Heykel denince ilk akla gelen isimlerden biridir Rodin. O’nun adını bilmeyenler bile “Düşünen Adam” heykelini tanırlar. Büyük Usta, yaşadığı 77 yıla, binlerce eser ve çalkantılı, çarpıcı bir yaşam öyküsü sığdırdı. Her zaman kural yıkıcı ve yaratıcı oldu. Eserleriyle en çok empresyonizme yakındı. Zamanının sanat dünyasını sık sık karşısına aldı. Çoklukla eleştirildi, anlaşılmadı. Eserlerini tamamlanmamış gibi bırakmaktan hoşlanıyordu. Eserlerinde hep bir aykırılık, alaycılık, meydan okuma vardı. Tamamlanmamış bedenler, değişik heykellerin parçalarıyla oluşturduğu bileşimler, zamanının sanat ve estetik kurallarını yıkan anıtlar, portreler yaptı ve adını ölümsüzleştirdi.
Heykelin amelesi ve ustası olan Rodin 1840’ta 12 Kasım’da Paris’te doğdu. 14 yaşında “La Petite Ecole” (Küçük Okul) denen Özel Çizim ve Matematik Okulu’na yazıldı. Resme yeteneği zaten olan Rodin bu okulda heykeli keşfetti. 1857’de Güzel Sanatlar Okulu’na başvurdu. İlginçtir; desen sınavını kazandı ama heykel sınavında başarısız oldu. Okula girmek için ardı ardına 3 yıl yaptığı denemeler de başarısız oldu. Ailesine destek olmak için alçı atölyelerinde çalışmaya başladı.1862’de kız kardeşi Marie çiçek hastalığından öldü. Bu ölümün acısı onu bir tarikata itti, kısa süre katıldığı bu tarikatın başrahibi, Rodin’i acıya teslim olmak yerine heykelle uğraşmaya teşvik etti. 1864’de dönemin önemli heykeltıraşlarından Carrier-Belleuse’nin yanında çalışmaya başladı, 24 yaşındaydı ve hayatındaki en önemli kadınla tanıştı. 20 yaşındaki Rose Beuret ilk modeli ve sevgilisi oldu. Bu öyle bir kadındı ki, ölene dek hep Rodin’ in yanında oldu, destekledi, Rodin de yaşamına başka kadınlar girse de onu tamamen terk etmedi.
Alıntı:
Rodin’den Berout’ye: (1913) “..Benim iyi yürekli Rose’um. Bu mektubu, Tanrı’nın seni yanıma koyarak bana verdiği armağanın büyüklüğünü düşünerek yolluyorum. Onu cömert yüreğinin bir köşesine koy. Salıya geliyorum. Dostun Auguste Rodin.”
İlk heykellerinden biri olan “Kırık Burunlu Adam”ın Rodin’in sanat yaşamında önemli bir yeri vardır. Atölyesinde çalışan birini model olarak kullandığı bu heykelin ilk toprak formu parçalanmış, geriye yalnızca maskı kalmıştı. 1865’te bu maskı “Fransız Sanatçılar Yıllık Sergisi”ne önerdi, ama jüri reddetti.1875’te mermerden ve tamamlanmış olarak yeniden sunduğu heykel kabul edildi. Bu, akademik çevrelerin ilk takdiriydi ve Rodin 35 yaşındaydı. 2 yıl sonra ilk önemli yapıtı olan “Tunç Çağı”nı tamamladı. Heykel, sergilendiği Belçika’da hayranlık uyandırdı, olağanüstü canlı olan bu heykelin adsız olması ilgi çekti ama onun modelden kalıp alınarak yapılan bir heykel olduğu suçlamalarını da beraberinde getirdi. Birkaç ay sonra aynı eseri “Tunç Çağı” adıyla Fransa’da sergiledi. “Güzel Sanatlar Yönetimi” heykeli aldı ve Rodin’e önemli bir eser siparişi verdi: ”Cehennemin Kapısı”… Bu dev eser neredeyse yaşayan bir nesne oldu onun için. Pek çok figürden oluşan eserine sürekli figürler ekliyor, söküyor, parçaları birleştiriyor, yeni figürler oluşturuyordu. “Düşünen Adam”, “Öpüşme” gibi eserleri bu figürlerden doğup bağımsız heykellere dönüştüler örneğin. Bu dönemde sanatında ve yaşamında çok önemli bir yeri olan Camille Claudel’le tanıştı. Onunla 20 seneye yaklaşan beraberliği her şeyi etkileyecekti…
Rodin hak ettiği üne kavuştu. “Calais Burjuvaları” adlı ünlü eserinin siparişini aldı. Calais kasabası, kentin kahramanlarını simgeleyen bir anıt istemişti. Rodin’in ilk taslağı beğenildi ama O, heykelini tamamladığında bu klasik bir anıt değildi, eleştirilerle karşı karşıya kaldı ve heykel reddedildi. Rodin’in anıtında, kahramanların klasik anıtsal anlatımı yerine yaşadıkları gerilimi gösteren yoğun ifadelerle yüklü insanlar ve farklı bir kompozisyon vardı. Heykel uzun yıllar sonra kabul edildi ve alındı. Yüzlerce eserinin yanı sıra “Victor Hugo”, “Balzac”, “Claude Lorrai” gibi ünlü yapıtlarını yarattı. Son yıllarında Claire de Choiseul girdi yaşamına. Hem sevgilisi hem menejeri rolünü üstlenen Choiseul Rodin’ i ele geçirmişti. Ününün
doruğunda olan Rodin 1912 de bir beyin kanaması geçirdi, Choiseul’dan ayrıldı ve kadim aşkı Berout’ye döndü. 1916 da Rodin, uzun yıllar çalıştığı Biron Konağı’nda sergilenmesi koşuluyla eserlerini devlete bıraktı. Meclis, konağı Rodin Müzesi’ne dönüştürdü. 29 Ocak 1917’de Berout ile 77 yaşında evlendi. Aynı yılın 14 Şubat’ında Berout, 17 Kasım’ında ise Rodin öldü. Geriye aşklar, trajediler, tartışmalar ve dünyayı hayranlığa boğan binlerce eser bırakarak…
Rilke’den Rodin’e: (1902) “…Ben size yalnızca bir inceleme yapmak için gelmedim. Şunu sormak için geldim: Nasıl yaşamalı insan? Ve siz beni yanıtladınız: Çalışarak... Kendimi sizin bahçenizin sessizliğinde buldum ben. Şimdi uçsuz bucaksız kentin sesleri daha da uzaklaştı ve içinden sözlerinizin heykeller gibi yükseldiği derin bir sessizlik var yüreğimin çevresinde. Size gerçek ve apaçık bir hayranlık duyan, Rainer Maria Rilke.”
Camille Claudel’i anlatmadan Rodin’i anlatamayız. Daha da önemlisi, Ondan söz etmemek Claudel’e büyük saygısızlık olur.
1864’de doğdu, babası ünlü bir yazardı. Daha küçük yaşlarda heykeltıraş olmayı kafasına koyan Camille, henüz 18 yaşında heykeltıraşların yanında çalışmaya başladı ve ustalarından birinin referansıyla Rodin’in öğrencisi oldu. O zamanlar, heykeltıraşlar genç modellerle çalışıyordu. Rodin, aynı zamanda çok yetenekli olan bu genç ve güzel kadından etkilendi. Model ve öğrenci genç kız, artık sevgilisiydi. Tanıştıklarında Rodin 42, Camille 18 yaşındaydı. Camille yalnızca bir tutku değildi Rodin için, iki sevgili birbirlerinin sanatına da esin veriyordu. Camille ile Rodin’in eserleri arasında büyük benzerlikler vardır, öyle ki bazen bir eseri hangisinin yaptığını ayırt etmek zordur. “Calais Burjuvaları” ve “Cehennemin Kapısı”nda kimi bölümleri Camille’in yaptığı söylenir. Rodin Camille’e evlenme sözü vermişti, hatta bunu da betimleyen bir sözleşme yapmışlardı. Çift, uzun yıllar birlikte çalıştılar ve Rodin, Beurot’yle ilişkisini koparmadan Camille’le de beraberliğini sürdürdü. Hatta değişik kaynaklara göre bu beraberlikten (iddialara göre 2 veya 4) çocukları oldu. Ama Rodin sözünü tutmamıştı, Camille, Rodin’in Berout’yi terk etmeyeceğini anladı. Umutsuzluk ve kıskançlık içinde kıvranan Camille ile Rodin 1898’de kesin olarak ayrıldılar. Camille “L’age Mu” adlı eserinde bu ayrılığı anlatır. Kendini genç bir kadın olarak, diz çökmüş ve ellerini yalvararak Rodin’e uzatmış olarak betimler. Rodine ise Berout’ye sarılmış ve kendini Camille’den uzak tutmaya çalışmaktadır. Camile, Rodine ve Berout’yi simgeleyen erkek ve kadını yaşlı ve çirkin olarak göstermiştir.
Ayrıldıktan yıllar sonra bu eseri satın alma kararı veren Akademi, bu üçlü kompozisyonun kendi özel yaşamının deşifre ettiği fikriyle Rodin’in ricası üzerine eseri almaktan vazgeçmişti. Camille’in ruh sağlığı giderek bozuluyor, paranoya belirtileri artıyordu. Onu hiç yalnız bırakmayan babasının ölümünden 10 gün sonra annesi, kızının akıl hastanesine kapatılmasını talep etti. Bundan sonra Camille, yaşamının kalan 30 yılını akıl hastanelerinde geçirdi. Bu süre içinde annesi ve kız kardeşi bir kez olsun onu ziyaret etmediler. Yalnızca ağabeyi Paul, düzenli olarak Camille’ i ziyaret
etti ve ona baktı. Camille’in trajik yaşamı,
1942 de akıl hastanesinde son buldu. Rodin bu trajedinin ve bu trajedideki kendi payının bilincindeydi. Rodin Müzesi’ ne Camille’n eserlerinin de konulmasını talep etti ve sağladı. Yaşamının son yılında, Grunfeld’in yazdığına göre müzesinde dolaşırken Rodin, Camille’in alçıdan büstü karşısında durmuş ve şöyle demiş:
“ dokunmuş olduğunuz, bundan daha çok acı veren bir nesne yoktur.”
Alıntı:
Rodin’den Claudele’ e: (1886 sonu-1887 başı) “….Camille’im benim,emin ol ki, hiçbir kadına yakınlık duymuyorum ve bütün ruhum sana ait. İkna edemiyorum seni, kanıtlarım yetersiz kalıyor. Acı çektiğime inanmıyorsun, ağlıyorum ve sen kuşkulanıyorsun… Bırak, her gün göreyim seni; bana iyilik etmiş olursun, belki de işler daha iyi gider; yalnızca sen yüce gönlünle iyileştirebilirsin beni”
Alıntı:
Claudell’den Rodin’e: “….Mösyö Rodin, yapacak hiçbir işim olmadığı için yine yazıyorum size. İslette’de her şey ne kadar güzel bilemezsiniz… Parkta dolaştım, her şey biçilmiş ot, yulaf, çevresinden dolaşılabiliyor ve her yer çok sevimli. Eğer nazik davranıp sözünüzü tutarsanız bir cennet olur burası….. Çırılçıplak yatıyorum sizin de yanımda olduğunuza kendimi inandırmak için ama uyandığımda her şey değişiyor. Öpüyorum sizi, Camille. Ne olur bir daha beni aldatmayın.”
… ama / ne yazık ki... Camille Claudel’i iliğine kadar sömürdükten sonra akıl hastanesine gidecek çizgiye getirdi…
Bir zamanlar Claudel’in yaşamöyküsünü okumuş, sonra hakkında ne bulduysam didik didik etmiştim…
***
Olağanüstü yetenekli 18’inde güzel bir genç kız… heykel yapımında ilerlemek amacıyla Rodin’in atölyesine gider…
Kadınlara karşı zaten son derece kaba olan Rodin... kaprisleri / kıskançlığı / Claudel’i kendine rakip görmesi / sürekli kavgaları / dayanılmaz psikolojik ve fiziksel şiddetiyle 20 yıllık birlikteliği cehenneme çevirir …
İlkin sanata olan ilgisi / sonrasında Rodin’le birlikte yaşaması nedeniyle; küçük yaşlardan beri “sanat merakı” yüzünden tartıştığı annesi tarafından da reddedilir…
Ve...
… 20 yılın sonunda akıl hastanesi… “ölünceye dek heykel yapmak istiyorum” derken; kapatıldığı hastanede heykel yapmasına izin verilmemesi…
***
Oradan kardeşine şunları yazar:
“Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi... Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar...
Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra; şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar...
Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten... kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım...
Her bakımdan başarıya ulaştı işte!
Bu esaretten çok sıkılıyorum... eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?”
***
Camille Claudel’in heykelleri duyguyu çok başarılı yansıtmasıyla ünlüdür.
1903 yılında Salon d’Automne’de eserlerini sergiledi… Ünlü eleştirmen Octave Mirbeau “kadın bir dahiydi” dedi…
Rodin’in ünlü "Cehennem Kapıları" nın büyük çoğunluğunun Claudel’e ait olduğu rivayet edilir… Hatta birliktelikleri sırasında Rodin’in yaptığı çoğu heykelde O’nun payının büyüklüğünden sözedilir…
1920 yılında doktorunun ailesine mektup yazarak "kızlarını almaları" isteğini de karşılıksız bırakan ailesi, ömrünün son 30 yılını akıl hastanesinde geçirmesine göz yumar…
Rodin O’nun için : “Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama bulduğu altın kendi içindeydi” der.
Camille Claudel’in yaşamöyküsü Gerard Depardieu ve Isabelle Adjani'nin başrollerini paylaştığı bir filme konu olmuştu…
Çok güzel! Yeniden dönüp bakmamı sağladı yazdıklarınız. Bir o kadar da iç ezici bilgiler bunlar. Aslında o döneme ait ne varsa hepsinde hayranlık uyandıracak ölçüde yetenek, çaba, entrika ve çook acı var içinde hemen her sanat dalında...
19. yy'a kadar ne yazılacaksa yazılmış, ne çizilecekse çizilmiş, ne yapılacaksa yapılmış... büyülü bir dönem. Sonrasında sanki hayat tekrardan ibaret, sanat - edebiyat- felsefe adına...
…geçen 18 yüzyılın birikimini basamak yaparak / her konuda // … yalnızca felsefe, sanat, edebiyat ,resim değil… fizik, kimya, tıp, astronomi de dahil olmak üzere her dalda sıçramalar olmuş :)
Alvin Toffler’in “üçüncü dalga” sındayız :)
Ve Sn. kukulkan.... başlığınız.... hatta tüm başlıklarınız çok güzel / kendi adıma çok teşekkür ederim...
Sevgili gnfrfd, bodosalbatros ve Tian, teşekkür ederim. Claudell'in öyküsünü duyduğumda içim ezildi, O'nun çok da bilinmediğini farkettim, daha da üzüldüm. Ona saygımı paylaşmak istedim o kadar.
Ne yazık ki, düşün ve sanat dünyasında seven kadınlara acı veren yalnızca Rodin değil. Picasso'dan, Hegel'e, Dostoyevski'den Heidegger'e dek pek çok örnek var. Nedenini bilmiyorum.
Bodosalbatrosa katılıyorum; sanat, edebiyat, felsefenin altın çağları bitti, oysa Baudrilliard'ın yakındığı gibi "anlamını yitirmiş bir dünya"nın çok daha fazla ihtiyacı var sanata, edebiyata, felsefeye.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız