İtiraz Etmez'i kim tanımaz! Silik bir görüntüye sahiptir bir kere. Karşısındakiyle konuşurken gözlerini yumar, bakamaz. Sonra hiç tartışmaz. Mümkünse konuşmaz. Çünkü sesinin bile bir itiraz olabileceğinden korkar. Korkusu yalnızca kendisiyle de alakalı değildir. Başkasının itirazından da korkar. İster ki hiç itiraz olmasın ve sorun çıkmasın da, huzuru bozulmasın. Ha kendisi itiraz etmiş, ha kendinden yana bir başkası. Hepsi bir. Bu bakımdan İtiraz Etmez'in kendinden yana birisi de yoktur. Bir başınadır o. Bu yüzden yalnız ve mutludur. Bir keresinde, haklı olduğu bir konuda itiraz edesi gelmişti de, zor toparlamıştı kendini. Hır çıksın istemiyordu. Boyun eğmenin karşılığında sükuneti almaya çabalıyordu. Bir keresinde mi? Hah! Kaç bir kere!
Küçük karınca, yükünü sırtlanmış, yuvasına doğru o bitmez tükünmez yolu yürüyordu güç bela ve türlü engelleri aşarak. Yorgun ve terliydi ve hep şikayet halindeydi. Bir karınca olduğuna, doğumundan ölümüne dek bu yüke mahkum olduğuna kızıyor, homurdanıyordu. Yine böylesi bir anda -ki hayatı da gerçekte bu an'dan ibaretti- kuvvetli bir rüzgar çıktı ve onu yüküyle beraber kaldırıp herbirini ayrı yerlere savurdu. Karınca yere düştüğünde yükü de yoktu artık. Hoş bir hafiflik vardı üstünde. Lakin şimdi yürüyemiyordu, çünkü çok hafifti, yere tutunamıyordu ve rüzgarla daha çok yalpalıyordu. Üstelik beter bir şekilde kendini hissetmiyordu. Acaba yere uyguladığı baskı ile varlığı arasında bir doğru orantı var mıydı? Üstelik te kendini bu halde iken çıplak hissediyordu. Yükü üstüne yapışmış bir elbise olsa gerekti. Bu işe canı çok sıkılıyordu ama varolduğunu duyumsamak için yükünü aramaktan başka bir çare yoktu. Olmadı, kendine yeni bir yük bulması gerekiyordu.
En son Poe tarafından Pzr May 18, 2008 9:52 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Akşamın darında, o alaca karanlıkta, dara kalmış bir vaziyette, mağazalara girip çıkıyorum ve alış veriş yapmaya çalışıyorum. Beğendiğim pek bir şey yok; olanlarına da cüzdanım yetersiz. Yine de bir şeyler alıyorum ama aldıklarımın hiçbirinin bende bıraktığı bir heyecan yok. Hatta alışveriş yapmak zorunda olmanın verdiği bir içsıkıntısı bile var. O zaman niçin bu akşam, bu dar vakitte delicesine alışveriş peşinde koşturuyorum? Sanırım daha fazla geç kalmamak için. Çünkü gece olacak ve her yer kapanacak. Yarın ise çok geç.
Düşünürken, sonunda gerçeklikten kopuş ve kelimelerin arasında kayboluş.
Kelimeler ki, başlıbaşına bir dünya; bambaşka bir dünya. Kendi gerçekliğini yaratan, ama artık ilkinden farklı bir gerçeklik; belki de bir oyun.
En sonunda kendi tükürüğünde boğulup gitme talihsizliğine koşma.
"Hey, sen! İstersen bir ikon olabilirsin." diyor, parmağını ona doğru uzatmış Sam Amca. "Nasıl?" diyor genç; "Benim hiçbir farklı özelliğim yok ki!" - "O halde yarat!" - "Diyelim ki öyle; elime ne geçecek işin sonunda?"-"Salak herif, hiç mi film izlemiyorsun; hayranlarının üstüne sahneden balıklama atlayabilirsin. Hep hayal edilen sahnedir. Bu bile yeterince istenç sebebi." - "Ama bu hayali ben kurdum diyelim; bunu istemekte bile ben yalnız değilim ki?"- "Öyle" dedi Sam amca; "Ancak daha fazla isteyen ve bu uğurda çalışan sonunda hayalini gerçekleştirir." - "Bu bir rüya."- "Evet, Amerikan rüyası." -"Amerikanlaşma!" - "Dünyevileşme! Amerika, artık tüm dünyadır." - "..."
-Hey, sen; salak herif! Evet, sen. O posterle ne konuşuyorsun öyle aptal aptal? Üstelik kaldırımı tıkamışsın. Kendini Kaliforniya'da sanıyor olmalısın.
-Bilmem, belki öyledir. "Canın cehenneme pislik!"
-Birşey mi dedin?
"Shit!"
-Yok birşey.
Senin bu tarifi zor yürüyüşünün uğurlayanı olmak (bilmezsin ya) bilsen telaşlarımızı nasılda alıp ufalayıverdi ikindi henüz serinliğini döküyordu ortalığa ve bahçeler'e henüz açılmıştı öte alemin dingin kapıları. Güzel bir ikindiydi doğrusunu söylemek gerekirse, gitmek için vakit bundan iyi olmazdı sanki.
Dedi;
Duyumun dil'i, hayır öyle değil, bak böyle!
Şeylere bakıyorsun onlara bakarak onları anlatıyorsun.
Acaba bu kadar mı?
Ya şeylerin bakışı, ya onların bilmediğin/anlamadığın dilinde ki tekrarın.
Ya onlara maruz onların marifetli uzuvlarından taşan bu insan hikayeleri.
Nihayet kederli fakat doygun bir minnetle (dudaklarımızda, bizim değil başka bir ciğerin soluğu, başka bir telin sesi, o ilk sözümüz sanki bedene ilişirken ki, o ilk yeminimiz) dökülüverdi yeryüzünün narin kaplaması yüzünün çizgileri arasından.
Dedi;
Yokluğun hafif varlığı alacağı azıcık payıyla dolanıyor
gibi etrafımızda ve biz tarifsizce dalgınız.
Diyorum ki çevreme bakınırken, tekonolojinin geldiği son aşamaları izlerken, gazetelerde cinayet haberlerini (ve tekniklerini) okurken, televizyon dizilerini seyrederken akla ziyan satış tekniklerini öğrenirken, markalara bakarken, insanların nereye koştuğunu anlamaya çalışırken, diyorum ki," Hepsini birden anla(t)mam imkansız. Çünkü bütün bunlar bir insanın bilincini aşan şeyler. Bu artık dünya ötesi, metafizik." Garip olan ise şu; metafizik ama bütün bunları otomatik olarak yaşıyorsun ve içindesin. Garip bir biat var bu gidişatta.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız