Anlarını bu başlık altında dillendiren herkese müteşekkirim. Renk kattınız…
Tian, dostlar en çok bu zamanda lazım bize, günün her satırına eli değen dostlar… Sabahın ilk ışıklarıyla bir hengamenin içine uğurladığımız dostlar, dua dilendiğimiz, dertleştiğimiz, omuz omuza hayatı paylaştığımız, onlarsız yapamadığımız dostlar…
*
Ceste_ceste, Yıldız Parkında laleler mevsimini kaçırdık, kaçırdığımız şeylerin haddi hesabı yok ama senede bir kez yüzünü göstereni de boynu bükük bırakmamak lazım idi. ))
"Bana kendimi iyi hissetmem için tek bir neden söyle", dedi kaburga kemiğine yaslanan kadın. Gözlerinde biriken yaşları silmeden, soruyu bir kez daha savurdu adamın yüzüne.
Başını avuçlayan adam, sözlerini saklamak istedi kadından. Alnında tortop oturan ağrıya kulak verdi bir süre, dinledi ve konuştu:
Kadının kadınlığını kaburga kemiğinden ibaret sanan bir adamın cevabından daha fazla bir şey olmalı adamın söylemesi gereken. Çünkü bütün adamlar ve bütün kadınlar, bir kadının bir erkeğin kıvrımlarından ibaret olmadığını bilir. Susma sırası kadına gelene kadar, adamın dilinden dökülenler kıymet arzedecek. Ve bir kadının susması bir erkeğin susmasından daha çok şey ifade eder/etmeli… Zira bir kadın kepenklerini indirdi mi, erkeğin sığınacak limanı boşluğun zifirinde kaybolur.
Zaman kimsenin yüceltilmeyi hak etmediğini bir kez daha gösterdi… O zaman başlayalım söze, kaldığı yerden…
Bir bunalım halidir sürüp gidiyor. Göğden üzerimize yağan enerjinin moleküllerinden (: bahsetmek imkanlarımız dahilinde değil. Hücrelerimiz şifreyi çözemeseler de durum tespiti yapabiliyorlar Allahtan.
Biz her şeye rağmen göğü seyretmeye devam edelim.
Kapı olsa olsa göğden açılır insan için…
*
Pencereye kuş kondu, ekmek kırıntısı bulamayınca uçup gitti. Bense ekmekleri sıkıca bağladığım poşetlerde istifliyordum. Nimeti düğümledik…
*
Et yemek garip bir şey; kemikler, damarlar ve yağa doymuş parçalar…
*
Yaz geldi ya çulunu alan balkona koştu. Ve sesler, sesler, sesler…
Sessizliğe en çok ihtiyaç duyduğum-uz anda…
*
Kızın boynunda gümüş bir kolye, ona sorsan daha güzeli yok, kendisinden de…
*
Sarı…
Herkesin üzerinde bir parça sarı var. Eteğinde yoksa bluzunda, onda yoksa çantada, olmadı ayakkabı da o da olmadı eşarpta… Renk seçimlerimizde bile tek başımıza değiliz… Hayret ki ne hayret… İnat ettim bu sene sarıdan uzak duracağım. Ama çerçevedeki resim bana, bu ne yaman çelişki diye bakıyor, görmezden gelebilirim onu da. ))
Şikayet değil benim ki, sızlanma… Zaman zaman bir sıtma gibi sarar her yanımı. Sonra tortop oturur olan biteni seyrederim. Ne çok pişmanlığım var Ya Rab, ne çok sızlanma anım… Herkes gibi…
Parmağımı kıpırdatacak halim yok, yaşam çağırırken beni sandalına. Sudan korkma bahanesini öne sürüyorum her seferinde, kıyıda da yaşanır diyorum.
Kıyıda… Her yanı bataklık olsa da…
*
Durup beklemekten başka çıkar yol var, hatta çok yol var ama yürünemez halde...
İnsan mutsuz olduğu zaman seçimini hep kaçma yönünde gösterir. O anın içinden kaçıp kurtulmak için bir sonraki adımını feda eder. Sonrasını düşünecek vakti yok gibidir. İnsanın ölümü istemesinin yegane sebeplerinden biridir mutsuzluk halleri. En çok bu yüzden ötelere kaçmayı ister insan, (kaçıp) kurtulmayı değil ama. Bilinmezlik korkutur, aynı zamanda umut da barındırır içinde. Umut olmasaydı, insan kaçmayı bir an olsun aklından geçirmezdi.
*
…Ve zarar vermek her zaman çok yönlü bir eylemdir…
*
Dua ederken insan, kainatı omuzlarına almış gibidir.
*
Başkası için ne kadar çok şey istersen, kendi haneni de o kadar beyaz eylemiş olursun.
*
Kaç ve kurtul hayatın kalbinden…
Kaçma, hayat bir yerlerde yine yeniden bulacak seni…
Hayat kaçanların peşine düşer, iz sürer yorulmadan…
Kaçanların ayak uçlarında uçurumlar belirir hep…
Uçurumlar, koca ağızlı çuval gibi… Sonu hep vardır hep olacak…
Son, aklımızı çelemez artık, insan için son diye bir şey yok…
Son, hep başlangıçların bir adım berisinde durur, kandırır…
Nokta hiçbir zaman bitti demez… Bitirmek istemez…
Nokta, insanın sonu var etmek için çırpındığı tek yerdir…
*
İnsan, çırpın çırpın çırpın senin için bir gök varedildi, göğden sonrası yok senin için…
Tekrara düştük aynı mevzuya dair;ufku delip geçmek varken,dönüp geriye bakmak.
Hangi yarımı yaralayıp tamamlamak bu niyet.
Bu anların toplamında kalakalıyorum.
Kapıdan ve pencereden evin içine saldırıyor sıcak hava. Serinleme derdinde olanlar çocuklar değil, günün bu saatinde top koşturuyorlar sokakta. Ne mutlu olsun onlara, güneşi görmezden gelmek de mümkün.
*
Verdiği sözü yerine getirmeyen yığınlar var. İnsan tanrıya verdiği sözü nasıl layıkıyla yerine getirmiyorsa, bir başkasına verdiği sözü de her defasında askıda salınmaya bırakıyor.
Söz, bir akittir aslında. Bekleyen tarafı mağdur etmek var işin ucunda…
Kimin umurunda…
Geldiğimiz nokta, güvensizlik…
*
Hayret, karga saksıdaki yeşillikten vazgeçti. Ben cama tıklamıyorum, o zaten gelmiyor. Bu arada çiçekler sarı sarı. (:
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız