört gözüde bende!
ağrısız sızısız bir dünya umuyorum, doğum sancılarını hatırladıkça anamın, ben dünyaya gelirken
hıçkırıksız bi dünya umuyorum,kıçımdaki ilk şaplağın kızarıklığını gördükçe
haysiyetli bi dünya hayal ediyorum Fatihi zehirleyen kahve fincanında kalan telveleri seyrederken!
düşüncelerim kadar uzun ipi olsa keşke uçurtmamın!
ve rüzgar hep istediğim kıvamda esse keşke...
çocukça düşler işte!
ağlatmaktan bahsederken kurduğum düşlere bak
ağlatmak evet,kana bulanmış hıçkırıklarla ağlamak,
kana kana ağlayabilseydim keşke anacığımın dizinde diye diye ağlamak!
gök yüzü kadar mavi uçurtmam karanlık dünyamıza inmek istemiyor
aid olduğu coğrafyaların özlemi var ondada
bende olduğu kadar!
sağlı sollu kamelyaların,hanımellerinin kokusunu yoldaş ederek yürüdüğüm yollarım vardı rüyalarımda,
pembesi, beyazı,her şeyin en masumu,
en çok hoşuma gidende gök yüzüne saldığım mavi uçurtmamdı..
minare boyu yükselttim diye akranlarım arasında övünç sebebim olan!
minarelerimin boyu kısaldı artık,
hüzzam makamında okunuyor tüm ezanlar!
içi boş cübbelerin imametine emanet kürsüler,mihraplar!
uçurtmamın ipiyle boğabilsem keşke küfre çanak tutanları,
yada gözyaşımla!
evet evet daha muteber olanla yapmalıyım bu ulvi vazifeyi,
hıçkırıklarımın önüne katıpta,çağlamalıyım,dizgin tanımaz şattül arab misali
köküne kibrit suyu döke döke göz kapaklarımın
kükürt dioksitli yağmurlar yağdırmalıyım...
"annem beni yetiştirdi,bu vatana yolladı,al sancağı teslim etti,Allah'a ısmarladı" mısraları dilimde nakarat
al sancağı,ver parayı diyen ciğersizlerin kalplerine ürperti sala sala yürümeliyim,
korkudan ölecekmiş gibi olmalı beni gören vatanmenkul pazarı esnafı!
güzel günlerin hülyalarına dala dala salındırmalıyım uçurtmamı,
ipimin yettiği yere kadar...
uç sevgili uçurtma,mavi ve berrak...
büyü sevgili çocuk,
büyü...
Yedi tepeli şehir...
Yedi ayrı yerinde cinayet saklayan eli kanlı şehir!
Gece yarısı ayrıldım,anamın sıcak kollarından...
Üşüyerek adımlıyorum,sana açılan yolları,
Korkarak alıyorum mülteci nefeslerimi!
Canımı yokluğunla yakıyordun önce.
Şimdi varsın ama yine çok yakıyorsun!
Rabbimin cehenneminden bir parçasın sanki ey koca istanbul!
Yok cebimde üç kuruşum...
Yok senden daha güzel sevdiğim...
Yalnızım!
....
Âh'sız demde,Âhı düşleyerek...
Âh sevgili yâdigârım,bahtsız tayfam..
Âhın götürür hâlâ bu gemiyi sürükleyerek!
Âh'ın bende emânet,paslı,küflü,akmaz bir yara..
Âh ne gün kararacak,yazınla,bomboş sayfam?
Âh kaç gece oydu gözlerini bakışım,gel diyerek!
Âh'ın bir kara delik,baksanda görünmez,ne ak ne kara..
Şimdi sıra vâhında,sonra belki tüh gelir,
Tükürdükçe bu ciğerden,sen boyalı kan gelir..
Alfabetik düzlemler,bu deliye vız gelir..
Ne kadar tatlı aksada,gözyaşımdan tuz gelir!
Deler değdiği yeri,bu delikten âh gelir..
Âhına müptelalıksa kader,aciz elden ne gelir!
...
Elif geçti kapılardan etti yeminini...
Elif, siler, cildimi tahriş eden, ikindi terini
Elif!
Gidersen kim doldurur yerini!
Elifimin eline dokunmadı nâmahrem eli
Elifimin savurur saçlarını seher yeli
Elifimin dökülür yüzüne zülfünün teli
Elifim ne olur bakma giderken geri
Elifi görsen dersin açmamış tomurcuk
Elifimin yüzünde çocuksu bir gülücük
Elifim ölüm yakın hayat kısacık
Elif kıpkızıl yatar alnından akan kan sıcacık
Elif!
Hani emmin sana düğün kuracaktı
İlme olan iştahın sinende tütecekti
Benden evvel sana kimler kucak açtı
Elifim korkarım bu son trendir kaçtı
Söyle Elif sen giderken saat kaçtı?
karanlığa çalınan ıslıkların şiiridir en çok beni etkileyen
boş tren garlarında berduşane söylenen
notası şaşmış şarkıların deposunda gizlenir kelimelerim
ne zaman kaleme gitse yosunlaşmış ellerim
dur yolcu nidasıyla irkilir, iliklerime kadar titrerim
beni sessiz sakinliğimle başbaşa bırakanlara
acı mersiyeler düzsem derim bazan
bazan bulanık sularda yüzsem
ne vakit nerdeyim ben desem
bir gökgürültüsüyle gelirim kendime
bir çarpışma izlerim gökte
bereketten uzak yıldırımların vurgunu meşe gibi
yıkılırım ekseri hayatın ortasına
ortadan esamesi silinir yokluğumun
tuz biber olur ismimin baş harfindeki mahzunluk
esaretimin kalan kısmına
kalmayan mirasımın tarumarcısı mirasçılarım
üşüşürler akbaba gibi beynimin içindekilere
pıhtılaşmış fikirlerimi yer acemi çaylaklar
kemiksiz bir omurgada yaşadık yıllar yılı
kireçlenmiş eklemlerin gıcırtısıdır bu inilti
koyun misali her uzvum
baştakiler ne derse
koştururum oraya
kalbin hüznü şiirlerde tozlandı
tozlu şiir kitapları minik kurtçuklara ziyafet
yangınlarında üsküdarın
istanbulun esrarı
boydan boya vücüdta var bir zafiyet
garipliğine sığınır herkes bu garip dinin
sorarlar şeytanada
bre yok mu senin imamın dinin
amil olamadıktan sonra kime faydası var ilmin
kafiyelere dahi sığmaz bu mana
kifayesiz kelimeler mirasımdır sana
en afilli cümlelerde bi gün sigaya çekilir
bu hiza bozulmaz
sadece rahat ve hazırol denir
kalktıysa hafiflikten iyi defter havaya
uydun demektir nefsindeki hevaya
şimdi azaba düçar vaktidir
arınabilirsen arın artık cürümlerinden
düştün işte Rahmet Peygamberinin gözünden
artık allamede olsan kar etmez
senin ciğerini aç köpekler dahi yemez
sonu olmayan yolların adamı heey
uzadıkça uzar lüzumsuz lafların ucu
hangi kedinin oyuncağıdır bu yumağın ucu
lisan öğrenildi vak vaktan
seherlere mahpus bülbüllerin figanı
güller kokusuz satılır taksim meydanında
çingenelerin ısrarı kanatır yaralarımı
hey ahmak balık kavağa çıktı işte
daha ne beklersin bundan sonrası tufan
bundan sonrası zemheri
dengim değilsen uzaklaş
sendeyim dedinse gel beri.
...
Dua bir bebeğin çığlığıdır.
“karnım acıktı Rabbim” deyiş şeklidir bir bebekte çığlık,
kafilelerce meleği hazırolda tutar bir bebeğin duası.
Her an tetikte,gözleri minik ademin ağzında…
Bir hıçkırıkla açılır anne göğsünün damarları
her hıçkırık bir meleğin kollarında taşınır annenin kulağına.
Dua bir anne merhametidir.
Her figanı yavrusunun,can koparır canından.
Dua canı feda etmeyi göze almaktır anne dilinde
Kartal kanadı takmaktır,yırtıcılığıyla bakıp cihana,müşfik halini ancak sergi etmektir evladına.
Dua sevgisini süte katıp doyurabilmektir yavrusunu anne yüreğinde.
Bir damlaya bin şifa vermesini Rabbin murad etmektir…
Dua bir baba tedirginliğidir.
Kırmızı arabayı alamama korkusundan ölmektir,her hafta sonu gezisinin,oyuncakçı dükkanı önünden geçilen deminde.
Evlad hüznünü yatıştıran martıları misal verebilmektir baba duası.
Kan revan günleri akşama bağlayabilmektir baba lisanıyla dua
Babacan edasıyla,buğusu üzerinde ekmek koymaktır genelde sofraya.
Sigaraya alışmasından korkmaktır mesela oğlunun ergenlik çağında.
Her babanın gönlünde yatan aslandır dua
“babam sağolsun” deyişindedir,babada murad olan dua.
Dua bir gelinin duvağında sırmalı tel…
Beline bağlanan kırmızı kurdeladır.
Duasız binmediği atın üzerinde dahi “ya nasip” diyebilmektir aslı duanın
Taze geline kocasından bir yüz görümlüğü
“Allah mübarek etsin” diyecek kadarda olsa…
Dua hane bereketidir,cedde rahmettir,Dost’a minnettir.
Dua elde kınadır asker ocağında.
Duada uyuya kalan anaların kalp çarpıntısıdır dua
Elde silah, kalpte hasret, nöbet saati doldurmaktan haz alanlara mahsus,
Ölmekten korkmaksızın kırpılmadan gözler,dili bi an susturmadan…
Dua!
Dua bir serçenin gagasında solucan,
Yuvaya yaklaşmak için çırpılan kanattır.
Ağzı açık palazların ferabbimyolundanayırmadıdır dua
Her sorduklarında “nerde kaldı annemiz” diye
Gökten melekleri imdada çağıran dua olur bu ferabbimyolundanayırmad
Dua bir solucan kıvranışıdır.
Alıcı kuşlardan sakınışıyla,kalbur gibi delik delik edişidir toprağı
Bilmesede ettiğini,toprağı havalandırır solucanın duası
Dua solucan dilinde de bereket demektir.
Çiftinin hasat zamanı alnından akan teridir dua.
Bismillah... deyip salladığı yabada,
Rüzgarda savrulan samanda,yere düşen danede…
Bir kirazın kırmızısına ithaf edilir dua,zeytinin siyahına,
Dua nasırlı ellerden dökülen nurdur,yere düşmez tek damla,
Arşta kabul gören yegane lisandır dua!
Salavatsız duaya dua denilmez,
Salavatsız dua geri gelir bilinir.
İcabet istersen eğer duana,
Salavat ile başla Resuller Sultan’ına.
pek sakin değildir artık eski sokak sakinleri
ellerinde kurumuş kan olan,ürkek,tedirgin,tehlikeli bir adam geçmiştir cumbalıların seyrinden...
tehlikelidir,
çünkü yoktur artık kaybedecek bir şeyi!
ah birde kendini kaybedebilse,bulamamışlığın dehlizlerinde..
doğrulur,sabah serinliğinde,yan yattığı yerden,yüzüne kan gelmiş adam,
biraz hafıza kaybı-hafızadan ziyade zaman kaybıdır aslında bu-,biraz mide bulantısı-hazmedememişlikten olacak- ve birazda iç yangını belki,yitirdiği sevdanın hatırasını yadedercesine..
ah bir sigarası olsaydı!
hüzzam dumanda eritseydi buruk kanlı kabuslarını...
ne olacak canım alt tarafı azrail yoklamıştı kendisini
ve sabahtan korkan yarasa gibi kaçmıştı şimdi
belki çoktan uyumuştu bile günahların kararttığı mağarasında
"şu adresi tarif edermisin hemşerim" gözleriyle bakan adama,
"şu yönden gitmelisin kardeş" elleriyle cevap verir kendinden ve daha bir çok şeyden habersiz...
ve koşar eli kanlı adam
korkudan kanı damarlarından çekilmiş adama doğru!
bir "eşhedü" demeklik vakti kalmıştır artık kurbanın
hele birde tüm tanrıları reddedebilse "en-la ilahe" diyerek...
kim istemezdiki "Allah Allah" nidalarıyla inleyen cenk meydanında döğüşe döğüşe ölmeyi
"habib-i kibriya aşkıyla vurun!" diyen gönül erleriyle aynı safta
heyhat!
rahat döşeğinde uyuduğunu sanan adamın boynunda gafletten yafta
"esfele sâfilin"dir zatın akıbeti,lakin sanar burnu kâfta!
ve kaçar eli kanlı adam.
kanı damarında kurumuş adamın cesedini çiğneyerek
karanlık sokaklarda ak bir gölge olur o vakit
kurşunlanmış mertliğin masumiyeti..
eteklerinden kan damlatır,yaralı beyin elbisesinin oğlu!
taksim taksim paylaşılır günahlar
"ne günah işledikse yarı yarıya!" diyen sokak şairine özenerek
anlatıla anlatıla büyür suların hıncı,azgınlığı!
...
Bir fincan kahvenin hatrına karalıyorum akça kağıtları
bağışla beni gül kokulu mürekkep
bu gece seni israf ediyorum!
damarımdan fermanlı kanlar saçılıyor çimenlere bu gece
intiharım boğazımda bir hırıltı
kayıp gidiyor yıldızların ışıltısı gözbebeklerimde
develere hendek atlatan akıl yolun sonunu gözlüyor
âmâlığa soyundu bu gece fikir
suskun suskun oturuyordu beylerbeyi
şahlanınca bozbeygir
sınıra varıldığını anladı
burdan sonrası tehlike
bu işin aslı tehlike!
hazırlan murtaza kaçakta kol verme vakti
hazırlan, kejeden intikam vakti!
vakit ne tez geçiyor doğuda
erken olan sabaha hasret erkenci gece
şahmeranda dinliyormu acı gülüşlerini
acımtrak zehrini salyalıyormu ezasızlıktan inlerken sen
bir sla'alık işin var benimle
gerisi münker nekirin elinde
ellerinin günahını as önce
gözlerin şahit olsun dilekçene
ayaklarına geçti işte katrandan bilekçe
sen mahpus oğlusun
sana mahsub tüm faturası hayatın
sensiz tadı tuzu yok
sensizlik karın ağrısı dünyaya
sen ki
bu kaldırımların doğurduğu...
sen ki
karanlığa küfürler sıralayan yobaz!
sen değilmisin yalvaran "beni parmağımdan as!"
işaretinle yıkılan viraneyi seyret
işaretinle abideleşene bak
işaret ettiğin işret meclisi!
iş bu vesika,sahibinin isteği üzerine verildi!
tırnaklarını söktük dün gece
inleme feryad figan diz boyu
tırnaklarım dizi dizi söküldü
dişsiz tırnaksız kurbanda olmazki!
neye yararım gayri
nerde tutunur gözyaşlarım
şırıngasıyla imdat çektiren enfiyeci
kusmuk zerkediyor gözkapaklarıma
dünyamı yeşilimsi bi iğrençlik kaplıyor her seher vakti
yine mi diyorum ey Rabbim!
şafaksız sabahlar
kapaksız kuyularda hüküm giymekte
kapalı kapılar hep saklıyor seni benden!
sensizlikten yutkunamıyorum şifa otunun suyunu
sabırsız sinem bozuyor her defasında oyunu
mürekkebim ısraf ediyor gül kokusunu
cigara dumanı kadar muğlak kelamlar uğruna
çıkarmı halden anlayan
çıkarmı tanıyan karamanın koyununu
çıkardım hayatı memattan
miras kaldı bu çığlık evladıma milattan
bu vesika gül kokusuna hasrettir azizler
bu vesika sahibinden habersiz verildi
sahibi ezelde prangalı
ebed elbet bilinmez bize
yurdumun üstüne okunan ezanlar şahit
bi sal'alık işin var benimle
ey hayat
ne çok basamağı var merdiveninin
midesizlere mekan oldu sofalar
gerici softaların hokkabazı mı sandın dini
okunan ezanları şahit yurdumun
Hakk batıla galebe çalacak
alçalsın bakalım bu alçaklık nerde son bulacak
ne adın okunur nede iner bayrak yarıya
matemsiz havalarda gün batımlarında
sen ey silik şahsiyet
sen ey dilsiz şeytan
sustukça sürüneceksin
sustukça kabaracak iştahı nefsin
seni yükseklerde seyredeni unutma
sana hayır dua edeni unutma
seni sana bırakmayanı unutma
mirasın akıl olsun us olsun
kolsuz terazide kıl bile akıldan ağır
kılsın namazın inanmış on kişi
dört kişinin omuzunda seyrederken son işi
bir gün batımı bir cevherin sönüşü
acısını unuttursun kayıpların
kazandıklarının cümbüşü
bu çığlık mirasım sana oğlum
bu vesika benim isteğim üzre verildi!
....
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız