Kayıt: Nov 14, 2006 Mesajlar: 22 Nereden: İstanbul
Tarih: Cmt Şub 23, 2008 9:16 pm Mesaj konusu:
Bende de hiç korku yok, belki tam hissedemediğimdendir içimde ama sadece bana has değildir bu genellersek herkes kadar hissedebilirim. Bulunduğum konumla ilgili olsa gerek hiç düşünmüyorum geridekileri. Hatta ölürsem kurtulurlar benden. Bu rahatlatıyordur. Bir yandan bunları düşünürken bir diğer yandanda bu dünyayı İnançlı bir insan olarak düşünerek diyorum:niye geldik o zaman dünyaya? Yaşayamıycaksam, hemen pes edeceksem yada ta tersi hayatta kalmaktan mutululuk duyacaksam ikiside iki uçta kalıyor değil mi?
Ben bu dünyaya, dünyanın bütün çilelerini çekmeye geldim. Üzerime olan sorumluluğun en iyisini yapmaya gayret ederim. Çalışacağım zaman çalışırım ve dinleneceğim zaman da dinlenirim. Eğer hayatımda ters giden birşeyler varsa önce kendimde aramalıyım.
Korkan niye korkuyorsa ölümden bende bu yüzden korkmuyorum ölümden. Ama öldüğümde karanlığa kavuşacak olacağıma inansaydım, Tek bir amacım olurdu: Tek ayağımla yere basacak kadar bir yerde olsaydım yine de hayatta kalmak için mücadele ederdim (bu bir söz bir yerlerden okudum).Hayattaki tek amacım buna inanmak olurdu.
Kayıt: Nov 14, 2006 Mesajlar: 22 Nereden: İstanbul
Tarih: Cmt Şub 23, 2008 10:20 pm Mesaj konusu:
İyi bir düşündüğümde acaba bu dünyada üzülecek birşey var mı diye: Hiç bir şey yok.
Hani ilk dünyaya geldiğimizde çok çaresiz değil miyim? Bana bakan bir ailem var. Olmasa bir kenara bıraksalar yine başka Anneler sahip çıkmıyor mu? Acaba niye sahip çıkıyor. Benim için mi? Yoksa kendi için mi? Hayatta isteyipte ulaşamadığı o dugularını bastırmak için mi? Yoksa sadece kendi(leri)ni soyutlayıp sadece ve sadece o bebeğin (yani benim) hayatındaki yarış yada sınavda En iyisi Olması için mi?
Hayatta o kadar çaresizken çareli olduğumuzu sandığımızda irade bize geçtiğini sandığımızda kadere isyan eden anneye küfreden yine biz(ben) değil miyiz?
Beni iradesizken iradeli yapan beni bilmezken bana öğreten ve bildiklerimi unutturana kadar yaşatan Allah'ın adaletinden korkmuyorum. Yani ölümden korkmuyorum.
Tek felsefem bu sınav dünyasında Elimden gelen tüm gayretimi göstermek sonucunu,adaleti Allahtan beklemek.
belki de şiirde saklıdır ölümden korkmanın sebebi .
Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi
Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime
O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi
İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime
Ölüm! Kaçınılmaz sonuç, o soğuk kelime
Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri
Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek
Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek
Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak gibi
Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar
Er geç uzanır bir el, son kampanayı çalar
Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini
Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır
İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini
Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım
Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım
Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi
Ansızın toprakla dolması gözlerimizin
Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi
Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözlerle bakmak
Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın
Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak
Sad but True, evet acı ama gerçek!
(metallica'nında ünlü bir parçasıdır, bir bilselerdi)
Yok, yok, yok!
Ne diyeceksin yani?
-------------------------------------------------------------------
Sabah kalktım. Güzelce kahvaltımı da yaptım ve işe gittim.
Klasik bir gün... Diğerleri gibi, sıradan bir başlangıç...
Nöbetçi arkadaştan öğrendiğime göre, gece problem çıkmamış cihazlarda. Bu iyi haber işte! Zaten dünden devam eden 2 tane sistem arızası vardı.
Cihaz odasındaki klimalar da problemli. Hem de ta kurulduğu günden beri!
Bugünde firmanın birinden eleman gelecek, onlarla ilgilenmem lazım. İş çok bugün! Akşamı nasıl ederim bilmem. Bu hafta çok yoğun geçecek. Sezonda başladı malum. Beklentilerimiz epey yüksek.
Neyse, odama gittim ve kapıyı kapadım. Bilgisayarımı da açtım ve maillerimi kontrol ediyordum ki, kapı çaldı. “Girin” bile diyemeden kapı açıldı ve içeriye bir “şey” girdi, kapıyı da kapadı hemen!
Aman Allah’ım! O da ne!? Tanımlayamadım bir türlü. Kadın desen değil, erkek desen değil, turist belki! Bir çirkinlik abidesi! Kesin 10 gün rüyalarımın baş rol oyuncusu olur.
Ona “Kimsiniz?” diye sormama bile fırsat kalmadan:
- Hadi kalk gidiyoruz! dedi...
Aaa! Hem de Türkçe konuştu! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
- Sizi ilk kez görüyorum. Kimsiniz?
- Ruhunu bedeninden söküp almak için görevlendirilen meleğim ben! Nam-ı diğer Azrail! Cehennem habercisi!
- Dalganın sırası değil şimdi. Lütfen odamı terk edin. Yoksa güvenliği çağırırım!
- Çağırsan ne olur? Beni sadece sen görüyorsun!
- Dalga geçme. İşim gücüm var benim. Seninle uğraşamam...
Bir yandan Azrail değildir diyorum ama böyle bir kişinin bana haber verilmeden buraya kadar gelmesi imkansız ki! Eyvaaah! Ya gerçekse! Bittim ben, bittim!
Savsakladığım namazlarım, ahirette buruşturulup yüzüme çarpılacak olan oruçlarım geldi aklıma...
Ufacık dünya menfaatleri için teptiğim Allah’ın emirleri geçti gözümün önünden hızla...
Eti için kesilen bülbül, tahtası için yakılan saz gibi...
Gayri ihtiyari:
- Mesai saatleri içinde olmaz! deyiverdim. Sanki benden bitecek bir işi varmış gibi...
-Neden? dedi.
-Şu an hazır değilim!
-Neye hazır değilsin?
-Kabirde ve öbür alemde başıma geleceklere!
-Ama senin son kullanma tarihin bugün son. 08:57. (Sen ayvayı yedin) Hem sana yeterince vakit verilmedi mi?
-İnan ki, bu yaşta öleceğim hiç aklıma gelmemişti.
-Neden?
-Gencim daha, ciddi bir sağlık problemim de yok. Turp gibiyim evelallah!
-Senin yolun mezarlığa hiç düşmüyor herhalde! Ya da hastanelerin acil servislerine, morglara! Oradakilerin hepsinin teni buruşuk mu?
-Değil de yani!... Bana 1-2 ay kadar daha süre tanısan?
-Bu kadar kısa bir sürede ne yapabilirsin ki, onlarca yılını heba etmiş biri olarak?
-İbadet borçlarımı öderdim... Kaza üstüne kaza ederdim namazlarımı deliler gibi... Kalplerini kırdıklarımdan, üzerimde hakkı olanlardan helallik dilerdim. Dünyanın öbür ucunda olsalar, taşların altına saklansalar gene de bulur, her şeyimi verir, haklarını helal ettirirdim. Üzerimde kul hakkı kalmasın diye... Daha vasiyetimi bile yazmadım hem!
-Yeterince vaktin vardı! Yapsaydın! Neden düşünmedin? Engel mi oldular sana?
-Hiç ölmeyeceğimi sanmıştım. Hep başkaları ölüyordu, başkalarının selaları okunuyordu minarelerden. Ben muaftım sanki ölümden. Meğer bu iş parayla değil, sıraylaymış.
-Bir sene önceden haberin olsaydı geleceğimden, neler yapardın?
-Kalan zamanımı çok iyi değerlendirirdim!
-Hadi be sen de! Kimi kandırıyorsun! İlk 2 gün iyi giderdin. Namaz-niyaz ve herşey... sonra dönerdin gene eski haline. Bulurdun bir de bahane kendine. Her şey yine eski hamam eski tas olurdu. Bir rüyaydı o derdin sana verdiğim habere, kendini avutmak için...
Haklıydı! Kaç kere hastalık geçirmiş, kaza atlatmıştım... Bunların hepsi birer haberdi aslında ama üzerimdeki etkisi çoğu zaman 2 gün bile sürmemişti...
Ama şimdi kafamı taşlara vurmaya bile vaktim yoktu artık!...
Bu arada telefonum çaldı. Başmüdür arıyordu. Önemli bir arıza varmış, trafiği durduran. Acil gitmemi istedi. Her şey önemini kaybetmişti ki benim için: para, pul, mevki, kadın, nefs... Her şey sıfırla çarpılmıştı. Can derdindeydim ben. Bir de baş da olsa arka da olsa müdürle veya başka bir şeyle falan uğraşacak durumda değildim. “Bırak bu fani işleri” deyip kapadım telefon suratına müdürün...
Baktım sırıtıyordu Azrail. Demek alışkındı benim gibi jetonu iş işten geçtikten sonra düşenlerin panik hallerine. Ben de güldüm gayri ihtiyari... Neye güldüysem! Ağlamayı bile beğenmemem lazımken!... En iyi savunma saldırıdır taktiğine geçtim hemen!
-Hem sen, Azrail de olsan, can almakla da görevli olsan nihayetinde bir melek değil misin? Ne bu surat? Korku filmindeki yaratıklar gibi! Allah seni nurdan yaratmamış mıydı?
-Nurdan yaratılmasına nurdan yaratıldım. Bu arada laf aramızda, güzelliğim dillere destandır.
-Hiç de öyle görünmüyorsun ama! Notr Damın Kamburu bile sana on beş çeker.
-Orası öyle! Ben de surat çok! Ama sor bakalım senin yanına neden bu suratımla geldim? Utanma sor, sor!
-Neden bu suratla geldin yanıma?
-İnsanın ameli güzelse ona güzel görünürüm ben. Hayatını Allah’ın rızasına göre dizayn etmeyenlere de çirkin görünürüm. Şimdi sana göründüğüm gibi! Ben senin aynanım şu anda. Kalp gözü açık olanlar, yüzüne baksalardı seni böyle görürlerdi!
-Desene EYVAH!
-Eyvah ki ne eyvah!
-Birazdan kabirde başına neler gelecek biliyor musun? Karşılama mahiyetinde? Ön sıcaklardan!
-Pek hayra alamet değil şu anki verilerim.
-Okusaydın Allah’ın kitabından, Resulünün sünnetinden!... İşin ciddiyetini kavrasaydın, uykuyu haram ederdin gözlerine!... Neden okumadın?... Bir arkadaşından yıllar önce gelip de hiç okumadığın bir mektubun var mı? Ya da açmadığın bir mail? Madem Allah’ın kitabının kapağını açmadın, bük boynunu ve sus!
- Dünya meşgalesi...Geçim derdi... Para, mevki, kumar, duman, zevk, kadın, içki ve diğer şeytan işleri... Çepeçevre kuşattılar beni, kıramadım sarmalı!
-Halbuki dünyada kalma süren ne kadar azdı oran olarak! Bunu da biliyordun üstelik! Birazdan gideceğin hayat ise ebedi! Nasıl olur da senin gibi akıllı geçinen bir adam okyanusu unutur da bardakta boğulur? Senin gibi bir kula müstehak değil mi azap! Bunca akıl vermiş ilim vermiş, dininden seni haberdar etmiş...
-Haklısın! Ama dünya gözle görülüyor ama öbür dünya gayb, göz önünde değil!
-Merak etme, biraz sonra ölünce, gaybın önündeki perdeler kalkacak!... Kuran’da ve hadislerde anlatılıyor bunlar. Sen de okudun hem! Üstelik başkalarını uyaran yazılar da yazdın. Muhtelif yerlerde anlattın bile! Neden o zaman bu gafletteki ısrarın?
-Başkalarına nasihat verirken kendimi unutmuşum...
-Allah da din günü seni unutur o zaman! Bir yandan ele öğüt verirken diğer yandan da kırmadık söğüt bırakmadın ortalıkta!
-Maalesef, biliyorum, kendim düştüm ve ağlamaya hakkım yok.
-Kendin ettin kendin buldun! Hadi artık gidiyoruz, fazla oyalama beni. Senden sonra iki gafil daha var sırada!
-Bırak çekiştirmeyi ya! Nereye gidiyoruz?
-Allah’ın sana hazırladığı azabı tatmaya.
-Doğru adrese geldiğinden emin misin? Benim adımda çok insan var da, hani o bakımdan!
-Adın gibi eminim. Zaten nokta tarifler var elimde. Iskalamam mümkün değil!
-Son bir şey soracağım: Allah’ın rızasına uygun olsaydı yaşamım, nasıl olacaktı ölümüm? Nasıl bir diyalog geçecekti aramızda?
- Ben senin canını almaya gelince yüzümdeki güzelliği görünce hayrete düşecek ve: “Aman Allah’ım! Bu ne güzellik! Rüyada mıyım ben!” diyecektin. Çünkü o zaman cennet müjdecisi olacaktım sana, şimdiki gibi cehennem habercisi değil! Seni Rabbine götürmeye geldiğimi söyleyecektim. Sen korkuyla karışık: “Rabbim benden razı değilse?” diyecektin. Ben de yüzümdeki güzelliği hatırlatıp korkmana gerek olmadığını söyleyecektim. İçini bir huzur kaplayacaktı.
-Keşke hayatımı yeniden yaşayabilme imkanım olsaydı...
-Geçmiş olsun!... Neyse! Ailen ve sevdiklerin aklına gelecekti bir bir... Ama onların da zamanı gelince dünyadaki rollerinin son bulup yanına geleceklerini hatırlayınca rahatlayacaktın... Tereyağından kıl çeker gibi ayrılacaktı ruhun bedeninden... Bulutların üstünde gibi, yumuşacık.... Haberin bile olmayacaktı. Gül bahçesine girer gibi... Tüm hücrelerinde hissedecektin mutluluğu...
-Ama şimdi
-Çığlık atmayı bile beğenmeyeceksin çekeceğin acıdan!... Saat de tam 08:57 oldu. Bak Şeytan seni konuşturdu durdu, konuşmaktan Kelime-i Şehadet bile getirmeyi unuttun...
...
Gözümün önündeki perdeler açılmaya başladı...
Gayb meğer ne yakınmış...
Keşke iş işten geçmiş olmasaydı...
Neler yapmazdım ki!
Artık hiçbir değeri yok “keşke”lerimin...
ÇARP HEPSİNİ SIFIRLA!
----------------------------------------------------
... (Alıntı)
Önce İman = 1
Sonra salih ameller = 0;
1 in yanına koy 0 = 10
ya da durumuna göre = 100000000 sana bağlı,
ama iman yoksa! 0.000000000 işte tablo bu...
Ey matematiği yaratan rabbim sen affet bizi!
Kendini bil ey nefsim, dost edin Rabbini, şeytan kandırdı seni, insanlar kandırdı, aklın yanıldı, arzuların azdırdı, sonunu bile bile nasıl yaptın bunları, bak ahir zamanda insanlık nasıl çıktı insanlıktan, sen hiç düşünmedin mi?
İnançlı insan neden korkar; Sevdiğini kırmaktan... Eğer yürekte hak sevgisi varsa , O'ndan gelenden korkmakta ne ola diye düşünmeden edemiyorum... Yaşarken bile korkmazken...! [b]
Aslında sanırım korktuğumuz ölmek de değil, yok olma fikri.
İnsanlık yüzyıllardır bu korkuyu bertaraf etmek için, ölümden sonraki hayat fikrini yarattı.Böylece hiç yok olmayacaktık! Ama bu fikir de kendi yalanımız olduğu için ve kendimizi koruma dürtümüz, kendini hergün yenilediğinden olsa gerek, bu korkunun üstesinden bir türlü gelinemedi.
"Bir kez ölüp deneyeyim bakalım " diyemediğimiz için de bu korkunun üstüne gitmek mümkün olamadı.
İster ölümden sonra bir hayat olduğuna , ister yok olacağımıza inanalım bu korku içeride sinsice bekleyecek. Çünkü bu konuda inançtan öteye gidemiyoruz.
Eylemsel olarak dinamik olanın statik olana geçmesidir ölüm.Hareketlinin durgunluğa etkisi ve bu etkiye karşı bir tepki.Bir yokluk,yoksunluk halidir.Seyir halinde olanı seyretme halidir. belki de.
En korkmuyorum diyen bile, korkar ölümden.
İnsanoğlunun korktuğu tek şey bilinmeyendir, bir çok anlam yükler ama yüklediği ile kalır.
Ben korkmuyorum demek dildedir, sadece dilde..
Gece yatağınıza yattığınızda bir düşünün, içinizin nasıl korku ile dolduğunu duyun bir...
Korkmuyorum demek sadece korkuyu korkutmak için bir savunmadır.
Herkes ölümden korkar.
Nedeni bilinmezlik.
Eylemsel olarak dinamik olanın statik olana geçmesidir ölüm.Hareketlinin durgunluğa etkisi ve bu etkiye karşı bir tepki.Bir yokluk,yoksunluk halidir.Seyir halinde olanı seyretme halidir. belki de.
Termodinamiğin ikinci yasası uyarınca madde entropiye eğilim gösterir. Madde daha basit, daha kaotik bir duruma, mutlak hareketsizliğe ulaşma eğilimindedir. Bunun canlıdaki karşılığı ölme içgüdüsüdür. Her canlı, varlık öncesi konuma, yok olmaya doğal bir eğilim gösterir, dahası, türün devamı (ölümsüzlüğü) uğruna üreme yoluyla da (bireyin ölümü) ölüme yönelir.
Öte yandan, cansız maddenin tersine, canlı organizma bir yandan da entropiye direnir, düzeni korumaya, düzen oluşturmaya çalışır. Bu, saf yaşama içgüdüsüdür ve canlı organizmaya özgüdür. Neden bütün inorganik evrenin tersine canlı organizma böyle davranır, direnir, bilinmiyor.
Tarih: Pts Ağu 04, 2008 8:38 am Mesaj konusu: Ölüm korkususnun nedeni ?
Alıntı:
Termodinamiğin ikinci yasası uyarınca madde entropiye eğilim gösterir. Madde daha basit, daha kaotik bir duruma, mutlak hareketsizliğe ulaşma eğilimindedir. Bunun canlıdaki karşılığı ölme içgüdüsüdür. Her canlı, varlık öncesi konuma, yok olmaya doğal bir eğilim gösterir, dahası, türün devamı (ölümsüzlüğü) uğruna üreme yoluyla da (bireyin ölümü) ölüme yönelir.
Öte yandan, cansız maddenin tersine, canlı organizma bir yandan da entropiye direnir, düzeni korumaya, düzen oluşturmaya çalışır. Bu, saf yaşama içgüdüsüdür ve canlı organizmaya özgüdür. Neden bütün inorganik evrenin tersine canlı organizma böyle davranır, direnir, bilinmiyor.
Fiziksel ve Biyolojik olarak doğanın dengesini biliyoruz. Allah öyle takdir etmiş. Şimdi canlılar hem kendilerini ölmemek için savunmamış olsalardı, hem de ölümü arzu ediyor olsalardı hayat diye birşey olur muydu?
Önemli olan insanı herhangi bir canlıdan ayırmaktır. İnsanı sadece, bu dünyada canının istediğini yapan, gücü ölçüsünde diğer insanları ezen, onların hakkına tecavüz eden, yiyip içen, gülüp oynayan, kokuşuncaya kadar yaşayıp sonra toprak altına giren ve çürüyen, kurtçukların böceklerin yediği bir et parçası olarak görmek yanlış olur. Evet insanın nefsi bu bahsettiğimiz hayvanın ta kendisidir fakat insan kalbi ve insan ruhu bundan uzaktır. Zaten Rabbimizin katında değeri olan şeyler bu ikisi ve salih amellerden ibarettir.
Aslında ölüm korkusunun nedeni ölümü düşünmemekten kaynaklanıyor. Şöyleki; akşam yatağına uzanan biri gece başına bir hal gelmezse sabah olacağını kesinlikle bilir. Bu düzen böyledir. Ona yarın, sabah olmayacak denilse buna inanmaz. Çünkü bunu daha önceden tecrübe etmiş ve bunun bir düzen dahilinde yürüyüp gittiğini bilmiştir. Aynı şekilde yani yakinen öleceğini de bilse ya... ama yarın ama sonra...
işte düşünmekten ziyade farkında olmak dediğimiz olaya dönülmüş olur. Zaten böyle düşünülürse bunun adına ölüm rabıtası deniyor. İnanın ölümü çok anmak insanı Allaha yaklaştırır. Çünkü dönüş ancak onadır. İşte bizim azgın ve bir türlü dizginlenemez nefislerimiz bu yüzden ölümü düşünmek istemiyor. Onun ehemniyetini sadece yakın akrabalarımız vefat ettiğinde, o da çok az olmak üzere takdir edebiliyoruz.
Yani sadede gelelim; ölüm korkususnun nedeni nefislerimizdir. Bir insan nefsinin zincirlerini kırarsa ve o hayvanının sırtına binebilirse ( çok az yemek, çok az konuşmak, çok az cinsellik, çok fazla ibadet gibi) kısacası nefsin istemediği her şeye devam ederse ölümden korkmaz. Zaten bunu başarabilenler Allahın veli kullarıdırlar. Onlar zaten kendilerini öldürmüş gibilerdir. Onlar dünyaya hizmet etmez, dünya onlara hizmet eder. Bu bahsettiğimiz konu tasavvufun başlıca konusunu oluşturuyor. o yüzden denmiştirki; nefsini bilen rabbini bilir.
Habuki olaya geniş bir perspektiften bakıldığında yani; siz artık hiç ölmeyeceksiniz. Nasıl?
İmani olarak; insan ölecek yeni bir dirilişle tekrar diriltilecek ve kıyamet günü Allah ölümü öldürecek. Yani bundan sonra ölmek istesenizde ölemezsiniz. işte ozaman vay o cehennemde ebedi kalacak olanlara. onlar işte ozaman gerçekten ölmek ve yok olmak isteyecekler ama bu mümkün olmayacak. Ya o cennetliklerin hali, işte onlarda ne dilerlerse onu önlerinde bulacaklar hiç sıkılmadan ve ebediyen, yani hiç ölmek istemeyecekler ve ölmeyeceklerde...
İşte görüyorsunuz ya, yine konu dönüp dolaşıp imana geliyor. Eğer ölümden sonrasına inanmıyorsanız ve yukarıda anlatılanlar doğruysa vay halinize... Eğer inanıyorsanız yukarıda anlatılanlar olmayacak olsa dahi kaybedecek bir şeyiniz yok demektir. Ozaman inanmayan insanın akıbeti ne ise imanlının akıbeti de o olur.
Neyseki ben inanıyorum elhamdülillah.
Sözün sonu; siz yaratıldığınız andan itibaren sonsuzsunuz...[s]
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız