Yüzünde garip bir gölge taşıyor. Güneş olsa da, olmasa da gölge hep orada. Hiçbir ışık onu silemiyor. Ve kimse de sormaya cesaret edemiyor; "bu neyin gölgesi?"
Adam yıllar yılı küfesini oflaya puflaya taşıyıp durmuş. En sonunda da ihtiyarlık ona gelip çatmış, ama bir an olsun küfesini bırakıp gitmek aklına gelmemiş. Derken bir gün birisi şaşmış ihtiyarın bu haline ve "Böyle sürekli ne taşıyorsun?" diye sormuş. "Blmem" demiş ihtiyar, "gerçekten bilmiyorum." "Bilmediğin bu yük ağır olmalı" demiş o diğer birisi. Sormuş; "Bakabilir miyim ne taşıdığına?" -"Buyur bak!" demiş ihtiyar; güç bela küfesini yere indirirken. O da ne! Küfenin içi bomboş. Birisi, gülmekle acımak arasında sıkışıp kalmış. Bakışlarıyla ihtiyarı sorgularken, ihtiyar küfeyi tekrar sırtlamış;"Bu öykü bildiğin gibi değil. Sana kim anlatmışsa yanlış anlatmış." Arkasını dönüp giderken eklemiş: "Ben de isterdim boş olmasını."
***
Birisi olduğu yerde düşünüp kalmış. Kendisinden durumu öğrenen bir başkası da kendisi ile aynı kaderi paylaşmış.
Şöyle demiş başkası: "Yaşlı adam bence bir mistiktir. Neden dersen; çünkü küfe boş ama bırakıp gitmiyor. Bu işte de muhtemeldir ki bir hikmet görüyor."
Önceki birisi ise "Hayır, bence bir mistik değil, bir filozof" demiş. "Çünkü yaşlı adam, açıkça küfenin boş olmasını dilediğini söyledi. Bir mistik olsaydı, böyle yükünden şikayet etmezdi. Ama buna rağmen bırakıp gitmemesi filozofluğuna delalet eder bence."
Tekrar başkası: "Yanılıyorsun. Çünkü küfeyi bırakıp gitmesine varacak bir akıl yürütme de pekala filozofluğuna delalet edebilirdi. Benim düşündüğüm, yükünün olmamasına ne buyurulur? O halde neden boş küfeyi taşıyıp duruyor?"
Tekrar birisi:" Ancak yaşlı adam, yükünün olmadığını söylemiyor ki! Küfenin boş olduğunu kabül ediyor; ancak boş olması, yükünün olmadığı anlamına gelmiyor. Yani küfenin içi bizim göremediğimiz bir yükle dolu."
Başkası: "O zaman asıl sorun yükünün muhtevasıyla ilgili. Yaşlı adamın hissettiği ama hiçbirimizin göremediği yük nedir? Korku mu, çile mi, sıkıntı mı, yoksa bir ideal mi? Bu elinde olan bir yük müdür, yoksa elinde olmayan mı?"
Birisi: "Korku, sıkıntı, çile genelde insan elinde değildir; ancak ideal insanın seçimidir. Bununla beraber bir seçim de pekala bir yük oluşturabilir, o yükten dolayı terleyebilir ve çokça çile ve sıkıntı çekebilir. Buna dair bir çok örnek var tarihte. Hatta bir yeri fethetmeyi kafasına koymuş bir kral için bile, orası fethedilene dek bu isteği bir yüktür aynı zamanda. Ancak böyle aşırı sevgiden şikayet olabilir mi sahiden?"
Başkası:"Yaşlı adam, yükünü bırakamıyor sonucu çıkıyor tüm bunlardan; yüküyle hemhal olmuş; hatta yükü kendisi, kendisi yük olmuş. İster aşırı sevgi, isterse de beraberce bir varoluşun kaçınılmazlığı... Şikayet etse de, bu bir aşığın sevgisiline dair şikayeti kabilinden tatlı bir şikayet olmaz mı? Şikayet olmayan bir şikayet? O halde gene de bir mistik."
Birisi; "Beraberce varoluş söz konusu ise, şikayet bir örtü değil, gerçek olur. Onun yükünü çok sevip sevmediğini, olası bir aşırı sevgiden dolayı vazgeçmezliğini bilmiyoruz. Belki de bir kaplumbağanın ki gibi atılamaz, sıyrılanamaz bir evdir; sıyrılmak için ancak ölmesi gerekecektir. Bu yüzden bırakıp gitmesi ile ölüm özdeştir."
Başkası: "Bir mistik değil, çünkü yükünden şikayet ediyor; bir filozof değil çünkü yükü de elinde de değil. O zaman ne?
Birisi: "Yaşlı bir hamaldır belki; biz onu anlamadık; iş arıyordu kendisine."
Başkası: "Öyle olması da acıklı, ancak anlatının geneline bakılacak olursa, bu yaşlı kendini bilmiş bileli boş bir küfeyle yorulup durmuş. Bir hamal olsaydı, küfe arada bir dolu olurdu veya her zamanlığına bir boşluk söz konusu olmazdı."
Birisi: "O halde yaşlı bir adam sadece. Ne bir filozof, ne de bir mistik; veya hepsinden; ama sonuçta yaşlı bir adam...
En son Poe tarafından Cmt Hzr 28, 2008 3:43 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Bir turistin bilinmeyen dünyasına sızma girişiminin imkansızlığı. Turistin herşeye yabancılığı; o esnada kendine bile. Turistin insanlıktan çıkışı ve kendi varoluşunu sağlayan mekanına dönene kadar turist olarak kalışı.
yarına ve sonraki yarına
bütün varlığımı erteledim hep bir sonraki yarına
otuz Şubat'a veya bir Temmuz'a
Mayıs'ın ellisine, güneş sisteminin ötesine
hepsi bir, hepsi farazidir.
sonra defalarca dün uyudum, bugün uyandım
ama dün, bugün'ün ölüsüdür; geç uyandım
zaten bugünler hep ölürmüş
ve zaten gün gün de ölünürmüş
sonra yarın da yok, yarın'dan başka.
ve gerçek sandığım yaşam;
bir sözlükte tüm kelimelerle koyun koyuna,
öpüşürken uyur kalır yarınlarla.
En son Poe tarafından Pzr Hzr 29, 2008 10:38 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
ve ayı ısırıp bıraktım orada
unutulmuş bir nurdu, yükseldim ve ısırdım
oysa bakınca bile kamaşırdı dişlerim
madde öğütmekten kırılıp dökülmekte olan dişlerim
annemin duası da yetmiş kere kabül olsun bu arada: "toprak başıma!"
yarım kalan bir günahtı, ama pişman değilim, hakkımı kullandım
bir meleğe yenildim ve uzandım ve kötü düştüm
ama sonuçta ısırılmış, küflenen bir ay bıraktım.
Rengarenk bir kelebekken, etrafına bir koza örülür; içi ateş ve azapla doldurulur. Kanatlarının ışıltısından, renklerinden eser yoktur o karanlıkta. Ama o hep bir gün kozadan çıkmayı bekler. Sürünerek te olsa, aydınlıkta yaşamayı diler.
sarı bir yaprak, daima sarı
kendi karanlığında tuba ağacının
adının ağırlığından yüz üstü çökmüş
damladı damlayacak
altından akan ırmağa.
yoksa oracıkta kuruyacak.
bir iblis onunla oynuyor
üflüyor ve,
uçtu uçacak
altından akan ırmağa
düştüğü sırat köprüsünden.
Tim'in sorumsuzca sürdürdüğü, ama bir şekilde mutlu olduğu hayatı bir akşamüstü ansısızın tepetaklak olur. Çünkü yağmurlu bir günde bir yüksek gerilim hattının altından geçerken, kilowattlarca elektrik kapmış ve artık bir 'elektro adam' olmuştur. Elektro Tim, durumun farkında varır varmaz, bir süper kahraman olmayı ummuş, mesela bir Örümcek Adam gibi küçük denemelerde bile bulunmuştur. Ancak beklediği sonuçların hiçbirini bulamadığı gibi, artık evine bile girememektedir. Çünkü elektrikle çalışan tüm aletler, taşıdığı bu yüksek gerilim yüzünden bozulmaktadır. Artık cep telefonu kullanamadığı gibi, bilgisayara dahi yaklaşamamaktadır. Hatta en hassas pilleri bile bozmaktadır. Sonunda daha fazla ailesine yük olmamak için evinden ayrılır. Sonra insanlardan ve insanlıktan kopup, uzakta, önceleri bir şehir parkında, ama daha sonra belediye zabıtasının onu ordan sökmesi sonucunda uzak bir korulukta yaşamaya çalışır. Zoraki sürdürdüğü bu yaşamı onun yaşamı sorgulamasına yol açar: "Peki benden neden bir süper kahraman çıkmadı?" Aklına izlediği bütün dizi filmler, süper kahraman serileri, çizgi filmler, hatta küçükken okumuş olduğu çizgi romanlar bile gelir. Hayatının bir şekilde onlarla oluştuğunun farkına varır. Gülümser. Görünmez olmayı, uçmayı, bileğinden ip çıkartmayı, bilgisayar oyunlarındaki gibi ellerinden ışınlar çıkartmayı, karşısındakinin belleğini okumayı istediği günlere, anlara gülümser. Oysa şimdi tek kahramanlığı, korulukta yaşam savaşı verirken oluşmaktadır. Acı acı gülümser.
Elektro Tim, naylon ve çaputlar içinde kafasını kaldırıp göğe bakar; hep bilgisayardan baktığı yıldızlara. Sahi e-posta adresleri dolmuş mudur? Günler, haftalar geçeli kimler onu arayıp sormuştur? Yoksa evin boş olduğunu görenler silinip gitmiş midir? Hep ilişkiler geliştirerek oluşturmaya çalıştığı bu koskoca ağın merkezindeki biri olarak, şimdi terkedilmiş bir ağ bırakmış değil midir? Terkedilmiş bir ağ, merkezinde kendisi yok ise, anlamsız, görünmez değil midir? Üstelik bu ağın tek görünürlüğü ve anlamlılığı, yalnızca kendisinin cephesinden gerçekleşmekte değil midir? Bir örümcek gibi yalnızca kendisi için güçlü bir kale; ama bir başkası için silikçe varolma savaşı veren, hatta o bile değil, hemen hemen hiç varolmamış bir nesne. Olmayan, olurluğu görüntüye dayanan bir... Hayır, görüntünün ta kendisi, evet bu; yalnızca bir görüntü. Ama şimdi, titrek bir görüntü; her an kayacak ve yerini karıncalanmaya terk edecek.
Tim'in aklına, doğada kendini geliştirip üstün haller kazanan kungfucu ustalar gelir. Kahraman, usta olarak döner eve ve kahramanlığını herkese gösterir. Elektro Tim yeniden bu gücünü denetlemeye girişir; ondan bir şekilde yararlanmasını bilmeli ve eski terkedilmiş ağına yeniden dönmelidir. Çok izlenen bir programda bu gücü nasıl kazandığını anlatmakta ve milyonları ekran başına kilitlemektedir; her eve konuk olmuştur, herkes onu konuşmaktadır; ilginç hayatına ve olağanüstü gücüne herkes dokunmak istemektedir. Bunlar olmayacak şeyler değildir; yeterki sabretmeli ve öğrenmelidir. Ustalığın kazanımı hiç kolay değildir. Elektro Tim, olası en iyi senaryoyu ortaya koyabilmek için kendisini inceleyip durur. 'Şu kahrolası kent'in bir kıyısındaki korudan stüdyolara gidebilecek dolambaçlı, saklı bir patika arayışıyla geçerken zaman, onunla tanışır. O da bir düşmüş'tür, iflas etmiş bir tüccar. Ne ki artık ticaret hayatına atılmak istememekte, ve artık bu tiksindirici, vahşi rekabetten ve tepesinde dönüp durduğunu söylediği akbabalardan kurtulabilmek için çaresice bu koruluğa sığınmıştır. Kafasını toplayıp bir karara varacaktır. Ancak yeni tanıştığı bu elektro adamın anlattıklarından çok etkilenir ve o patikayı beraberce aramaya başlarlar. Belki de bütün akbabaları boğazlama imkanının ortasına düşmüştür.
Ancak ortada küçük bir sorun belirir: Tüccarın cep telefonu Elektro Tim'in elinde sapasağlamdır.
Uzak bir ülkede; çok çok uzak bir ülkede, hiç kimse yaşa-ya-mıyordu uzun süre. Uzun uzun bakınca, belli belirsiz görünüyor, silueti ortaya çıkıyor, ama az sonra bir klakson sesi, bir nasılsın sorusu, bir oyun isteği bu uzak ülkeyi sislere gömüyordu. Uzak Ülke cennet değildi. Çünkü orada hüzün vardı; daha az huzur ve daha az sükunet vardı. Aşkın düşünce de ha keza. Oysa cenette düşünmek yoktu. Uzak Ülke varla yok arasındaydı. Varlık içinde yokluktu. Cennet gibi yokluk içinde varlık değildi. Uzak Ülke, uzağa bakan birisine muhtaçtı. Uzağa bakan ise zaten yoktu. Yalnızca uzağa bakış vardı. Bakan kişi bir ışıma oluyor, akıyor ve bakış oluyordu. Ve bu bakış, uzak ülkeye ulaşıp ulaşamadığı meçhul, uzaklarda sırra kadem basıyordu.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız