Bu gün “tanrı” kavramıyla değil, “rabb” ile direk konuşma ihtiyacı yaşıyor ruhum.
Rabbim,
“Onu” yarattığın için,
Ruhumu “onun” ruhuyla ve varlığıyla beslediğin için,
“İki kişilik yalnızlıklar” yarattığın/yaşattığın için,
“eeee…en güzeli “f” dir.” dedirttiğin için, şükür sana.
Rabbim,
Yeşil cevizi ve rengini yarattığın için, sana binlerce hamd-u sena.
Rabbim,
“Yangında ilk kurtarılacakları” işaret ettiğin için de,
Rabbim,
Yeşil cevizi ve rengini görebilecek göz verdiğin için de öyle…
Rabbim,
“Seni seviyorum…” cümlesini hem ilahi hem de beşeri literatürle söyleyebilme cesareti verdiğin için de öyle…
Rabbim,
“Hissediyorum…” kelimesini bir kitap halinde sunan o yoğun duygulanmaları o anın kitabına sığmayacak kadar büyüten, hisleri çığırından çıkarma deliliği verdiğin/tattırdığın için de öyle…
Rabbim,
Mırıldanmaları hiçbir kilisenin duasına eşdeğer kılmadığın için de öyle…
Rabbim,
Bir ceviz ağacı yapraklarında, saçlarını ellerimle tarar gibi tarayan kadını yarattığın için de öyle…
Bu cevizi büyük bir iştah ve havsalayla yiyecek az sayıda “seçilmişi” yarattığın için, hayranlık ne kelime secdedeyim.
Rabbim,
İçteki suskunluğu dile getirecek duyguları içine yorulmadan alacak sıralı cümleleri dilbilgisi ve dinbilgisi kurallarının dışında tuttuğun için ellerim semaya on parmaklı merdiven.
Rabbim,
“Erkek” oluşumuzu bir kadının dudağında incelttiğin ve “kadın” oluşumuzu da bir “erkeğin” ilkelliğinde anlama bağladığın için var oluşumla cezbedeyim.
Rabbim,
Geceyi sessizliğin annesi yaptığın için, karanlığı bizden yana kıldığın için, ikisini de bizi emziren bakireler kıldığın için…
Rabbim,
Doğumları, günlerden ayırabilecek gücü bana verdiğin için,
Rabbim,
Konuşmalarımı dinleyebilecek kulak ve bu kulaklara fısıldayabilecek dudak verdiğin için,
Rabbim,
“İki siyah palto ve ayakları yoldan kopmuş yürüyüşler yarattığın için,
Rabbim,
Zaman kavramı ve mefhumunu tınlamayan bir beyin verdiğin için…
Rabbim,
Sevme-sevilme-hissetme -dokunma-sarılma ve ötesi… sıcaklığını verdiğin için,
Rabbim,
Bakmakla yetinmeyip gördüklerimizin içinde kendimizi de görme yeteneği bahşettiğin için…
Rabbim,
Kirin içindeki temizi; temizin içindeki kiri ve bunların arasındaki farkı fark etme farklılığını verdiğin için,
Sana rabbim diyorum.
Rabbim.
…
Yallah…
Yüce devlet erkanının ehli bir uşağıyım aslında. Mızıka-ı hümayun’un en büyük davulcu başıyım. Mabeyni.
Ismarlama bir hayatı yaşıyorum.
Biri çağırıyor, davulu bırakıp “brozan başı” oluveriyorum.
İş bakıyorum yürümedi, en arkada tıs tıs diye ses çıkaran tuhaf o iki tepsin-adı her neyse,o- ellerime yapışıveriyor ve ben başlıyorum tııss..tıss tııısss…
Ritim bozulmuyor. Uygun adım marş ve bando takımının bazen şefliğine geçiriliyorum. (Geçmiyorum, geçiriliyorum…) 19 Mayıs yaklaşıyor. Kaç aylık bir deneme sürecinden geçtiğimi ben bile hatırlamıyorum.
“Şöyle yap..!” diyorlar, yapıyorum. “Böyle yap…!”diyorlar yapıyorum. Yeri gelir artık komut vermelerine bile gerek kalmadan duyargalarım ve antenlerimle onların sismik düşünce yayılımını alıyor, algılıyor ve hemen kendiliğimden yerine getiriyorum.
Bazen bando takımının şefiyim, bazen…
Her zaman için değil; ama kasılarak yürüyorum en önde. Görenler “İşte böyle yürünür ve böyle yapılır bu iş. O kadar…!.”dedikçe benim kasılmalarımı ve uygun adımımın “uygunluğunu” görmelisiniz.
Aman Allah’ım! Ne heybetli oluyorum o an, ne ihtişamdır o bendeki ya rabbi…!
Ben sırf bu iş için yaratılmışım.
Mızıka-ı Hümayunun Baş mabeyni. “Baş” ne demek? En büyük davulcu başı…
Kasıla kasıla bir hal oluyorum.
Sokakta yürürken bile bando takımındaymışım gibi yürüyorum. Kulaklarımda trampet sesleri, herkesin uygun adımında birkaç adımım var ve ben herkesin bir adım içindeyim. Onlar yürüyor ben yoruluyorum. Onlar gürültü yaptıkça ben coşuyorum.
Yaşasın bando ekibi!
Kasıla kasıla bir hal oluyorum. Sağlı sollu bizim bu çocukları seyreden herkesin dünyasındaki beğeni ve hayranlık ifadesiyiz. Alkış, malkış, tezahürat …işte bunlarla beslenen ruhumuzu sokağın aşüftesi yapmışızdır. Bir alkış, bir kıyamet ve bir hayranlık…
İşte hayatımın özeti.
Kasıla kasıla yürüyorum tek başıma. Tek başıma mı? Hayır, hayır…Bir bando takımı olmadan yürüyemem ki ben sokaklarda, caddelerde.
Dükkana (tükan diyen de var.) tuz almaya giderken bile çocuklara “ Hadi lan tuz almaya gidiyoruz.”der, bir tuzruhu pardon bir ekip ruhuyla gideriz tuz almaya. (Tuzruhu lazım değil almıyoruz.)
Öyle bir hale geldi ki artık mahalleliye gına geldi. “Ulan başlayacaz sizinde bu tuz alma merasiminize de ha..!!!”dediklerini de söyleyeyim yeri gelmişken. Yok …yok…biz aldırış ettiğimiz falan yok. Öyle valla …
Tuvalete gideceğim ( burada,gidecem ya da gitcem, daha iyi dururdu, neyse…) evet tuvalete gideceğim, bando takımı tam takır hazırdır. Evin içinde çalmaya başladık mı tüm apartman bizim birimizin işediğini öğreniyor. Öyle…
Kasıla kasıla hep kendi ismimi kullanıyorum.
İsmim: kumsaati
Soyadım:kumsaati
Numaram/filmim/klipim:kumsaati
Yaşadığım yer :kumsaati
Yaşım:kumsaati
Gezegenim:kumsaati.
…
Kasıla kasıla yaşıyorum.
Yalan olmasın sene bindokuzyüzkırkelli mevsim sonbaharken, kumsaati’i isminin dışında bir sitede farklı sadece bir isim kullandığımı da söyleyeyim. Kullandığım bu farklı isimle de söylemlerim/sözcüklerim/cümlelerim, kumsaati’nin söylemlerinden hiçbir şekilde uzak olmayan hiçbir şekilde zıtlaşmayan, tam tersine hiçbir farkı olmayan şeylerdi. “Niye kullandın peki?” diyecek olsanız, çok büyük ve gizli bir devlet sırrı değil. Öylesine bir kullanımdı ve bir daha olmadı. Olmayacak.
Kasıla kasıla didikliyorum bir şeyleri.
Kim kaç tane isim kullanıyor karakutu’da ve başka kutukaralarda/sitelerde?
Sahi neden bu kadar isim kullanıyorsunuz?
Sahi, neden bu kadar iki yüzlü demeyeceğim, YÜZSÜZ oluyorsunuz?
Sahi, neden bu kadar kuzey-güney oluyorsunuz?
Sahi, neden bir yönünüz rahibelerin ve rahiplerin cüppelerindeyken öbür yanınız üstsüz/altsız plajlarda bronzlaşıyor?
Sahi, oyun oynamayı neden bu kadar hayatın yerine oturtuyorsunuz ve bu oyun neden bu kadar cazibeli geliyor size?
Kelimelerle sevişmek gerçek sevişmelerden sahi neden daha cazip geliyor size?
Kaç cümleyi hamile bıraktınız duygularınızın koynuna sokarken/ alırken?
Kaç puştun önünde soyundunuz?
Kaç zillinin peşine takıldınız?
İnternet adresleri karakol görevi görüp kaç kişiyi farklı mekanlarda, farklı şahıslarla ve en önemlisi farklı peruklarla bastı/yakaladı?
Evet…evet…merak ediyorum bunları.
Kasıla kasıla merak ediyorum.
En son kumsaati tarafından Prş May 22, 2008 9:14 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
- Emin misin?
- …?
- Islaklıktan…
- Suyun altına tuttum ya seni az önce.
- Nasıl yaparsın bunu peki?
- Senin istediğini düşündüm…öyle ıslattım.
- Elbiselerimle beni duşluğa nasıl sokarsın. Ve benden habersiz…!
- İstersin diye düşündüm. Bu sıcak havlarda üstünde su birikintilerini taşıyabileceğini düşündüm. İçinde kendi aksimi görebileceğim birikintiler. Biraz daha yaklaşsam içine düşüp boğulacağımı düşündüğüm birikintiler. Öyle düşündüm…
- Islattın beni. Hem de baştan ayağa. Beni ütülemek de ister misin?
- İş iştir. Ve seninle uğraşmak bir devlet işiyle kıyaslanmayacak kadar zevklidir. Maaşımı ve paramı senin ıslaklığından alırım. Fena mı?
- Sana ödeyebilecek kadar ıslaklığım var mı? Bilemem.
- Olsun ıslaklığın kaynağı benim. Seni ben ıslatır ben mesai yaparım bu ıslaklıkta. Bak kirpiklerin ne güzel olmuş ıslakken.
- Ağlamamı mı istiyorsun?
- Niye ağlayacaksın ki?
- Zırlayan bebek ve meme meselesi…
- Senin böyle bir şeye ihtiyacın olduğunu düşünmüyorum. Keskin bir çığlığı çoktan duyurmuşsun duyurmak istediğine ve memenin sen için farklı bir boyutu var.
- Nedir o boyut? Ne olduğunu düşünüyorsun?
- İçi tutkuyla dolduracak bir şey.
- Bir et parçası değil yani…
- Et parçası olmaktan senin çıkarabileceğini düşünüyorum.
- Nasıl yani?
- Kadın oluşumu sevebileceğimi düşünüyorum seninle. Sevdirebileceğini. İçimdeki bu kırılganlığa beraber sahip çıkabileceğimizi düşünüyorum. Sen susarken bir memenin ucunda ben senin ruhunu bu memeden emzirecek kadar kadın olurum.
- İşin erotik kısmı ne olacak? Çocukça emmek yerine ısırmak mesela. “İlkel bir terbiyeden”söz ediyorum. Yanlış anlama…!
- Somutluk yani.
- Evet…evet somutluk. Böyle dersek biraz daha yaklaşmış oluruz realiteye. Somutlaştırmak istediğin şeyi ısırmak zorundasın. Isırma olayına bu gözle bakmanı istiyorum. Sadece meme uçlarını değil duygularımı da ısırmak zorundasın. Hislerimi de düşüncelerimi de. Bana yardımcı olmalısın bu konuda. Varlık ve yokluk arasında bocalayan bir “istekliyim” sadece.
- Islattın beni.
- Sadece kepini ıslattım…
- Ya…?
- Hı hı…
Hadi bir şey söyle bana, nazlı nazsız.
Hadi şımart beni;
Nefes almadan say
“Elde var bir” de,
Bu birden başka bir şey de kalmasın elde.
Şımarmayacağım ama, emin ol.
Şımart ve Filistin askısına as beni,
Çekinme.
Bir gerilla ruhuyla ölürüm nefes alırsan.
Hadi bir şey söyle bana. “Nefes alamıyorum…”de, mesela. Nefes alman gerekmiyor ki. Bak balıklar da nefes almıyor;ama yaşıyor. Bak ne güzel yüzüyor balıklar nefessiz. Ne güzel de yaşıyorlar,sessiz -sessiz …
Nefessiz.
Nefes al-a-mamalısın elbette.(-e bilmeli).
Almamalısın.(-e bilmesiz.).
Soluklanmamalısın.(zartsız-zurtsuz…)
Ne işe yarar karadakilerin hayatı
Ben, seni bir deniz kızı yapmaya çalışırken?
Ağlarıma takıl, oltama değil.
Okyanusları tak peşine.
Kıta sahanlıklarını değiştir.
Üçüncü dünya savaşını fitille,
Sular ve balıklar yüzünden çıksın bu savaş.
Kıta sahanlıklarını bir birine karıştır.
Mahatma Gandhi, Ganj Nehri’ne yürüsün
Nefes alma.
Ağlarıma takıl.
Savaş çıksın. Beynelmilel savaş sebebi ol.
Torpido gözü ol.
Kadın ol.
Deniz ol.
Balık ol.
Nefes alma.
Alırsan o nefesi, Yunanistan’a savaş açarım.
On iki adayı sırtlanırım.
Gemilerini yakan komutanın gırtlağına sarılırım..
Cebeli Tarık’ta, Uhud’ta ihanete uğrayan ben olurum.
Nefes alsan,
Hamza’yı öldüren köle olurum.
Nefes alsan mitoloji yırtılır.
Tanrılar dökülür bir bir paldır küldür yeryüzüne.
Yeminle,
Afrodit ve Helen’in ırzına geçerim.
Nefes alsan,
Ellerim kalbimi parçalar,
Kediler miyavlamaz.
Aslan ormanı terk eder.
Yağmur yağmaz.
Ağaçlar, baltaları çıkarır toprağın altından.
İntihar olurlar kendi gölgelerine.
Ateş yakmaz sen nefes alırsan.
İlk-elliğimi kaybederim.
Nefes almak aşka zararlıdır. Kısaltıyor hayatı işte. Tehdit ediyor varlığı yokluğu.
Hadi durma!
Nefes al da dünya ortadan yırtılsın.
Hadi ağla, içindeki denizi taşır. Hadi ağla, içindeki deniz sussun. Hadi ağla, içindeki deniz kudursun. Hadi ağla, taşan denizde ben boğulayım. Hadi ağla, içindeki denizin köpekbalığı olayım. Kuduran denizi ben tehdit edeyim. Hadi kıyılarını uzaklaştır birbirinden. Kumsalda bir köpekbalığı izine rastla. Hem de kendi sahilinde. Peşine takıl, kendi denizine dal ve nefes alma.
“Elmayı seviyorsun diye…elmanın da seni sevmesi şart.” Gothe, kimin kızıdır?
Ona ne?
İlk kez, benim için sabahı durdurabileceğini söyleyen birine inandım.
Günahsa günah, kirliyse kirli.
İnandım işte...
Sabahın ışıklarını,
henüz gözlerimin içine ve bedenime ulaşamadan elleriyle kıracağına,
darmadağın edeceğine inandım...
"Dünyanın tüm sabahları" hükmünü kaybederdi.
Ve o,
"tous les matins du monde" nin sesimdeki tınısına hayran...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız