Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 70 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

İnsanı kullanma kılavuzu


İnsanı kullanma kılavuzu
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 11:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


“Konuşulmuyor lan seninle bugünlerde!” diyorken Hilmi’ye,
Dönüyor, bana bakıyor, kafa sallıyor. “Kim kiminle konuşuyor, oğlum? Kimsenin kimseyle konuştuğu yok. Kocaman bir gürültü sağanağı altında debelenip gidiyor herkes. Ayrıştırabildikleri bir şeyleri de yok .” diyor.

Bilmem,bilemem… Herkesin bu cümlelerin içinde olup olmadığını. Ama şu var ki konuşmaları insan teki olarak ben, önemsiyorum.
Dar bir koridordan geçen insanlar kendilerince bir şeylerin peşini sürüyor. Bu koridorda, yeri gelir para olur. Bu koridorda, yeri gelir kadın olur. Yeri gelir siyaset, yeri gelir kehanet. Ama insanlar bu koridordan geçmeğe can atıyor. İstiyor. Geçiyor, geçiyor ve geçişlerini inanmadıkları bir akışa kaptırıyor. Herkes bu oyunun bir parçası oluyor. Garip ve tuhaf bir durum çıkıyor ortaya bu sefer. Hiç kimse inandığı sözcükleri söylemiyor, hiç kimse inandığı gerçekleri dillendirmiyor, hiç kimse bağlı olduğu damarı hissettirmiyor, hiç kimse inandığı aşkı yaşayamıyor ve hiç kimse taşıdığı kişiyi ortaya koyamıyor ve koyamayacak. Bir başkası olarak yaşıyor/yaşatıyor kendini.

-Kelimelerle yaşanan dünyada da mı bu böyle dersin?
- Kelimeler dünyasında inandığı kelimelerden bir anlam çıkarmaya çalışan kaç kişi var dersin?
Kelimeler, fare kapanı ve kelimeler peynir parçası.

Bir çok kere söylenmiş, herkesçe bilinen ve tekrarlanan bir başkasının şiirlerinde ve kitaplarında kendisine yer edinmeye çalışan bu insanları da anlamıyor değilim. Yaşamadılar ki bir şeylerin birinci elden suyunu…Dolanıp dururlar bir başkasının duygularında ve aşklarında, sevmelerinde, ihtiraslarında. Anlıyor musun paşa, anlıyor musun?
-Ulan haksızlık ettiğini düşünmez misin bu insanlara ya…?
-Haksızlık derken …
-Aşkını ve ihtiraslarını kendinden daha güzel dillendiren birilerinin sözlerinde bulması kötü mü?
- Kötü ne demek? Yorucu, ve yıpratıcı…
Kim kendi aşkını bir başkasının kalbiyle yaşar ki? Çarpıntı bile bir başkadır, bir değişiktir. Ama görüntüyü kurtarmak kalır geriye.
“ Ben, bir başkayım aslında. Böyle değilim. Şu şaire ve bu yazara benzerim. Ben yaz dedim asalında bu adama bunları, yazdı. Ben yaz demesem nereden yazacaktı ki? İş bende, ben hissettim ve kimsenin bilmediği sezgi yollarıyla ona bildirip yazdırıyorum.”
Evet öyle söylemlerle de çıkmak var piyasaya. “Ben şu şairi çok sever onu babam anam bilirim. Aşkımın sözcüsü bu adam. Benim adıma konuşur. Ses onun, duygu benim. Onun ününün ortağıyız. Beraberiz bu duygulanmalarda.”demek de bir numaradır/kliptir/filmdir. .

- Kim kimin aşkında bulur yerini? Sözlerinde, duygularında, hislerinde…Herkes birinci elden sever. Ve herkes birinci elden ölür.
- Gülten’den ne haber?
- Pas vermiyor bana yavru. Tuhaf bir manyaklıkta yaw! Ne desem, adını koyamadığım bir şey bu. Kaçacak ve naz yapacak kendi aklınca. Kadın, bu komplimanların esiri. Ruhunda olan bu tür saçmalıklar onun farkında olmadığı aksak yönleri. Bu yönlerle içgüdüsel bir savunmaya mı geçiyor, bilmem.
- Başkasının şiirleri ve sözleriyle sev onu sen de…Fena mı lan? Sen sevmiyor gibi gözükürsün. O da yanlışı doğru anlar böylelikle geçinir gidersiniz.
- Oğlum, ben yanlışı doğru anlama mekanizmasından çoktan vazgeçtim. Her şeyi gördüğün gibi ikinci bir ağızdan söylemiyorum. Direk söylüyorum. Bu direklik, Gülten’i savunmaya itiyor. İçindeki kadını saçlarından yakalayıp saçlarıyla beraber dışarıya çıkarmak istiyorum.
- Dünya bir nevi erkek dünyası, oğlum. Bırak nazlansın. Biraz cilve yapsın… Fena mı? Sen de bir başkasının sözleriyle konuş. Suçlanacağın bir kanıtın olmaz. Söyleyen bir başkası, sen değilsin ki…Suçlandığında da; “Ben öyle demek istemedim aslındalı cümleleri sıralayıver. Olsun bitsin.
- Bir başkasının cümleleriyle mi seveyim ben Gülten’i? Bir başkasının aşkına mı benzeteyim aşkımı? Rol icabı mı öpüşeyim bir başkasının adına? Canımı sıkma laaa..sıkma…!
- Eee …oğlum, o kadın varlığıyla/güdüleriyle hareket ediyorsa sen ne yapacaksın? Sen de oyna. Onun oynadığı gibi. Ve hayatı bir çifte telliye çevirin. Her kurduğun cümlenin arkasını görecek ve göreceksin asıl söylenmek isteneni ; ama görmezlikten geleceksiniz. Olay bu. Kurmak istediğin cümleleri hiçbir zaman kurmayacaksın ve kurmayacak. Ama kurma isteğiyle yanıp tutuşacaksınız. Ve içinizde allem edip kulem edeceksiniz. Ne güzel oyun değil mi?
- Sen ne dedin az önce? “Dünya erkek dünyası mı?” Başlayacam sana da dünyana da…Ben yamyam mıyım lan? Kimi yedim şimdiye kadar? Kimi haşladım, kimi kızarttım, kimi sindirim sistemimde dolaştırdım?
- Evet …Dünya erkek dünyası. Toplum olarak böyle bir toplumuz. Laylaylomlar, cicimler, canikomlar…tüm bunlar şirin gözükme çabaları insanın bir başkasını oynama ihtiyacından. Öyle…
- Yaşamıyor gibi yaşayacaksın, sevmiyor gibi yapacaksın, istemiyor gibi davranacaksın ve tüm bunları yaşayacaksın. Öyle mi?
- Hilmi…oğlum haklısın yaşamak şart, yaşamak şart. Hissettiğini somutlaştırıp/görüp/sarılıp “gibi” kavramını ortadan kaldırmak şart.
Ne diyeyim…?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts May 19, 2008 12:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şerefe…
Yalnızlığın şerefine işte.
Bir yazıdan içeri girerken yere serili birkaç cümle gördüm. Birbiriyle uyumlu, tatlı sert kıvamında. İşime yarayacak olan şeyler. Hesabıma gelen cümleler. Kalabalıktan dem vuran cümleler. Seçimli ve tanımlı bir tanrı ruhu barındıran şeyler.

İçeri girdim, birkaç adım attım…Yere halı niyetine serilen cümlelerden biri uyandı. Uzun bir uykunun mahmurluğunda halen. “Kimsin sen ve bizim anlamın içinde ne arıyorsun?” dedi. Konuşabilen cümleye her dem rastlamıyorum. Heyecanlandım.

Tatlı ve çok naif bir kadın sesiyle konuşuyor. Tehdit ediyor ama. Konuşan cümleyi olduğu gibi takdim edeceğim. sunarken cümleyi, kimin sesini barındırdığını söylemeyeceğim. Öylesine….

Seçimlerimiz ve inançlarımız mı bizi biz yapan; yoksa biz, “biz” olduğumuz için mi yapıyoruz o tercihleri ve o inançları taşıyoruz.?” Beni karşılayan tatlı sesli cümle bu. “Seçim zor iş; ama önemli...”diyebildim sadece.

İçinde bulunduğumuz koşullar bizi etkilerken, neden biz kendi doğrularımızla kendi çevremizi etkilemeye çalışmıyoruz?” Kelimelerinde dolaşan anlamın kışkırtıcılığından ve boylu boyunca kendi şuhluğundan emin olan ikinci cümle, ilk cümleye tutunarak ayağa kalkmaya çalışırken içeriye giren yabancıya (bana) tuhaf tuhaf bakmıyordu. Tanıdık/bilindik geldim gibi, sevindim. Gırtlağımı temizleyerek, “ Te..Te..Tevfik Fikret, yol, doğru bildiğin, tek başına…ııı..yürüyeceksin.” kekelemesini yaptım. Kendine olan güvenini silkeleyerek bana yaklaşan ikinci cümlenin anlam salınışına baka kaldım.

Tedirginliğimi gidermek için yerde dizlerini kırmış oturan ve en uzun iki kelimesini saç niyetine omuzlarından sarkıtmış cümle gülümseyerek, “En azından boyun eğmemeği, hiçbir şeyi değiştirmesek de azınlıkta hatta tek başına kalmayı göze alamıyoruz.” Bunu görünce,tanışma niyetine elimi uzatıp anlamını tutup el yordamını dudaklarıma götürünce ortaçağ ilkelliğine geri döndüm. Ortaçağ ilkelliğinde bir koku bu. Hayatın ilkellikten geçtiğini kalabalıkların içinde sosyal bir varlık olmanın “o…çocuğu” olmaktan geçtiğini bu tatlı sesli cümlelerin içinde bir kere daha kanıksadım.

Ve yerde mışıl mışıl uyuyan çok tatlı desenli en küçük cümle:”Kalabalıklar korkunçtur bazen, onlara karşı durmak için küçük çaplı da olsa dayanışmak gerekir. Ama yapayalnız da olsak ,onaylamadığımız çoğunluğa katılmamak elimizdedir.”
“Güzelliğe bak..!” diye geçirdim içimden. Hangisiyle ruhumu evlendirsem ortaya destan çıkar. Bir Apaçi çığlığı kesilir kitaplar. Ortaçağ kilisesine çizilen Meryem olurum. Monaliza tablosu konuşur/dile gelir, beynimi nikahlasam bu cümlelerden biriyle. Monaliza, İsa’yı son akşam yemeğinde kalabalığa karşı koruyacak bir melek olur. Kilisenin duvarında Meryem’in yerine ben susarım, hüznü ben kuşanırım o zaman. .

Bu his, bende dans isteği uyandırdı yazının bütünüyle. Ayaklarıma dolanan benden olan kelimeler, kendisinden olduğum/sızdığım muhaliflik, tanrının bana verdiği bardak, içine döktüğü anlam ve bir şeyler içmeden sarhoş olan/çığırından çıkan kalabalıklar…

Uzat şu cümleyi bana! Şerefe…

not: Konuk cümleler Rengin Soysal’a ait.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr May 25, 2008 3:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Geniş bir salon…Heykel var salonun bir köşesinde. Ağacın altında. Gölgelenmiyor. Eli belinde, öylece duruyor. Ağaç dediğim, annemin “ Oğlum şunu en derin yerinden bir kes de bir ihtimal yaradan, bunu sil baştan yaratır ha…! Kes kes…tevekkül oğlum tevekkül…”

Elimdeki makasın ağzını açarken kendi ağzımı sıkı sıkı kapar içimden annemin ölmüş bu odun parçasını diriltecek umuduna şaşırırdım. İlk yıl baharda sur meleği yerine dirilme surunu üfleyen kuşların cıvıltısıyla dirildi/ yeşerdi. Sonra ne olduysa bu saksı konuğu, bir sur sesi daha duydu güneşi battı, yine hayata küstü.

Annem, güneş görsün diye hep de pencerede tutardı. Çocukluğumun geçtiği han kadar büyük, taştan yapılma, kemerli, bir sürü penceresi olan bir evin penceresinde. Güneş onun damarlarında suyu yürütecek ve bu saksı konuğu yeşil yeşil bir sürü gözle hayata bakacak/dirilecek.

Bir sene sonra aynı ses tonu ve aynı tevekkülü barındıran annemin cümleleri... Evet bu cümleler birkaç kez daha tekrarlanacak, duyan ben, elimde makas bu çiçeği en derinden budayacak olan yine ben. Saksı ve toprak güneşin sesine kayıtsız kalmıyor, çiçek canlanıyor her seferinde. Her seferinde bir farklı endamla, bir farklı güzellikle.
Şaşırıyorum.

Şaşırıyorum ölüp ölüp dirilen;
Anneme,
Toprağa,
Saksıya,
Ve odun parçasına.

Annem her gün onunla konuşuyor/seviyor/okşuyor/suluyor. (Daha dön yapraklarından öptüm bu ağacı.)

Şaşırıyorum.
Kendime,
Dudaklarıma,
Ve bu limon ağacının yapraklarına.

İçimdeki duyguları neresinden budasam…?
İçim olan saksıdan mı sıkıldı bu duygular? Pencereye doğru koşmaları bir dirilme isteği mi?
Ve
Yeşerecek limon ağacının altına kimin heykelini diksem?
Kutsallıkları hangi kadının boynuna assam?
Magdelena mı,
Rahibe Tereza mı,
Kafka’nın Milena’sımı,
Cibran’ın May’ı,
Leyla mı, Şirin mi,
Zamanın kıvraklarından birine mi atfetsem bu kutsallığı?
Candy mi, Nancy Garam mı, Gafsa mı…?
Kim..?

Bir heykel koydum limon ağacının altına. Boyunda Şam’dan severek aldığım ve üzerinde Allah’ın tüm isimlerini barındıran akikten kocaman bir tespih var.

Heykel bir kadın heykeli. Eli belinde. Kolunun altında bir sepet var. İncil var sepetin içinde. Onu ben koydum. Kadın onun varlığından habersiz öyle taşıyor onu. Boynunda bir de cevşen var. Anlayacağınız ne kadar kutsallık varsa ben onu bu kadın heykeline yüklemeye çalıştım.

Bunca kutsallığı bu kadının heykeline mi, “kadın imgesine” mi yüklüyorum?
Bunu neden yapıyorum ki?
Çaput bağlayan ve şeyhlerin/dervişlerin türbe ziyaretlerine giden, mahcup- şaşkın ve ne yaptığını bilmez o Anadolu köylü kadınları gibiyim. Limon ağacının yapraklarını öpüyorum. Bunu yaparken annemin elini, heykelin kutsallığını ve öptüğüm tüm kadınların dudaklarını düşünüyorum.

Çarmıha gerili duygularımı indirip geleneksel İsa portresi bozulmasın diye oraya yine İsa ibn-i Meryem’i çiviliyorum.

Heykel, bir kadın heykeli ve bir İncil taşıyor. Boynunu çıplak düşünemeyeceğim kadar kutsallıklarla dokunulmaz kılarken, dudaklarını kafatasımda tangır tungur eden kadının dudaklarına da yaklaşmıyor.
Limonun yapraklarını öpüyorum.

Öylece duruyor bu heykel salonun bir köşesinde, limon ağacının altında. Suskun.
Tüm odayı dolaştığından eminim her gece.
Mektup bekleyen bir kadın oluyor.
Koltuk altında taşıdığı sepete çiçek dolduran bir kadın,
Saçlarının şekline ve şemalına yarım gününü ayıran bir üniversiteli,
Eşofmanlarını giyip deli taylar gibi rüzgara meydan okuyan bir kısrak,
Dini bütün bir kadın,
Ayıpları ve tüm utanmazlıkları gıdıklayacak bir dişi,

Evet…Odayı didiklediğinden, bu salonun içinde bulunan kitapları karıştırdığından ve saatlerce karşısında oturduğum bu bilgisayarı açıp yazdığım şeyleri okuduğundan da eminim. Hatta flaş diskimi çıkarıp daha önce yazdığım ve depoladığım her şeye baktığından da eminim. Aradığı şey sensin.

Ya seni öldürecek, ya beni.

Ben uyurken kendisinden söz edilmenin ya rahatlığını ve kasılmalarını yaşıyor gecenin bu saatinde , ya da bir gece ben uyurken ansızın boğazımı kesme planları yapıyor. Aradığı şey sana yazdığım, kendi katlime sebep olacak cümleler.
Biliyorum akıbetim bir kadının eliyle olacak.

Ya seni öldürecek bu kadın ya beni.



………………………………………………………..
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr May 25, 2008 11:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kelimeler taze bu günün simidi
Mis bir anne kokusu var içinde.
-kumsaati-
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal May 27, 2008 7:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hz. Sisi (Sisifos) der ki:
“ Se, si, ve su.”

Biri üstün(fetha),
Biri esre(kesre)
Biri de ötre(zamme)dür.

tiannanmenian da öyle diyor.
kertenkele de…
tu…çe de…
bodosalbatros da…
gifrer de…
gece de…

Hepsinden duydum bu meşhur lafı…
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş May 29, 2008 11:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Coca cola MİRO….

- Avni iç bakalım şunu…
- Bu nedır ki ağam?
- Ağan kendi adına bir meşrubat çıkarmıştır. Bu da odur.
- Odur…?
- He odur…odur hayvan…odur.
- Adı nedir ağam?
- Coca cola MİRO…
- Weeey…cocacola MERO…? Bu o dur ağam…?
- He odur.
- Sen cola olmuşsan ağam…maşallah maşallah…?
- Ne dediğini kulağın duyuyor mu Avni…?
- Ağam ben diyem ki şimdi sen bu şişesin …yoksa bu şişe senden mi çıkti ?
- Tuuuh….Pezevenk. bu kadar milletin önünde bu söylenir mi ulan … puşt!!! Reklam yapacaksın reklam …Bunun için seni buraya çıkardık salak…ulan oğlum güzel şeyler söyle geri zekalı…ölüme dört nala gidiyon…deve…
- Weeey weeey…Nekkadar güzeldır, ağam.
- Güzel olduğuni nerden biliyorsun kavat?
- Yani şişesi güzeldir ağam. İnce …uzun …böyle…şey gibim…
- Ulaa heyvan şişe önemli değil.
- Rengi güzeldir…
- Rengi de önemli değil.
- Yazisi çok güzeldir.
- Hani okuma bilmiyordun…?
- Olsun kessin güzeldir.
- Avni kendisine gel bu kadar ahali karşısında beni katil yapma.ömrünün son dakikalarını yaşıyorsun iyi yaşa bu birkaç dakikanı deve…
- Eee yani mutlaka güzeldir ağam.
- Ne dedin?
- Yani komple güzeldir ağam.
- Zıkkımlanmadın ki güzeldir diysen hayvan…
- Eeee ağam kesin güzeldir.
- Avni…zıkkımlan u de güzel bir şeyler. Reklam yap…hadi…
- Nasıl, beğendin mi?
- He ağam…Bir fırt daha çekem mi ağam?
- Zıkkımlan zıkkımlan da güzel bir şeyler de ama. Reklam için…
- Hem güzel hem de sahici/ gerçek şeyler olsun mu ağam?
- De hadi de…bu kadar millet senin reklamını duyacak…Yok satacak bu cocacola MİRO yok…
- Walla ağam işin gerçeğini istirsen bu siktiri boktan bi şey.
- Ihıı ıhı… Ulaaa…hayvan…ulaa deve…
- Ulaaa …Avni…Bana bak! Reklam ne işe yarar sen bilmiyorsın?
- Reklam ne ki ağam?
- Ulaaa deve…Hani diyor ya cola reklamında…”Gözün aydın Naci llk adamımızı bulduk.”diye…
- Naci kim ağam?
- Sen?
- Ben..
- He…
- Yok ağam, ben Avni…
- Ulan salak…lafın gelişi o cola reklamında oynayan Naci. Onun gibisin yani …
- Yok ağam onun gibi olmak istemiyem. Ben, Avni.
- Ulan günah benden gitti.(Miro Ağa silahını Avni’e doğru çevirir.) sen kimsin lan keşmer? De öt bakayım şimdi. Yanlış bir şey ötsen, Allah’ıma kitabıma, şu cocacola MİRO aşkına senin kafanda altıncı deliği açarım. De hadi…baştan başlayalım şimdi…Sen kimsin ulaaa…?
- Ben Naci ağam.
- Ne Naci’si ulaa…
- Sen dedin ya ağam ben tanımıyem…
- Sen kimsin laaa..
- Ben cocacola MEROOO….
- Ne coca cola Miro ula…salak…
- Sen dedin ya ağam reklam yap….
- Heyecanlanma …nefes al…fırt çek . arkadaşlar yardımcı olun şuna.
- Bu nedir ağam?
- Cola reklamında böyle yapıyorlar.
- Orda bir şey yazmıyor ki ağam.
- Ne fark eder? Sen okuma biliyon mu ki deve…?
- Eee…
- Eee si doldur bakalım o boş sayfayı…Reklam yap.
- Ne diyem ağam…? Ben cahilem. Ne poh yiyeceğimi bilmiyem ki ağam?
- Walla ben orasını anlamam artık. Öt ulaa…öt! Hemi de çok güzel şeyler öt…!
- (Bir fırt çeker) nekkadar güzeldır, fevkeladedır. Oohh..parfum gibimdir maşallah …maşallah…tuff..fııf tıııfff….
- (Bir fırt çeker) Viyagra gibimdir. Tabana kuvvet.
- Ulaaa salak…
- Tamam ağam….(Bir fırt çeker)
- Ucuzdır…
- Hoppala…
- Mayhoştur. Bak dudaklarımi yaliyem…
- Gitti karizma…bu beyinsizin yüzünden.
- Muhterem cemaat Allah sizi inandırsın. Her derde devadır. Bakın ahaa…! Karnım ağrir. İçtim bir şey kalmadi. Ağam şeyhtir. Yani şeyh gibimdir. Okumuştur üflemiştir…nefesi kuvvetlidir.
- Saçmalama laaa …!
- Romatizmaya iyi gelir.
- Ulaa geri zekalı…ulaa kaşmer…
- Tuh Allah belanı versin.
- Şeker hastalığinin tıbba alternatif ilacıdır.
- Ulaa salak kendisi zaten şekerdir.
- Eeee…kafa yapar.
- Ulaa şerefsiz batırdın firmayi…
- Yapma ağam…yapma…ayağını öpem yapma…
- Mayhoştur ha…!!!

(Reklam tutmuştur ama Avni’nin kafasında vaa’d edilen alternatif delik açılmıştır.)
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Hzr 03, 2008 7:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...
Hilimi...
TuTKu oğlum TuTKu...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Hzr 03, 2008 7:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Susam sokağının sakinliğini özledim. Yeni uğradım bu sakinliğe. Hilmi, beni uyarmıştı aslında: “Bu düşünmelere sende yer olamaz.” Bir fırtına öncesi sessizliği gördüm. Aldırış etmedim. Hilmi, bu işlerin içinde yar almadığı için büyük adamdır aslında. Gülten’in varlığı ona hayatı anlamlı kılıyor. Kıskanıyorum. Ufak tefek şeylerin büyüyerek insanı, bir çok şeyin içine çekmesi, kendisini kendinden bir nebze alıkoyması, hırsla değil dingin bir arzuyla hayatın yakıtını minimum düzeyde kullanması, bir dokunuş, bir öpücük, bir sarılışın her şeyin önüne geçmesi…Her şeyin yerini alması, evet kıskanıyorum. Bunu yapabilmek çok ciddi marifet.

“Öp beni…!” her şeyin yerine geçsin
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Hzr 07, 2008 7:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Söylemiştim, dolaylı tümleçler intiharlar yaratır diye. Yeri belirleyip duyguları peşlerine takarlar. İntihara/ ölüme bunca istekle giden duyguların telkini ne ola?
Toprak açarlar topraktan olanlara. Her şeylerini unuttururlar. Zemin, hem zamana hem de uzun ince bir aşık türküsüne dönüşür.
Hasan Sabbah’ın fedailerine döner sorular, duyguların intihar zamanlarını belirlerler. Yerde/zeminde sabitlerken dikkatleri, zaman kavramlarını unuturlar/unuttururlar. Tırmanırlar, tırmanırlar ve o yükseklikten boşluğa atlar bütün yüklemsiz cümleler. Üst üste yığılan cümlenin öğeleri… toplu intiharlar… toplu ölümler ve bir cümle aile mezarlığına döner dolaylı tümleçler. Doğum ve ölüm tarihleri, ad-soyad yazılırken mezar taşlarına “yer” yazılmaz. Mekan belirtilmez. Önemsenmez.
İntihar yeridir dolaylı tümleçler Hasan Sabbah ve tüm fedailerinin parçalarının toplandığı yerler.

Nerden?
Onun dünyasının kuzey versiyonuyum. Batıyı ikiye bölüp onun intiharlarından geliyorum. Doğunun ezanlarında kat kat giyinen tanrıların saçlarını görüyorum. Ezanı okuyan güzel bir ses ve kaliteli bir yorumsa, minareler doğuda uzar uzar merdivenleşirler. Yaratanın güzelliklerine işaret olurlar. Elif ve minareler yan yana durur bir ezanın içinde. Lafız, sesini kısar, ses Allah’ı anar.

Nereden?
Onun uçurumlarından. Alamut Kalesine çağırıyor beni. Kimi öldürmemi istiyor bilmem ki? Cemil Meriç çoktan öldü. Tek rakip o olurdu mekan belirlemede.

Neresidir burası?
Tavkul hamama…(Güvercin gerdanlığı)

Yer belli Alamut Kalesi. Önce benliğimi öldürmeliyim. Dolaylı tümleçlerin ilk kuralı bu. Zamirleri en ciddi fedai kılacaksın ve onların başında “Ben” olacaksın. Kaç zamir varsa toplu/çoğul- tekil/birey, yönelme “-e,-a” halini alıp “Sen-a” gelir, “sen-a” yakın durmak ister. Dolaylı tümlecini bekleyen fedailer olur tüm zamirler. Sen zamiri bile sen-a uzak. Ölüm sırası kime gelmişse şeref duyar. Anlasana, zamirlerin miktar ve zaman bildiren zarf tümleçlerinden nefretini. Söz konusu sensen ve senin mekanınsa, zamanın ve miktarın/ölçünün ne önemi olur?

Sana dair kurmadığım/ kurmayacağım cümlelerin yüklemi olmasa ne olur?
“Özne eksikliği”, “zaman zayıflaması”,” anlam kayması”, “zamir ölümü”, “hece intiharı”, “yazım günahı”, “imla kerhi”, “harf katliamı”, gibi çook ciddi anlatım bozuklukları içerdiğinden derbi maçlarda stadyuma alınmasa ne olur cümlelerim?


Çatı uyuşmazlığı dedikleri toplumla ruhumun arasında çok ciddi uçurumlar oluşsa (ki kalabalıklar da derler bu uçuruma) bacası eğri, dumanı düzgün olan bir çatı olsa ne olur?
İntihar yerlerini belirler dolaylı tümleçler, Alamut’laşırım.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 8:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnsanın kendinden vazgeçişine gülümsedim.

Gülümsüyorum...

09/06/2008
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 388
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 11:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cmt Hzr 21, 2008 3:01 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Hzr 13, 2008 8:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Hilmi ile konuşmayı istemiyorum aslında bugün. Ama başka çare yok. Dinleyip de küfrü basacak tek erkek Hilmi’dir bu durumlarda. O küfrü bastıkça duyduğu cümlelerin ruhuna, ben büyürüm. O, “Ulennn…”li cümleleri sıraladıkça tüm “ulan…”ları ufalar diktiri boktan bir şekle sokar. Rahatlarım. Kabalaşan erkek ruhunu ortaya serer ve kedisini dahil ederek tüm erkekleri başarısız sinema aktörlerine dönüştürür. Oyunu kuralına göre oynayanın kadın olduğunu, erkek denen zerzevatın oyun oynamanın hanzoluğunda durduğunu âline eder.

Doğru…Erkek ne anlar oyundan? Bin bir tuhaf kılık takınmaktan. Kendisi olmayan bir Süpermen’i oynamaktan…Olmaktan… İki tren çarpışacaksa çarpışsın. İlk ölecek olan aşktır ve Hilmi, bu ölüme hevesli duygunun kefenini bile açmayacak bilirim. Ki Hilmi, ölümün aşka yakışan bir şey olduğunun farkında. Ölüm bir aşkta diretir ve aşkı öldürür. Ölen aşk değildir bu durumda. Duygudur. Kim biker iki kişinin kalbini?

Oyunu tınlamayan içinden geçenleri söylüyor ya, bu yüzdendir tüm kırmızı ışıkları ihlal etmenin dayanılmaz hafifliği ve Sharon Stone’nin o baştan çıkaran kadın bacaklarına takılı kalır sinematoğrafig tüm hayaller. Stone, soyunduğu andır Hilmi’nin kendi ağzına doldurduğu küfür kelimeleri. Ardı ardına sıralanan “sin- kaf”lı kelimeler. Acıyan, hayatın temiz kalan yanı. Acıyan, ellerim. Acıyan, Hilmi’nin arka kenar sulanmaları. Sharon Stone ve Gülten’in diliyle yarattığı ortaçağ mahalle aşkı.

Ortaçağ kadını kalçalarını kat kat bez parçalarıyla örterken neden göğüsleri dışarıdadır? Sıkıştırılan iki meme. Sıkıştırılma hissini yaşatan ikiz tepe. Karşıdan görenin bu meme sahiplerinin boynuna kolye olma isteği ki bazen kopup sıkıştırılan şeylerin arasında bir süreliğine sıkışıp kalma sıkışıklığı, sıkılganlığı…

“Oğlum, ortaçağ kadını en kaba yanlarını örterdi. Sen bir kadının wc.’de oturmuş halini düşünür müsün?” diyor Hilmi. “Sen ne dediğinin farkında mısın Hilmi?” “Elbette farkındayım. Modern çağın kadına en ciddi hediyesi onu, onun kaba yanlarıyla motive etmesidir. Gülten’de bu kalça olmasa Gülten, Gülten olur muydu?” “Olmaz mıydı…?” “Hayır, kesinlikle hayır! Gülten modern hayatın ona yüklemiş olduğu kadın oluş şeklinin farkında. Ve bu şekil de şekilden öte olmadığını da bilir. Yürürken bir yerlere yaklaşmak ve ya uzaklaşmak için yürümüyor. Yürümeyi unutturacak kadar kadın olma telaşında. Kadın oluşa yakın durma adına yürüyor. Gülten, bedenini bir başkası için var ederken, bir başkasındaki yankılanma haline aşık. Gülten diye biri yok aslında Gülten için. O sadece bir kalçadır modern hayatta. Bunu da benimsiyor. Kabul ediyor.”

- Ortaçağın kadını zarif aslında.
- Neden?
- Zerafeti, zarif olan yanlarına vurgu yapması. Zerafeti, senin değiminle kaba yerleri ile var oluş problemini çözmüş olmada. Kaba yerleri ile değil, ince yerleri ile ortadadır.
- Kadının erkeğin gözlerine dönük bir hayatı kurgulaması yanlış mı?
- Hayır.
- Kadın bunun ötesinde bir şeylerin peşinde koşması onu çirkinleştirir. Kadın ne isteyebilir ki güzel olmaktan başka.
- Buna ciddi ciddi inanıyor musun Hilmi?
- Elbette…Kadının var oluş problemi güzel olup olmamadır. Hangi kadının bunun önünde bir öncülü var? Hangi kadın, güzelliği tanrısal bir güç olarak görmez ? ve hangi kadın gücünü kullanmak istemez? Başka bir muhabbette sana kadın saltanatının güzellikte olduğunu söylemiştim. Sultan…Bu sıfat güzele ne çok yakışıyor. Abus suratlı sultanlar, sultan mıdır? Geç Allah’ını seversen ya…!
- Ortaçağ kadını güzel midir? Ortaçağ kadını gücünü yem olarak kullanan kadındır. Zarifti. Naifti. Mahsundu. Kadın oluşun bütün inceliklerini taşıyordu; ama bunların hepsini Zeus’un kırbacını elinde tutan derebeylerin sofra ziyafetleri için kullandı. Ve çok cömert davrandı kendini sunarken.
- Kadının isteği bu değil mi zaten? Güç…
- Güç de kendiliğinden kaynaklı bir güç olmasını isterim ben. Yumuşak ama keskin bir güç. Ve asıl güç de bu. Kaba ve sert olan güce güç denmez. Bu olsa olsa ancak yıkım olur. Bir diğer adı bomba. Bir diğer adı toplu mezarlar. Bir diğer adı kaldıraçlar, vinçler, dozerler…ler ler..ler…Erkek, yolları bile açarken, dağları bile parçalarken, tabiatı tırmıklarken…ken …ken ..ve ken…doğaya karısıymış muamelesi yapıyor. Ezmeyi, kırmayı, kaslarını göstermeyi seviyor. Bu genel geçer kanıdır. Toplum fantezilerle var eder kendini. Bu böyle olmuştur hep. Ferhat bile aşkının ispatını dağları delerek gösteriyor. Kas meselesi ve bu cinsel güçle tepeye kadar tırmanıyor. Haplar, özel karışımlar, ilaçlar, bitkisel macunlar…Kaba kuvvet ve direngenlik. Erkek kedine kaba kuvveti ve fiziksel gücü ayırırken/belirlerken, kadın duygusal yumuşaklığı kendi görselliğine değer olarak biçiyor. Orta çağda memelerini, modern çağda kalçalarını sergiliyor.
- Yahu ne diyorsun sen? Toplum bu kadar mı iç dürtülerle hareket ediyor?
- Kesinlikle…Toplum dediğin gerçekliğini sözlerinde ve klişeleşmiş anekdotlarda gösterir. Bak mesela;

At gibi kadın.” “Yawrum….Kısrak walla…kısrak…!” “Şuna bak yaa…Herif hayvan gibi.!!!”

Evet evet …İş bu… İş döner dolaşır libido meselesine gelir. Tanrı, libidonun içinde sadece bir DNA olarak durur. Genetik yapının şuhluğu ve kabalığı. Kadın ve erkek olarak iki parçaya bölünür tanrı.

Kalabalıklar neden bu kadar bir araya gelme isteği ile yanıp tutuşur? Ne olduğunu düşünüyorsun? Ayinler, düğünler,törenler, kahvehaneler, cafeler, pavyonlar,diskotekler…

Neden?
Bir yaşama arzusu var hepsinde. Cinsiyetlerini yaşama arzusu. Sergilenebilecekleri yerleri onlar kendileri belirliyor. Ve durmadan bunu yapıyor. Sergidir hayat. Sergilenmek için yaşarlar. Bu “sergi” olayını al hayattan kimsenin yaşama bahanesi kalmaz. Çöker hayat.
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 388
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 5:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cmt Hzr 21, 2008 3:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Hzr 21, 2008 1:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yemin Edebilirim…

İnsanların durmadan yalan söylediklerine yemin edebilirim. İnandıkları şeyleri değil de inanıyormuş gibi gözüktükleri şeyleri söylediklerine yemin edebilirim.
Kendileri olmayıp, kendileriymiş gibi hareket ettiklerine yemin edebilirim.
Buna isteyerek ve bilerek her dem, izin verdiğime de yemin edebilirim.

Ceplerinde bir numarayla dolaşanların yalan söylediğine yemin edebilirim. Durmadan bu numaranın (TC.No:…) tüm rakamları adetince çarparak, bölerek, çıkararak, eşitlemeye çalışarak yalan söylediklerine yemin edebilirim.

Cebinde bir kafa kağıdı taşıyanların durmadan kendilerini bu kağıda hapsettiklerini yeminlerle izah edebilirim. Kafa kağıdında yazılan hiçbir şeyin kendilerine ait olmadığını, kendilerine yakışmadığını, kendilerinden olmadığına dair yemin edebilirim.

Başörtüsü ve kapalılıktan söz eden insanların aslında kıpır kıpır bronzlaşmış tenlerden söz ettiklerine yemin edebilirim.
Cennetten söz edenlerin ibrişim ve ipekten libaslar içinde dolaşan ceylan gözlü Huri’lerin dokunulmamış taze bedenlerinden söz ettiklerine yemin edebilirim.
Sosyal adaletten söz edenlerin kendi hırsızlıklarını kapatmaya çalıştıklarına yemin edebilirim.Adalet ve eşit dağılım silsilesini/ mekanizmasını/ düzeneğini/ kefesini düzeltmeye çalışırken bunu kutsallaştırıp kendi taraflarına eğdiklerine yemin edebilirim.
Çiçeği elinde taşıyanların, çiçeğin kırmızılığına ve güzelliğine dikkat çekerek dikeni saklamaya çalıştıklarına yemin edebilirim.
Kadın erkek eşitliğini savunanların yeri ve zamanı geldiğinde/kim uygunsa, bu cinsten birisini ezdiklerine/birbirlerine ezdirdiklerine yemin edebilirim.
Kadın hakları diye yırtınanların kadın hak ve hukukuna tecavüz ettiklerine yemin edebilirim.
Tüm çirkinliklerin ve iğrençliğin güzellik adına işlendiğine yemin edebilirim.

Herkesin babasız doğduğuna yemin edebilirim.
Herkesin annesiz doğduğuna yemin edebildim.
İsimlerden bi-haber yaşandığına yemin edebilirim.
Seslenmelerin sadece sesel işaretler olduğuna yemin edebilirim.
Herkesin sonradan kazanılmış bir soluk alıp-verme hakkıyla doğduğuna yemin edebilirim.
Hiç kimsenin kendini doğurmadığına yemin edebilirim.
Sancılanmaların suni sancılanmalar olduğuna yemin edebilirim.
Entelektüel sancılanmaların,
Şair sancılanmalarının,
Ressam ve müzik sancılanmaların,
Dinsel sancılanmaların,
Bu modern çağda doğum sancılanmalarından çok daha sahte ve yapay olduğuna yemin edebilirim.

Kulların tanrıyla yaptıkları mukavelelerde tanrıyı tınlamadıklarına yemin edebilirim
Tanrıdan söz ederken bile başka başka şeylerden söz ettiklerini kanıtlayabilirim.
Güzellik, iyilik, eşitlik ve adaletten dem vururken bu kalabalıklar çok daha farklı dehlizlerde ilerlediklerine yemin edebilirim.
Estetiği fare kapanında peynir olarak kullandıklarını anlatabilirim.
Kendileri olma cesaretleri olmadığı için bu internet dünyasında herkesin bir başkasını oynama lüksünü kullanarak, yaşayamadığı egosunu bir biçimde tatmin ettiğini söyleyebilirim.

Doğum tarihleri öylesine yazılan kalabalıkların,ölüm tarihlerinin de aynı tarih olduğuna yemin edebilirim.

Cilt no’larla kendilerini ciltleyen bu insanların cilt kavramlarından haberleri olmadığına yemin edebilirim. Ne okuyabildikleri ne de dokunabildikleri hiçbir cilt anlayışları olmayan bu ciltsizlerin cilt anlayışlarının hastalıklı olduğuna yemin edebilirim.

Tanrının cilt kavramını kutsadığını cilt cilt kitaplar gönderdiğini, suhuflar indirdiğini suhuf sayılarını tanrının bile önemsediğini, gönderdiği yerin sokak ve ev numaralarında kimin oturduğunu bildiğini, mahalleye göre suhuf indirdiğini, mahalle sakinlerine göre yasak ve düz soluklanma anlayışlarının değiştiğini, bu değişikliğe rağmen aile sıra no, sahife no ve kütük no’ların saçma sapan sıralamalar yarattığına, bu sıralama sahiplerinin öncülerinde hiçbir yerinin olmadığına yemin edebilirim. Her ölüm ve her ölen kütükten düşülen bir sayıdır. Sayılar ölür resmi ağızlarda ve resmi kayıtlarda. Kayıtların kaydedilenden ve kaydedenden daha önemli olduğuna yemin edebilirim.

No’lar dirilir mi kıyamette bilemem. Yaratan da mı sayıları önemseyecek? “Bana bu kadar herif ve herife secde ediyordu…” bu söylem, bir kul mantığıyla değerlendirilirse tanrıyı var eden kalabalıkların kalabalığıdır. Sayısal değer ve ifadeler tanrının ve tanrıların tek gücü olduğu yadsınamayacak bir çağda ve dünyada yaşadığımızı kabul etmeyenlerin hasta olduğuna yemin edebilirim.
Hastalığını sevmeyen insanların hasta olduğuna yemin edebilirim.
Yemin etmenin çok ciddi para ettiğine de yemin edebilirim.

not: “Sadece ve sadece doğruları söyleyeceğime, mahkeme huzurunda sağ elimi havaya kaldırarak yemin edebilirim.”
Başa dön
care
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 569

MesajTarih: Cmt Hzr 21, 2008 5:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"İnsanı kullanma kılavuzu"nu -en çok- "Müslüman"ım diye geçinenlerin hatmettiğine yemin edebilirim...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
4. sayfa (Toplam 6 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Rıce: "Biz 50 Milyon İnsanı Kurt... 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 0 Prş Arl 27, 2007 9:40 am
Yeni mesaj yok Felsefe Kılavuzu Poe Okunası Kitaplar 0 Cum Ağu 17, 2007 12:05 pm
Yeni mesaj yok XP işletim sistemini ve PC nizi daha ... istanblue Bilgisayar Sorunları 0 Cmt Mar 17, 2007 12:31 pm
Yeni mesaj yok Yurdum insanı ANLAM-SIZ Nazım Hikmet Ran 1 Çrş Oca 04, 2006 7:18 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke