Branşım ortopedi olduğu için yaşlı hastamız çok olur. Tabii, bunların bir kısmı da bunamıştır. Hele bir de ameliyat ettiysek sonrası zor olur. Basmamaları gerekirken basarlar, koltuk değneği, yürüteç kullanmasını öğretemezsiniz, yatakta altlarına salarlar, pansumanı sökerler vs. Bazen de güldürürler, şaşırtırlar.
Yaşlı bir amca yatırmıştım, Çanakkale Savaşı gazisi, bana bir sürü şey anlatmıştı. Akşam vizit yaparken "Amca" dedim, bu odadaki hastalar genç, ÇÖanakkale'yi bilmezler, onlara bir anlat" dedim. Gülümsedi herkes. Sabah vizitinde aynı hastalar bana yalvardı "Hocam, amcayı nolur başka bir odaya alın, bizi sabaha kadar uyutmadı". Meğer amcam yatakları siper yaparak, terliklerini el bombası gibi kullanarak sabaha dek "interaktif" bir şekilde savaş anılarını anlatmış. Amcayı özel odya aldık.
Bir yaşlı teyzemizi getirdiler, kalçası kırık. Yatağına kurulu borulardan, makaralardan oluşan bir sistem var, bir de yatan hasta eliyle tutup doğrulsun diye tutacaklar var. Teyze yukarı bakınca belediye otobüsüne benzetmiş olmalı ki, ikide bir sesleniyor: "şöför bey, ben sonraki durakta
ineceğim" ya da "zile basın, ben durakta ineceğim". Ameliyata inerken otobüsten indirdik teyzemi.
En ilginci bir huzurevi hastasıydı. Kolu kırık bir teyze getirdiler, beni dövecek gibi bakıyor. Kolu şişer diye yarım alçı yaptım, bir hafta sonra getirin dedim. İki gün sonra getirdiler, alçı yok. Alçıyı söküp atmış. Peki dedim, tam alçı yaptım, sökemez diye, iki günsonra getirdiler, o da yok. Alçıyı nasıl söktüğünü sordum, yediğini söylediler. Resmen, dişlerşyle ısıra ısıra yemiş, görmüşler. İthal plastik alçı yaptım bu kez, motor bile zor kesiyor, kırığını öyle alçıda tutabildik.
Sekizinci ve son işime adım attığım ilk zamanlar, gençten bir çocuk girdi içeri;
"Selamünaleyküm"
"Aleykümselam..."
"Çarşaf var mı abi?"
"..."
"Yok kardeşim..."
Yahu tamam anladık, kadın çorabı soran oldu, iğne, iplik soran da ama "Çarşaf" da olmaz ki be birader diyorum içimden ama, aradan bir kaç gün geçti, bu sefer başka bir tanesi yine aynı istekle daldı içeri. Dayanamadım sordum;
"Çarşaf?"
"Sigara kağıdı be abi..."
Meğer esrar sarmak için kullanılan normalden büyük sigara kağıdına verilen admış. Her türlü içicinin bol olduğu Gebze'de hemen hemen her büfede satılıyor. Fransız yapımı, 32 yaprağı var, 3 liraya alınıyor ve tanesi 25 kuruştan tane tane satılıyor. İçiciler temkinli olduklarından, üzerlerinde taşımak yerine tane tane almayı tercih ediyorlarmış...
Bir önceki işim büyük bir inşaat firmasının personel işlerindeydi, ama sağolsunlar iki üç işi bir arada yapmak zorunda kalıyordum. Ancak kalacak yer ve yemek sorunum yoktu ki, İstanbul'da yaşayan biri için çok önemli sorunlardandır...
Prefabrik koğuşlar da kalırdık, üst kat personele ayrılmıştı, biraz daha ayrıcalıklıydık, tek kişi ya da iki kişi kalırdı ve daha temizdi. Diğer katlarda koğuşların büyüklüğüne göre altı ya da sekiz kişi kalırdı.
Bir arkadaşımız, bize işe ihtiyacı olan bir akrabasından bahsetti ve ilgili kişilere ileterek yardımcı olmamızı istedi. İnşaat işinde her dem adama ihtiyaç duyulur, ana firma olarak pek değişim yaşanmasa da yaklaşık elli taşeron firmanın faaliyet de bulunduğu bir yerde illaki usta, usta yardımcısı olmadı düz işçi alacak bir firma vardır. Herneyse kısa sürede ayarladık ve Adana'ya telefon açıldı, bir gün sonra da düz işçi adayı arkadaşımız geldi. Evrakları tamamlanıp ertesi gün işe başlatıldı. Ertesi gün akrabası yanımıza geldi.
"Etmeyin tutmayın bizimkinin odasını değiştirin, alt katta yatacağı bir yer bulun..."
"Allah, Allah ne oldu ki?" diyoruz söylemiyor bize.
Sonra dili çözüldü; Meğer yeni gelen arkadaşı, koğuşun eskileri diğer yatakları kaptığı için üst ranzada yatırmışlar. Bizimki gece yataktan düşmüş, hatta düşerken elini de dolabın kenarına çarpmış, yaralamış ama artık gün boyu ne kadar çalıştırdılarsa uyanamamış ve düştüğü yerde sabaha kadar uyumuş...
bizim meslekte kekremsi ilginçlikler olur çağu kez.
tadı damağında kalmaz yani.
sene boyunca 5 kuruş aidat toplamamış, kasasından 3 kuruş çıkmamış
bir kooparatifin genel kurulunu yaptırmayı unutursun.
yöneticileri 3 ay hapisle yargılanır.
sen not pusulasına çamdibi şubesi yazdırır gönderirsin çocuğu bankaya
memur havaleyi çamlıca şubesine yapar.
yoğunluktan kontrol etmeyi unutursun.
sen borcumu ödedim sanırsın. haftaya alacaklı yine arar.
bir konferans düzenledik hafta sonu,kapıda gelenleri karşılıyoruz.Görevli genç bir arkadaş gelip protokole kimlerin oturacağını sordu,nasıl tanıyacakmış.Bak gidiyor işte protokol dedim gelen üniverste hocasını göstererek.O benim babam dedi.Öylece kaldım.Yer göstermemiş sormadan
Beşinci işim Borsa Uzmanlığı, en nefret ederek çalıştığım işdir geçmişimde...
İki tür seans odası var, biri bizimki genel seans odası, diğeri müdire hanımın başında olduğu kodaman müşterilere has özel seans odası.
Borsanın hareketli olduğu zamanlar, karartılmış oda da internet bağlantısıyla alım satım yapıyorum, uydu bağlantısı sonucu tepegöz vasıtasıyla tahtayı duvara yansıtmışız. Ellerim otomatiğe bağlanmış kendini, tüm müşterilerimin numara kodu hafızama kazınmış. En çok da bir milli eğitim müfettişinden çekiyorum. Adam sadece "al" diyor. Fesupanallah! "Neyi alayım Mehmet bey?" "Arçelik..." Mehmet beyin müşteri kodunu girmişim zaten, arçeliğin kodunu da giriyorum, "Kaç lot olsun?" "Yüz!" der demez yüze basıyorum, "Mehmet bey fiyat söyleyin lütfen!" diyorum, "on iki beş yüz..." diyor, hemen fiyatı da basıp alıma geçiyorum ki Mehmet bey demez mi "Geç kaldın Ahmet, fiyat yükseldi..." Halbuki, ben daha sormadan arçelik on iki beş yüz den al dese, işlem bitecek.
Neyse, birgün özel seans odasından bir çığlık yükseldi. "Ahmet çabuk yetiş!.." Hayırdır deyip, bilgisayarı muhasebeci kıza teslim edip müdirenin yanına koştum. "Sayı giremiyorum, çabuk bak şuna!" Allah, Allah bir iki baktım, derken Num Lock tuşunun ışığının yanmadığını gördüm. Müşteri telaşa veriyor ortamı, sat da sat diye. Tam Num Lock'a basacam, gıcığıma gitti. Dedim "Kapatıp açmak gerek bilgisayarı." Lavuk, hala param da param, gitti fiyatı kaçırdık diye hayıflanıyor. Bilgisayarı yeniden başlattık, açıldıktan sonra Num Lock tuşunu aktif hale getirdim, sistemi bir kurduk bir de ne görelim, benim kıl olduğum kodaman müşterinin hisse senedi iki basamak yukarıda seyrediyor, satışı yaptılar, şimdinin parasıyla iki yüz elli lira fazla para kazandı sırf benim kıllık yapıp bir iki dakika işlemi geciktirmem yüzünden ama kendisi bilmez, müdire hanım da bilmez, hatta şimdiye kadar kimse de bilmezdi...
Apartman yöneticiliği ciddi iştir. Başbakanlık gibi. Bir arkadaşım gittiği apartman panosundaki yönetici duyurusunu alıp saklamış. Elyazısıyla aynen şöyle:
"4.10.1997
Karataş Apartumanı sakinleri 4.010.1997 tarihde toplantıya teşruf buyurmanızı arz ederim. Toplantı yerimiz ikinci Kat 5-Beş numaraya teşruf etmenizi Rica ederim.
1-yakıt alınacak elimiz mevcut toplu para yakıt alıma çok yeterinde değil onagöre garar sizindir Çünkü sovuklar yavaş yavaş Başladı Buna göre harek edin sonra ben mahana istemem verilen aydat ayda beş milyon buda kapıcının aylığına verilor onagöre hisabı gontor edebilirsiniz.
Toplantı tarihimiz Tarihi yukarıda Belirmiştir.
Yönetici
………. "
14 yaşındaki bir öğrencimden aşk mektubu almışlığım var )
"...Etrafınıza biraz daha dikkatli baksanız, sizi beğenenler olduğunu göreceksiniz...
Rumuz: kırmızıkalpler"
Mektuptan birkaç gün öncesi bana evli misiniz, nişanlı mısınız, sevgiliniz var mı, aday var mı, aday adayı var mı gibi sorular sormuştu. Ben de kim olduğunu anlamadım tabi...
Deri ve Zührevi Hastalıklar Dispanseri'nde çalışıyordum bir zamanlar. Haliyle hayat kadını olarak tabir edebileceğimiz tipler ve onları ayak işlerini yapanlarla haşır neşir olmak zorundayız.
Yıllardır orada çalışan bir ablamızın anısı.
Birgün trafikte eşiyle birlikte arabada. Eşi sinirleniyor şoforün birine. "Ulan Pez....." diye küfür ediyor. Bizim abla atlıyor hemen. "Yok canım adamın günahını alma. O pez.... değil, ben tanıyorum pez....lerin hepsini"
Bir KBB asistanının anısı... İstanbulda bir hastanede acil nöbetinde gece 12'de bir hasta geliyor, başağrısı yakınması var. Neyse, muayeneden sonra arkadaş sinüzit olabileceğini düşünerek röntgen kağıdına istediği filmi yazıyor ve hastaya "git, bunu çektir gel" diyor. Emmevelakin hasta bir türlü röntgenden gelmiyor. Saat 4'e doğru hasta yorgun ve biraz sinirli geliyor "bir daha istemezsiniz inşallah!" diyerek. Elinde röntgen de yok. Arkadaş -o saatte nereden bulduysa- röntgen istek formunun fotokopisini çektirmiş, onu getirmiş.
Göztepe SSK Hastanesinde Dahiliye asistanı karın ağrısıyla gelen hastayı genel cerrahın görmesinin daha iyi olacağını düşünerek "arkadaş, sen cerrahiye git, karşıda" diyor. Hasta mesai saati biterken hışımla içeri giriyor "senin yaptığın insafsızlık, neler çektim biliyor musun?" diye doktoru fırçalıyor. Meğer hasta Dahiliye polikliniğinin karşısındaki Cerrahi polikliniği yerine karşıya -Haseki SSK Hastanesi'ne- gitmiş...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız