Sevgili dostlarım teşekkür ederim herbirinize, sizleri ne kadar sevdiğimi kelimelere dökmeye gücüm yetmez;
Yarışma, laptop, köşe, yazarlık, pazarlık, hepsine elbirliğiyle tak sepeti koluna deme vaktini gösteriyor saatler. Daha en başından bunun bir yarışma olduğunu bilseydim, tek bir harf bile göndermezdim, yazı sadece yazılmak ister, gerisi ayrıntı. Şimdi bunları söylerken dağ başında bağdaş kurmuş oturan boğa bilgeliğinde dünyadan geçmiş ya da dünyaya geçirmiş bir haşhaşi gibi hissetmiyorum kendimi, zaaflarım var, saçı kınalı günahlarım, kusurlarım, ıvır zıvır. Demem o ki, ilk defa kağıda yazılıp dökülmüş bir şeyi görünce sevindirik olup mahalleyle bu sevinci paylaşma heyecanıydı kendisi, geldi geçti, kaş süzüldü, göz kırpıldı, gönül defteriyle hesabı dürüldü. Hayat devam eder, iştirak etme gereği vardır arka cepte...
Beni ne kadar mutlu ettiğinizi bilemezsiniz, siz benim saç rengini bile bilmediğim ailemsiniz...
Diğer yazıları ben de okudum, yok abicim yok.
Oyumuz sadece sizi çok sevdiğimiz için değil; (tabi o da var işin içinde ama ) sizden iyi yazan olmadığı için...
İyi ki var olanımız olduğunuz için...
İyi ki yazıyorsunuz abicim,
kendi adıma çok teşekkür ederim...
( Bir de bağımlılık yapıyor yazılarınız )
Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim günahım yağma olsun
İkilikten usandım birlik hanına kandım
Derdi şarabın içtim dermanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı dost andan bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun
Geçtim bitmez sağınçtan usandım yaz u kıştan
Bustanlar başın buldum bustanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
Kapı çalıyor, ısrarla çalıyor, sanki geceden beri devam eden bir çalınma hali. Ve aman Allah'ım ne kadar da güzel bir uyanma şekli. Hasbinallah, az soluklan be mübarek. İçerde olduğumu bilen biri olmalı, kirayı üç beş gün geciktirdiğime göre de ev sahibim olmalı. İhtiyar keçi, sabah erken kalkıp iş aramam gerektiğini bilecek kadar da hissiyatlıdır hani. Yüzümü yıkadım, üstümü giyindim. Yüz yıkanır, üst giyilir, kıç üşür, ağrısız kulak delinir. Artık kapıya tekme atma aşamasına gelmişti ki, kapının kendi tapulu malı olmasından sebep yumruklarını çalıştırmaya devam etti. "Kim O?" "Benim!" Binlerce kere tekrar edilen saçma bir oyun gibi. Ve kapının ardında her kim varsa sadece bu kelimeyle sesinden kendini tanımamı istiyor, işin tuhafı çoğunu da tanıyorum. Bir de " Nasılsın?" İyiyim, sen nasılsın?" cılar var. Sonra... Daha böyle çok var...
Kapının emniyet zincirini çıkarmadan, kapıyı aralıyorum, burası İstanbul ne olur, ne olur, illaki olur... Kefen parası biriktirme üstadı evsahibim, tüm zerafetiyle karşımda. "Can, ne pahalı bir bezdir bu kefen, uğraş, didin, sarın, öl, sonrada birlikte çürüyün." demiyorum tabi, hatta kefen ile ilgili bir cümle bile kurmuyorum. Sadece ben ölürsem kendimi üzerinde yattığım çarşafa sardıracağımı düşünüyorum. Toprak oğlum bu, hediye atın dişine bakar mı?
Ben kapıyı açıyorum, o ağzını açmıyor, ısrarla bekliyor. "Buyrun Halil bey, hayrola, ne vardı?" "Selim bey oğlum, kira için uğramıştım..." "Hadi ya hu, ben de sabah sabah ada çayı içip Georges Politzer'in Felsefenin Başlangıç İlkeleri ni masaya yatıracağız zannediyordum" da demedim. Onun yerine, "Neden zahmet ettiniz Halil bey, ben uğrayacaktım zaten bugün size..." çıktı ağzımdan. "Olsun evladım, ben beklerim şimdi..." demez mi üstüne. "Biraz beklerseniz getireyim o halde." dedim, davet etmediğim gibi kapıyı da kapıyorum ardımdan. 'Kefen bezleri, kefen bezleri, sarıp sarmalar eninde sonunda, tüm onun parasını biriktirenleri ve hatta biriktirmeyenleri' diye de söyleniyordum bir yandan. Ne kadar da kötüyüm...
Tabii ya,
Sabahları kötü, akşama kadar karamsar, geceleri yorgun...
Arkadaşlar oylama sürer iken ve Tiananmenian 300 oy kadar oy edinmiş iken birden sistemde ne olduğunu asla ! bilemeyeceğimiz bişey oldu ve bütün oylar bir anda "Sıfır"landı.
Bu "Sıfır"lanma neticesinde de daha önceki oylarını hızla arttıran bir başkası oldu. Kirli kokular yükseliyor Gaste'den.
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 93 Nereden: keman sesinden
Tarih: Sal Hzr 03, 2008 12:28 pm Mesaj konusu:
Tian abi selamlar : )
ve herkese..
üç gündür yoktum ve sonunda güzel bir istanbul gezisinden sonra tekrardan aranızdayım..
gelir gelmez baktığım ilk başlık bu oldu oylamayı gördüm ve hemen oyumu kullandım bende..
Bir bardak su gibisiniz demiştim bir keresinde, boşuna söylememişim, hakikaten öylesiniz...
Olan oldu sonunda ve Sivas olaya müdahil oldu; Buyrun;
"merhaba benim adım mevlüt sizin oyugönderenlerden biriyim 6/A da okuyorum naci hocanın öhren cisiyim size oyu göndermemizi söyledi bizde gönderiyoru
saygılarla m.mevlüt FİDAN 114 6/a
naciye hocanın öhrencilerin den biriyim
başarılar"
Ulan ben varya senin Türkçe öğretmenini alır başıma baştacı ederim, Allah'tan abla Sosyal Bilgiler öğretmeni, zaten her fırsatta kendisinin ellerinden öperim...
Kedim 'teneke bergen' bugün rüştünü ispatlayarak, ilk kavgasından tüyleri tırmık izleriyle yolunmuş, ötesi berisi çamura bulanmış haliyle ama kafasını gözünü yardırmadan sağlam çıkmayı başardı. Üstelik karşısında kendisinin iki katı büyüklüğünde yetişkin bir kedi vardı. Dükkan zaten kendisine aitti de bu kavga dükkanın önündeki alan için gerçekleşti. Köpek olsaydı müdahele ederdim ama bu sefer karışmadım. Hayata tutunması için mücadele etmesi gerek, ekmek dükkandan su lokantadan geçinip gitmek olmuyor öyle.
Kedi iyidir, sokak ya da ev kedisi olması onun için hiçbir şeydir...
Hoca'ya telefon açtım, dedim M.Mevlüt Fidan muhtemeldir ki sana duyurmam üzere bana böyle bir mail atmış, ben de görevimi yerine getireyim sana bildireyim dedim, üstelik nick ( nick'ni yiyim takma isim.) olarak Polat Alemdar'ı kullanıyor. Demez mi bu okulun en saf, en notları zayıf çocuğudur, senin mail adresini bulup cevap yazabilmesi bile bir mucize, üstelik aklına, ders geçme, not yükseltme, sınıf atlama gibi şeyler gelmez bile diye...
Uyy ana muhteser, bir hoş oldum ben bu sefer. Mevlüt'e sıkı bir cevap yazıp gönderdim, ben bu Sivas'ı, sadece doğduğum büyüdüğüm şehir diye değil, sırf saflarının ve delilerinin çok olması nedeniyle de sevdim...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız