Abdülhamid, bize ne yaşatmış? Merak ettim. Parti mi kapatmış; toplumun isteklerini baskı altına mı almış; simge yasağı mı koymuş; hukuksal dil oyunları mı yapmış; çeteler kurup bunu, mileti kamplara böldürerek kendi egemenliğini perçimlemeye mi çalışmış; memleketi karıştırarak bozgunculuk yapanları mı kanatları altına almış? Hım?
Tarih yazmıştır; yazılmıştır; geriye doğru bir kurgudur, bir romandır. Tarihin kurgu olduğunu bildin mi, alacağını alırsın, ama bilmedin mi bugünü de ıskalarsın.
Neyse doğru olayım, doğru konuşayım. Gerçeği saklamayalım. Abdülhamid de devlet eliyle çete kurmuştur: Adına da Hamidiye alayları denmiştir. Bu alaylar, Doğu'da, ekserisi Kürtler'den oluşmuştur ve Ermeni çetelerinin baskın ve tecavüzlerine karşı koymak için faaliyette bulunmuş, ve ordunun yetişemediği alanlarda devletin egemenliğini tesis etmiştir.
Teşkilat-ı Mahsusa ile Orta Asya'da Rus emperyalizmini durdurmaya çalışırken, daha güneyde ise İngiliz emperyalizmine karşı direniş örgütlemiştir. Hatta İran'da bile etkin faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca İrlanda'da Katolik-Protestan ayrışmasını sağlaştırmaya çalışmıştır; İngilizleri bölgesinde tutmak için. Katolikler desteklenmiştir. Ayrıca Balkan devletleri arasındaki kilise ayrımcılığını kışkırtmıştır. (Nitekim İttihat Terraki iktidara geldiğinde bu kiliselerin arasındaki ihtilafı çözmüş, ama bu çözüm bize iki Balkan Harbi ve büyük göçler ve katliamlar olarak geri dönmüştür.)
O zamanki meclisi incele bakalım; Ermeni, Rum ve Yahudi'lerin mecliste çoğunluğu oluşturmasını. Müslümanları ilgilendiren konularda hep tıkayıcı rol oynamasını...
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 68 Nereden: başlamalı?
Tarih: Cmt May 24, 2008 4:30 pm Mesaj konusu:
onları o ülkede, 500 yıllık saltanatta hakim güç yapan, kendi insanına yatırırm yapmayan, sadece "kul"luğu layık görüp, sadece can (asker) ve mal (vergi) isteyenlerdir, meclisi o tabloya getirenler. 1875'te iflası ilan ettiysen, yeni mal sahiplerinin verdiği listeye göre hareket edeceksin.
onlar olmasa tıkanmamış mıydı?
sen rum zarifi'den borç alacak, kapısına yamanacaksın, ona vatandaşlık vereceksin, meclise almayacaksın.
kural; parayı veren düdüğü çalar.
bir millet oy verir, 550 milletvekili seçer. parayı veren, adamı kemal derviş'i, 1 oy almadan yukardan başbakan yardımcısı yapar.
"Tarih arşivdir" denir ya, artık arşivin de bir değeri kalmadı. Osmanlı'yı anlamak "sevda" işi artık. Hani Etiyopya' ya "Habeşistan" dersin ya içinden kopup gelen bir sevda ile. Necaşi' ye olan vefa mıdır kaynağı bilemezsin. İşte öyle bir sevda...
Ben tarihi hiç sevmezdim ama büyüdükçe öğrenme hevesim de büyüdü ve kendi seçtiğim kitapları okudukça tarihten keyif almaya başlar oldum. Tarihle ilgili keşfettiğim ilk şey, hiçbir dönemi birbirinden bağımsız ve keskin sınırlarla ayıramayacağımız oldu. Her dönem daha önceki dönemlerden beslenerek ilerliyor ve tarihin içindeki her olgu, her yeni oluşum o dönemle bitip,orada kalmıyor.
Tarihi, bu sıraya koyma ve dönemlere ayırma çabasının, okumayı kolaylaştırmakla birlikte, tarihsel olaylarla ilgili doğru değerlendirme yapmamızı engellediğini düşünüyorum. Daha özgün bir tarih yazımına ihtiyacımız var ve bence bunun için çabası olan yazarlar da var.(Bana tarihi sevdiren bu türden yazarlar oldu.) Daha sınırlardan arınmış, daha çok halkın içine girmiş, dönemler arasında ayrılık yaratmaktansa bağlantıları ortaya çıkaran bir tarih anlayışı belki bizi tarihle kaynaştırabilir!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız