Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 157 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Göstergebilimsel Açıdan Toplum


Göstergebilimsel Açıdan Toplum

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 11:38 am    Mesaj konusu: Göstergebilimsel Açıdan Toplum Alıntıyla Cevap Ver

Göstergebilim (kurucusu Ferdinand Saussaure) bize şunu söylüyor öz olarak: "Dünya gerçekte bir bütündür. Yani gerçekte bizim bildiğimiz ayrımlar yoktur. İsimler dünyadaki unsurların etiketliyerek, bir katalog oluşturmaz. Dil, dünyayı anlaşılır kılmak için böler." Yani mesela doğada bakır-demir ayrımı yoktur; onu biz kendi kullanışımıza göre sınıflandırırız. Bunu da dil aracılığıyla gerçekleştiririz.

İkincisi, köpek sözcüğü ile gerçekteki dört bacaklı o hayvan arasında bir ilişki yoktur. Bu ilişki bizim kafamızda gerçekleşir. Köpek sözcüğü, kafamızdaki köpek kavramını tanımlar; gerçektekini değil. Bu yüzden köpek sözcüğü gösteren, kavramı ise gösterilen'dir. Kısaca çıkan anlam şudur: Dil, kavramsal olarak dünyayı kavrar. Kavramları gösteren sözcükler ise keyfidir. İngilizce dog kelimesi de, Türkçe'deki Köpek kelimesi de aynı kavramı işaret eder ancak ikisinin seçiminde de herhangi özel bir neden yoktur... İşte dil, böylece kendi gerçekliğini kurar. Anlam, kavramlardan önce var değildir. Dil, kendi anlamını yaratır.

Saussare, göstergebilimi, toplumpsikilojisinin alt dalı olarak görmüştü. Çünkü neticede dil ile toplum birbirinin aynasıdır. Dilbilimi ise göstergebilimin alt dalı olarak ele alıyordu.

Bu hatırlatmalardan sonra, bunun kendi toplumumuzdaki yansımalarına bakalım.

Bilindiği üzere, bizde bir asrı geçkin tartışmaların çoğusu kavram ve terimler üzerinden gerçekleşir. Laiklik gibi, demokrasi gibi, siyasal simgeler gibi. (Yeri gelmişken göstergebilim sadece dili incelemez; simgeleri de inceler. Aslında geniş anlamda bütün göstergeler bir dil'dir; trafik işaretleri bile) Tartışmanın odağında kavram ve terimler olunca, haliyle iş zorlaşıyor, zira göstergebilimin bize söylediği üzere biz maddi dünyayı dahi kendi keyfiyetimize göre bölmüşken ve anlamı da buna uygun olarak meydana getirmişken; anlamı önceleyen kavramları nasıl algılayacağız? Çnkü bu ikincilerinin maddi dünyada hiçbir karşılığı yoktur; yani adına laik denen bir madde yoktur; dolaysıyla laikliğin anlamı konusunda mutabık olunması da imkansıza yakındır. Kavramın gösterdiği bir maddi gerçeklik kısaca yoktur. Ancak her bir insan, kendince bir gerçeklik yaratır ve anlam çıkartır.

Buna göre, laikliği, muhafazakar yaşantılı birisi, devletin bireylere dini özgürlükler sağlaması olarak ele alırken; seküler (ehli dünya) birey, bundan (laiklikten), kendi hayat tarzının devlet tarafından garanti edilmesi, hatta dinsel hayat tarzınını baskılanması olarak görecektir. (Zira dinsel hayat tarzını kendisine rakip, hatta tehdit olarak değerlendirme içindedir. Ancak muhafazakar birey için de seküler hayat tarzının yaygınlık kazanması kendine (ve tarzına) yönelik bir tehdittir. Bu tehdit algılaması normaldir ve doğaldır. Suç, bunun doğal olduğunu anlayamayanlar da. Çünkü iki karşıt kutbun sentezlenmesi mümkün değildir. Çelişkiler, aynı ruh içinde yanyana gidebilir ama asla karışım oluşturmaz. Öyle olsa çelişki olmaz. Çelişki, iki zıtlığın yek diğerine rağmen, beraber var olmasıdır. Mesela sevap ve günah yanyanadır. Sevah yada günap diye bir şey yoktur. )

Böylece anlamın, dilden sonra var olduğunu söylemeye çalıştım. Demek ki, üretilmiş bir sözcük yada terim ile işaret ettiği kavram arasındaki bağıntı soyut ve özneldir. (Zaten göstergebilim de, sözcükler ve kavramlar arasındaki bağıntıyı inceliyordu.) Laiklik teriminin üretilmiş olduğuna dikkat edelim; maddi gerçekliğinin olmadığına bakalım. üstelik bu kavramın kendi toplumumuzun hatıratından, tecrübesinden de çıkarılmadığını görelim; yani tastamam yabancı bir kavram. Onu alıntılayanlarla, ona uyanlar ve uymayanlar arasındaki yaşantı farklılığına dikkat edelim. Bütün bu bütüncül okuma, bize çok şeyi anlatacaktır.

Laiklik, her zaman popüler ve etrafında kamplaşmaların olduğu bir kavram olarak ele aldım. Aynı zamanda en dikkat çekici bir örnek olurdu; ama küçük büyük, bütün soyut terim ve kavramlar bu sayede daha net okunabilir ve bizlerin aslında ne haltlar ettiğimiz açıkça anlaşılabilir. Bunun ışığında, akıl ve bilim kavramları ile, akılcı ve bilimci geçinenlerin maskeleri de düşürülebilir.


En son Poe tarafından Pzr May 25, 2008 9:21 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 11:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yani şu: Yorumlamalarımızdan öte bir dünya yoktur. (Nietzche'den mülhem) Yorumlarımız da, kendimizin şahsi yaşantısıyla, iç dünyasıyla yakından irtibatldır. Yorum farkımız, kavgamız normaldir ve ilelebet sürecektir.
Başa dön
missvecchio
Yazar


Kayıt: Jan 31, 2006
Mesajlar: 287

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 12:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yani aslında, "benim inandığım şey en doğrudur" demek de yanlıştır... Wink
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 3:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yanlış değil, normal. Çünkü aksi takdirde son bir onay makamı bulunması gerekecek. Oysa bu dünyada son bir onay makamı yoktur.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 1:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GÖSTERGEBİLİMSEL açıdan "BAŞÖRTÜSÜ" VE "TÜRBAN" sözcüklerinin kullanımı bize ne anlatıyor?


Göstergebilim, bize en net biçimde şunu diyordu: "Anlam, kavramlardan önce var değildir. Anlamı yaratan da dil'dir."

İkinci olarak ta; sözcük ile o sözcüğün nitelediği kavramın ilişkisi keyfidir; yani herhangi bir özel neden yoktur. Köpek ile dog sözcüklerinin kullanımı gibi. (yukarıda anlatmaya çalışmıştım)

İlk sonuca dönelim. "Anlam, dilden önce var değildir." Demek ki, anlam yaratım, önce dil yoluyla gerçekleşir. Bu ne demektir? Gösteren ile gösterilen arasında bir bağıntı dil yoluyla kurulur. Peki o zaman sorumuz şu? Gösterenin ifade ettiği bir varlık gerçekten yoksa? Veya soruyu şöyle soralım. Gösteren (sözcük) ile, gösterilen (kavram) arasında bir ilişki vehmediliyorsa durum nedir? Yani kavram da vehmediliyorsa, yani varlığın olup olmadığı meçhulse, tüm buna dayandırılan bir anlam ne demektir?

Tartıştığımız konudan yola çıkarak şöyle açalım soruları. Türban söcüğü, siyasi simge olduğu vehmedilen bir (bağlama) şekline, şemale dayanan örtü ile ilişkilendiriliyor, fakat doğada siyasi simge diye birşey gerçekten var mıdır? Yani siyasi simge denen denen nesne doğada halizhazırda var mıdır, verili midir? Elbetteki hayır. Bir nesneyi siyasi simge ilan etmek te zorunlu olarak subjektifliği barındırır; yani insan unsurunu; yani bilinci; yani bilince yönelik bir eylemi.

Dilde anlam yaratmanın önkoşulu, yine dilde idi. Göstergebilim bize bunu söylüyordu. Demek ki bilinçli-bilinçsiz bir eylem olarak ta dil, sürekli yaratım peşindedir, ve insanın bilinçlice müdahil olduğu bir dildir bizim gerçekte tartışmamız gereken. Evet, dil ile bilinçlere bir müdahele söz konusudur ve tartışma odağımızda gerçekte dil vardır.

Dil, dillerimiz; farklı bilinçlerimiz ve onun doğurduğu farklı anlam dünyaları.

Daha önce göstergebilimden habersizken de şunu diyordum: "Bizim kavramsal tartışmalarımız icat edilmiştir labarotuvarlarda. Birileri bir şeye karar veriyor, yaftalıyor ve artık tüm izlenecek tartışma rotası bu iddalara karşılık vermekle sürüp gidiyor. Böylece önce anlam yaratılıyor, sonra biz de bu suni anlamlar içinde boğulup gidiyoruz..... "

Devam edelim: Birileri dil'de bir anlam vehmediyor, ve artık fiili olarak süregiden tartışmalar, vehmedilmiş bu anlamı gerçekten varediyor. Önce anlam doğuyor/doğurtuluyor, sonra varlık doğuyor. Yani... türban gerçekte başörtüsünün modernleşme evrimi iken, siyasi simge söylemleri neticesinde, artık gerçekten siyasi simge niteliğine bürünüyor. Tüm tartışma, artık vehmin bir gerçek haline gelmesini sağlıyor. Çünkü türban, bir siyasi simge değil iken, artık bu tartışma neticesinde siyasetin çevresinde döndüğü bir merkez olduğundan dolayı, siyasallık kazanmıştır. Anlam yaratılmıştır. (Amaç başarılmıştır)

İmdi, şu noktaya da temas edelim. İngilizce dog kelimesi ile Türkçe köpek kelimesi, aynı varlığı imleyen göstergelerdi. İki dilde de hatra gelen varlık aynıdır. Ancak biz Türk ise köpek sözcüğünü, İngiliz ise dog kelimesini kullanır. Çünkü dil, "toplumsal psikoloji"'dir aynı zamanda. Kültür, medeniyet her neyse, bizim bilincimizi inşa eder. Böylece farklı milletler meydana gelir. Farklı değerler kodu, farklı bilinçler. Yaşamak ta dili belirliyor; dil de yaşamlarımızı. Aynen bunun gibi, türban sözcüğünü kullanan biri ile, başörtüsü tabirini kullanan biri, gerçekte farklı anlam dünyasına sahip olduğunu da açıklamış oluyor. Bu sadece siyasallıkla açıklanamaz. Çünkü dilin kendisinin bir toplumsal psikolojik unsur olduğunu bize bilim söylüyor. Evet, siyasallık, belki de ülkemizde güçlüdür; ancak siyasallığı ne belirler? En önce yaşam pratikleri; yaşamlarımzı sürerken neyi dikkate aldığımız veya almak istemediklerimiz. Kodlar, normlar, değerler, inanışlar, ortamlarımızdan alınanlar, öğretilenler, öğretiler, ideolojiler vesaire. Iskalanan en büyük gerçeklik ise hele şu toplumda dinin, bu değerleri yaratma sürecinde en başat aktör olduğu gerçeğidir. "Elhamdüllillah ben de müslümanım"cıların anlayamayacağı, anlamak istemediği bir gerçeklik hem de.

Göstergebiliminin bize öğrettiği bir önemli husus ta şuydu: "Sözcük ile o sözcüğün kafamızda gösterdiği kavram arasındaki ilişki keyfidir. ilişki bizim kafamızda gerçekleşir. Kavramları gösteren sözcükler ise keyfidir" İşte tüm mesele; "keyfilik". Dikkat edilirse, burada sözkonusu olan keyfilik, hiçbir amacı içinde barındırmıyor. Yani dildeki halihazırda olan anlamlar için söyleniyor bu ifade. Mesela köpek sözcüğünün kafamızdaki köpek kavramını göstermesinde keyfilik vardır, ama bu sebepsizdir. Keyfilik var ama sebepsiz bir keyfilik. (Muhakkak ben de dilin insan gibi verili olduğunu, "Yüce Allah'ın, Adem'e bütün isimleri öğrettiğine inanlardanım.-Kuran- Bu yüzden bu keyfiliği de sadece bilim öyle diyemediği için kaale alıyorum." Dünya ile bağlantımızı kuran dilde bile keyfilik var iken, sonradan üretilmiş kavramlar ile onlara denk düşen söcüklerin (veyahutta söylemlerin) arasındaki keyfiliği ne yapacağız? Biz, bu keyfilikte, bu seçimde, bir amaç arayacak mıyız, aramayacak mıyız? Kısacası, bu keyfiliğin de dilin diğer görünümlerindeki gibi sebepsiz olduğunu mu ileri süreceğiz? Ortaya atılmış bir iddianın nasıl sebepsiz olduğu ileri sürülebilir ki! Bu keyfilik sorgulaması belki siyasal alanda çok önemli, temel bir göstergedir, ancak bu sorgulamanın bilim felsefesinde bile var olduğunu hepimiz biliyoruz. Hadi bilimde görece olarak bir nesnellik var; ancak sosyal bilimlerde, siyaset arenasında öyle mi? Siyaset, zaten anlam dünyalarımızın çatışmasından başka nedir ki? İşte sözcüklerin ve ve vehmedilmiş bir ilişkiye dayandırılmış kavramların baştan ayağa bir keyfilik, ancak bilinçli-seçimlik bir keyfilik taşıdığını da göstermiş oluyoruz.

Kısacası olay şudur: "Ben dedim, oldu." Bu hakikaten de böyle. Önce dil, sonra anlam vardır.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 5:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yukardaki yazı kendi kendinin örneği; türbanın aslında sorun olmadığını, siyasi bir simge olmadığını, sorunun ve türbanın siyasallaştırılmasının, karşıtlarının vehmi, keyfiliği olduğunu sözde bilimsel( sosyolojik olarak açıklamaya çalışma çabası. Yazar, sanki kendisi için yazmış: "ben yaptım, oldu".
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 11:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Acı da olsa, yanılmamak güzle bir duygu. Son cümleden dolayı, aynen kukulkan'nın söylediği türden bir tepki ile karşılacağımı öngörmüştüm. Ancak, bunun bir dil oyunu olacağını da hemen aklıma getirmiş ve geri adım atmamıştım.

Göstergebilim, hakikaten herkese önerebileceğim bir bilgi alanı. Düşüncelerimi orda doğruladım ve toparladım. Felsefenin felsefesi olarak görüyorum bu alanı. Bütün dil-simgelere kazmayı indiriyor, ister bilimsel olsun, isterse metafizik. Heleki siyasal simgelerin konuştuğu bir alanda göstergebilim tam bir cankurtaran.

İsim de bir simge değil mi aslında? Birileri sen doğarken, ismini koyuyor ve ilan ediyorlar; ve artık senin bütünlüğün ile isim aynı şey oluyor. Ancak burada bir mesele yok, çünkü insanlık için bu gerekli. Peki bir "şey" birileri tarafından simge ilan ediliyorsa durum ne olacaktır? İlan edilmesi bir anlam doğrumuştur; bu da akabinde karşıt anlamını doğurur ve artık ilan edenin istediği gibi bir simgeleşme sözkonusu olur.

Eğer sen bir şüpheli değilsen, ve ben senden şüphe ediyorsam, artık senin şüpheli olmadığına dair bütün çaban, seni daha çok şüpheli hale getirecektir. Değili dahi, o anlam bütünlüğüne hizmet eder. Bütün bu kısa örnekler, yukarıdaki uzun metnin daha anlaşılır olması içindi. Bu yüzden ilk etken olarak "ben" ve "benim iddiamın" varlığı, o anlamın yaratılması için yeterlidir. Artık herşey benim istediğimin çevresinde döner.

Konuya dönecek olursak... Türban siyasi simgedir artık, evet. Çünkü başörtüsünü değilleyenlerce öyle (türban) ilan edilmiştir ve artık onun savunusu da başlamış olan davayı sürdürmekten başka bir işe yaramaz. Bu kaçınılmazdır. (Kafka'nın Dava'sı da buna iyi bir örnek olabilir belki.)

Ancak, bütün bu dediklerimiz sadece bir tesbittir ve neyi tartıştığımızdan çok, nasıl tartıştığımızı göstermektedir.

Başka bir seferde, solcu bıyığı ile sağcı bıyığının nasıl bir siyasal simge olduğunu, ama niçin başörtüsü gibi red edilmediğini tartışacağız.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 3:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben de senden bunu bekliyordum. Hiç bir şeye yanıt vermeden, yeni bir şey söylemeden, farklı sözlerle aynı şeyleri yinelemeni. Sırf türban sorununda türbanın sana göre hasımlarına yüklenebilmek için göstergebilimi kullanabileceğini düşündün ve "kendince" göstergebilimsel bir açıklama yaptın bu konuda.
Haydi, göstergebilim falan bahane de, keşke açıkça bilimsel bir kılıfa uydurmaya çalışmadan şöyle deseydin doğrudan:
Türban, inananların masumca giydiği, başörtüsünün "modern" şekli olan bir moda örtüdür ama islam düşmanları, durup dururken ve basitçe sadece türbanı siyasal bir simge olarak niteleyerek onu ve onu savunanları siyasallaştırdılar ve ortaya türban sorunu diye, olmayan, yapay bir sorun sundular. Çünkü sorun çıkarmak için bir şeyi bir simge olarak sunmak yetiyor. Ve toplumumuzda niteleme yapan, simgelerle konuşan yalnızca islamcı-olmayanlardır.
Türbanı savunanlar ne hikmetse, o, başörtüsünün modern şeklinden başka bir şey olmamasına rağmen, baş örtmenin bu modern şekline ölümüne sahip çıkıyorlar. Sanki başörtüsü, eşarp da İslamın emrini yerini getirmek için yeterli olsa da sırf "modern" olmadığı için gözden düşmüş gibi. Ah şu postmodern müslümanlarımızın modernlik tutkusu. Moda hayranlığı. Ben hala annemin neden türban yerine başörtüsü taktığını ve safça kendini hala müslüman gördüğünü, huzurlu olduğunu anlayabilmiş değilim. O türban takmadığı için siyasallaştıramadılar annemi ve kendince müslüman olarak yaşıyor, kimseyle de kavgası yok. Beş vakit namazını kılsa da, hacca gitse de, bunlardan da öte Kuran'ın emrettiği gibi, sevgiyle, saygıyla, dedikodudan, haramdan, günahtan, yalandan uzak yaşasa da, benim gibi laiklerin, hatta laikçilerin öfkesini, nefretini, saldırısını, horgörüsünü hak etmediği için müslümanlığında bir eksiklik mi var diye kara kara düşünüyorum. Zavallı annem.
Bir de tersten düşünmek lazım, yukardaki göstergebilim uygulamasını, yani, aynı yöntemi aynaya tutmalı. O zaman da kemalistlerin, laiklerin, sekülerlerin hiç de hasımlarınca konuşulduğu gibi olumsuz nitelikleri olmamalı. Değil mi ki, bu yakıştırmalar, vehimler, siyasallaştırmalar, yorumlar hasımlarınca icat edilmiş, yapıştırılmış kuruntular, yakıştırmalardan başka bir şey değildir, laikler, elitler, kemalistler, statükocular vb de türban savunucuları kadar pir ü pak ve saftır.
Türban ve savunucuları için -o saftakilerin dışındakilerin- dedikleri yulardaki göstergebilim uygulamasına göre laf-ı güzaf ise, tersi de doğru olmalıdır.
Şimdi elimizde ne var? Koca bir hiç...
Sözün özü, bir şeyi savunacaksak savunalım, kendi mantığı içinde savunalım, olmadık yerde, ilgisiz kavramları ideolojimize uydurmak için eğip bükmeyelim. Hem sırıtır, hem de bu, o kavramlara saygısızlık olur.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 4:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Haydi, güncel bir örnek vereyim. Daha şu ÖSS sınavında yaşanan olay. Sınava babasıyla gelen kıza görevli "sınava girerken başınızı açmanız gerek" diyor. Kız açarken babası kolundan tutuyor v"yürü, sınava girmiyorsun başını açarsan" diyor ve sıonava giremediği için ağlayan kızı sürükleyip götürüyor. Beri yandan, başı açık kızlar müslüman değil ya da olamaz sanki, ya da başını açması islamın beş lşartından biriymiş de bir kaz başını açan (üstelik, isteyerek, başını örtmenin gerekliliğine inanmadığı için de değil, o an öyle gerektiği için başını açan) müslümanlıktan çıkıp cehennemlik oluyormuş gibi.
Ey kutsal İslam, işte böyle değerlendirilir oldun. Kuran'ın özü, Peygamber'in öğütleri, örnek yaşamı falan hiç önemli değil, varsa yoksa türban. İslam'dan konuşulmuyor artık, türban İslam'ı yendi. Kimse, müslüman bir ülkede bunca yoksulluk, yolsuzluk, kötülük, fuhuş, adaletsizlik nasıl oluyor diye konuşmuyor. İslamı ağzından düşürmeyenlerin ahlaksızlıkları, yolsuzlukları, ihanetleri, yalanları, safahat içindeki yaşamları, ikiyüzlülükleri konuşulmuyor. İslamı siyasete, ticarete alet edenler, kullananlar müslümanlarca lanetlenmesi gerekirken, omuzlarda taşınıyor, yüceltiliyor.
Buyurun, adı göstergebilimsel açıdan toplum olan bir başlık, yine aynı bıktırıcı tartışmaya meze ediliyor; türbana.
Haydi benim gibilerin "elhamdülillah" müslümanlığı sizin gözünüzde muteber ve inandırıcı değil de siz "daha" müslümanlardan Kuran ve İslamın doğruluk, adalet, erdem, iyilik, hoşgörü, saygı ve sevgi ile ilgili söylediklerini duysak ve bunları konuşsak artık. Kötü mü olur? İlle de güncel sorunlardan konuşacaksak da, heryere bulaştırmadan, uygun yerde, uygun tarzla ve kendi mantığı çerçevesinde konuşsak.
Siz de bıkmadınız mı?
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 5:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

O halde "simge olarak bıyık" başlığını okuyacak ve oradaki sonucu anlayacaksınız. Yasakçı bir zihniyeti savunup "siz yasakla, baskıyla ilgileneceğinize bunlarla bunlarla ilgilenmelisiniz" demek hangi akla hizmet eder? Sürekli yumruk yiyen boksörden aynı anda şiir yazmasını istemek gibi saçmalık bir durum. Hepimiz istiyoruz ki, dayak son bulsun ve insanlar şiirlerine dönsün. Etki kalkmadan tepki ortadan kalkmaz.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2147
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 5:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Madem türbanın başörtüsünün modern biçimi olduğunu kabül ediyorsunuz, daha niye red ediyorsunuz. Benim için moderni, gelenekseli aynıdır; ikisinin de destekçisiyim. Hoş türban mevzuu konusunda ince eleştirilerim var; ama bunu tartışacağım kişiler siz değilsiniz.

Annelerimizin ninelerimiz geleneklerimize bağlıdır. Esasen insan yaşlandıkça alışkanlıklarına bağlı kalır. Annem ile aynı dili konuşmam mesela. O yerele yakındır, bizimkisi ise ortalamaya kaymıştır. Aynen bunun gibi... Modernlik her zaman daha çok gençliğin üzerinden yükselir. Değişim ve dönüşüm bu sayede gerçekleşir. Gençlik dinamiktir. Bir yirmi yıl sonra bu tartışmalar buhar olup uçacak, başka minvale kayacak. Çünkü yirmi yıl sonra başörtülü kimse kalmayacak. Türbana doğru evrilecek giysi. Yani bir sonraki kuşağın anneleri türbanlı olacak. Artık başörtülü anne söylemi tarihe karışacak. (Ancak o zamanki türbana da ben başörtüsü diyeceğim; nitekim öyle) Toplumun moderleşmesini böyle okumak lazım. Din sosyolojisi ile ilgilenilmesini öneririm bu konuda.

Simgeleştirme olayı, muhakkak tek taraflı değil. İnsanlar anlaşarak simgeleştirebildikleri gibi (mesela bayrak), hasımlarınca da bir takım simgeleştirmelere uğrayabilirler. Mesela biz Türk'lerin barbar olarak simgelenmesi gibi. Bizim reddiyemiz ikincisine dair.

Son olarak.. Muhafazakarlık, muhafaza etmekten doğar. Muhafaza edilecek değer yoksa, muhafaza edilmesi için bir çarpışma da söz konusu değildir. Yine muhafaza edilemeye layık değer varsa, onu dış tehditlerden korumak muhafazakarlığı doğurur. Bu minvalde muhafazakarlık reaksiyonerdir, her zaman bir etkiye bağlıdır. Etki yoksa tepki de olmaz.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 11:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
yirmi yıl sonra başörtülü kimse kalmayacak. Türbana doğru evrilecek giysi. Yani bir sonraki kuşağın anneleri türbanlı olacak. Artık başörtülü anne söylemi tarihe karışacak. Toplumun moderleşmesini böyle okumak lazım. Din sosyolojisi ile ilgilenilmesini öneririm bu konuda.


Bu paragrafı seçtim, en hoş olanı bu çünkü. Öyle net, öyle iddialı ve tartışılamaz gibi görünüyor ki.
Göstergebilimin siyasal islamcılaştırmaya çalışılmasından sonra bu kez de din sosyolojisi çıktı önümüze. Psikoloji, yapı-bozumculuk, ekonomi-politik, estetik, felsefe, fizik, matematik, astronomi, astroloji vb de türban için yeniden değerlendirmeye sokulur.
Toplumun (muhafazakar kesimlerin de değil, tüm toplumun!) modernleşmesini nasıl okumalıyız: başörtüsünün yerini türban alıyor, yirmi yıl sonra başörtülü kimse kalmayacak, giysi türbana evrilecek. Neden? Çünkü "toplum" modernleşiyor! Be kardeşim, niye müslüman olan Mısır, İran, Malezya, Katar'da türban yok, o toplumlar modernleşmiyor mu diyebilirler (okumasınbı bilmeyenler). Herhalde "din sosyolojisi" de -o toplumların modernleşme dinamikleri vb farklı da ondan- diye yanıtlayıverir. Tüm bilimler bir şekilde türbanı doğruladıktan sonra ne bekliyoruz ki? Olmadı, "neden türban takmalıyız"ı estetik bilimiyle açıklarız. Poe, psikiyatri ve psikolojiden de türbanı evetleyen kanıtlar bulur nasıl olsa. İlke "ben yaptım, oldu" olduktan sonra...
Düşünceye, kavramlara saygı ortadan kalkarsa, sözler, kavramlar, bilimsel/felsefi önermeler bir ideoloji uğruna anlamları boşaltılıp, çarpıtılıp, deforme edilip kullanılabilecek basit araçlar olarak görülürse ortaya böyle hilkat garibesi söylemler çıkar.
Din sosyolojisi toplumun modernleşmesini türbanın yaygınlaşmasıyla açıklıyormuş. Göstergebilim de, türban sorununun laiklerin bir uydurması olduğunu kanıtlıyormuş.

Alıntı:
Hoş türban mevzuu konusunda ince eleştirilerim var; ama bunu tartışacağım kişiler siz değilsiniz.

demiş Poe. Nedenini bilmiyorum, merak ta etmiyorum, hevesli de değilim. Benim sorularıma yanıt versin yeter.
Başa dön
missvecchio
Yazar


Kayıt: Jan 31, 2006
Mesajlar: 287

MesajTarih: Pts Hzr 16, 2008 12:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şu modernleşme mevzuu da gerçekten çok gülünç. Türbanın rengi, kalitesi, fiyatı, dantelası, süsü,püsü, makyajı da bu modernleşme kapsamında galiba...Bütün mesele saç telinde mi yani?...Kirli, cansız, pis, çekici olmaktan uzak, hatta itici bile mi olsa?...
Benim mensup olduğum din gerçekten böyle birşeyi öngörüyorsa, ben cüzdanımdaki islam ibaresini sildiririm...Zaten yazarken de kimse bana sormadı...
Başa dön
missvecchio
Yazar


Kayıt: Jan 31, 2006
Mesajlar: 287

MesajTarih: Pts Hzr 16, 2008 1:03 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Genelde söylediklerinden bişey anlaşılmıyor. Seni oraya kim forum yöneticisi diye koyduysa...gerçi biz alıştık...yöneticiler hep böyle oluyor...Kabullendik, öğretildik...

"Yapasım yok" demenden bizim için bişey yapmaya çalıştığın anlaşılıyor...Devam et. Belki cennette müslümanlaştırma özel ödülüne layık görülürsün...Ama bir sorun var. ölene kadar beklemen gerekecek...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok “TOPLUM, BİR KURTARICILAR CEHENNEMİDİR” tohum Güncel Olaylar-insanlar 1 Pzr Tem 15, 2007 9:11 am
Yeni mesaj yok Toplum Kuralları eylem Sosyoloji 10 Sal Mar 06, 2007 5:05 pm
Yeni mesaj yok Toplum filtreleri kafkara Sosyoloji 7 Çrş Eyl 13, 2006 10:48 am
Yeni mesaj yok Sosyolojik açıdan Sanayi devrimi Dimitri Sosyoloji 15 Cmt May 27, 2006 9:42 pm
Yeni mesaj yok Toplum Sözleşmesi OWL Sosyoloji 9 Çrş May 24, 2006 5:58 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke