Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 159 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 OĞLUM İÇİN
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar


Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
Sayfa 1, 2, 3 ... 15, 16, 17  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Resim
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:35 pm    Mesaj konusu: Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar Alıntıyla Cevap Ver




Alıntı:
Sn. kukulkan “ Rodin Ve Claudel=Trajik Buluşma” da;

Alıntı:
“Claudell'in öyküsünü duyduğumda içim ezildi /…/ Ona saygımı paylaşmak istedim o kadar.”

demişti… bu sözlerle Van Gogh’u yeniden hatırladım… O’na saygımı... sevgimi anımsadım…



Başlığı uzun zamandır düşünüyordum…


… Hepiniz bilirsiniz …
… bir yanımız ilgilendiğimiz sanat dalının bir idolüne / … daha doğrusu “kendi idolümüze” akar…

… benimkisi Van Gogh’tu… sonraları doğal olarak bu isimler çoğaldı … ama Van Gogh değişmedi...

O... acıyla savurduğu fırçaları / acı sarıları / boynunu bükmüş başakları… kesik kulaklı otoportresi … köprüsü … kahvesi … postacısı … en önemlisi pırıl pırıl yüreğiyle yanıbaşımdaydı … içimdeki sessiz fırtınaydı… dile getiremediğim acılarım… rengim… çizgim … dışavurmadığım kişiliğim gibiydi…

O’na saygıyla … // … acılarına … coşkusuna … bitmek-tükenmek bilmeyen çabasına saygıyla…

Ve Theo’ya saygıyla…



İyi okumalar gunfrfd
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
Van Gogh / Theo’ya Mektuplar


Alıntı:
Türkçesi: Azra Erhat / 1969
Yankı Yayınları





Theo




Amsterdam, 18 Ağustos 1877

Erkenden kalkmıştım: işçileri şantiyeye gelir gördüm, pırıl pırıl bir güneşin altında. Sen de görsen hoşuna giderdi: irili ufaklı kara insancıklar bir ırmak olmuş akıyordu, önce çok az güneş alan dar sokaktan, sonra da şantiyede. Daha sonra bir parça kuru ekmek ve bir bardak bira ile kahvaltı ettim. Böylesine bir kahvaltıyı Dickens canlarına kıymak üzere olan insanlara salık verir, onları daha bir süre niyetlerinden vazgeçirir diye. İnsan tam bu ruh haletinde değilse de, yapmalı bunu zaman zaman, Rembrandt'ın «Emmaüs Hacıları» adlı tablosunu düşüne düşüne.


En son gunfrfd tarafından Cmt Hzr 21, 2008 7:32 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Amsterdam, 9 Ocak 1878.


C. M. (*) bugün bana Gérome'un Phryné'sını güzel buluyor muyum diye sordu. Ben de dedim ki Israels'in ya da Millet'nin çirkin bir kadınını, yahut ta Ed. Frére'in bir koca karısını seyretmekten daha çok haz duyarım, çünkü bu Phryne'nin bedeni gibi güzel bir beden ne anlam taşır önünde sonunda? Hayvanların da güzel bedeni olabilir, hem belki de insanlarınkinden daha güzel, oysa Israels'in, Millet'nin ya da Frere'in çizdiği insanlardaki ruh gibi bir ruh hayvanlarda olamaz. Hem hayat bize niçin bağışlandı: bedenimiz acı içinde kıvrandığı zaman bile yüreğimizi zenginleştirelim diye değil mi?
Ben Gérome'un figürü için hiçbir şey duymuyorum, çünkü en ufak bir zekâ belirtisi görmüyorum onda. Çalışmaktan yıpranmış eller bence bu figürdeki ellerden daha güzeldir.

Böyle bir kızla Parker ya da Thomas'la Kempis, yahut ta Meissonier'nin çizdiği figürler arasında daha da büyük bir ayrılık vardır; insan iki kere efendiye birden hizmet edemediği gibi, birbirinden bu kadar ayrı iki şeyi de bir arada sevemez, ikisine karşı aynı duyguyu duyamaz.

Derken C.M. güzel bir kadından, güzel bir kızdan hoşlanmaz mısın diye sordu bana, ben de dedim ki çirkin, yaşlı, yoksul, ya da herhangi bir nedenden ötürü bahtsız da olsa, hayat görgüleri, çektiği acılar, çileler yüzünden bir zekâ ve bir ruh edinmiş olan bir kadınla daha iyi anlaşabilir, uyuşabilirim.



(*) Vincent Van Gogh'un Cornelius-Marinus adlı bir amcasının kısaltılmış adı. Ona kimi zaman da Cor Amca der.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Amsterdam, 3 Nisan 1878.


Konuştuğumuz üstüne daha epey düşündüm, ve istemeyerek «dün ne idiysek bugün de oyuz» sözleri geldi aklıma. Ama bu demek değildir ki durmalı ve ilerlemeye çalışmamalı, tersine ne yapıp yapıp ilerlemenin yolunu bulmalıyız.

Ama bu sözü bir kere benimsedik mi bir daha gerileyemeyiz, nesnelere özgür ve güvenli bir bakışla da baktık mı, geri dönüp sırt çeviremeyiz onlara.

«Dün ne idiysek bugün de oyuz» diyen adamların «doğru adamlar» oldukları kaleme aldıkları yasadan belli; bu yasa her zaman var olacaktır, «yukardan gelme bir ışığın altında» ve «ateşten bir parmakla» yazıldı denebilir bu yasa. «Doğru adam» olmak iyidir, gün geçtikçe daha doğru olmaya çalışmalı, doğru olmak için de «içine dönük bir ruh adam!» olmak gerektiğine inanmak yerindedir.

İnsan bu cins insanlardan olduğuna kanı getirdi mi, ereğe varacağından emin olarak rahat rahat, güvenerek yürür yolunu.

Adamın biri bir gün kiliseye girip şöyle bir soru sormuş: «Bunca iyi niyetle yanılmış olmayayım sakın? Yolu şaşırıp yanlış yola sapmış olmayayım? Ah, bir kurtulabilsem bu kararsızlıktan! Sonunda yeneceğimden, başaracağımdan emin olabilsem!» Derken bir ses duymuş: «Emin olsaydın ne yapardın? Eminmişsin gibi davran, göreceksin ki yanılmayacaksın.» Adam bunun üzerine inançsız olarak değil, inançla devam etmiş yoluna ve kuşku ile kararsızlığın bir yana bırakarak sarılmış işine.

«İçine dönük ruh adamına gelince, insan genellikle tarih bilgilerini arttırarak, özellikle de Kutsal Kitaptan Fransız Devrimi tarihine ve Odysseia'dan Dickens'in, Michelet'nin kitaplarına kadar, her çağda yaşamış belli kişileri inceleyerek, bu tipi gerçekleştiremez mi kendinde?

Ayrıca Rembrandt gibi adamların eserlerinden bir şeyler öğrenemez mi?

Breton'un «Yabani Otları», de Greux'nun, «Benedicite» si, gene de Groux'nun (ya da Conscience'ın mı?) «Askere Alınan Adam»ı, Dupre'nin «Koca Meşe Ağaçları» yahut ta Michel'in değirmenleri ve kum ovaları gibi eserlerden faydalanamaz mı?
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ödevimiz nedir, nasıl iyi bir şey yapabiliriz konusunda epey tartıştık ve belli bir yer edinmenin, kendimizi büsbütün verebileceğimiz bir meslek bulmanın başlıca ereğimiz olması, gerektiği sonucuna vardık.

Ayrıca şu noktada da fikir birliğine varmıştık sanırım: insan en başta sonu, ereği gözetmeli, bir ömürlük çalışmalar ve çabalar sonunda varılan bir zafer daha önce kazanılmış bir başarıdan daha iyidir.

İçten, candan yaşayan, gerçek acılar ve hayal kırgınlarıyla karşılaşıp da yıkılmayan adam, her işi rastgelen ve bir bakıma bolluk içinde ömür süren adamdan daha değerlidir. Çünkü üstün değerleri apaçık ortaya çıkan insanlar, İsa'nın şu sözleriyle niteleyebileceğimiz insanlar değil mi: «Çiftçiler, ömrünüz üzüntü içinde geçer, çiftçiler, hayatta çile doldurursunuz, çiftçiler, mutlusunuz!» «Bir ömür boyu eğilmeden yıkılmadan savaşıp çalışan» insanlardır bunlar. Onlar gibi olmaya çalışmak iyi şeydir.

Demek ki yolumuzdan «indefessi favente Deo» , Tanrının sarsılmaz desteğiyle yürüyoruz.

Bana gelince, ben iyi bir şeyi, dünyada faydalı olabilecek bir şeyi dile getirmeyi başaran iyi bir vaiz olmalıyım. Bu bakımdan oldukça uzun bir hazırlık devresi geçirip, başkalarına seslenmeye girişmeden önce, kendime iyice güvenebilmek fırsatını bulmam belki daha iyi olur. Var gücümüzle gerçek, içten bir hayat sürmeye çalıştık mı her şey yoluna girer, derin acılara, gerçek kırgınlıklara uğramak zorunda kalsak da; herhalde ağır hatalara da düşeceğiz, kötülükler de yapacağız, ama daha çok hata işlesek de cömert ve coşkun olmak cimri olmaktan, fazla tedbirli olmaktan daha iyidir.

Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz, çünkü asıl güç sevgidedir, çok seven adam büyük işler görür, büyük işler görebilecek güçtedir ve sevgiyle yapılmış iş iyi yapılmış iştir: kimi kitaplar, örneğin (rastgele sayıyorum) «Kırlangıç», «Çayır Kışı», «Bülbül», «Sonbahar Dilekleri», «Bir Hanım Görüyorum Buradan» ve Michelet'nin «Bu Tuhaf Şehirciği Seviyordum» gibi kitaplar dokunaklı ise, bunların akıl gücü karışmadan safça yazılmış kitaplar olduğundandır. İnsan yalnız birkaç söz söylemekle yetinebilir, ama bu sözler bir anlam taşımalı, anlamlı birkaç söz kimseye yaramayan, o derecede de kolay söylenen bir araba dolusu laftan daha değerlidir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 12:00 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gerçekten sevilmeye değer şeyleri candan sevdik mi, sevgimizi önemsiz, tatsız tuzsuz, ve boş şeylere harcamaktan sakındık mı, yavaş yavaş aydınlığa varır, gücümüzü pekleştiririz.

Belli bir çalışma alanında ve belli bir meslekte ne kadar, çabuk ilerlersek, az çok özgür bir düşünüş Ve davranış benimseyip değişmez kurallara ne kadar bağlı kalırsak, o kadar karakterimiz pekleşir, üstelik tek yönlü bir insan da olmayız.

En akıllıcası böyle yaşamaktır, çünkü hayat kısadır, vakit çabuk geçer; insan bir alanda yetkinliğe erer de o alanı iyice kavrarsa, daha birçok şeylerin anlayışına ve tanımına da varır aynı zamanda.

Dünyaya karışmak, birçok insanlarla görüşmek kimi zaman iyidir, kimi zaman öyle yaşamak zorundayız, ama tek başına kalıp rahat rahat çalışmayı seçen yalnız birkaç dostuyla görüşmek isteyen adam, insanlar arasında ve dünyada kendine en, çok güvenen adam olarak çıkabilir karşımıza. Güçlükler, dertler.

Her çeşitten engellerle karşılaşmamak güvenli olmak için bir neden değildir, kendimize kolay bir hayat düzenlemekten kaçınmalıyız. Kültürlü çevrelerde, en iyi topluluklarda ve en iyi koşullar içinde bile bir Robenson Crusoe'nin ya da bir doğa adamının özgün karakterinden birşeyler korumalıyız, ruhumuzun ateşini hiç söndürmeyip durmadan körüklemeliyiz. Yoksulluğu seven, ona bağlı kalan insan büyük bir varlık taşır içinde, vicdanının sesini her zaman duyacaktır o. İçinden gelen bu sesi duyan ve dinleyen adam, Tanrının en büyük armağanını edinip bir dost bulacaktır kendine, yalnız kalmayacaktır hiçbir zaman...

Bizim kaderimiz bu olsun, kardeşim, yolun açık olsun, ve Tanrı seninle birlik olup her işini rasgetirsin, sana dileğim budur. Bu dilekle elini sıkar, uğurlarım seni.

Vincent
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 9:05 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 9:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bazı kişiler hep gölgede kalırlar. Van Gogh'u tüm dünya tanır ama Theo'yu herkes bilmez. Van Gogh imrenilecek bir sanatçıysa, Theo da imrenilecek bir kardeştir, insandır. Sayenizde, insanlar Theo'yu tanıma fırsatını buldular, sağolun.
Başa dön
hiç
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Mar 19, 2006
Mesajlar: 3

MesajTarih: Pzr Hzr 15, 2008 1:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sevgili Kardeşim,

Güzel mektubun ve içindeki elli frank için teşekkürler…
En önemli iş iyi yürüdüğüne göre, daha önemsiz konularda daha fazla konuşmama ne gerek var? İş ile ilgili konularda daha salim kafayla konuşacak duruma gelmemize çok vakit var besbelli…

Öteki ressamlar, içlerinden ne düşünürlerse düşünsünler, doğrudan doğruya resim ticaretiyle ilgili tartışmalardan içgüdüsel olarak uzak tutuyorlar kendilerini.

İşte böyle, gerçek olan şu ki, yalnızca resimlerimizi konuşturabiliriz. Gene de, sevgili kardeşim, sana her zaman söylemiş olduğum bir şey var, ve bunu, elinden gelenin en iyisini yapmaya kararlı bir kafanın son kertesine dek zorladığı çabanın içtenliğiyle bir kez daha söylüyorum, bir kez daha yineliyorum ki, seni her zaman basit bir Corot tüccarından daha ötede gördüm ve görüyorum; sen, benim aracılığımla, birtakım resimlerin üretilmesine katkıda bulundum. O resimler en büyük kargaşanın içindeyken bile sukuneti muhafaza etmişler, edeceklerdir.

Çünkü varmış olduğumuz yer bu… bu görece kriz anında sana söyleyebileceğim tek şey, ya da en önemli şey bu… ölmüş ressamları satanlarla, yaşayan ressam ticareti yapanlar arasında durumun çok gergin olduğu bir anda.

Böyle işte, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun, kabul- ama bildiğim kadarıyla, insan ticaretiyle uğraşanlardan biri değilsin sen ve hangi tarafı tutacağını, tam insanca davranarak seçebilirsin. Ama bilmem ki…


Auvers-sur-Oise/ 27 Temmuz / 1890



Kendini vurduğunda cebinde kardeşi Theo’ya yazdığı bu son mektup bulunmuş.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 12:49 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sn. kukulkan

Theo ve Van Gogh’u daha okuma bilmiyorken; resimli kitaplara bakarak öykü gibi dinlemiştim…

… O’nun yaşamöyküsüne paralel Paul Gauguin / Henri de Touluse Lautrec / Moulin Rouge da öykünün içine girmişti… küçük dünyamda düşlerimi katmış… üzülmüştüm…

Moulin Rouge kızları ve Lautrec de ayrı ve özel imgelerdir bende …

Sonrasında haklarında ne bulduysam okudum / Van Gogh resimlerini … fırçasını... boyasını… renklerini… düzensiz, içten yerleştirişini büyüteç altına yatırırcasına inceledim…

Garip bir içtenlik… ruhsal durumun dışavurumu … savurgan görünen anlatım tarzında; fışkıran bir enerji görürsünüz… Beni çeken bu olmalı. Kimbilir belki dünya insanını çeken de bu :)

Yaşadığı sürece ona en fazla bağlı olan kişi, muhakkak ki kardeşi Theo'ydu.

Her yönden destekledi. Gerek sağlıktaki aksamaları... gerekse resim çalışmalarını… satılamayan resimleri satılmış gibi gösterip O’na paralar yollayarak boyasını-tuvalini sağlaması…

Vincent’in cenazesine gelenler onu öylesine sevindirmişti ki, Theo eve koşmuş, kardeşinin bunalımlı döneminde yaptığı resimlerinin birçoğunu kaptığı gibi mezarı başına getirmiş ve orada bulunanlara dağıtmıştı.

Altı ay sonra Theo öldüğünde Van Gogh hâlâ adı gereğince duyulmamış bir ressamdı. Fakat ölümünün birinci yılında onun sanatını tanıtmak için açılan özel sergi, bir anda Van Gogh ismi etrafında derin yankılar uyandırdı. Otuz yedi yıllık ömrün parlatamadığı kıvılcım, bu sergi nedeniyle bir anda tutuşuverdi.

Sanatçının eserlerinden çoğunu bugün Kröller Müller Müzesi'nde ve Hollanda Hükümeti'nin satın alıp Rijksmuseum'a yerleştirdiği geniş koleksiyonun arasında bulabiliriz.

Louvre Müzesi de, ressamın yakını Doktor Gachet'nin bağışından faydalanarak Van Gogh'un bazı eserlerine sahip olmuştur. Sanatçının, kardeşi Theo'ya ve ailesine yazmış olduğu ilgi çekici mektuplar da, çeşitli vesilelerle yayınlanmıştır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 6:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Adından söz etmişken resmini de koyalım: Dr. Gachet

Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 6:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sn. “hiç”
Bendeki son mektubun Azra Erhat çevirisi şöyleydi…




Tarihsiz

(29 Temmuz günü Vincent'in üzerinde bulunan mektup)


Sevgili kardeşim,

Tatlı mektubuna ve içinden çıkan 50 franka çok teşekkür. Madem her şey iyi, en önemlisi odur ve daha az önemli şeyler üstünde durmaya gelmez; baş başa oturup iş konuşmaya gelince, o gün daha uzaktır herhalde.

Öbür ressamlar, ne düşünürlerse düşünsünler, günlük alış veriş işinden uzak kalıyorlar içgüdülerine uyarak.

Eh, doğrusu, resimlerimizi konuşturmaktan başka çaremiz de yok. Ne var ki, sevgili kardeşim, birçok kez söylediğimi bir daha söylüyorum, elden geldiği kadar iyi yapmak konusunda bütün çabaları harcadıktan sonra elde edilen bir ciddilikle bir daha söylüyorum ki sana, sen bir Corot satıcısı değilsin sadece, sen benim aracımla birçok resimlerin yaratılmasına katılmış bulunuyorsun ve bu resimler keşmekeşin içinde bile huzurlarını korurlar.

İşte buraya vardık. Ve nisbî bir bunalım anında sana söyleyebileceğim en önemli söz de budur. Evet, ölmüş sanatçılarla yaşayan sanatçıların resimlerini satan satıcılar arasında durum çok gergindir şu anda.

Eh, benim çalışmam benim hayatımı tehlikeye koyuyor ve aklımın yarısı da erimiştir bu çalışmada - öyle ama geç - ne var ki sen insan satıcıları arasında değilsin, benim bildiğim kadar, ve bence, gerçekten insanca davranarak, taraf tutabilirsin, ama ne çıkar?
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 6:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Diğer mektuplarla devam ediyoruz....




Laeken, 15 Kasım 1878.


Tam o saat sokak süpürücüleri yaşlı kır atların çektiği çöp arabalarıyla dönüyorlardı. İskele yolunun başında, sözüm ona Çamurlar Çiftliği boyunca bu arabalardan uzun bir kuyruk vardı. Bu ihtiyar beygirlerin bazıları aquatinta ile yapılmış eski bir gravürü andırıyor, belki bilirsin, büyük bir sanat değeri yoksa da, çarpar, sarsar beni bu gravürler. Serinin son gravürü «Bir Atın Hayatı» adını taşır. Anlatmak istediğim asıl o. Yük taşımaktan, bir ömür boyu ağır işler görmekten bitkin düşmüş, zayıflamış, kadidi çıkmış bir kır at görülür bu gravürde: zavallı hayvan kuru ottan başka bir şey bitemeyen alabildiğine ıssız bir ovada korkunç bir yalnızlığın içine gömülmüştür; şurda burda kasırgadan eğilmiş, bükülmüş, kırık yamru yumru bir ağaç, yerde bir kafatası ve uzakta, arka planda rengi solmuş bir beygir iskeleti, hayvan leşlerinin derilerini kemiklerinden yüzmekle hayatını kazanan bir adamın oturduğu kulübenin yanı başında. Hepsinin üstünde fırtınalı bir gök, insafsızca sert bir gün, koyu kapkara bir hava.

İnsanın yüreğine işleyen, ruhunu karartan bu manzara, günün birinde bizim de ölüm denilen badireden geçeceğimizi ve «insan ömrünün ak saçlar ve göz yaşları» ile sona erdiğini bilen ve duyan kişiyi derinden etkiler. Bunun ötesinde olan yalnız Tanrının bildiği bir sırdır, ne var ki Tanrı ölülerin dirileceğini bildiren sözü ile bu sırrı çürütülemez kanıtlarla açıklamıştır bizlere.

Zavallı beygir, insanın sadık uşağı, sabırlı ve edilgen bir tavırla durur orda, «muhafız ölür de teslim olmaz» diyen ihtiyar muhafız gibi son saatini beklemektedir o da. İşte bu akşam, Çamurlar Çiftliği’nin orada çöp arabalarının atlarını görürken bu gravürü hatırladım birdenbire.

Ya arabacılar, kirli paslı iğrenç giysileriyle, de Groux Usta'nın «Yoksullar Sırası» nda çizdiği o uzun yoksullar alayında, daha doğrusu kümesindeki figürlerden daha da çok sefalete dalmış, sefaletin içine kök salmış gibiydiler. İşte böyle anlarda, dile gelmeyen, sözle anlatılamayan bir çaresizlik karşısında - yalnızlık, yoksulluk, bahtsızlık, her şeyin sonu… bitimi… işte o anda Tanrı düşüncesi doğar birdenbire kafamızda. Başkaları değilse de ben bunu duyarım.

Babamız da öyle demez mi: «Hemcinslerime mezarlıkta seslenmekten hoşlanırım, çünkü orada hepimiz toprağa basarız, aynı toprağa basmakla kalmayız, aynı toprağa bastığımızın bilincine varırız.»
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 6:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Müzeyi seninle birlikte gezebildiğimiz çok iyi oldu, de Groux'nun, Leys'in eserlerini ve Coosemans'ın o peyzajı gibi dikkate değer bunca tabloları birlikte gördüğümüze sevindim.

Bana verdiğin iki gravürden çok memnumum, ama sen de benden «Üç değirmen» adlı o küçük ofortu kabul etmeliydin. Oysa onu sen kendin satın aldın - hem de yarı fiatına değil, benim istediğim gibi. Onu koleksiyonuna katmalısın, çünkü çok güzel yapılmış değilse de dikkate değer bir parçadır.

Bilmiyorum ama bence onu Kadife Breughel değil de Köylü Breughel çizmiş olsa gerek. Bu mektupta «Kömür Madeninde» adlı küçük krokiyi ekliyorum.

Yolda giderken gözüme çarpan sayısız şeylerin kaba taslak krokilerini çizmek isterdim, ama bu beni asıl işimden alıkoyar korkusuyla hiç girişmiyorum. Eve döner dönmez «Kısır İncir Ağacı» üstüne (Lukka İncili, XIII, 6-9) hazırladığım vaıza başladım.

«Kömür Madeninde» adlı küçük desen pek o kadar önemli değil, ama hiç düşünmeden çiziverdim işte onu, çünkü madende çalışan bir sürü adamlar görüyorum burda, belli niteliği olan bir topluluk bu. Gördüğün evceğiz iskele yolunun üstündedir, büyük bir atölyeye bitişik küçük bir kahvehanedir aslında, işçiler paydos saatinde oraya ekmeklerini yemeğe ve bir bardak bira içmeye gelirler.

Bir zamanlar, İngiltere’de maden ocaklarının işçileri arasında papaz olmak için dilekçe vermiştim, ama kabul edilmedi, en azından yirmi beş yaşında olmam gerektiği ileri sürüldü. Bilirsin ki, yalnız İncil’in değil, bütün Kutsal Kitabın en köklü, en esaslı gerçeklerinden biri «Karanlıkta Parlayan Işıktır».

Karanlıktan varılır ışığa…
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4207

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 6:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ama kim gerçekten gereksinir bu hakikati, kim kulak verir ona? Tecrübeler gösterdi ki maden ocaklarında çalışan maden işçileri gibi yerin dibinde karanlıkta çalışanlar İsa'nın sözüne asıl kulak verenler, ona asıl inananlardır.

Belçika’nın güneyinde, Mons çevresinde de, Fransız sınırında da Hainaut denilen bölgede, giderek onun daha da ötesinde Barinage adlı bir bölge vardır, orada çeşitli maden ocaklarının işçileri yaşar; değişik, meraklı bir topluluktur bu. Küçük bir coğrafya elkitabına baktım, şöyle anlatıyor bu madencileri:

«Borin'ler (Mons'un batısında, Barinage'da oturanlar) yalnız kömür madenciliğiyle uğraşırlar. Toprağın üç yüz metre derinliğine kadar açılan bu kömür madenleri görülecek yerlerdir: saygımızı, sevgimizi hak eden bir alay madenci her gün oralara inip çalışır.

Kömür madencisi Borinage'a özgü bir tiptir, gün diye bir şey yoktur onun için, pazar günleri dışında gün ışığından hemen hiç faydalanmaz. Solgun, ölgün bir lâmbanın ışığında, daracık bir galeride, bedeni iki büklüm, kimi zaman yerde sürünerek çalışır; ne kadar yararlı olduğunu hep bildiğimiz o madeni yerin dibinden koparmağa uğraşır; hep yenilenen bin bir tehlike arasında çabalar durur, ama Belçikalı madenci neşeli, iyi huylu insandır, bu çeşit hayata alışıktır ve başlığının tepesinde, ona karanlıkta yol gösterecek olan küçük bir lâmbayla dibe inerken, çabalarını görüp kendisini, karısını ve çocuklarını koruyan Tanrısına güvenir.»
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Resim Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3 ... 15, 16, 17  Sonraki
1. sayfa (Toplam 17 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Lamia Hanıma Mektuplar yasemin111 Cemil Meriç 6 Çrş Nis 23, 2008 11:55 pm
Yeni mesaj yok Kızımdan Mektuplar yasemin111 İmla-Yazım Yanlışı Olan Başlıklar 3 Sal Ksm 27, 2007 6:21 pm
Yeni mesaj yok Milena'ya Mektuplar tu_ce Franz Kafka 38 Prş Eyl 13, 2007 1:26 pm
Yeni mesaj yok Çocukken yazdığınız şiirler, mektupla... nrhn Okur Adayları İçin 34 Çrş Şub 07, 2007 5:24 pm
Yeni mesaj yok Vincent van Gogh tiananmenian Resim 7 Pzr Eyl 17, 2006 6:39 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke