Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 63 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...


"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19 ... 24, 25, 26  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz
Yazar Mesaj
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 7:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Eğirdir, giriş var çıkış yok...

Ramazan ayı gelmeden bir gün önce akşam içtiması yapıldı, ve Ramazan ayına uygun düzenlemelerin yapılacağını fakat oruç tutanlara farklı davranılmayacağını, eğitimin kaldığı yerden aynı hızla devam edeceği söylendi. İbadetlerle aram pek iyidir, genel itibariyle kafama göre takılırım ne derken ben o kış oruç tutmaya karar verdim. Bu bir meziyet değil, ama madem zor şartlarda yaşıyoruz biraz daha zorlaştırma fikri hoşuma gitti baştan teslim edeyim hakkını. Yağmur yağıyor, kar yağıyor, dere tepe geziyoruz, günler günleri kovalıyor derken, söylemesi ayıp, sadece bir an önce bitsin diye elimi kolumu parçalayarak iki yüz metre sürünme bölük rekorunu kırdım o akşam. Ancak dört yüz küsür asteğmen içerisinde son elli de yer almama da etkisi olmadı bu rekorun. İlk on ikiye girip istediğim yeri seçme hakkını kazanma fikrini yeterince sevmedim daha ilk baştan zaten. ( Karadeniz dolaylarından bir arkadaşımız bu bahta erişti ve hesapta sırf evine yakın diye İstanbul Halkalı'yı seçti, meğer gezici birlikmiş ve o ara Tunceli'deymiş. Zaten İstanbul'u gördükleri de olmazmış terhis olana kadar ) . Atışlarım berbattı, hemen hemen hiçbir hedefi vuramadım ki buna yirmi beş metreden tabanca atışı da dahil. Doksan iki yılından itibaren sonradan eklemlenmiş bir uzvuma dönüşen gözlüğüm her neyle atış yapıyorsak o alete yaslandığımda nefesimden buharlanıyordu ve ellerim gereğinden fazla titriyordu. Bir ayrıntı, dağda karşınıza iki terörist çıkarsa ve tek seçeneğiniz varsa kadın olanını önce vurun diye öğretildi. Bir, inanç meselesi, kadınlar daha istekli sizi öldürmek için, iki, kollarında sinir sayısı az ve tüfeği daha iyi kavrayıp nişan alabiliyorlar hedefe. Ben öğretenlerin yalancısıyım. Herneyse, sürünme eğitimi sonrası gece üstümüz başımız çamur içinde bölüğe döndük ve kirlileri çamaşırhaneye teslim ettik o akşam. Gece bir baktım benim yedek kamuflaj elbisenin ayak kısmında yer alan lastikleri kopmuş. Bildiğin don bağı, arasam bulurum ama kim bağlayacak şimdi diye savsakladım. Sahuru edip yattık ve sabah altı kırk beşte tekrar eğitime koşulduk. Böyle anlatıyorum ne ama asıl zorluğu normal asker komandolar çekiyor, mesela biz altı otuzda giyinirken, onlar giyinmiş kuşanmış ve bölüklerinden bir kilometre ötede ki yani bizim binanın yanında ki yemekhaneye kahvaltıya geliyorlar yanaşık düzen. Başlarına bir çavuş vermişler kıdemli asker ve ne zaman köşeyi dönseler çocuklar, kalan elli metreyi süründürerek götürüyor. Ya hu her gün mü olur, aynen öyle hiç sektirmeden her gün gerçekleşiyor. Dokuz yüz elli metre marş söyleye söyleye gel, tam kahvaltına ulaşmana elli metre kalmış, başında ki çavuş yat ve sürün emrini versin. Yer asfalt ve elbiseler çamur kir pas içinde yıpranmış harap, ama çavuş ta çavuş. Herneyse dağılmayalım, pantolonun paçalarını katlayıp postalın içerisine sokuşturdum. Bağcıksız pantolonumla atışa gideceğim. Nereden bileyim bir kaç saat sonra Mozambik ordusu neferi olacağımı...
Başa dön
yasemin111
Yazar


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 259
Nereden: Ankara

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 8:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
Eğirdir, giriş var çıkış yok...


Karpuz çeşmesinden de su içtiniz mi Tian abi?

Not: Amcam da askerliğini komando olarak burada yapmıştı...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 8:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

giriş var çıkış yok

Asos ( affınıza sığınarak asteğmen yellendirenin kısaltması oluyor bu tabir ) yokuşu ile aramızda ünlenmiş yolu takip ederek atışın yapılacağı yere geldik. Bu ibare, en bittim dediğin anda bu yokuşu tırmanmak zorunda kalınmasından kaynaklanıyor, seni yatağına ulaştıracak tek engel yani, geride kalan herşey aynen geride kalıyor, bu yokuş büyüdükçe büyüyor gözünde o an. Yanlış olmasın G3 iki yüz metre atışı olabilir. Parkur hazırlanmış ve beş kişilik bir ekip yat pozisyonunda üç beş atış yapıyor, sonra onların hedef tahtaları kontrol ediliyor ve hedef ile atışın gerçekleştiği mesafe arası ölçülerek puan veriliyor. Geride kalanlar ise tüfeklerini çatıp sıralarını bekliyorlar, numara sırasına göre atış yapıldığından epey gerilerdeyim ve istirahat halinde ne yapılırsa onu yapıyoruz arkadaşlarla, yani sağda solda gezinip gevezelik yapıyoruz. Atışı yapanlar haricinde yedeklerden beş sıra ise elinde silahı sıranın kendisine gelmesini bekliyor bu arada. Meğer benim pantolon paçalarımdan biri zaman içerisinde o denli sıkı bağlamama rağmen kendisini postaldan azad etmiş ve postalın üstüne düşmüş ve ben farkına varamamışım. "Gözlüklü!.." diye bir nara duydum suratsız üsteğmenin sesine benziyen ve korkuyla içimden "İnşallah odur!" diyerek döndüm. Bölükte sadece iki gözlüklü var ama bu çağrının muhatabı benmişim. Sonra işin "Mozambik ordusu mu lan bura?" kısmı başladı. Yanına gittim koşa koşa. Daha başından paparayı yedik, "Tüfeksiz ne dolaşıyorsun git tüfeğini al da gel..." diye. Yine koşarak tüfeğimi çatıldığı yerden aldım ve karşısına dikilip "Emredersiniz komutanım!" çektim. Ses dolgun ve kendinden emin, aynen öğretildiği gibi ama pantolonda bağcık yok. "Asteğmen adayı ayak bağcığın neden takılı değil?" muhteşem sorusu geldi ardından. Ben saydırmaya başladım hemen, işte komutanım dün sürünme eğitimi sırasında asıl elbisem çamur oldu, ben sabah yedeği giydiğimde fark ettim ama içtimaya geç kalacağım korkusuyla bağcık takamadım vesaire ne ama taş oynadı komutan yerinden oynamadı ve bana hayatımın dersini verdi o dakika "Ben onu sormuyorum, ayak bağcığın neden yok?" Bu sefer daha pesten bir iki şey daha sıraladım ama "Ben sana onu sormuyorum asteğmen adayı, ayak bağcığın neden yok?" diye üçüncü defa tekrarlayınca sesim soluğum kısıldı. Gerçekten hayat dersidir, mazeret bolca bulunur, her yerde ve her zaman ama asıl olan "Ben sana onu sormadım, ayak bağcığın neden yok?" sorusudur...

Devam edecek... ( Bazen yapmam gereken şeyler çıkıyor dükkanda, idare edin gari, ama bu yazının sonu bağlanacak bu gece...)
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 9:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çıkış yok...

Sesimin son perdesi de suskuya dönüşünce, kıdemli üsteğmen sazı aldı eline ve neredeyse tüm bölüğün bizi dinlediğine emin oluncaya kadar bağırıp çağırıp sayıp sövdükten sonra "Mozambik ordusu mu ulan bura?" diye bağladı lafını. Bu olayın arkasından adımız bir iki hafta kadar mozambik askerine neye çıktıysa da, tutmadı ve asıl lakabım 'Joko' ya geri dönüldü. Bu joko "joker komando" nun kısaltması. Nereye gönderirsen gider, ne iş versen yapar ve şakacı kimliğiyle bu arada kendi dalgasına bakar hesabı ben özel şapkama joker yazdırmıştım oradan kalma. Yine dağılmayalım, sonra iş ne yapalıcağı kısmına geldi. "Kaç kişi var senin atış yapmana?" diye sordu en sonunda. "Kabaca hesaplayıp bir rakam söyledim, "Git bölüğe bağcıklı pantolanla geri gel ve atış sırasını sakın kaçırma!" diye bağladı azap yolunu. Uyanığımya hemen tüfeği bırakmaya yeltendim, ama ne mümkün, "Tüfekle gideksin!" kükremesi geldi anında. Koştur babam koştur, az buz yol değil, asos'u tırman sağa dön bir kilometre yol al, ardından iki üç kilometrelik düz yol ne derken bölüğe vardım ama depocu arazi ve benim tüfekle yukarı çıkmam yasak. Gözümü karartıp merdivenlere yöneldim ki nöbetçi subayla burun buruna geldik. "Hayırdır?" gibisinden karşıladı, durumu izah ettim ve o korktuğum kural önüme dikildi, "tüfeğini bırak yatakhaneye öyle çık!" Depocu yok oğlu yok derken çaycı askere rastladım ve bu benim kurtuluşum oldu. Beni sever, çayocağını açtı ve tüfeği bırakmama ve beni beklemeye söz verdi. Es kaza ortadan kaybolsa, tüfeksiz geri dönmemin yolu yok ama düşünecek zaman da yok, koşa koşa tırmandım merdivenleri. Gittim çamaşırhaneden kirliler arasından elime ilk geleni ve muhtemelen en çamurlusunu ama sağlam bağcıklı olanını giydim indim aşağı. Tüfeği sırtlandığım gibi aynı yola vurdum kendimi, bir ara orucu bozma gibi bir fikir geldi aklıma koşarken ama, aman oğlum gavura kızıp dellenme diye avuttum kendimi. Çok şükür sıram gelmeden yetiştim ve "Emir yerine getirilmiştir!" komutanım diye soluk soluğa esas duruşta tekmil verdim üsteğmene. Kurumuş çamurları üzerinden dökülen pantolonumun paçalarına baktı ve "Geç sırana!" dedi sadece. Gel de atış yap tüm bunlardan sonra, elbette üç atışın üçü de karavana...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 10:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu arada sevgili Yasemin amcanıza 265'i dönemden selamımı iletin lütfen. "Karpuz çeşmesi" ismi aklımda kalmamış ancak kesin nasiplenmişimdir suyundan. Ayrıca burada yazdıklarımdan şikayet ettiğim anlamı çıkmasın, ben bu eğitimden geçtim ve döktüğüm ter neticesinde bröve almaya hak kazandım ve dönem yüzüğünü hala parmağımda taşıyorum gururla...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 9:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Çünkü ben bu ülkenin gördüğü en iyi yazarım! Durmayın gülün, gülün, ama bir gün gelecek ve eserlerim öyle ünlü olacaklar ki, insanlar Fransızca konuşun yerine, Moliere'in dilini konuş diyecekler..."

Moliere, film, bir yazar sarhoş masalarına kendini anlatıyor.

Dile hakimiyet ve onu mükemmel kullanarak ölümsüz kılma fikri! Yeniden doğsaydım veya yeniden başlamak için daha genç olabilseydim eğer sadece bu ülkü için harcardım her nefesimi, sadece bu ideal benim anlamım olabilirdi ve o zaman korka korka değil, göğsümü gere gere "Ben yazmak için yaratıldım!" sözünün hakkını verebilirdim. Türk dili layık olduğu yazarını henüz bulamadı ve şimdi boşlukta salınan bir sandal gibi rotasız ve kaybolmuş ilerlemek zorunda. Bu konuda yaram derin...

Drsitare, Kertenkele ve Kumsaati'ni özledim bu akşam...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pts May 19, 2008 8:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dumanlanarak ve hayatın akışına hayran ve dışında yeralarak, anlamadan, kırmadan, haykıra haykıra susarak, koşarak, düşerek, dizinin yara kabuğunu soyup etin yeniden kanlanmasını seyrederek, ağlayıp gülüp, herşeyin eninde sonunda dibe vurduğunu düşleyerek...

Modern Cyrano nasıl olunur? Mesaj yazılmasına yardım ederek. O kadar yazıp çiziyoruz bari işe yarasın hesabıyla, de neyse görünen o ki bugün yazmak nasip değil bu mevzuyu, yarına Allah kerim...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 20, 2008 12:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Gereksiz Faruk" tamlamasının "gereksiz" kısmının icadı bana ait. Faruk ben dükkana ilk geldiğimde askere gitmeye hazırlanan oto elektrik kalfasıydı. En olmadık zamanlarda tuhaf isteklerde bulunması, haftalığının iki katını benim dükkandan aldığı ıvır zıvıra harcaması, diyelim ki ben müşterilerle meşgulum, elinde ufak bir bozuk para ile şu ne kadar, bu ne kadar diye sorması saflığından kaynaklanıyor anlıyorum ama kimi zaman da çekilmez bir hal alıyor birader, ben de tuttum buna gereksiz lakabını taktım. Askere gitti yine kurtulamadık, bu seferde telefonla çağrı bırakma olayları başladı. "Ne var?" diye açıyorum telefonu, "bişey yok, nöbetten geldim" diyor, "Ee" diyorum, anlatıyor birşeyler ve lafın sonunu "abi bana kontör göndersene..." diye bağlıyor. "Kapat lan telefonu, çavuş geliyor yanına şimdi..." diye kızıyorum buna, aradan bir kaç gün geçiyor yine aynı terane.

Sonra askerden geldi ve fabrikaya işe girdi, ilk iş cep telefonunu yeniledi. Vardiya saatleri dışında yine benim buralarda takılır, ama herhangi bir işim düşsün, hiç sektirmeden ve para mara almadan yapar. Annesi epeydir kız bakıyor bizim Faruk'a, Gebze kesmedi, Iğdır'a gidecek bu yaz ne derken, uzak akrabalarından bir hatun meğer gizliden gizliye bizim oğlanı gözüne kestirmiş epeydir. Bir kaç akşam önce yine Faruk bana çağrı bıraktı, şu ana kadar benimle çağrısız telefon görüşmesi yaptığı görülmemiştir, zaten kontör yüklediğinin ertesi dakikası kontörü biter dananın. Herneyse bu sefer bizim ilkokul iki terk Faruk'a kız mesaj göndermiş ve bizimki ne demek istediğini ve ne yazmamız gerektiğini soruyor gece yarısına çeyrek kala. Bir yandan da dükkanı kapatıyorum, bu bir kaç çağrı daha yapıyor, kulak asmıyorum ve en sonunda dükkanın kapısını içerden kapayıp bir bira ısmarlıyorum kendime. Kız uyanık, sadece düğmeye basmış ama net olarak hiçbir açılımı yok mesajın. Bu tür şeyler mahremdi ne pek de düşünmüyorum, cevap vermem gerektiğini varsayıp, ortalama bir yol izleyerek, bir kaç bariz dil ve imla hatasını da içine serpiştirerek yazıyorum mesajı gönderiyorum Faruk'a. Daha sonra bu bana yine çağrı atıyor ve küfrederek herşeyi yarına erteliyorum. Yolda giderken aklıma geliyor, es kaza benim hanım telefonun mesaj kısmına baksa ve Faruk başlığı altında yazılanları okusa, hızını alamayıp cevabına da okusa nasıl bir komedi yaşanır diye. Hayatta işi olmaz, o benim ciğerimi bilir zaten, uyy ana muhteser! (Lazca dediler, doğrumu bilmem, anan kurban olsun sana gibi bir anlamı varmış...) Herneyse ben bela almışım meğer başıma, ertesi gün akşama kadar mesaj yazdık birlikte, son demlerinde artık alışması gerektiğini söyleyerek mesaj yazma işini kendisine devrettim, bu seferde kontrol etmem için getirmeye başladı. Bu arada parça kontör parası beş liranın benim kasadan çıktığını ve Faruk'un hesabına yazıldığını bilmem ki söylemeye gerek var mı? Kız da cevval birader, iki dakika durmuyor, derken akşam dokuza doğru olay farklı bir boyuta geldi, kız demez mi "sen evin tek oğlusun evlendiğimiz de ben annenlerle birlikte oturmak istemiyorum!" diye. Bir yandan harbi olması güzel, diğer yandan dakka bir gol bir, ben dedim "...ktir et oğlum!" ama bizimki farklı frekansta. "Ne halin varsa gör..." diyerek geriye çekildim. Gece birlere kadar devam etmiş mesaj trafiği, sabah oldu hala devam, inşallah kız aradaki farkı anlamamıştır diyorum bir yandan. Ama devam ettiğine göre iyi kıvırmışım bu işi. Herneyse bu telefon işi farklı şeylere sahne olabiliyor, Avcılar'da başımdan geçen bir telefon mevzusu daha var ki evlere şenlik, ama onun hikayesi de akşama artık...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 20, 2008 7:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Avcılar'da matbaa ajansında çalıştığım vakit dükkanı eski ortağıma bırakıp İstanbul'a yerleştim. Ama haftasonları Gebze'ye geliyorum ve dükkanı çekip çeviriyorum ne derken benim eski çırak Demirel lakaplı çingene Bülent uğradı bir pazar ve bana bir telefon numarası verdi kendine ait olduğunu söyleyip. Üç beş ay aklıma gelmedi ama bir akşam arayacağım tuttu. Üç beş bekledim baktım ses seda yok kapadım telefonu ve ışıkları kapatıp nete takıldım. Aradan bir iki saat geçmedi bilmediğim bir numara beni aradı genç, sinirli ve sert bir erkek sesi ve daha yeşile dokunup "Alo" der demez "Sen kimsin!" hitabıyla karşıladı beni. Şerbetliyimdir, "Sen beni aradığına göre, sen kimsin?" dedim sektirmeden. Adam, "Benim karımı aramışsınız bir kaç saat evvel, söyleyin siz kimsiniz? Ve nerede oturuyorsunuz?" diye daha alçak perdeden saydırmaya başladı. "Kardeşim ben kimsenin karısını kızını aramam, işim olmaz, bir yanlışlık falan olmalı..." diyorum, ama "Bakın burada telefon elimde ... ....... nolu telefon sekiz kırk iki de çağrı bırakmış, bu telefon size mi ait?" "Aynen öyle, ancak ben ne sizi tanırım ne de eşinizi, bir yanlışlık var bu işte" diyorum ama, amca heyecanlı heyacanlı devam ediyor. Biraz alttan alıp, onu sakinleştirme yollu konuşmaya başladım bu sefer, "Kardeşim benim ismim Ahmet Hamdi Turhan, İstanbul Avcılar'da ikamet ediyorum üç beş aydır, sizin telefonunuza çağrı bırakmam mümkün değil, üstelik ben nişanlıyım, iki ay sonra düğünüm var..." deyince bizimki kendisinin Konya'da oturduğunu ve yeni evli olduğunu söyledi. Aklıma hala bizim Bülent gelmiyor. Neyse "İyi akşamlar!" diyerek kapadık telefonu ve daha kapatır kapamaz Bülent'i aradığım aklıma geldi. Tamı tamına sekiz kırk iki de aranmış. Açtım telefonu hemen "Kardeşim kusura bakmayın, ben bir arkadaşımın telefon numarasını alırken hata yapmışım, ben sizi değil onu aradığımı düşünüyordum ancak açılmayınca kapadım ve siz öyle söyleyince de aklıma gelmedi..." diye özür diledim. Bana mutluluklar bile dileyerek kapadı ve hemen Bülent'in yanlış verdiği telefon numarasını çöpe gönderdim. İyi de şöyle bir senaryo da aklıma gelmedi değil ondan sonra. Diyelim ki o an aksi bir anımdayım ve bu denli kaba bir başlangıca, küfürle ve olumsuz yanıt verme gafletinde bulundum olur ya. Amca zaten heyecanlı ve belli ki normalin üstünde kıskanç bir kişilik, evde bu mevzu yüzünden hiç suçu günahı olmayan o kadının pozisyonu ne olurdu düşünmek bile istemiyorum. Her zaman ağırbaşlı ve ılımlı olmakda fayda vardır gibi bir çıkarımı var tüm bu hadisenin.

Bir keresinde de yine Konya'dan genç bir kız beni tesadüfen aramış, canı sıkılıyormuş ve telefonu rastgele çevirip konuşarak kendini avutuyormuş, ayrıntıları geçelim, bir ton nasihat verdim ve bu şekilde ancak belasını bulabileceğini söyledim kendisine son söz olarak...

Slogan; "Hayat güzeldir",

Yeni üye olduğum site www.izdiham.com'un yeni logosu bir sigara üzerine yazılan "Yaşamak sağlığa zararlıdır!" yazısıdır ve Tuğçe'ye de hediyemdir,

Kertenkele ve Kumsaati özlemi bitti ama Drsitare halen devam etmekte,

ve,

Mahalleme hediyemdir;

Oya İşboğa, Ayşe Taş, Bülent Ersoy, Hamiyet Yüceses ve Umut Akyürek söylüyorlar,
Çekim kötü, ses ayarsız ama, Ayşe Taş'ı beğendim ben bu akşam, taş gibi bir yorum, oturaklı ve sade;

Bakmıyor çeş-i siyah feryade;
http://uk.youtube.com/watch?v=m30XdDVA9Ug&feature=related
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 320
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal May 20, 2008 8:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

tiananmenian...

. (bir nokta)
? (bir soru işareti)
ve
! (bir ünlem işareti)


soluklansın... şüpheduysun... hissetsin...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş May 22, 2008 11:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlk defa yazdığım bir şey yayınlandı, fotoğrafımı maymuna çevirmişler biraz, üstelik iki tane de çok bariz yazım hatası yapmışlar ama olsun, bugün benim yazımı İstanbul'da "Gaste" okuyan herkes gördü...

Ne bileyim yav ( ya hu da olur ama, canım konuştuğum gibi yazmak istiyor bu gece...), dolmuş şoförü Yamuk Nedim amcam sayesinde edindiğim o gazete kağıdında kendimden bir parçayı görünce bir tuhaf oldum. Çok özel bir duygu hali, bu gece Allah'a "beni bu an için var ettiğin için teşekkür ederim" deme günü...
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1351

MesajTarih: Prş May 22, 2008 11:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

genç köşe... tebrikler

fotoğraf değişebilir mi...?
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş May 22, 2008 11:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Vallahi ben dört * dört de ki sırtı dönük fotoğrafa razı idim, ama bunlar neredeyse yirmi adet poz çektiler, ama yayınladıkları fotoğrafta gözlükten başka hiçbir yeri benzemiyor bana. Çok da önemli değil elbette, görüntü hiçbir şeydir, beğenilmek gibi bir kaygımız yok çok şükür, beğenmesi gerekenin yüreğine taht kurmuşuz nasılsa, gerisi hikaye...

En son tiananmenian tarafından Cum May 23, 2008 8:46 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
ANLAM-SIZ
Forum Yöneticisi


Kayıt: Dec 14, 2005
Mesajlar: 839

MesajTarih: Cum May 23, 2008 8:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Yapacak bir şey yok... Ya bu deveyi güdeceksin, ya deve dikeni bölgesinde geberip gideceksin..."

Tebrikler tian.
Başa dön
tu_ce
Yazar


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 873

MesajTarih: Cum May 23, 2008 8:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Seni tüm İstanbul, tüm Türkiye, hatta dünya okusun istiyoruz elbette. Ama yine de herkes okuyunca insan kıskanıyor. Ben her zaman, burada, sadece bize yazdığını veya en azından, yazılarını ilk bize okuttuğunu düşünmek istiyorum yine. Bencilimdir...

Bu arada, resim üzerinde hayli oynayıp, sanki daha çok Engin Ardıç'ın gençliği ile az Hasan Cemal karışımı bir şeye dönüştürmüşler, ortaya karikatürize bir durum çıkması normal tabii.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19 ... 24, 25, 26  Sonraki
18. sayfa (Toplam 26 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok "İyi şiir her zaman dinidir" Poe Şairler ve Şiirleri 0 Pzr Ağu 03, 2008 1:30 pm
Yeni mesaj yok Futbol Sadece Futbol Değildir akrebingozleri Güncel Olaylar-insanlar 9 Pts Hzr 23, 2008 3:45 pm
Yeni mesaj yok Ya Şimdi Ya Asla ozanyazar Kısa Öyküler 0 Sal Hzr 03, 2008 3:29 pm
Yeni mesaj yok "Düşünün artık! Kamer Genç devre... warlord Güncel Olaylar-insanlar 0 Çrş Nis 23, 2008 11:21 am
Yeni mesaj yok "SÜRÜN BU HALKI DA..." YAZARIM Güncel Olaylar-insanlar 74 Cum Mar 14, 2008 7:40 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke